Bugün savcılık soruşturmalarına bakıldığında IBAN üzerinden gerçekleşen birçok eylemin, özellikle bilişim sistemlerinin ve banka araçlarının kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılık kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Bu durum, meselenin basit bir “yanlış havale” sorunu olmadığını; doğrudan ceza hukuku bakımından ağır sonuçlar doğurabilecek bir risk alanı olduğunu ortaya koymaktadır.
IBAN Vakaları Neden Nitelikli Dolandırıcılık Kapsamında Değerlendiriliyor?
Uygulamada IBAN üzerinden işlenen dolandırıcılıkların önemli bir kısmı, bilişim sistemlerinin ve bankacılık altyapısının araç olarak kullanılması suretiyle gerçekleşmektedir. Sahte ilan siteleri, sosyal medya mesajları, manipüle edilmiş e-postalar veya sahte ödeme yönlendirmeleri, klasik dolandırıcılık yöntemlerinin dijital versiyonudur.
Özellikle kendisini banka görevlisi, yatırım danışmanı veya kamu kurumu çalışanı olarak tanıtan kişilerin mağdurları yönlendirdiği senaryolar, güven ilişkisi tesis edilerek menfaat temin edilmesi nedeniyle ceza hukuku bakımından daha ağır değerlendirilmektedir.
Sosyal medya ve ilan platformları üzerinden yayılan sahte kiralık ev ilanları veya yatırım fırsatları ise basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanma kapsamında ele alınabilmektedir. Bu yönüyle IBAN dolandırıcılıkları, nitelikli dolandırıcılık suçunun tipik görünüm alanlarından biri haline gelmiştir.
“Gönderen Dikkat Etmeliydi” Yaklaşımı Ne Kadar Yeterli?
Uygulamada sıkça dile getirilen yaklaşım, parayı gönderen kişinin daha dikkatli olması gerektiği yönündedir. Ancak hileli davranışlarla mağdurun yönlendirilmesi durumunda sorumluluğu yalnızca mağdura yüklemek, dolandırıcılık suçunun yapısal niteliğini göz ardı etmek anlamına gelir.
Dolandırıcılık suçu, mağdurun iradesinin hileli davranışlarla sakatlanmasına dayanır. Bu noktada belirleyici olan, hileli hareketin somut olayda mağduru aldatmaya elverişli olup olmadığıdır. Nitekim Yargıtay uygulamasında da hilenin iğfal kabiliyeti, olayın özelliklerine göre değerlendirilmekte; soyut ve genel kabullerle hüküm kurulması isabetli görülmemektedir.
Bu nedenle “neden gönderdi?” sorusu kadar, “hangi yöntemle yönlendirildi?” sorusu da ceza hukuku bakımından önem taşımaktadır.
Ceza Soruşturmalarında IBAN Zinciri ve Şüpheli Profili
Ceza hukuku pratiğinde dikkat çeken bir diğer boyut, para transfer zincirinde yer alan kişilerin konumudur. Özellikle hesap sahipleri, paranın kaynağını bilmediklerini ileri sürmelerine rağmen kısa sürede soruşturma kapsamına alınabilmektedir.
Hesap kullandırma vakalarında gençler ve ekonomik olarak kırılgan gruplar öne çıkmaktadır. Komisyon karşılığı hesaplarını kullandıran kişiler çoğu zaman eylemin hukuki sonuçlarını öngörememekte; ancak sonrasında nitelikli dolandırıcılık veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerine ilişkin soruşturmalarla karşı karşıya kalabilmektedir.
Burada temel mesele, dijital işlem trafiği ile cezai sorumluluk arasındaki ilişkinin somut kast ve kusur çerçevesinde kurulmasıdır. Aksi halde ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan kusur ilkesi zedelenme riski taşır.
Bankacılık Sisteminin Rolü ve Güven Tartışması
IBAN üzerinden yapılan işlemlerde bankalar çoğu zaman teknik aracı konumunda olduklarını belirtmektedir. Ancak dolandırıcılık vakalarının önemli bir kısmında bankacılık altyapısının suçun işlenmesinde araç olarak kullanıldığı da açıktır.
IBAN ve isim doğrulamasına ilişkin sınırlı uyarı mekanizmaları, özellikle hileli yönlendirme vakalarında kamuoyunda tartışma yaratmaktadır. Elbette bankaların her olaydan sorumlu tutulması mümkün değildir; ancak finansal güvenin sağlanmasında bankaların rolünün yalnızca işlemi iletmekten ibaret olmadığı da tartışmaya açıktır.
Hesap Blokeleri ve Ağır Sonuçlar
Dolandırıcılık soruşturmaları kapsamında hesaplara konulan blokeler, kişilerin ekonomik hayatını doğrudan etkilemektedir. Bir sabah hesabına erişemeyen kişinin ticari faaliyetleri durabilmekte, günlük finansal işlemleri aksayabilmektedir.
Bu durum yalnızca teknik bir tedbir değil, aynı zamanda ağır bir hukuki sonuçtur. Özellikle süreçlerin uzun sürmesi ve belirsizlik, dijital finans sistemine duyulan güveni zedelemektedir.
Dijital Çağda Dolandırıcılık Suçunun Yeni Yüzü
IBAN üzerinden gerçekleşen olaylar, dolandırıcılık suçunun klasik yöntemlerden dijital ortama evrildiğini göstermektedir. Hızlı transfer sistemleri suç işleme araçlarının da hızlanmasına neden olmaktadır.
Bu nedenle IBAN mağduriyetleri yalnızca bireysel hatalar olarak değerlendirilemez; aynı zamanda suç tiplerinin teknolojik dönüşümünün bir sonucudur.
Sonuç: Ceza Hukuku Perspektifiyle Denge Arayışı
IBAN üzerinden yaşanan mağduriyetler, ceza hukuku ile finansal sistem arasındaki hassas dengeyi yeniden gündeme getirmektedir. Hileli davranışların etkin şekilde soruşturulması kadar, işlem trafiğine dayalı otomatik suç isnatlarından kaçınılması da önemlidir.
Ceza hukuku bakımından temel mesele, dijital işlem trafiği ile kast ve kusur arasındaki ilişkinin doğru kurulabilmesidir. Teknolojik hız ile hukuki güvenlik arasındaki denge sağlanamadığı sürece, hem mağduriyetler artacak hem de ceza yargılamaları tartışmalı hale gelecektir.
Dijital ekonominin büyüdüğü bir ortamda güvenin korunması; kullanıcı bilincinin artırılması kadar, sistemin de riskleri azaltacak şekilde geliştirilmesini gerektirir. Aksi halde IBAN dolandırıcılıkları artmaya devam edecek, ceza hukuku uygulamaları ise daha yoğun bir tartışmanın odağı olacaktır.
Av. Mehmet Buğra ANIL
İstanbul Barosu






