Öncelikle belirtmek gerekir ki; yukarıda belirtilen özel muhakeme usulleri olan seri muhakeme usulü ve basit yargılama usulü 2019 yılında yapılan 7188 sayılı kanun değişikliği ile ceza muhakemesi hukuku sistemimize 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250 ila 252.maddeleri arasında dahil olunmuştur. İki kurumun getiriliş amacına bakıldığında, esasen kanun koyucu tarafından, nitelik ve ceza miktarı olarak basit ve hafif görülen birtakım suçların yargılamasının, şüpheli/ sanığın birtakım haklarından feragat etmesi sonucu hakkında tayin olunacak cezadan belli bir oranda indirim yapılması ve bu şekilde yargılama faaliyetin en azından bu kapsamda basit olarak görülen suçlar bakımından bir an önce yapılıp sonlandırılması ile yargının iş yükünün azaltılmasıdır.
Her iki kurumun hukuki niteliğine ilişkin öğreti ve Yargıtay tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Şöyle ki; öğretide yer alan bir görüşe göre, esasen basit yargılama usulü tipik bir 1412 sayılı Kanunda yer alan ceza kararnamesinin belli başlı değişiklikler yapılmak suretiyle 5271 sayılı Kanunu ihdas edilmiş şeklidir (1). Öğretide yer alan bir diğer görüşe göre ise seri muhakeme usulü, aslında mülga kanundaki sulh ceza hakiminin ceza kararnamesinin modifiye edilmiş bir türü olduğu ileri sürülmüştür (2). Bu konuda Yargıtay ise bir kararında, seri muhakeme usulüne ilişkin düzenlemeler incelendiğinde ceza kararnamesine benzer bir düzenleme olduğu belirtilmiştir (3). Kanaatimce bu hususta ceza kararnamesine ilişkin mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 386 ila 391.maddeleri incelendiğinde, hafif suçlarda uygulanması ve itiraz halinde duruşma açılması gibi benzerlikler dikkate alınıp, söz konusu kurumun belli başlı yasal düzenlemeler dışında mer’i 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 251 ila 252.maddeleri arasında düzenlenen basit yargılama usulüne tekabül etmektedir.
Her iki muhakeme usulü uygulanarak verilen hükümlerin tekerrüre esas alınıp alınamayacağına ilişkin meseleye değinmek gerekirse; bu konuda Yargıtay’ın iki ceza dairesi tarafından farklı kararlar verilmiştir. Şöyle ki Yargıtay 6.CD tarafından bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında oluşan içtihat farklılığını gidermek üzere 5235 sayılı Kanunun 35.maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine verdiği kararında; Ceza Genel Kurulunun ceza kararnamesine ilişkin 19.04.2011 tarihli ve E.2011/6-84 K.2011/55 içtihadına dayanarak, seri muhakeme usulü uygulanarak verilen hükmün sonradan işlenen suçlar bakımından tekerrüre esas alınamayacağı belirtilmiştir (4). Ancak Yargıtay 12.CD dairesi tarafından ise kanun yararına bozma başvurusu üzerine verdiği kararında; seri muhakeme usulü uygulanarak verilen hükmün sonradan işlenen suçlar bakımından tekerrüre esas alınabileceğine karar verilmiştir (5). Basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümler bakımında ise, Yargıtay 6.CD tarafından, yapılan temiz başvurusu üzerine; “…ilgili ilamın basit yargılama usulüne göre uygulanıp verilmiş olması tekerrür hükümlerinin uygulanmasına engel bulunmamakla birlikte aleyhe temyiz olmadığından bu husus eleştiri konusu edilmekle yetinilmiştir…”şeklinde belirtmek suretiyle basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlerin sonradan işlenen suçlar bakımından tekerrüre esas alınabileceğine karar verilmiştir (6).
Kanaatimce Yargıtay 6.CD tarafından seri muhakeme usulüne ilişkin verdiği kararında dayandığı Ceza Genel Kurul kararı ve yukarıda açıklanan öğretideki görüşler uyarınca; esasen basit yargılama usulün ceza kararnamesine muadil bir muhakeme usulü olduğu, belli başlı değişiklikler dışında basit yargılama usulünde pekte bir değişiklik yapılmadığı, Ceza Genel Kurulunun ceza kararnamesine ilişkin söz konusu kararında da belirtildiği üzere “…Bu yargılamanın en önemli özelliği, sanık davet edilip sorgusu yapılmadan ve kanıtlar ortaya konulup tartışılmadan, evrak üzerinden karar verilmesidir. Bir başka anlatımla duruşma açılarak yüz yüze yargılama yapılmadan, mevcut kanıtlarla yetinilmek suretiyle dosya üzerinden karar verilmektedir. Bu yolla basit işlerin çabuk çözümlenmesi, mahkemelerin iş yüklerinin hafifletilmesi, basit suçların yargılamalarının hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmıştır…” Mülga 1412 sayılı Kanuna göre mer’i 5271 sayılı Kanunda basit yargılama usulüne ilişkin olarak bu konuda yapılan en önemli değişiklikler ise şu şekilde açıklanabilir: CMK m.251/2 uyarınca; “Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde mahkemece iddianame; sanık, mağdur ve şikâyetçiye tebliğ edilerek, beyan ve savunmalarını iki hafta içinde yazılı olarak bildirmeleri istenir. Tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği hususu da belirtilir. Ayrıca, toplanması gereken belgeler, ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edilir.” Bu durumda mahkemeye mülga 1412 sayılı Kanundan ve aynı zamanda mer’i 5271 sayılı Kanunun seri muhakeme usulüne ilişkin 250.maddesinden farklı olarak, mahkeme hakimine iddia ve savunma makamların sunduğu delillerle bağlı olmadığı ve bu hususta ayrıca toplanması gereken belgeler bakımından delil araştırma faaliyeti yapması gerektiği belirtilmiştir. Bir diğer farklılık ise; mülga 1412 sayılı Kanundan farklı olarak 7499 sayılı Kanun ile değişik CMK 252/2 uyarınca; “İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır.” Bu durumda mülga kanundan farklı olarak itiraz üzerine dosyanın bir başka hakim veya mahkemeye gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Ancak yine de söz konusu Ceza Genel Kurulu kararında belirtildiği üzere ‘sanığın sorgusu yapılmadan ve kanıtlar ortaya konulup tartışılmadan, evrak üzerinden karar verilmektedir’ ve kanun yolu olarak da istinaf veya temyiz değil, itiraz olarak varlığını sürdürmüştür.
Tüm bu açıklamalar ve söz konusu Ceza Genel Kurul kararı bir arada değerlendirildiğinde, basit yargılama usulünün ceza kararnamesinin muadili olduğu, dolayısıyla bu usul uygulanarak verilen hükümlerin tekerrüre esas alınmaması gerektiği kanaatindeyim. Aynı şekilde seri muhakeme usulü uygulanarak verilen hükümler de tekerrüre esas alınmamalıdır. Şöyle ki; seri muhakeme usulünde talepname önüne gelen asliye ceza mahkemesi hakimi hiçbir delil araştırma faaliyetine giremeden, ancak yeterli şüphenin oluşmasıyla teklif edilip oluşturulan talepnameye bağlı olarak bir karar vermektedir. Ceza Genel Kurulu (ve aynı şekilde 6.CD) içtihadında ayrıca verdiği karara destek olarak CMK 272/3’ü göstermektedir. Söz konusu hüküm uyarınca; “…c) Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere, Karşı istinaf yoluna başvurulamaz. Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.” Bu durumda Ceza Genel Kurulu ve 6.CD seri muhakeme usulü (CGK kararı bakımından ceza kararnamesi) uygulanarak verilen hükümlere karşı kanun yolunun itiraz olması, istinaf veya temyiz olmaması, yani dikey değil yatay bir kanun yolu öngörülmüş olması sebebiyle bu nitelikte verilen hükümlerin tekerrüre esas alınmaması gerektiğini belirtmiştir. Seri muhakeme usulüne ilişkin CMK m.250/14 uyarıca; “Dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii, itirazı üçüncü ve dokuzuncu fıkralardaki şartlar yönünden inceler.” İtirazın incelenme şekline ilişkin CMK m.268 ile 271 uyarınca bu hususta itiraz mercii tarafından dosya üzerinden bir karar verilmektedir. Basit yargılama usulü uygulanarak verilen kararlar da CMK m.252/1 uyarınca itiraz kanun yoluna tabidir. Ancak bu durumda seri muhakeme usulünden farklı olarak itiraz mercii dosya üzerinden değil, CMK m.252/2 uyarınca duruşma açarak genel hükümlere göre yargılamaya devam edecektir ve bu şekilde verilen karara karşı ise CMK 252/5 uyarınca, genel hükümlere göre kanun yoluna (istinaf/ temyiz) başvurulabilir. Ancak seri muhakeme usulünde ise itiraz merci tarafından verilen karar CMK 271/4 uyarınca kesin niteliktedir. Ancak bu durumda basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlerin tekerrüre esas alınıp alınamayacağı sorusuna tekrar yanıt aranacak olursa, Ceza Genel Kurulunun ceza kararnamesine ilişkin yukarıdaki içtihadı uyarınca; “…Ceza Genel Kurulunun 10.06.2003 gün ve 184-186 sayılı kararında da belirtildiği üzere; ceza kararnamesi ile verilen kararlar temyiz yasa yoluna değil, CYUY'nın 390. maddesi gereğince itiraz yasa yoluna tâbidir. İtiraz edilmeyen veya süresinde yapılan itirazın reddedilmesi halinde kesinleşen ceza kararnameleri, son karar niteliğini aldığından hükmün sonuçlarını doğuracak ve infaz edilecektir. Diğer taraftan yerleşmiş ve tartışmasız yargısal kararlarla da; temyiz yasa yoluna tabi olmayan kararların tekerrüre esas alınamayacağı, dolayısıyla da ceza kararnamesi ile verilen cezaların da tekerrüre esas olamayacağı kabul edilmiştir. O halde yerel mahkemece sanık hakkında daha önce ceza kararnamesi ile verilip infaz edilmiş cezanın tekerrüre esas alınması usul ve yasaya aykırı olup, yerel mahkeme hükmünün, belirtilen yasaya aykırılıklar nedeniyle bozulması gerekirken Özel Dairece onanmasına karar verilmesi isabetsizdir…” Söz konusu içtihat uyarınca da verilen hükmün kesin olmayıp itiraz kanun yoluna tabi olması o hükmün tekerrüre esas alınabileceği anlamına gelmeyeceği, bu durumda dolaylı olarak dikey kanun yolu incelemesine tabi olması gerektiği vurgulanmıştır.
Her iki muhakeme usulü uygulanarak verilen hükümlerin, hükmün açıklamasının geri bırakılmasına karar verilmesine engel olup olmadığına ilişkin meseleye değinmek gerekirse; 5271 sayılı Kanunun 231.maddesinin 6.fıkrasının (a) bendi uyarınca; “Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması…”gerekir. Ancak ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 28.02.2012 tarihli ve 2011/4-522 Esas, 2012/71 Karar sayılı kararında açıkladığı üzere; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın itirazı üzerine, “…Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ceza kararnamesi ile verilmiş olan hükümlülüğün, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkindir… Bu nedenle, sanığın ceza kararnamesi ile verilmiş olan mahkûmiyetinin, 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasına engel olmayacağına ilişkin Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir…” Söz konusu içtihattan da anlaşılacağı üzere ceza kararnamesi uygulanarak verilen hükümlerin daha sonra işlenen suçlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin önünde yasal bir engel değildir.
Yukarıda ceza kararnamesine ilişkin yapılan açıklamalar ve öğreti ile yargısal içtihatlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, aynen tekerrüre ilişkin açıklamalarım doğrultusunda seri muhakeme usulü ve basit yargılama usulüne uygulanarak verilen hükümlerin daha sonra işlenen suçlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin önünde yasal bir engel teşkil etmediği ancak bu durumda mahkeme hakimince, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması noktasında söz konusu takdiri hükmü uygulamama gerekçesi olarak değerlendirilebileceği kanaatindeyim. Son olarak belirtmek gerekir ki; CMK m.231/8 uyarınca; “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” Söz konusu hüküm ile Ceza Genel Kurulunun E.2020/3-353, K.2023/662 Karar sayılı kararında belirttiği üzere suç tarihi fark etmeksizin ‘denetim süresi içinde kasıtlı bir suç nedeniyle kişi hakkında bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.’ Peki bu durumda kişi hakkında seri muhakeme usulü uygulanıp verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı daha sonra denetim süresi içinde verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına engel teşkil eder mi, sorusu akıllara gelmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere ceza kararnamesi uygulanıp verilen mahkumiyetler dahi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel olmazken, seri muhakeme usulü uygulanıp verilen ve hüküm niteliğinde dahi olmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı daha sonra denetim süresi içinde verilebilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal engel teşkil etmeyeceği, “yeniden suç işlemeyeceği” hususunda kanaatinin oluşmaması olarak değerlendirilebileceği kanaatindeyim.
Mehmet KUTLU
Savcı Yardımcısı
-----------
1. a. Yener ÜNVER/ Hakan HAKERİ: Ceza Muhakemesi Hukuku, 21.Baskı, Ankara: Adalet Yayıncılık, 2023, s.47
b. Bahri ÖZTÜRK: Basit Yargılama Usulüne ilişkin Adalet Bakanlığının youtube adlı program üzerinden video paylaşımı
c. Hakan KAŞKA: Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Basit Muhakeme, Türkiye Barolar Birliği Dergisi
2. Feridun YENİSEY/ Ayşe NUHOĞLU: Ceza Muhakemesi Hukuku, 10.Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2022, s.890-898-900-901
3. 6.CD, E.2025/4862, K.2025/11678; E.202/6421, K.2026/1925 (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır.)
4. 6.CD, E.2025/4862, K.2025/11678; E.202/6421, K.2026/1925 (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır.)
5. 12.CD, E.2023/5184, K.2024/2260 (https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235184-e-20242260-k-sayili-karari)
6. 6.CD E.2023/20603, K.2025/6557 (https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202320603-e-20256557-k-sayili-karari)