T.C.

Yargıtay

Ceza Genel Kurulu

2022/137 E., 2025/571 K.

"İçtihat Metni"

KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 318-408

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-2, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/1, 3-f, 109/5, 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezalarıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunuklarına ilişkin Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2014 tarih ve 106-26 sayılı hükümlerin, sanık müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 28.11.2016 tarih ve 11074-8095 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 30.01.2020 tarih ve 13633 sayı ile; ''.... Fehvasının bir işaret parmağının girişine müsait olduğu, bu hâliyle ereksiyon hâlindeki bir erkeklik organının girişine müsait olduğunun kabulüne imkân bulunmadığı, mağdurenin vajinal yoldan cinsel ilişki iddiasının bu nedenle doğrulanmadığı, tüm ifadenin yine bu nedenle kabul edilebilir olmaktan çıktığı, ayrıca mağdurenin olay öncesinde sanığa yazdığını söylediği mektup içeriklerine göre de sanığa karşı takıntılı bir ruh hâli içinde olduğu ve mağdurenin olayın oluş şekline, cinsel istismarın sayısına, eylemin cebir veya tehditle işlendiğine dair çelişkili anlatımlarda bulunduğu gözetildiğinde sanığın atılı suçları işlediğinin şüpheli hâle geldiği ve bu şüpheden sanığın yararlandırılması gerektiği,'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 29.09.2020 tarih ve 1499-3533 sayı ile; ''...Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görüldüğünden, itirazın kabulüne, Dairemizin 28.11.2016 gün ve 2016/11074 Esas, 2016/8095 sayılı kararının 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen iki ve üçüncü fıkraları gereğince kaldırılmasına karar verildikten sonra gereği görüşüldü:

Suç tarihi itibarıyla on beş yaşından küçük mağdurenin aşamalarda değişen tutarsız anlatımları, savunma ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, mağdurenin adli tıp raporlarına göre şikâyet tarihi itibariyle fehvasının bir işaret parmağının girişine müsait olduğu, bu hâliyle ereksiyon hâlindeki bir erkeklik organının duhulüne uygun olduğunun kabulüne imkân bulunmayıp vajinal yoldan cinsel ilişki iddiasının bu nedenle doğrulanmadığı, mağdurenin olay öncesinde yazdığını söylediği mektup içeriklerine göre sanığa karşı takıntılı bir ruh hali içinde olup ayrıca olayın oluş şekli, cinsel istismarın sayısı, eylemin cebir veya tehditle işlendiği hususlarında çelişkili anlatımlarda bulunduğu gözetildiğinde sanığın atılı suçları işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi'' isabetsizliğinden hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.

Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi ise 29.12.2020 tarih ve 318-408 sayı ile; "...Mağdurenin babasının, sanık ve ailesinin çalıştırdığı mobilya mağazası niteliğindeki iş yerinin hemen yakınındaki seyyar tezgâhta pirinç satıcılığı yaptığı, mağdure ... de zaman zaman babasının yanına gelerek ona yardımcı olduğu, sanık ile küçük mağdurenin bu vesile ile tanışarak arkadaşlık kurdukları, sonrasında mağdureye yüzük alarak arkadaşlığını bir ileri noktaya götürme iradesini gösteren sanığın 2010 yılı Aralık ayı içerisinde 15 yaşından küçük mağdureyi çalıştığı dükkâna çağırarak dükkanın alt katına indirip burada mağdure ile cinsel ilişkiye girdiği, bu olaydan iki gün sonra, mağdureyi çağırarak dükkânın alt katında aynı eylemi tekrarladığı, 3 gün sonra yine dükkânın alt katında bu sefer oral yolla eylemini gerçekleştirdiği olayın bu şekilde geliştiği anlaşılmıştır. Yüksek Mahkeme'nin bozma gerekçeleri dikkate alındığında: mağdurenin bu olanları önce eve geldiğinde kendisini kötü durumda gören ve Mahkememizde tanık olarak dinlenen kardeşi ...'ya anlattığı, onun da aile ile bu durumu paylaştığı, her ne kadar savunma tarafınca böyle bir cinsel ilişki olmadığı, mağdurenin sanığa duygusal anlamda yakınlık duyduğu belirtilerek mektuplar sunulmuşsa da, dizi 11, 12 de bulunan mektup ve yazıların da mağdurenin sanığa aşk belirtir beyanlarını içerdiği, mahkememiz kararında da taraflar arasında bir duygusal yakınlaşmaya işaret edildiği , ancak mağdur çocuğun olay tarihinde 15 yaşından küçük olup, sonuncusu oral olmak üzere üç ayrı kez nitelikli cinsel istismar olayını olayın sıcağında ayrıntılarıyla anlattığı, takıntılı bir aşk ruh hâlinin bu şekilde ayrıntılı ve kendisini aile ve sosyal çevrede zor duruma sokabilecek bir beyanı iftira silsilesi olarak açıklamak için yeterli olmadığı, mağdur annesinin sanığın kızına aldığını iddia ettiği yüzüğü de sakladığını belirterek mahkememize gösterdiği, yine Mahkememiz kabulünün zor veya tehdit gerekçesini içermediği bu yaş gurubunda genellikle aile çekincesi nedeniyle bu tür beyanların bir 'savunma' refleksi içinde geliştiği, ATK 6.İhtisas Kurulu raporunda da olay nedeniyle uğranılan ruh sağlığı bozukluğunun istismara bağlı olarak ortaya çıkabileceği gibi bu psikiyatrik tablonun yaş farkı fazla olmayan mağdur ve sanığın hile şiddet veya zorlama olmaksızın erken yaşta cinsel deneyim yaşamasına bağlı olabileceği gibi olay sonrası gelişen psikososyal stres ve çatışma nedeniyle de ortaya çıkabileceğinin bunlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağın belirtildiği, mağdurenin jinekolojik muaynesinde, ATK şube raporunda belirtildiği şekilde hymen işaret parmağı duhulüne müsait olduğunun belirtildiği, tüm bu nedenler karşısında savunmanın reddi ile, sanığın bir süre arkadaşlık yaparak duygusal bağ oluşturduğu olay tarihinde 15 yaşından küçük olan mağdurenin birden fazla kez cinsel amaçla hürriyetini kısıtladığı ve bu kapsamda zincirleme olarak nitelikli cinsel istismarda bulunduğu, ''şeklinde gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

Bu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.07.2021 tarihli ve 44475 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 08.02.2022 tarih ve 23031-950 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

Katılan mağdurenin suç tarihinde on dört yaşında olduğu, anne, baba ve ikiz kardeşi ile İstanbul ilinde ikamet ettiği, babası seyyar tezgâhta pirinç satan katılan mağdurenin okuldan sonra babasına yardımcı olduğu, babasının seyyar tezgâhının karşısında ise bir mobilya dükkanı bulunduğu, suç tarihinde on sekiz yaşında olan sanığın babasına ait bu iş yerinde çalıştığı,

15.12.2010 tarihinde ailesiyle birlikte adli makamlara başvuran katılan mağdurenin sanıktan kendisini alıkoyarak nitelikli cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olduğu,

Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Küçükçekmece Şube Müdürlüğünce 16.12.2010 tarihinde düzenlenen raporda; ''...Hymen anüler vasıfta, fehvası işaret parmağı duhulüne müsait olup eski ve yeni yırtığa rastlanılmadığı, fiili livatanın maddi delillerinin bulunmadığı, vücudunda darp cebir izine rastlanmadığı, kişinin sosyal gelişimi ve eğitim durumu itibarıyla beyanına itibar edileceği'',

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliğince 24.12.2010 tarihli muayene sonucunda düzenlenen raporda; ''...olay sonrasında çok sinirli olduğu, kardeşleri, anne ve babası da dahil olmak üzere herkesi dövmeye çalıştığı, sinir krizleri geçirdiği, kendine zarar verebildiği, evden kaçıp sokaklarda kaybolduğu, korkusu nedeniyle okula gitmek istemediği...yapılan zekâ testine ve klinik değerlendirmeye göre 'Hafif Derecede Zeka Geriliği' saptandığı, 28.01.2011 tarihli muayenesinde ise ''ruh sağlığının belirgin olarak bozulduğu'',

Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 31.05.2013 tarihli raporunda ise; ''...ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olan (Depresif Bozukluk) tespit edildiği, tespit edilen bu tablonun iddia edildiği gibi cinsel istismara bağlı ortaya çıkabileceği; ancak bu psikiyatrik tablonun yaş farkı fazla olmayan mağdur ve sanığın hile, şiddet veya zorlama olmaksızın erken yaşta cinsel deneyim yaşamasına bağlı olabileceği gibi olay sonrası gelişen psikososyal stres ve çatışmalar nedeniyle de ortaya çıkabileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağı oy birliği ile mütalaa olunur'', tespitlerine yer verildiği,

Katılan mağdure tarafından sanığa hitaben yazılan aşk mektupları ile katılan mağdurenin başka şahıslara yönelik cinsel saldırı suçuna ilişkin suçlamalarını da içeren çok sayıda hazırlık soruşturması evrakının sanık müdafiince dosyaya sunulduğu,

Katılan mağdurenin vasisi olarak da görevlendirilen babası ... tarafından hükümden sonra 02.10.2017 tarihinde; ''Mahkemenizin 18.02.2014 tarihli kararı ile mahkumiyet hükmü verilen sanık hakkında ki şikâyetimizden (olay tarihinde de kızımın hasta olmasında dolayı) vasisi olarak vazgeçiyorum'' ifadelerinin yazılı bulunduğu dilekçenin verildiği,

Anlaşılmıştır.

Katılan mağdure kollukta; sanıkla kısa bir süre arkadaşlık yaptığını, sanığın kendisine yüzük aldığını, üç hafta önce kendisini arkadaşlıklarını babasına söylemekle tehdit ederek mobilya dükkânının bodrum katına indirdiğini, kapıyı kilitlediğini, kendisini dudağından öptüğünü, elbiselerini ve iç çamaşırlarını çıkartarak cinsel organını cinsel organına soktuğunu, olaydan sonra kendisine ''Kimseye anlatma yoksa hayatın mahvolur'' dediğini, bu olayı ikiz kız kardeşine anlattığını, iki gün sonra yine aynı yerde kendisini aynı şekilde tehdit ederek zorla cinsel ilişkiye girdiğini, bu ilişki sonucu iç çamaşırına kan geldiğini, iç çamaşırı kimseye göstermeden çamaşır makinesinde yıkadığını, bir hafta önce ekmek almaya gittiğinde sanıkla yolda karşılaştığını, kendisini yanına çağırdığını, aynı bodrum katına indiklerini, bu kez cinsel organını ağzına soktuğunu, bu olayı da kardeşine anlattığını ve ailesinin haberinin de olduğunu, sanıktan şikâyetçi olduğunu, mahkemede; sanıkla iş yerinde tanıştıklarını, ''...benimle birlikte bodruma gel, gelmezsen seni babana söylerim, gitmezsen ailene zarar veririm'' dediğini, korktuğunu, saçını başını yolduğunu, kendisine tecavüz ettiğini, kendisine yüzük vermek istediğini ama almak istemediğini, ısrar edince aldığını, sanığın amcasının kendisine ''... seni istemiyor, seni sevmiyor'' diye mektup yazdığını, sanığın ise yüzüğü kendisinin almadığını, amcasının aldığını ve bundan haberi olmadığını söylediğini, amcasının ismini de ... olarak bildiğini, dosyaya sunulan aşk mektuplarını tecavüz olaylarından önce kendisinin sanığa yazdığını,

Katılan ... yargılamada; katılan mağdurenin annesi olduğunu, olayı ikiz kardeşine söylediğini, eşinin olayı öğrenince kriz geçirip hastalandığını, katılan mağdurenin psikolojisinin bozulduğunu, sanığın katılan mağdureyle yüzük aldığını ve yüzük ile kandırdığını, mağazada çalışanların hepsinin olaydan haberi olduğunu, sanıktan şikâyetçi olduğunu,

Tanık ... kollukta; katılan mağdurenin, babasına pirinç tezgâhında zaman zaman yardım ettiğini, bir gün buradan eve geldiğinde el ve ayağının titrediğini, kendisine sanığın mobilya dükkanında tecavüz ettiğini anlattığını, bu kişinin katılan mağdureyi tehdit ettiğini, bu durumu ablası ...'e anlattığını, mahkemede; katılan mağdurenin ikiz kardeşi olduğunu, katılan mağdurenin olay tarihinde eve geldiğinde kendinden geçmiş ve korkmuş durumda olduğunu, başından geçenleri anlattığını, sanığın kendisini zorla içeriye aldığını, kendisinin girmek istemediğini, önce birinci kata daha sonra da bodrum kata götürdüğünü, cinsel ilişkiye girdiğini ve tehdit ettiğini, önceki ifadesinin doğru olduğunu, sanığın kendisi biraz daha uyanık olduğundan dolayı katılan mağdurenin saflığından yararlandığını,
Tanık ... yargılamada; 2004 yılından beri sanığın babasıyla birlikte işlettiği mobilya mağazasında çalıştığını, iş yerinin üç katlı olduğunu, katılan mağdureyi de tanıdığını, katılan mağdurenin sürekli dükkânın önüne geldiğini ve mektup bıraktığını, onu ''senin yaşın küçük, böyle şeyler yapma'' diyerek uzaklaştırmaya çalıştığını, ''Babana söylerim'' dediğini, katılan mağdurenin ''Tamam'' dediğini ama yine geldiğini, biraz akli dengesi bozuk gibi hareketler yaptığını, dükkanda herhangi bir cinsel saldırı olayı görmediğini, zaten uygun bir yer olmadığını, on ila on beş gün boyunca katılan mağdureyi görmediğini, daha sonra polislerin gelerek sanığı götürdüklerini,

Beyan etmişlerdir.

Sanık kollukta; şikâyetçinin muhtelif zamanlarda iş yerinde çalışan elemanlara kendisine hitaben yazılmış mektuplar bıraktığını, 15-20 adet mektup geldiğini, çocuk yaşta olduğundan davranışlarını ciddiye almadığını, ilerleyen zamanlarda karşıdan el kol hareketleri ile kendisini rahatsız etmesi ve elemanları vasıtasıyla mektup göndermeye devam etmesi nedeniyle katılan mağdureye bunlara devam etmesi hâlinde durumu babasına ileteceğini söylediğini, görüşmelerinin sadece bundan ibaret olduğunu, bundan sonra katılan mağdurenin mektup göndermediğini ve kendisini rahatsız etmediğini, olayın bittiğini düşündüğü sırada böyle bir suçlamayla karşı karşıya kaldığını, mektupların çoğunu attığını ama elinde kalan iki adet mektubu dosyaya sunduğunu, şahsın ifadesinde belirttiği olayların tümünün yalan olduğunu, beslediği duygulara karşılık vermediği için iftira attığını, mağazalarının üç katlı olduğunu, her katta personel bulunduğunu ve müşteri sirkülasyonu olduğunu, bodrum ya da depo olarak adlandırılan bir bölüm olmadığını, savcılıkta; katılan mağdurenin bir aydan beri kendisine ilgi duyduğunu, yaşı küçük olduğundan karşılık vermediğini, mektuplar göndermeye başladığını, ''Babana söylerim'' dediğini, çoğunu yırttığı mektupların iki tanesini kız kardeşinin bulup getirdiğini, bunları dosyaya sunduğunu, mahkemede; katılan mağdurenin kendisine mektup yazmaya başladığını, yanlarında çalışan elemanlara dahi kendisiyle ilgili mektup verdiğini, mektupların devamı gelirse ''Babana söyleyeceğim'' dediğini, onun da ''bir daha mektup yazmam, babama söyleme yoksa babam beni öldürür'' dediğini, ondan sonra mektup yazmadığını, aradan 15-20 gün geçtiğini, ''Senin başına çok büyük bela açacağım'' dediğini, iddiaları kabul etmediğini, kendisi ile cinsel ilişki kurmuş olmadığını, mağazanın üç katlı olduğunu ve üç katının da teşhir salonu olduğunu, her salonda eleman bulunduğunu, böyle birşey yapmasının zaten mümkün bulunmadığını, Savunmuştur.

IV. GEREKÇE

Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.

Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.

Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).

Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.

Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).

Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).

Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın katılan mağdureye yönelik farklı zamanlarda rızası dışında cinsel ilişkiye girmek ve cinsel organın ağzına somak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismar suçunu işlediği;

Kabul edilen olayda;

Katılan mağdurenin sanık tarafından kendisine yönelik organ sokmak suretiyle cinsel istismar iddiası, Adli Tıp Kurumu Küçükçekmece Şube Müdürlüğünün, istismarın maddi delillerine rastlanmadığına ilişkin 16.12.2010 tarihli raporuyla bertaraf edilmiştir. Sanık tarafından dosyaya ibraz edilen aşk mektuplarının kendisi tarafından yazıldığı, ilk beyanlarında bu hususa yer vermeyen katılan mağdure tarafından kabul edilmiştir. Katılan mağdurenin beyanlarının soyut suç isnadından, tanık anlatımlarının ise duyumdan ibaret olması ile sanığa tüm aşamalarda müsnet eylemi gerçekleştirmediği yönündeki istikrarlı savunmaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat edilen suçları işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen çocuğun cinsel nitelikli istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını sabit olmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, isabetsiz bulunan Yerel Mahkeme direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.

V. KARAR

Açıklanan nedenlerle,

1-Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.12.2020 tarihli ve 318-408 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin gerekçelerinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin, sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,

2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.