Kamuoyuna yansıyan bazı davalarda “daraltılmış baz” kavramının kullanıldığı, bu teknikle cep telefonunun lokasyonunun geçmişe yönelik tam olarak tespit edilebildiğinin ileri sürüldüğü, buna göre olaydan sonra HTS kayıtları ile sinyal bilgileri ölçüldüğünde kişinin tam olarak yerinin tespit edilebildiğinin ileri sürüldüğü, buna karşı sinyal gücü olarak adlandırılan verinin anlık değişkenlik gösterdiği, geçmişe yönelik olarak tutulmadığı, dolayısıyla teknik olarak bu yöntemle cep telefonunu kullanan kişinin tam olarak/noktasal konumunun tespitinin mümkün olmadığı belirtilmektedir[1].
Daraltılmış baz çalışmasının bilirkişilerce hazırlanan raporlarda gündeme geldiği, örneğin kamuoyuna mal olmuş bir davada sanık müdafiinin; “Görüldüğü ve görülmeye devam edileceği üzere dar baz şaşmaz, sapmaz, kesin ve matematiksel bir veri olmayıp katiyen ayak izi olarak da adlandırılamayacaktır. Ceza yargılaması pratiğimize birtakım dayatmalarla ‘yedirilmeye’ çalışıldığı anlaşılan bahse konu delil değerlendirme aracının bilimsel ve teknolojik gerçeklikle uyuşmadığı, günümüz teknolojik imkanları ile geriye dönük HTS-Baz sinyallerinin en fazla 2 metre mesafe, 1 dakika zamansal yanılgı payıyla canlandırılabileceği iddiasının sansasyonel ve doğrulanamaz olduğu bize göre tartışmasız ortaya konulmuşken ekte mübrez yerel mahkeme duruşma tutanağı karşısında çalışmanın matematik kesinlik iddiasının savunulmasının sözkonusu olamayacağı anlaşılmaktadır.” şeklinde, sanık aleyhine dikkate alınan bilirkişi raporunda “daraltılmış baz” yönünden yapılan tespitlere itiraz ettiği[2],
Adıgeçen davada “daraltılmış baz” çalışmasına ilişkin ek bilirkişi raporu alındığı, alınan raporda “daraltılmış baz” çalışması tekniğine ilişkin teknik bilgi istenildiği; raporda “Cep telefonu, en az üç farklı baz istasyonuyla bağlantıda olduğunda, operatör bu baz istasyonlarına olan uzaklık bilgilerini kullanarak telefonun bulunduğu yeri yaklaşık olarak belirleyebilir. Her baz istasyonundan gelen sinyalin gücüne ve yayılma süresine göre bir mesafe hesaplanır, ardından bu bilgiler kullanılarak telefonun hangi bölgede olduğu belirlenebilir. GSM hatları ile yapılan görüşmeler sinyal aldığı baz istasyonunun yoğun olması halinde görüşme yapılan yere en yakın baz istasyonundan sinyal aldığı, yer değişikliği olduğunda bulunduğunuz kapsama alanından çıkıp başka bir baz istasyonunun kapsama alanına girdiği, cep telefonlarının çekmeme nedeni dış etkenlere bağlı olsa da bazen cihazın içerisindeki donanım ya da yazılım kaynaklı bir sorun da neden olabileceği, cep telefonunun içerisindeki antenlerde arıza ya da yazılım kaynaklı sorunların telefonun çekim gücünü etkileyebileceği gibi hususlar dikkate alınmaktadır.
Dar alan baz tespit çalışması yapılırken Tavşantepe Mahallesi ve tüm dünyadaki bazlar ‘Open Signal’, ‘Netwok Cell Info Lite’, ‘Netmonsters’ gibi programlar başta olmak üzere HTS analizi üzerine yazılımı yapılmış çeşitli lisanslı programlar üzerinden alınan veriler ışığında köyde bulunan bütün bazların tek tek tespiti yapılıp, sinyal gücü değerleri, görsellerde göründüğü gibi sinyal hücre bilgileri tek tek değerlendirilerek, alınan hücre bilgileri Microsoft Excel’de oluşturulan çalışma sayfası ve programında sistemsel çakıştırma ve ayrıştırma algoritması kullanılarak tek tek analizi yapılmış olup, olayda adı geçen şahısların kullandıkları telefonların bulunabilecekleri yerlerin değerlendirilmesi yapılmıştır.” denildiği[3],
Konuya ilişkin Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden bir öğretim üyesinin; “üçgenleme yönteminde hata/yanılma payının arazi koşulları, hatta mevsim şartlarına göre bile değişebileceğini, ancak yine de çok özel şartların sağlanması halinde nokta atışı denebilecek tespitlerin mümkün olduğunu, baz istasyonu sayısı ne kadar fazlaysa konum tespitinin de o kadar net yapılabileceğini(…) Ancak bunun için hem çok sayıda ölçüm yapılması gerekiyor hem de operatör desteği çok önemli. Ayrıca unutulmamalı ki her bir baz istasyonunun sinyal gücü farklıdır. Bunun dışında bölgede bulunan ağaç, duvar gibi engeller sinyal gücünü sürekli değiştirir. Öyle ki sezonsal değişiklikler bile önemli. Kışın yapraklarını döken ağaçlar çoksa, ağaçların kel olduğu dönemle yapraklı olduğu dönem arasında fark olur. Çevrede göl gibi bir su kaynağı mevcutsa bundan kaynaklanan su buharı da sinyal gücünü sürekli olarak değiştirecektir. Örneğin İstanbul Boğazı’nda nisan ayında görülen yoğun sis, doğrudan sinyal gücünü etkiliyor.” dediği[4],
Adli bilişim uzmanları tarafından; cep telefonu üzerinden tam olarak konum tespitinin gerçekçi olmadığı, teknik olarak bunun mümkün olmadığı, bu yöntemin geriye dönük uygulamayacağı, hata payının 10 metre veya daha fazla olduğu, diğer ülkelerde bu şekilde uygulanan bir yöntemin sözkonusu olmadığı hususlarının ifade edildiği[5],
Görülmektedir.
2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda yer alan “Kayıp çocukların araştırılması” başlıklı m.13/A’ya göre;
“Kaybolan çocukların bulunması amacıyla, polis, sulh ceza hâkiminin veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki idare amirinin yazılı veya sonradan yazılı hale getirilmek üzere sözlü emri ile kayıp çocuğa ait veya başkasına ait olmakla birlikte kayıp çocuk tarafından kullanılan her türlü banka hesap hareketlerini talep edebilir, telekomünikasyon yoluyla iletişimini denetleyebilir ve sinyal bilgilerini değerlendirebilir. Tedbir kararı, en çok bir ay için verilebilir; ancak bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere bir ay daha uzatılabilir.
Mülki idare amirinin kararı, derhal mahkemenin onayına sunulur. Mahkeme kararını en geç yirmidört saat içinde verir”.
Kayıp çocukların araştırıldığı durumlara ilişkin olarak, PVSK m.13/A’da bu yönde bir düzenleme yapılmıştır. Kaybolan çocukların bulunması amacıyla kolluk; sulh ceza hakiminin kararına istinaden veya gecikmesinde sakınca bulunan bir hal varsa, mülki amirin yazılı ve sonradan yazılı emre çevrilmek üzere sözlü emri ile çocuğun kullandığı cep telefonuna yönelik telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimi denetleyebilir[6].
Sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinden anlaşılması gereken; iletişimin içeriğine müdahale niteliğinde olmayıp, yetkili makamdan alınan karar kapsamında sinyal bilgilerinin iletişim sistemleri üzerinde bıraktığı izlerin tespit edilerek, bunlardan anlamlandırılan sonuçlar çıkarmak üzere gerçekleştirilen değerlendirme işlemleri olarak tanımlanmıştır. Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin 31.10.2012 tarihli, 2011/19838 E. ve 2012/22352 K. sayılı kararına göre, “belli bir zaman diliminde, belli bir yerde yapılan tüm görüşmelere ilişkin detayların (tüm GSM şirketlerinden, belli bir zaman diliminde ve sürelere ilişkin bilgiler ile arayan ve aranan abonelerin tümünün kimlik ve adres bilgileri…) temin edilip, görüşme yapanlar arasında (örneğin, hırsızlık suçundan sabıkalı olan var mı, varsa bunların irtibatta bulundukları kişiler kimlerdir ve benzeri elem yapma ve bu kişi ya da kişiler üzerinde araştırmayı yoğunlaştırma işlemi, iletişimim tespiti değil, tipik bir sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi işlemidir.
İletişimin (veya mobil telefonun yerinin) tespitinde, somut telefon numarası ya da numaraları sözkonusu iken, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinde somut bir telefon numarası yoktur. Belli bir yer ve zaman diliminde iletişimde bulunan bütün numaralar işlemin konusudur.
Soruşturulan suç hırsızlık suçu olup, 5271 sayılı CMK’nın 135/6. maddesinde sayılan katalog suçlardan değildir, hakim kararıyla bile olsa sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilemez.
‘Baz sorgusu’ tabiri hukuki bir tabir değildir. Bu sebeple somut olayda, yanlış nitelendirmeyle iletişimin tespiti ya da baz sorgusu (!) olarak isimlendirilen ve tipik bir sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi işlemi olarak kabul edilmesi gereken işlemle ilgili olarak verilen ilk derece mahkemesi kararı ve buna ilişkin itirazın reddi kararı, özgürlüklere ağır bir müdahale olmanın ötesinde, yasal koşulları bulunmadığından usul ve yasaya aykırıdır” [7].
HTS kayıtları, yani iletişimin tespiti ile baz sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi farklıdır. HTS kayıtları; sadece kişinin kiminle, nerede, ne zaman, ne kadar görüştüğünü gösterirken, sinyal bilgileri, iletişim sistemi üzerinde bırakılan izler tespit edilmek ve anlamlandırılmak suretiyle sonuca varılması demektir. HTS kayıtlarının incelenmesinde ve delil olarak kullanılmasında katalog suç sınırlaması olmadığı halde, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinde katalog suç uygulaması bulunmaktadır.
Açık kaynaktan edindiğimiz ve yukarıda yer verdiğimiz bilgilere göre; bazı ceza davalarında HTS kayıtlarından yola çıkılarak hazırlanan bilirkişi raporlarında, geçmişe dönük şüpheli veya sanığın tam olarak yerinin tespit edildiği, bu tespite dayanılarak sanıkların cezalandırıldığı, sanık müdafilerinin ve bazı adli bilişim uzmanlarının bu yönteme itiraz ettiği, bu yöntemin bilimsel ve teknik bir geçerliliğinin bulunmadığını ifade ettiği,
Gerçekten de; çözümü sanığın veya mağdurun olay tarihinde tam olarak nerede olduğuna bağlı olan uyuşmazlıklarda, geçmişe dönük olarak konum tespitinin maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında son derece önem arz ettiği, cep telefonlarının günümüzde herkes tarafından kullanılan ve devamlı beraberinde taşınan cihazlar olduğu, cep telefonlarının bağlı olduğu baz istasyonlarından yola çıkılarak kişinin yerinin tespitinin mümkün olması halinde, birçok faili meçhul suçun failinin tespit edilebileceği, ancak belirtmeliyiz ki bunun için bu delil elde etme yönteminin ve delil değerlendirmesinin güvenilir olması, güvenilir olduğu kadar da güvenilir sonuçları vermesi gerektiği,
Bununla birlikte; sırf toplumda infial oluşturduğu, failinin tespitinin toplumun vicdanını rahatlatacağı, örneğin mağdurun çocuk veya kadın olduğu olaylarda, bilimsel ve teknik bir dayanağı olmaksızın, geçmişe dönük olarak şüpheli veya sanığın tam olarak konumunun tespit edildiği yönünde raporlar hazırlanmasının hatalı olacağı, önemli olanın bilirkişinin uzmanlığı çerçevesinde hareket ederek, delilleri değerlendirmede bilimsel ve teknik verilerden yararlanması olduğu, ancak bu görevin yerine getirilmesinde 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nda bilirkişiye tanınan yetkinin aşılarak, toplumun vicdanını rahatlatmak veya toplumsal infial oluşmasını önlemek amacıyla gerçeğe aykırı tespitlere bilirkişi raporunda yer verilmesinin hatalı olacağı,
İzahtan varestedir.
HTS baz sinyal bilgileri ile iletişim tespitlerinin delil kuvvetine ilişkin sonuç değerlendirmemiz:
Hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilen HTS baz sinyal bilgileri ile iletişim tespitlerinin delil değeri bulunmaktadır. Ancak HTS baz sinyal bilgilerinin tek başına bir suçun işlendiğinin delili olamayacağı halde, o yerde olmadığını savunan ve bu yolla başka bir yerde olduğunu ispatlayan sanığın beraatını tek başına mümkün kılabilecektir. Her ne kadar sanığın kullandığı cep telefonunu ve SIM kartını bir başka yerde bırakması veya suç anında başkasına kullandırması, kendisinin de olay yerinde olduğu halde olmadığını söylemesini mümkün olsa da, bunun bir sübut tartışması olduğunu ve buna rağmen olay yerinde olup suçu işlediğini veya suça katıldığını iddia eden sanığın savunmasını çürütüp iddiasını ispatlamak zorundadır.
HTS kayıtları; yani bir kişinin kiminle, hangi zamanda, nerede ve ne kadar görüştüğünü anlamaya yarayan iletişim tespiti bilgileri, elbette gelişmiş teknolojinin İspat Hukukuna sağladığı, ama dijital materyal olması itibariyle de sıhhatinin tetkiki gerekli önemli yan veya tamamlayıcı deliller arasında yer alır. Bununla birlikte; sanığın kimlerle konuştuğunun genel olarak tespiti ve konuştuklarından bazılarının suç işlemişlikleri veya suça karışmışlıkları, onun sanık hakkında iddiaya konu suçu işlediğini göstermez, hatta bu nedenle HTS kayıtlarına yan veya tamamlayıcı delil özelliği vermek de doğru değildir.
Bir suçun işlendiği iddiası karşısında, tetikçi olarak tanımlanan failin suçu işleten olarak bilinen azmettirici ile daha önceye dayalı yoğun görüşmüşlüğü veya buluşmuşluğu olmadığı halde, suçun işlendiği anlarda, bunun bir gün öncesi veya sonrasında yoğun görüşmeleri ve tarafların kullandığı telefonlara göre baz sinyal bilgilerinin örtüşmesi, tarafların tesadüfün ötesine geçen, yani bir ilçede veya mahallede yakınlaşmalarından ziyade, konuştuklarını, mesajlaştıklarını ve birden fazla kez buluşmuş olduklarını veya fail ile maktulün iletişim kurduğunu, bir araya geldiklerini ve birlikte yol aldıklarını gösteren HTS kayıtları ile baz sinyal bilgileri, CMK m.223/2-e ve özellikle CMK m.223/5 dikkate alınarak, yani mahkumiyet için yeterli olan gerçeğe yakınlık değil, maddi hakikate ulaşmayı sağlayacak aşamaya katkısı varsa, sanığın mahkumiyetinin dayanağı olarak kullanılabilecektir.
Bunun dışında; birbirini tanımayan, aralarında doğrudan veya dolaylı ilişki bulunmayan kişilerin sırf HTS baz sinyal bilgilerinden hareketle birbirlerine yakın yerde bulundukları, aynı ilçe veya mahalle hudutlarında birbirlerine yaklaştıkları, baz istasyon bilgilerinin eşleştiği, bu tür bir yakınlaşmanın bir ilde veya ilçede gerçekleştiği, yani meskun mahal olmayan yerde gerçekleşmediği, yani insanın yaşamadığı, ikamet edilen konut veya işyerlerinin olmadığı veya pek az insanın geçtiği bir yerde yakınlaştıklarına veya temas etmiş olabileceklerine dair tespitler olmadan, başka somut belirleyici veya destekleyici delil olmaksızın, sırf HTS baz sinyal bilgilerine dayanan yakınlaşmalar bir anlam ifade etmeyecek, şüphelinin veya sanığın tutuklanmasına veya mahkumiyetine dayanak yapılamayacaktır. Elbette bunlar, yani HTS baz sinyal bilgileri ve iletişim tespitleri özellikle bir soruşturmada basit şüphe için yeterli bulunabilir, ancak bunların yeterli ve kuvvetli şüpheye ulaşmasına ve şüphenin sanık aleyhine yüzde yüz yenildiğine dayanak teşkil edebilmesi için, sanığın savunmasını çürüten veya sanık aleyhine somut deliller ile desteklenen olgulara ve tespitlere ihtiyaç bulunmaktadır.
Mukayeseli Hukukta; ceza yargılaması alanında delil ve delillerin değerlendirilme vasıtası olarak “daraltılmış baz” ile ilgili bir açıklamaya ve tartışmaya rastlanmadığı, bu konuda Türk Hukuku’nda da kaynağın bulunmadığı, “daraltılmış baz” kavramının kamuoyuna yansıyan bazı dosyalarda gündeme geldiği, bilimsel elverişliliğinin ve bu yolla güvenilir delil elde etmenin güç olduğu,
CMK m.135/1’de “sinyal bilgileri” kavramının geçtiği, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinin hangi suçlar bakımından mümkün olabileceğinin de CMK m.135/8’de sayıldığı, CMK m.135/6’da “HTS” olarak bilinen iletişimin tespiti tedbirinden, yani ne konuşulduğuna ve ne mesajlar gönderildiğine dair bilgilere ulaşılmaksızın, kimin kiminle hangi saatte ve nerede iletişim kurduğuna ilişkin kayıtların elde edilmesinden bahsedildiği, iletişimin tespiti tedbiri bakımından katalog suç sınırlamasına gidilmediği, suç sınırlamasının sadece telefon dinleme, kayda alma, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ile sınırlı tutulduğu, yine CMK m.135’de sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinden ve özellikle de 5. fıkrasında şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi amacıyla mobil telefonun yerinin belirlenmesine dair hükme yer verildiği, ancak CMK m.135’in bütününde daraltılmış baz yöntemi ile geçmişe dönük baz sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinden bahsedilmediği, fakat “daraltılmış baz” tekniğinin yasal karşılığının “sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi” tedbiri olarak anlaşılabileceği, yani sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbiri için de bilimsel olarak mümkünse ve bu yolun delil elde etme elverişliliğine uygun olduğu,
CMK m.206/2 bakımından “daraltılmış baz” tekniği kullanılarak elde edilen delil ve buna göre yapılan delillerin değerlendirilmesinin akla, bilime ve mantığa uygun olduğu sonucuna varılırsa, elbette daraltılmış baz yöntemi ile elde edilen delilin yegane ve belirleyici olmasa bile, yan ya da destekleyici, yani başka delillerle birlikte suçun ve o suçu sanığın işlediğine dair ispatta kullanılabileceği,
Sonucuna varılabilir.
Belirtmeliyiz ki; CMK m.206/2 kapsamında delilin denetlenebilir olması gerektiğinden, “daraltılmış baz” olarak bilinen delil ve bu delilin değerlendirilmesi yönteminin usule, hukuka ve maddi hakikate uygun olup olmadığının da denetlenebilir olması lüzumludur. Delilin denetlenebilir olmadığı durumda, delil şüpheli hale gelir ve güvenilirliğini kaybeder.
Yeri gelmişken, “İletişim tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” başlıklı CMK m.135’den de kısa bahsetmek isteriz.
CMK m.135’in içinde bulunduğu Beşinci Bölüm başlığının “Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi” olduğu,
CMK m.135’in; bir suçtan dolayı yapılan soruşturmada ve kovuşturmada, suçun işlendiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerin varlığı ve başka şekilde delil elde edilmesi imkanının bulunmaması halinde, hakimin veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının emri ile şüphelinin veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenebileceğinin, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğinin, bu tedbirlere ilişkin sürelerin ve tedbirin nasıl uygulanacağının belirtildiği, yine şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi amacıyla mobil telefonun yerinin nasıl tespit edilebileceğinin ve buna ilişkin sürenin gösterildiği,
Sonrasında; “HTS kaydı” olarak da bilinen iletişim tespiti yöntemine nasıl başvurulabileceğinin ve görüşme veya mesaj içeriği burada olmadığından, bu tedbir yönünden herhangi bir suç sınırlamasına gidilmediği, fakat şüphelinin veya sanığın dışında kalan süjeler yönünden CMK m.135/6’nın değil de, genel delil toplama hükümlerinden olan CMK m.160’ın ve m.161’in kullanılabileceği, ancak bu konunun uygulamada tartışmalı olduğu, görüşme ve mesajlaşma içerikleri bilinmediğinden, CMK m.135/6 olmasa bile, genel delil toplama yöntemlerinden hareketle mağdurun veya tanıkların sınırlı şekilde, sadece soruşturmada veya kovuşturmada şüpheli veya sanık olanlarla iletişimin tespitinin yapılabileceği,
CMK m.135/8’de; dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirleri yönünden suçların sayıldığı, bunlara “katalog suçlar” denildiği, bu suçlar dışında ve hatta yargılama sürecinde hukuki nitelik değiştirse bile katalog kapsamında kalmayan suçlara ilişkin dosyalarda CMK m.135/8 kapsamına girmeyen suçlar bakımından görüşme kayıtlarının delil olarak kullanılamayacağı, sadece HTS, yani iletişimin tespiti kayıtlarının kullanılabileceği,
CMK m.135’in esasen telekomünikasyonla yapılan iletişimin denetlenmesini düzenlediği, internet üzerinden yapılan görüşmeler ile internet trafik bilgilerinin doğrudan bu madde kapsamına girmediği, gerçi internet üzerinden yapılan görüşmelerde de umumiyetle cep telefonlarının kullanıldığı, bu nedenle “akıllı telefonlar” olarak bilinen, yani aynı zamanda haberleşme ve bilgisayar hizmeti veren cihazların takibinin CMK m.135’e göre mi, yoksa m.134’e göre mi yapılacağı konusunda bir tartışma bulunduğu, uygulamada daha ziyade CMK m.134’ün kullanıldığı, ancak bilgisayarlar üzerinde arama ve elkoyma tedbirlerinin yapılması şekil ve şartlarını düzenleyen CMK m.134’ün de doğru kullanılmadığı, aramanın başlangıcında genel arama hükmü olan CMK m.127’den kararın alınarak, yapılan elkoymadan sonra içeriye müdahalede CMK m.134’e başvurulduğu, bunun hatalı bir yöntem olduğu,
Bir bütün olarak CMK m.134 ve bilhassa da bu maddenin 1. ve 2. fıkraları dikkate alındığında; akıllı cep telefonlarına elkoyulması dahil CMK m.134’ün tatbikinin gerektiği, akıllı olmayan ve eski olarak nitelendirilen cihazlar yönünden ise, CMK m.135’in tatbikinde tartışma olamayacağı, çünkü onların “bilgisayar” olarak nitelendirilemeyeceği ve bilişim sistemi içinde sayılamayacağı, internet üzerinden yapılan haberleşmelerin takibinde ise, bizce yasal bir boşluğun olduğu, bu bakımdan CMK m.134’ün ve m.135’in de yeterli olmadığı, ancak akıllı cep telefonlarına elkoyulmak suretiyle bu cihazların hırsızlık suçuna konu olduğundan bahisle CMK m.123’e ve m.127’e konu edilmediği, içeriklerine bakılması durumlarında, hem CMK m.134’den ve m.135’den kararlar alınması gerektiği, aksi halde akıllı cep telefonlarının bilişim aracı olarak değil de, akıllı cep telefonlarının haberleşme vasıtası olarak kullanıldığı hallerde sırf CMK m.134’den alınan kararın yeterli olamayacağı,
Dikkate alınmalıdır.
CMK m.135/5’de; şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi için, “mobil izleme” olarak da adlandırılan geleceğe dönük olarak, mobil telefonun yerinin hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararı ile belirlenmesi yöntemi kabul edilmiştir. Kanun koyucu bu tedbiri, eş zamanlı olarak şüphelinin veya sanığın bulunduğu yerin tespiti suretiyle yakalanabilmesi amacıyla koymuştur. CMK m.135/5’de düzenlenen tedbir şüphelinin veya sanığın yakalanmasına yönelik olup, mobil telefonun yerinin tespiti düzenlenmesinde, şüphelinin veya sanığın kullandığı mobil telefon dışında, mağdurların veya üçüncü kişilerin telefonlarının da bu madde kapsamında izlenebileceği kabul edilmiştir. Her ne kadar mağdurların yerlerinin belirlenmesinde sadece PVSK m.13/A’da çocuklar bakımından açık düzenleme var[8] ve CMK m.135’de yetişkin mağdurların bulunması bakımından açık düzenleme yoksa da, CMK m.135/5’in kullanılması yoluyla, yani şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi için takip edilen telefonlar arasında mağdurun ve üçüncü kişilerin telefonları da izlenebileceğinden, bu yöntemle mağdurun yerinin tespiti ve bulunması da mümkün olabilir.
CMK m.135/4-5’de yer alan süreler ileriye dönük olup, iletişimin denetlenmesi kararının süre yönünden tanıdığı yetki sınırlarını göstermektedir. Dolayısıyla iletişimin denetlenmesi yetkisi, 135. maddedeki azami sürelere bağlı olarak verilen hakimin kararındaki sürelerle sınırlı kullanılabilecektir. Bunun dışında; 135. maddede gösterilen sürelerin, “iletişimin tespiti” olarak adlandırılan, kimin kiminle, hangi baz istasyonundan, hangi tarih, hangi saat ve sürede görüştüğünü, muhaberatın içeriği öğrenilmeksizin geçmişe dönük olarak belirlenmesi ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Bu nedenle; 135. maddede belirtilen süreleri, hakim tarafından verilecek iletişimin denetlenmesi kararındaki yetki sınırı olarak anlamak, bunun dışında geçmişe dönük olarak iletişimin tespitine dair süre sınırları olarak kabul etmemek gerekir[9].
CMK m.135 kapsamında; şüpheli şahsa ait telefonun görüşme yaptığı tüm karşı numaraların dinlenerek, kayda alınan görüşmelerin yapıldığı anda bulunduğu baz istasyonlarının tespiti amacıyla, karşı numaranın sinyal bilgilerinin de değerlendirilmesine karar verilmesi ve telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sınırının şüpheli ve bu şekilde sanık tarafından kullanılan iletişim araçlarını aşacak şekilde genişletilmesi hukuka aykırı olacaktır. Gerek CMK m.135 ile m.137 ve gerekse Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirine ilişkin talepte bulunulması, kararların alınması ve tatbiki sırasında uyulacak usul ve esasları gösteren, 14.02.2007 tarihli ve 26434 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik hükümleri incelendiğinde, şüpheli ve sanık sıfatını taşımayan kişiler tarafından yapılan iletişimin ve iletişim araçlarının denetlenmesi tedbirine doğrudan doğruya veya dolaylı olarak başvurmak hukuka uygun kabul edilmeyecektir. Çünkü bu düzenlemelerde, ancak şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespit edilebileceği, dinlenebileceği, kayda alınabileceği, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceği öngörülmüştür. Bu sıfatları taşımayan kişilerin, doğrudan doğruya veya hakkında tedbir uygulanan bir şüpheli ya da sanık üzerinden iletişimlerinin denetlenmesi mümkün değildir. İletişimin denetlenmesi tedbirinin amacı, şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla yapmış olduğu iletişime ve kullandığı iletişim araçlarına yöneliktir. Şüpheli veya sanığın konuştuğu kişilerin iletişimini de özel bir gayretle ve kapsamı genişletmek suretiyle denetlemeye yönelik uygulamalar ve sonuçları, elbette CMK m.135’e aykırı olacak ve hukuka uygun kabul edilmeyeceklerdir[10].
Av. Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Buğra Şahin
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
----------
[1] https://tuncaybesikci.com/daraltilmis-baz-hikayesi/
[2] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/narin-guran-cinayeti-enes-guranin-avukatindan-yargitaya-daraltilmis-baz-raporu-itirazi-43023087
[3] https://www.aa.com.tr/tr/gundem/narin-guran-cinayetinde-daraltilmis-baz-calismasina-iliskin-ek-bilirkisi-raporu-dava-dosyasinda/3413465
[4] https://gazeteoksijen.com/turkiye/narin-guran-dosyasindaki-yer-tespitleri-hatali-mi-240041
[5] https://serbestiyet.com/roportaj/roportaj-adli-bilisim-uzmanlari-peksayar-ve-maziliguney-avrupada-abdde-narin-davasindaki-gibi-geriye-donuk-daraltilmis-baz-verisi-kullanildigini-hic-duymadik-190586/
[6] Yusuf Hakkı Doğan - Rifat Sagut, Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Suçu, 2. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2025, s.352-353
[7] Yusuf Hakkı Doğan - Rifat Sagut, a.g.e., s.351
[8] Yusuf Hakkı Doğan - Rifat Sargut, a.g.e., s.352-353
[9] Ersan Şen, Türk Hukuku’nda Telefon Dinleme - Gizli Soruşturmacı - X Muhbir, 6. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara, 2013, s.142
[10] Ersan Şen, a.g.e., s.91