T.C.

Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu

2025/91 E., 2025/599 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

SAYISI : 2023/401 E., 2024/120 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 30.12.2022 tarihli ve

2022/1534 Esas, 2022/17194 Karar sayılı BOZMA Kararı

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunca verilen kararın yeni hüküm olduğu gerekçesiyle incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiş, Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar yeniden bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin Zonguldak Belediyesinden 2009 yılında ihale aldığını, ihalenin başından 01.03.2011 tarihine kadar 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) 81. maddesinin (ı) bendi gereğince %5 Hazine yardımından yararlandığını 25.02.2011 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (6111 sayılı Kanun) 38. maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinde yapılan değişiklik ile kamudan ihale alan işyerleri için Hazine teşviklerinin kaldırıldığını, ancak 6111 sayılı Kanun’un geçici 8. maddesindeki düzenlemeye göre 01.03.2011 tarihinden önce ilanı yapılmış ya da ihalesi tamamlanmış işler hakkında sözü edilen değişikliğin uygulanmaması gerektiğini, buna rağmen Kurumun 01.03.2011 tarihinden itibaren müvekkili şirketi Hazine teşvikinden yaralandırmayarak fazladan prim tahsil ettiğini ileri sürerek fazladan alınan 119.256,71 TL’nin davalıdan faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; davacı şirketin 01.03.2011 tarihine kadar Hazine yardımından yararlandığını, 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinin (ı) bendinde 6111 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile yapılan değişiklik sonrası 01.03.2011 tarihinden sonraki dönemde bu teşvikten yararlanmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI

A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 04.08.2016 tarihli ve 2016/485 Esas, 2016/258 Karar sayılı kararı ile; 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinin (ı) bendi kapsamında işverence ödenmesi gereken primin (5) puanlık kısmına isabet eden tutarın Hazinece karşılanacağı, bu miktarın karşılanmaması hâlinde sebepsiz zenginleşenin Hazine olacağı, bu nedenle husumetin Hazineye yöneltilmesi gerektiği gerekçesiyle pasif husumet yokluğu sebebi ile davanın reddine karar verilmiştir.

B. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin 31.10.2016 tarihli ve 2016/8 Esas, 2016/8 Karar sayılı kararı ile; uyuşmazlığın, Kuruma yapılan bildirim ve prim ödemesi esnasında 5510 sayılı Kanun'un 81/1-(ı) maddesi kapsamında %5 oranındaki prim teşvikinden yararlanamayan davacının bu hakka sahip olup olamadığı noktasında toplandığı, davacının 01.03.2011 tarihinden itibaren bu hakkının olmadığını belirten Kurum tarafından muaraza çıkartıldığından mahkemece işin esasına girilerek davacı işverenin 5510 sayılı Kanunun 81/1-(ı) maddesindeki şartları taşıyıp taşımadığı ve buna bağlı olarak prim teşvikinden yararlanma hakkına sahip olup olmadığı hakkında bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 10.05.2017 tarihli ve 2016/1398 Esas, 2017/216 Karar sayılı kararı ile; 6111 sayılı Kanun’un geçici 8. maddesindeki düzenlemenin Kamu İhale Kanunu ile ilgili olduğu, davacının 01.03.2011 tarihine kadar Hazine teşvikinden yararlandırıldığı ancak 6111 sayılı Kanun ile bu uygulamanın kaldırıldığı gerekçesiyle davanın esastan reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 27.02.2018 tarihli ve 2017/2362 Esas, 2018/320 Karar sayılı kararı ile; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Birinci Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.05.2018 tarihli ve 2018/2729 Esas, 2018/5143 Karar sayılı kararı ile; “....Mahkemece, yukarıda açıklanan ve karar tarihinden sonra yürürlüğe giren Ek m.17 hükmüne göre, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davaların konusuz kalacağı ancak bu konuda karar verme yetkisinin ilk derece mahkemesi'ne ait olduğu, davacı ... İnş. Elektrik Temizlik Gıda Yemek Üretim Nakliye Güvenlik ve Bilgisayar Hizm. San. Tic. Ltd. Şti.'nin temyiz talebinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğinden anılan yasa maddesi kapsamına göre bir karar verilmesi gerekir.

Bu hukuki olgu çerçevesinde, yeniden inceleme yapılmak üzere mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir....” gerekçesi ile sair hususlar incelenmeksizin karar bozularak dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Birinci Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 14.09.2018 tarihli ve 2018/204 Esas, 2018/377 Karar sayılı kararı ile; 27.03.2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7103 sayılı Vergi Kanunları İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (7103 sayılı Kanun) ile 5510 sayılı Kanun’a eklenen Ek 17. maddede herhangi bir teşvikten yararlanma hakkı bulunduğu hâlde hiç yararlanmamış olanlar ya da bir teşvikten yararlanmışken başka bir teşvikten yararlanması mümkün olanlar için teşviki değiştirme talebinde bulunanlar ya da teşvikten yararlanabilecekken Kurumdan talepte bulunup da yararlandırılmayanlar bakımından yeni düzenlemeler getirildiği, davacının 01.03.2011 tarihinden sonra %5 Hazine yardımından yararlanma hakkı bulunmadığı, dolayısıyla yasada tanınan yeniden başvurunun sonucu değiştirmeyeceği, olmayan bir hak ile ilgili açılmış dava bakımından 7103 sayılı Kanun’un eldeki davada uygulanamayacağı, Kanun gereği Hazine yardımından yararlanma hakkı olmayan işverenlerin açtığı davada 7103 sayılı Kanun hükmü ileri sürülerek davanın konusuz kaldığına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

C.Hukuk Genel Kurulu Kararı

1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.11.2021 tarihli ve 2019/10-709 Esas, 2021/1534 Karar sayılı kararı ile; direnme adı altında verilen kararın bozmaya eylemli uyma ile yapılan değerlendirme sonucu verilen yeni hüküm niteliğinde olduğu ve bu karara yönelik temyiz incelemesi görevinin Özel Daireye ait olduğu gerekçesiyle dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.

D. İkinci Bozma Kararı

1. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "1.Eldeki davada, davacı şirket, aldığı ihaleli işler nedeniyle 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinde yer alan %5 teşvik indiriminden faydalandırılma ve fazladan ödenen primlerin iadesi istemi ile davasını açmış ve yargılama devam ederken, 01.04.2018 tarihi itibari ile 7103 sayılı Kanun'un 70 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen ek 17 nci maddesi yürürlüğe girmiş ve bu maddenin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne somut norm denetimi ile yapılan başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiştir.

....11. Sonuç itibari ile Anayasa Mahkemesince, görülmekte olan davalar bakımından, faizin başlama tarihi olarak ödeme tarihini değil, dava öncesinde yapılan idari başvuru tarihini esas alan ve hesaplanacak tutarın üç yıl gibi uzun bir süreye yayarak mahsubunu veya iadesini hükme bağlayan kuralın; uyuşmazlığın esasını çözüme kavuşturma imkânına, davacıların alacaklarına uygulanacak faizin başlangıç tarihi ve Kanun uyarınca hesaplanacak tutara ulaşma şekil ve süresi yönünden onların aleyhine olacak şekilde bir müdahaleye neden olduğunu, buna göre davacılar bakımından, davanın görülmeye devam edilmesiyle maddi uyuşmazlığın çözümü ile elde edilebilecek birtakım menfaatlerden ek 17 nci maddesindeki kural nedeni ile mahrum kalındığını, davacıların alacağın tahakkuk ettiği tarih anından itibaren faize ve mahkeme kararıyla belirlenecek alacağın derhâl ve nakden tahsiline hak kazanabilecekler iken kural bu imkânları ortadan kalktığını, görülmekte olan davaları davacıların iradesi dışında ve aleyhlerine olacak şekilde ortadan kaldıran kuralın, davacılara aşırı bir külfet yüklediğini ve bu yönüyle kuralla karar hakkına getirilen sınırlamanın orantısız, dolayısıyla ölçüsüz olduğu kabul edilmiştir.

12.Anayasa'nın 153 üncü maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33 üncü maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın, iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığı mahkemelerce iptal edilmiş bir hüküm uyarınca karar verilmesine imkân yoktur.

13.Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.

14.Dairemizce de, işte bu durumun dikkate alınması ve iptal edilmiş bir maddeye dayalı olarak verilen kararların hukuk sistemimiz içerisinde yer almasının önüne geçilmesi amacıyla, alt derecedeki mahkemelerce 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci madde kapsamında karar verilen dosyaların anayasa mahkemesi kararı gözetilerek, tüm yasal dayanakları ile birlikte uyuşmazlığın ve hukuki durumun yeniden değerlendirilmesi amacıyla bozma kararları verilmiştir.

15.Gelinen son aşamada, eldeki dava bakımından irdeleme yapıldığında, ek 17 nci maddenin 4 üncü Fıkrasında yer alan kuralın iptal edilmiş olması, Anayasa Mahkemesi kararının 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanması ile yürürlüğe girmesinden sonra, mahkemelerce iptal edilmiş olan Ek 17 nci maddenin 4 üncü Fıkrası kapsamında uygulama yapılarak karar verilmesi olanağının ortadan kalkması ve bu fıkranın içeriğinde yer alan atıfla maddenin 3 üncü Fıkrasında yer alan düzenlemenin mevcut bir dava olmaksızın yapılan başvurular bakımından hüküm ifade etmesi, yani, davasız başvuru halinde, kuruma getirilen ödeme yükümlülüğünün çerçevesini düzenlemesi dikkate alındığında, artık, teşvik indirimine ilişkin uyuşmazlığın, temel kanun maddesi, yani 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi hükümlerinin, davanın yasal dayanağı olarak kabul edilmesi ve bu maddedeki koşulların irdelenmesi ile bu madde çerçevesinde uygulama yapılması, davacının, teşvik şartlarını taşıyıp taşımadığı hususunda müfredat kartları getirilerek yapılacak inceleme ile uyuşmazlığı kökünden çözecek şekilde gerekçeli karar elde etme ve mülkiyet hakkı çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

16. Diğer taraftan, 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin (ı) bendinin 6 ncı cümlesinde, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 38 inci maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde; “(Değişik cümle: 13.02.2011 - 6111 S.K./38. md.)Bu bent hükümleri; 21.04.2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa, 04.01.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz. Hazinece karşılanan prim tutarları gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz.” hükümleri getirilmiş olup, ihaleli işler kapsam dışı bırakılmıştır.

17.Bununla birlikte, davacının aldığı ihale tarihinin 01.03.2011 tarihi öncesinde olması ve davacının bu tür ihalelere ihale tarihi itibari ile yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde katıldığı dikkate alındığında; anılan madde hükmünde; (13.02.2011 kabul tarihli, 25.02.2011 tarih ve 27857 (Mük.) sayılı R.G.de yayımlanan 6111 sayılı Kanunun 38 inci maddesi ile değiştirilen cümle): "Bu fıkra hükümleri Kamu idareleri işyerleri ile bu Kanuna göre sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz." hükmü yer almakta olup, ihaleli işlerin kapsam dışı bulunduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.

18.Açıklanan hususlar çerçevesinde, Kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylarda uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, belirtilen değişikliğin 6111 sayılı Kanun'un 215 inci maddesinde belirtildiği üzere Kanun'un Resmi Gazete'de yayımlandığı 25.02.2011 tarihini takip eden ayın birinci günü yürürlüğe gireceği hususu dikkate alındığında ve anılan maddenin değişiklikten önceki halinde de, “Bu fıkra hükümleri Kamu idareleri işyerleri ile bu Kanuna göre sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz.” hükümlerinin yer aldığı ve ihaleli işlerin kapsam dışında bırakılmadığı gözetildiğinde; ihale makamı ile yapılan sözleşme tarihi ve işin ifa tarihleri dikkate alındığında, belirtilen dönemler için söz konusu madde kapsamında davacının 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinde yer alan teşvik koşullarının diğer şartlarını taşıması halinde yararlandırılması gerekmekte olup, mahkemece, talep edilen dönemler için davacının ilgili maddedeki şartları taşıyıp taşımadığı irdelenip sonucuna göre davacı talebi de göz önüne alınarak karar verilmesi gerekirken, aksi gerekçeler ile yazılı şekilde davanın reddine dair karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

19. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

E. İlk Derece Mahkemesince Verilen İkinci Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Özel Dairenin önceki kararlarının aksine görüş değişikliği ile 6111 sayılı Kanun ile gelen değişikliğin Kanun'un yürürlük tarihinden önceki sözleşmelere uygulanmayacağına ilişkin bozmanın önceki gerekçe ve emsal kararlar karşısında kabulünün mümkün olmadığı, davacının teşvikten yararlanamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili, 6111 sayılı Kanun'un yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylarda uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığını ve kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, ihale makamı ile yapılan sözleşme tarihi ve işin ifa tarihleri dikkate alındığında davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı şirketin ihale makamı ile yapılan sözleşme tarihi, işin ifa tarihleri ve 7103 sayılı Kanun’un 70. maddesi ile 5510 sayılı Kanun’a eklenen Ek 17. maddesinin 4. fıkrasının Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 tarih ve 2018/1 39... /12 Karar sayılı karar ile iptaline karar verilmiş olduğu dikkate alındığında, 6111 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun’un 81/1-(ı) maddesinde yapılan değişikliğin talep edilen dönemler için davacıya uygulanmasının olanaklı olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesi hükümlerinin davanın yasal dayanağı olarak kabul edilmesi ve değişiklikten önceki madde koşulları kapsamında davacının ilgili maddede yer alan diğer yararlandırma şartlarını taşıyıp taşımadığının irdelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Ön Sorun

1. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle direnme kararının miktar itibarıyla temyizi kabil olup olmadığı; kesinlik sınırının tespitinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 341/2. maddesinin mi yoksa aynı Kanun'un 362/1-a maddesinin mi uygulanması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

2. Bu aşamada istinaf ve temyize ilişkin yasal düzenlemelerin kısaca açıklanması gerekmektedir.

3. Bölge Adliye Mahkemeleri 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete geçmiş olup bu tarihten itibaren HMK'nın istinaf ve temyiz hükümleri uygulanmaya başlanmıştır.

4. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun istinaf yoluna başvurulabilen kararları düzenleyen 341. maddesinin 2. fıkrası;

“Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/41 md.) Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir…” hükmünü içermektedir.

5. İlk derece mahkemeleri tarafından verilen ve miktar veya değeri 3.000,00 (yeniden değerleme oranlarına göre hesaplandığında 2024 yılı için 28.250,00 TL) Türk Lirasını geçmeyen mal varlığına ilişkin davalardaki kararlar kesindir.

6. Aynı Kanun’un temyiz edilemeyen kararları düzenleyen 362/1-a maddesinde;

“(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:

a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar…” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.

7. Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı, karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise ona bağlı kalınmalıdır.

8. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda ilk derece mahkemesince verilen kararların temyiz edilmesi hâlinde kesinlik sınırının tespitine dair açık bir hüküm bulunmadığından HMK'nın 341. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin dikkate alınması gereklidir.

9. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli ve 2024/3-612 Esas, 2025/350 Karar; 17.04.2024 tarihli ve 2024/11-135 Esas, 2024/185 Karar ile 05.07.2023 tarihli ve 2023/2-191 Esas, 2023/703 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir.

10. Bu açıklamalara göre direnme kararının verildiği 22.04.2024 tarihinde HMK'nın 341/2. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 28.250,00 TL, dava konusu miktar ise 119.256,71 TL olduğundan kararın miktar itibarıyla temyizinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.

11. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, ilk derece mahkemesince verilen direnme kararının temyiz edilmesi hâlinde kesinlik sınırının tespitinde kıyas yoluyla HMK'nın 341/2. maddesinde düzenlenen istinaf hükümlerinin uygulanamayacağı, Yargıtayın temyiz incelemesi yapması nedeniyle 362/1-a maddesindeki düzenlemenin dikkate alınması gerektiği, hükmün karar tarihi itibariyle temyiz kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kaldığı, bu nedenle temyiz dilekçesinin miktar yönünden reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

12. Hâl böyle olunca eldeki davada ön sorunun bulunmadığına 08.10.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

E.Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 81/1-(ı) maddesi.

2. 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 38 ve geçici 8. maddeleri.

2. Değerlendirme

1. Öncelikle uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

2. Türk sosyal sigortalar sistemi, sosyal güvenlik politikalarının ve sistemlerinin finansmanını ağırlıklı olarak prim rejimine dayandırmaktadır. Bu nedenledir ki, Kurumun sosyal güvenlik politikalarını oluşturabilmesi, sosyal güvenlik sistemlerinin işlerliğini devam ettirebilmesi ve oluşan sosyal riskler yönünden gerekli sosyal sigorta yardımlarının sağlanması en önemli gelir kaynağı olan sigorta primlerinin zamanında ve eksiksiz olarak ödenmesine bağlıdır.

3. Sosyal sigorta primi kanunun kendilerine karşı güvence sağladığı sosyal risklerden birinin gerçekleşmesi hâlinde yapılacak sigorta yardımları ile Kurum yönetim giderlerinin karşılığı olarak çalışanlar için kazancının belli bir yüzdesi üzerinden 5510 sayılı Kanun’un 4. maddenin 1. fıkrasının (b) bendine tâbi olanlar için ise belirlenecek alt veya üst sınır arasında değer üzerinden alınan miktar olup işverenler 5510 sayılı Kanun’un 4 ve 5. maddelerine tâbi çalıştırdıkları sigortalıların primlerini her ay Kurumun belirleyeceği tarih sonuna kadar öderler.

4. Sosyal sigorta primlerinin oranları ve Devlet katkısı 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinde, ödenmesi ise 88. maddesinde düzenlenmiştir. Kurumun işverenlerden primleri kolay ve zamanında tahsil edebilmesi ve işletmeler üzerindeki ağır prim yükünün hafifletilmesi için prim indirimleri getirilmiştir. Bu indirimlerin bazıları belirli çalışanlara, bazıları ise belirli bölgelerde yapılan yatırımlara ilişkindir.

5. Nitekim 26.05.2008 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5763 sayılı İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (5763 sayılı Kanun) 01.10.2008 yürürlük tarihli 24. maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin 1. fıkrasına (ı) bendi eklenmiş olup ilgili düzenleme;

"ı) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinin, bu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanır. İşveren hissesine ait primlerin Hazinece karşılanabilmesi için, işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak bu Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermeleri, sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarı ile Hazinece karşılanmayan işveren hissesine ait tutarı yasal süresinde ödemeleri, Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması şarttır. Ancak Kuruma olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendiren işverenler ile 29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna göre yapılandıran işverenler bu tecil ve taksitlendirme ile yapılandırmaları devam ettiği sürece bu fıkra hükmünden yararlandırılır. Bu fıkra hükümleri Kamu idareleri işyerleri ile bu Kanuna göre sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz. Hazinece karşılanan prim tutarları gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz. Bu fıkrayla düzenlenen destek unsurundan diğer ilgili mevzuat uyarınca ayrıca yararlanmakta olan işverenler aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır. Bu Kanun gereğince yapılan kontrol ve denetimlerde çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği tespit edilen işverenler bir yıl süreyle bu fıkrayla sağlanan destek unsurlarından yararlanamaz. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı tarafından müştereken belirlenir." şeklinde olmakla birlikte sonrasında bir çok kez değişikliğe uğramıştır.

6. Bu kapsamda olmak üzere 19.08.2008 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5797 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (5797 sayılı Kanun) 2. maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin (ı) bendinde geçen "29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna göre yapılandırılan işverenler bu tecil ve taksitlendirme ile yapılandırmaları devam ettiği sürece" ibaresi "29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'na ve 22/2/2006 tarihli ve 5458 sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile diğer taksitlendirme ve yapılandırma Kanunlarına göre taksitlendiren ve yapılandıran işverenler bu tecil, taksitlendirme ve yapılandırmaları devam ettiği sürece" şeklinde değiştirilmiş ve yine bendin son cümlesinden önce gelmek üzere "Bu fıkrada düzenlenen teşvik, kamu idareleri hariç bu Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin matrah, oran ve esaslar üzerinden 506 sayılı Kanun'un geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personel için de uygulanır." cümlesi eklenmiş, ancak eklenen bu cümle daha sonra 18.01.2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7161 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 41. maddesi hükmü ile yürürlükten kaldırılmıştır.

7. Yine 25.02.2011 tarihli ve 27857 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6111 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile yapılan değişiklikle 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin (ı) bendinde yer alan "Bu fıkra hükümleri Kamu idareleri işyerleri ile bu Kanuna göre sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz." cümlesi "Bu bent hükümleri; 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz." şeklinde; yine aynı bentte yer alan "Bu fıkrayla düzenlenen destek unsurundan diğer ilgili mevzuat uyarınca ayrıca yararlanmakta olan işverenler aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır." cümleleri "Bu fıkra ve diğer ilgili mevzuatla sağlanan sigorta prim desteklerinin aynı dönem için birlikte uygulanması halinde, bu destek öncelikle uygulanır." şeklinde değiştirilmiş ve Kanun'un 215. maddesinde Kanun'un yayımını takip eden ayın 1. gününde bir diğer ifadeyle 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe gireceği öngörülmüştür.

8. Daha sonra 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin (ı) bendinin 7. ve son cümleleri 29.05.2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6486 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yürürlükten kaldırılmış, 09.08.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6728 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 47/a maddesi ile ilgili bendin 2. cümlesinde yer alan "belgelerinin" ibaresi "belgelerini" şeklinde değiştirilmiş ve "yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna" ibaresinden sonra gelmek üzere, "muhtasar ve prim hizmet beyannamelerini ise Maliye Bakanlığına" ibaresi bende eklenmiştir.

9. Öte yandan 09.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6764 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6764 sayılı Kanun) 58. maddesi ile ilgili bendin 4. cümlesine "Bu bent hükümleri;" ibaresinden sonra gelmek üzere "vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları ile okul-aile birliklerince çalıştırılanlar hariç olmak üzere" ibaresi eklenmiş ve son olarak 15.01.2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7538 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7538 sayılı Kanun) 10. maddesi ile ilgili bendin 1. cümlesinde yer alan “beş” ibaresi “dört” şeklinde değiştirilmiş ve ilgili bent;

"(Ek: 15/5/2008-5763/24 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinin, bu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren hissesinin dört puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanır. İşveren hissesine ait primlerin Hazinece karşılanabilmesi için, işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak bu Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna, muhtasar ve prim hizmet beyannamelerini ise Maliye Bakanlığına vermeleri, sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarı ile Hazinece karşılanmayan işveren hissesine ait tutarı yasal süresinde ödemeleri, Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması şarttır. Ancak Kuruma olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendiren işverenler ile 29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa ve 22/2/2006 tarihli ve 5458 sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile diğer taksitlendirme ve yapılandırma Kanunlarına göre taksitlendiren ve yapılandıran işverenler bu tecil, taksitlendirme ve yapılandırmaları devam ettiği sürece bu fıkra hükmünden yararlandırılır. Bu bent hükümleri; vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları ile okul-aile birliklerince çalıştırılanlar hariç olmak üzere 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz. Hazinece karşılanan prim tutarları gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz. Bu fıkra ve diğer ilgili mevzuatla sağlanan sigorta prim desteklerinin aynı dönem için birlikte uygulanması halinde, bu destek öncelikle uygulanır. (Mülga yedinci cümle:21/5/2013-6486/5 md.) (Mülga sekizinci cümle: 17/1/2019-7161/41 md.) (Ek cümle: 31/7/2008-5797/2 md.) (Mülga son cümle:21/5/2013-6486/5 md.)" şeklinde güncel hâline ulaşmıştır.

10. Kanun koyucu bu yasal düzenleme ile malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutarın Hazinece karşılanması yönünde prim teşviki öngörmüş olup söz konusu teşvikle prim oranlarını doğrudan düşürmemiş, prim borcunun düzenli ödenmesi ve kayıt dışı sigortalı çalıştırılmaması koşuluyla teşvikten yararlanma esasını kabul etmiştir. Ayrıca bu madde kapsamında istihdamın artırılması, kayıt dışılığın önlenmesi ve düzenli prim ödemesi de teşvik edilmiştir.

11. İşveren hissesine ait primlerin Hazinece karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Kuruma vermeleri, sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarı ile Hazinece karşılanmayan işveren hissesine ait tutarı süresinde ödemeleri, Kuruma prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması gerekmektedir. Ayrıca teşviklerden yararlanabilmek için Kurumca denetlenecek işverene, işyerine ve sigortalıya ait ayrı ayrı şartlar mevcuttur. Bu şartları denetleyecek olan ve denetleme sonucuna göre işverenlerin beş puanlık indirimden yararlanıp yararlanmayacağına karar verecek olan Kurum, 5510 sayılı Kanun’un 79. maddesine göre primleri tahsil etmekle yükümlü Sosyal Güvenlik Kurumudur. Kurum inceleme sonucu işverenin teşvikten yararlanamayacağına karar verdiği takdirde %5 puanlık primi işverenden tahsil edecek aksi hâlde bu miktarı Hazineden yani genel bütçeden alacaktır.

12. Söz konusu yasal düzenlemenin uygulama bulacağı işyerleri de ilgili bentte belirtilmiş ve 01.03.2011 yürürlük tarihi itibarıyla teşvikin uygulanmayacağı iş ve işyerlerinin kapsamı genişletilerek 21.04.2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 30. maddesinin 2. fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na (2886 sayılı Kanun), 04.01.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na (4734 sayılı Kanun) ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanun'dan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri ve işler teşvik uygulaması kapsamından çıkartılmıştır.

13. Öte yandan 6111 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi ile ; “Bu Kanunla 4734 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihine kadar ilan edilmiş veya yazılı olarak duyurulmuş ihaleler hakkında uygulanmaz.” şeklinde düzenleme yapılmış ise de bu madde 4734 sayılı Kanun'da yapılan değişikliklere ilişkin olmakla 5510 sayılı Kanun'da yapılan değişikliklerle ilgili olmadığı açıktır.

14. Sonuç olarak yapılan düzenlemeler karşısında 2886 sayılı Kanun'a ve 4734 sayılı Kanun'a tâbi işlerin 5510 sayılı Kanun'da öngörülen prim teşviki kapsamında olduğu süre 01.10.2008-01.03.2011 tarihleri ile sınırlı kalmıştır.

15. Somut olayda, 01.12.2009 tarihinde Zonguldak Belediyesi ile davacı şirket arasında imzalanan götürü bedel hizmet alımı sözleşmesinde işe başlama tarihinin 30.12.2009, iş bitim tarihinin ise 24.09.2012 olarak belirlendiği, davacı şirketin, yasal şartları taşıdığı için bu ihale ile almış olduğu iş nedeniyle 5510 sayılı Kanunun 81/1 (ı) maddesindeki %5 Hazine yardımından 01.03.2011 tarihine kadar yararlandığı uyuşmazlık dışı olmakla yasal düzenlemeler gereğince 01.03.2011 sonrası dönemde yararlanmasına artık olanak bulunmadığı, bu nedenle bozma kararının isabetli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

16. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur.

17. Bu nedenle direnme kararı onanmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,

Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

08.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

"K A R Ş I O Y"

Hukuk Genel Kurulu (HGK) önüne gelen olayda, ön sorun olarak temyiz istemine konu olan İlk Derece Mahkemesi kararının kesin nitelikte olup olmadığı değerlendirme konusu yapılmıştır.

Somut olayda davacı; Hazine yardımından hatalı olarak yararlandırılmaması nedeniyle fazladan Kuruma ödenen prim bedeli olan 119.256,71 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince davanın reddine hükmedilmiş; bu karara yönelik istinaf istemi de Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiş; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ise Bölge Adliye Mahkemesi kararını kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulmasına karar vermiştir.

İlk Derece Mahkemesi önceki hükmünde direnilmesine karar vermiş; direnme hükmü davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Buna göre temyize konu direnme hükmü 119.256,71 TL alacak iddiasına ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar; 361. ve 362. maddelerinde ise temyiz edilebilen ve temyiz edilemeyen kararlar hüküm altına alınmıştır.

HMK'nın "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar" kenar başlıklı 341. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ilk derece mahkemelerinin istinaf kanun yoluna başvurulabilen kararları sayıldıktan sonra (2) numaralı fıkrada "Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir." hükmüne yer verilmiştir.

Sayın Çoğunluk somut olayda İlk Derece Mahkemesince reddedilen 119.256,71 TL alacağa ilişkin kararın anılan kanun hükmü sebebiyle temyizi kabil olduğunu kabul etmiştir.

Oysaki HMK'nın 341. maddesi; kenar başlığından ve içeriğinden de açıkça anlaşıldığı üzere İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararlara ilişkin istinaf kanun yoluna başvurma bakımından düzenlemeler içermektedir. Yine maddenin (2) numaralı fıkrasında öngörülen parasal sınır ve bu sınıra dair manevi tazminatlar bakımından öngörülen istisna istinaf kanun yoluna ilişkindir.

HMK temyiz kanun yolu bakımından uygulanacak sınırlamaları ise 3 61... maddelerde açıkça düzenleme altına almıştır. Bu kapsamda kanun koyucu, "Temyiz edilemeyen kararlar" kenar başlıklı 362. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde; miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz edilemeyeceğini belirtmiştir.

Dolayısıyla bir hükmün miktar bakımından temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığının belirlenmesinde esas alınacak ölçütün HMK 341. maddenin (2) numaralı fıkrasında öngörülen istinaf sınırı değil, aynı Kanun'un 362. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde öngörülen temyiz sınırı olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu HMK'nın 46. ve 47. maddeleri uyarınca Yargıtay hukuk daireleri tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen kararlara ilişkin temyiz denetiminde esas alınan parasal sınırın, HMK'nın 362. maddesinde öngörülen temyiz sınırı olduğunu kabul etmektedir (bkz. HGK'nın 04.12.2024 tarihli ve 2024/9-47 Esas, 2024/648 Karar; 20.12.2023 tarihli ve 2023/2-484 Esas, 2023/1272 Karar sayılı kararları).

Somut olayda İlk Derece Mahkemesince verilen karara ilişkin olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince -İlk Derece Mahkemesi hükmü isabetli bulunarak- istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Anılan hükmün temyiz incelemesini yapan Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ise Bölge Adliye Mahkemesi kararını kaldırarak İlk Derece Mahkemesi hükmünü bozmuştur.

HMK'nın 373. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca "Yargıtay ilgili dairesinin tamamen veya kısmen bozma kararı, başvurunun bölge adliye mahkemesi tarafından esastan reddi kararına ilişkin ise bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir.

" Somut olayda da Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, anılan kanun hükmü uyarınca bozma ilâmı sonrasında dosyayı, kararı veren İlk Derece Mahkemesine göndermiştir.

İlk Derece Mahkemesince direnme kararı verildiğinden bu karar anılan maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca temyiz kanun yoluna tabidir ve Yargıtay 10. Hukuk Dairesince direnme kararı yerinde görülmediğinden dosya, anılan kanun hükmü uyarınca Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.

Dolayısıyla somut olayda Hukuk Genel Kurulu önünde yapılan kanun yolu incelemesi temyizdir ve direnme hükmünün temyizi kabil olup olmadığı temyiz kanun yoluna ilişkin hükümler çerçevesinde belirlenmelidir.

Bu bağlamda Sayın Çoğunluğun kabul ettiği; "istinaf kanun yolu denetiminden geçen bir dava dosyası söz konusu olduğunda; direnme hükmünün İlk Derece Mahkemesi tarafından verildiği durumlarda miktar bakımından temyiz sınırının HMK 341. maddesine, direnme hükmünün Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verildiği durumlarda ise miktar bakımından temyiz sınırının HMK 362. maddesine göre belirlenmesi" yönündeki yaklaşım HMK'nın kanun yollarına ilişkin öngördüğü sistematiğe ve Kanun'da yer alan hükümlerin lafzına uygun düşmemektedir.

Somut olayda İlk Derece Mahkemesinin direnme hükmü 119.256,71 TL alacağa ilişkindir. Anılan hükmün verildiği tarih (22.04.2024) itibarıyla HMK 362. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca temyiz edilebilirlik sınırı yeniden değerleme oranlarına göre hesaplandığında 378.290 TL'dir.

Buna göre İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm miktar itibarıyla kesin olup temyiz isteminin miktar bakımından reddi gerekmektedir (aynı yöndeki bir HGK kararı için bkz. 29.10.2022 tarihli ve 2020/2-364 Esas, 2022/1618 Karar sayılı karar).

Sonuç olarak eldeki davada Sayın Çoğunluğun, temyiz talebi bakımından ön sorun bulunmadığı yönündeki değerlendirmesine katılmıyorum.