Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Tutuklular cezaevinde avukatla istediği zaman 24 saat görüşebilir. Yani gece 3'te de avukatı gitse tutukluyla görüşebilir. Ama hükümlülerde böyle bir şey yok. Yani özellikle tutuklularda böyle bir boşluk var. Avukatlar rahat bir şekilde görüşebiliyor, ona şahsi notlarını verebiliyor, mektubunu verebiliyor. Yani burada kanunda bu düzenlemenin yapılması gerekiyor." demişti.

İstanbul Barosu tarafından Gürlek'in bu sözlerine karşılık yapılan açıklamada "Tutukluların avukatlarına erişiminin hukuki ve demokratik bir zorunluluk olduğunu bir kez daha önemle vurgularız." denildi.

Barodan yapılan açıklama şöyle;

"SAVUNMA PARYA OLAMAZ"

"Dün akşam Adalet Bakanı tarafından savunma hakkını kısıtlamaya yönelik yetkiyi aşan bir açıklama yapılmıştır. Açıklamada tutukluların avukatlarıyla görüşmesinde ve not iletilmesinde bir “mevzuat boşluğu” bulunduğu ileri sürülerek; bu konuda yasal düzenleme yapılacağı belirtilmiştir.

Halbuki bu konuda herhangi bir yasal boşluk yoktur. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 154 hükmü uyarınca “Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz."

Anayasa m. 36’da güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi, tutuklu ile müdafi arasındaki ilişkinin gizliliğini ve sürekliliğini zorunlu kılar. Avukatla görüşme hakkı, avukata tanınmış bir imtiyaz değil; yurttaşın savunma hakkının asli bir unsurudur. Savunma hakkı ise her zaman, her yerde ve herkes için geçerlidir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, Anayasa’nın 26. maddesi ile AİHS’in 10. maddesi uyarınca, herkes düşüncesini açıklama, haber alma ve haber verme hak ve özgürlüğüne sahiptir. Oy kullanma hakları dahi anayasal güvence altında olan tutukluların da ifade özgürlüğüne sahip olduğu tartışmasızdır. Tutukluluk ve hükümlülük hali, kişiyi yalnızca hürriyeti bakımından sınırlayan bir tedbirdir; ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran bir “ceza” değildir.

Özetle sorun “boşluk” değil, kısıtlama pratiğidir. Sorun mevzuatta değil, uygulamadadır.

Özellikle Silivri başta olmak üzere birçok hapishanede, kapasitenin katbekat üzerinde mahpus barındırılması ve yeterli sayıda görüş kabini bulunmaması nedeniyle, halihazırda avukatların gün boyu süren bekleyişine yol açan fiili bir görüş sınırlaması uygulanmaktadır.

Aşırı doluluk koşulları altında savunma hakkının fiilen sınırlandırılması, mevzuat değişikliği ile değil tutuklamanın istisna olması gerektiği yönündeki anayasal ilkeyi üstün tutarak çözülmelidir.

BM Mandela Kuralları ve Havana Kuralları olarak bilinen BM Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler'e göre, devletler avukat - müvekkil iletişiminin gizliliğini ve etkinliğini güvence altına almak zorundadır.

AİHM, savunma hakkının etkin kullanımını engelleyen uygulamaları Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında ihlal saymaktadır.

Ayrıca vurgulamak isteriz ki "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Yasama yetkisinin sahibi olan TBMM ise, hak ve özgürlüklere ilişkin sınırlamaları, ancak Anayasada açıkça öngörülmüş ise, "Anayasanın sözüne ve özüne uygun" olarak yapabilir (md.13). Bu itibarla; TBMM dahi adil yargılanma hakkına içkin savunma hakkını kısıtlayamaz.

İstanbul Barosu olarak, savunma hakkını daraltmaya yönelik her türlü girişimin karşısında olacağımızı belirterek; tutukluların avukatlarına erişiminin hukuki ve demokratik bir zorunluluk olduğunu bir kez daha önemle vurgularız."

>> Adalet Bakanı Gürlek: "Avukat - tutuklu görüşmelerinde yasal düzenleme yapılması lazım"