I. Giriş
Bu yazımızda; Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu’nun 25.09.2025 tarihli ve 2020/31370 başvuru numaralı kararında, ByLock programının kullanıldığına dair tespitin, terör örgütü üyesi olma suçu açısından verilen mahkumiyet kararına dayanak delil olarak değerlendirilmesine ilişkin görüşünden bahsedilecektir.
II. Başvurunun Konusu ve Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PYD) üyesi olduğu şüphesi ile başlatılan soruşturmada; başvurucunun ByLock programını kullandığına, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketinde (Bank Asya) hesabının bulunup, bu hesap üzerinde 2014 yılı ve sonrasında bankacılık işlemleri gerçekleştirdiğine, anılan örgüt irtibatı nedeniyle kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikası’na (Aktif Eğitim-Sen) 01.07.2014-17.11.2015 tarihleri arasında üyeliği olduğuna ve başvurucunun çocuklarının aynı nedenle kapatılan F.E.K. okulunda öğrenim gördüklerine dair tespitlerde bulunulmuştur.
Başvurucu hakkında yapılan yargılamada Mahkeme; 07.12.2017 tarihinde, CGNAT kayıtları ve ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında tespit edilen veriler uyarınca, başvurucunun ByLock programını kullandığına ve Aktif Eğitim-Sen’e üye olduğuna dair olgulara dayanıp, terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sonucuna ulaşarak, 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
Başvurucu; ByLock programını örgütsel veya başka bir amaçla kullanmadığını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuş olup, başvurucunun istinaf talebi Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiştir. Yargıtay ise, Bölge Adliye Mahkemesinin kararını onamıştır.
Başvurucu, Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuruda özetle;
Mahkumiyet kararına gerekçe gösterilen ByLock deliline karşı savunmalarının değerlendirilmemesi nedeniyle adil/dürüst yargılanma hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının,
Ceza infaz kurumunda müdafii ile yaptığı görüşmelerin kısıtlanması, sesli ve görüntülü olarak kaydedilmesi ve görevli tarafından izlenmesi sebebiyle müdafi yardımından yararlanma hakkının,
Yasal haklarının hatırlatılmaması, iddianamenin özetinin okunması, aynı davada birden fazla kişiyle yargılanması ve kendisine savunma olanağı sağlanmaması nedenleriyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklardan yararlanma hakkının,
Ceza infaz kurumunda ailesiyle yaptığı konuşmaların dinlenmesi, gönderdiği mektupların ve müdafii ile yaptığı görüşmelerin kayıt altına alınması nedenleriyle özel hayata saygı hakkının,
Muhakeme sürecinde görev alan adli makamların bağımsız ve tarafsız olmamaları nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının,
Basın açıklamaları nedeniyle suçsuzluk/masumiyet karinesinin,
Dijital eşyasına elkoyulması nedeniyle mülkiyet hakkının,
Kendisi ve ailesine ait kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi ve kendisiyle benzer durumda olan farklı kişilerin yargılanmamaları nedeniyle adil yargılanma hakkı ile bununla bağlantılı olarak ayırımcılık yasağının,
İhlal edildiğine ilişkin iddialarda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi yaptığı inceleme neticesinde; ByLock deliline ilişkin değerlendirmeler yönünden Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve diğer ihlal iddiaları bakımından ise, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
III. Anayasa Mahkemesi’nin ByLock Deliline İlişkin Değerlendirmesi
Başvurucu; yargı mercilerinin mahkumiyet kararlarına esas aldıkları ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair kabullerine karşı, davanın esasına etkili olarak ileri sürdüğü itirazlarının değerlendirilmemesi nedeniyle adil/dürüst yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin değerlendirmesini; Anayasa m.36/1’de yer verilen “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” ve Anayasa m.141/3’de düzenlenen “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükümleri kapsamında yapmıştır.
Adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamında yer alan gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu yönden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkumiyet kararının gerekçesinde; EGM-KOM tarafından düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile başvurucunun kullandığı GSM hattına ilişkin CGNAT verileri uyarınca, FETÖ/PDY mensuplarının kullanımına sunulan ByLock iletişim programını “21915” User-ID numarası ile kullanmasına dayanılmıştır.
Anayasa Mahkemesi; Adnan Şen ([GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021) kararında, “Terör Örgütü Üyesi Olma Suçu” açısından verilen mahkumiyet kararında, ByLock programının kullanıldığına dair tespitin belirleyici delil olarak değerlendirilmesini “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi açısından ele almıştır. Bu kararda Anayasa Mahkemesi, ByLock’un yapısı ve kullanım amacı itibariyle örgütsel iletişime özgü bir sistem olduğunu ve bu nedenle kullanımının terör örgütü üyeliği suçunda yegane veya belirleyici delil olarak kabul edilmesinin kural olarak adil/dürüst yargılanma hakkına aykırı veya keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etmiştir.
Bununla birlikte İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM); Anayasa Mahkemesi’nin Ferhat Kara ve Adnan Şen kararlarından sonraki süreçte verdiği Yalçınkaya/Türkiye kararında, ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini geniş ve öngörülemez bir şekilde yorumlayarak, ByLock kullanımının silahlı terör örgütü üyeliği anlamına geldiğini tespit ettiklerini belirtmiş, bu kapsamda ulusal hukuktaki suçun yasal tanımına göre gerekli olan kastın varlığı ayrıca tespit edilmeksizin, ByLock programını kullanan kişilere doğrudan ve etkili bir şekilde objektif sorumluluk yüklendiği kanaatine varmıştır. Dolayısıyla İHAM; bu durumun suçun, özellikle de suçun manevi unsurlarının oluşup oluşmadığını değerlendirme gereği duymaksızın, terör örgütü üyesi olma suçunu, katı bir sorumluluk suçuna dönüştürme ve böylece iç hukukta açıkça belirtilen gerekliliklerden ayrılma etkisi oluşturduğu sonucuna ulaşmıştır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 271, 272). Bu konu, “21.11.2023 Tarihli Yargıtay Kararı Işığında ByLock’un Delil Kuvveti” başlıklı yazımızda detaylı şekilde ele alınmıştır[1].
İHAM’ın verdiği Yalçınkaya/Türkiye kararının, Yargıtay kararlarına etkisine değinen Anayasa Mahkemesi; Yargıtay’ın özellikle İHAM’ın Yalçınkaya/Türkiye kararından sonra verdiği kararlarda, yazışmalarında örgütsel içerik tespit edilemeyen sanıkların, ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanıp kullanmadıklarının ve örgüt yapılanmasına dahil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya koyulabilmesi için yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerine yer verdiğini belirtmiştir. Somut olayda ise bu değerlendirmenin yapılmadığını tespit eden Anayasa Mahkemesi, adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamında yer alan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
IV. Değerlendirme
Örgütsel iletişimin tespiti amacıyla kullanılan dijital veriler, hem adli ve hem de idari yargıda bir ispat aracıdır. Ancak bu verilerin değerlendirilmesi, temel hak ve hürriyetlerin ihlaline yol açmayacak şekilde usuli güvencelere tabi tutulmalıdır.
Öncelikle belirtmeliyiz ki; bir delilin “yegane”, “belirleyici” veya “tamamlayıcı”, “destekleyici” veya “yan” delil olup olmaması, onun ispat kuvveti, yani kanıt gücü ile ilgili olup, öncelikle delilin ceza şüphelinin veya sanığın lehine veya aleyhine ispat aracı olarak kullanılmaya elverişli olup olmadığının mahkeme tarafından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m.206/2 uyarınca denetimi yapılmalı, ortaya koyulan delilin hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edilmediği, sahte olmadığı, bozulmadığı, delille kanıtlanmak istenilen olayın karara etkisinin olduğu ve delili ortaya koyma talebinin davayı uzatmak amacına hizmet etmediğinin mahkemece tespiti yapıldıktan sonra delil ortaya koyulmalı, tartışılmalı ve değerlendirilmelidir. Ceza muhakemesinde maddi hakikate ve adalete ulaşmak amacıyla dosya ve suça konu fiille ilgili her şey delil olabilir; yeter ki deliller hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmiş, kirlenmemiş ve ilgili olsun (CMK m.217/2).
Anayasa Mahkemesi’nin 16.07.2025 tarihli ve 2022/86339 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; kriptolu haberleşme programlarının salt varlığı, idari tedbirler açısından kuvvetli bir karine teşkil edebilmektedir. Anılan kararda; “ByLock uygulamasının kullanıldığının ilgili yargısal mercilerce açıkça tespit edilmesi nedeniyle başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi bakımından diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.” denilerek bu durum teyit edilmiştir. Aynı kararda; bu tür tedbirlerin alınmasının, “Örgütün kamuda yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar kapsamında elzem olduğu” vurgulanmıştır.
Bununla birlikte, ceza yargılamaları açısından dijital materyallerin tek/yegane veya belirleyici delil olarak kullanılması durumunda, sanığın bu delillere karşı etkili bir şekilde itiraz edebilme, verilerin bütünlüğünü ve güvenilirliğini sınayabilme hakkı; adil/dürüst yargılanma hakkının, özellikle de “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerinin ayrılmaz bir parçasıdır.
ByLock gibi kriptolu haberleşme programlarının idari süreçlerde “irtibat” delili olarak kabul edilmesi, AYM tarafından milli güvenlik mülahazaları ile meşru görülmüştür[2]. Ancak bu kabul, delilin elde ediliş usulü ve doğruluğunun denetlenmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamında, dijital verilerin bütünlüğünün (hash değerleri) ve kullanıcı tespitinin (ID, IP, baz bilgisi uyumu) hatasız yapılması elzemdir. Danıştay 5. Dairesi’nin 01.11.2022 tarihli kararında görüldüğü üzere[3]; internet hattının başkası tarafından kullanıldığının tespiti gibi durumlarda delilin geçerliliğini yitirmesi, yargı denetiminin ne derece hayati olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla; dijital delillerin mutlak doğru kabul edilmeyip, savunma hakkı çerçevesinde çelişmeli yargılamaya konu edilmesi, “silahların eşitliği” ilkesinin bir gereğidir. Ayrıca, vicdani delil sisteminde ve CMK m.206/2 kapsamında bir delilin mutlak doğru ve iddiayı da CMK m.223/5 kapsamında kesin şekilde ispat ettiğini söyleyebilmek elbette mümkün değildir, çünkü bu süreçte mahkeme ve hakim, Anayasa m.138/1 ve CMK m.217/1 uyarınca karar verir.
Anayasa m.138/1’e göre; “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler”.
CMK m.217/1’e göre; “Hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir”.
ByLock veya benzeri bir uygulamanın yalnızca cep telefonuna indirilmesi, tek başına örgüt üyeliği için yeterli delil olarak kabul edilmemelidir. Bu durumun somut ve destekleyici başka kanıtlarla güçlendirilmesi gerekir. Özellikle bu programın kullanıcı tarafından hangi amaçla indirildiği ve kullanıldığı, terör örgütü mensupları ile iletişim kurmak için kullanılıp kullanılmadığı açık biçimde ortaya koyulmalıdır, yani haberleşme aracının örgütsel faaliyetler kapsamında kullanılıp kullanılmadığı değerlendirilmelidir.
Bu aşamadan sonra iletişim içeriklerinin incelenmesi önem taşır, çünkü bu içerikler; kişinin örgüt içindeki konumunu, yani kişinin yönetici mi, yoksa sıradan bir üye mi olduğunu belirlemeye yardımcı olur. Ancak görüşme içeriklerine ulaşılamadığı ve kişinin yönetici olduğuna dair başka bir delil bulunmadığı durumlarda, eğer ByLock’un örgüt içi iletişim amacıyla kullanıldığı tespit edilmişse; failin yönetici değil, örgüt üyesi olduğu sonucuna varılabilir.
Buna karşılık bazı görüşler, ByLock’un indirilip kullanılmasını örgüt üyeliğini gösteren bir kayıt veya kimlik belgesi olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşım, ceza sorumluluğunun gereğinden fazla genişletilmesine ve fiilin “şekli suç” olarak kabul edilmesine yol açabilecek niteliktedir[4].
İHAM tarafından 26.09.2023 tarihinde verilen Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararı kapsamında “ByLock” isimli haberleşme uygulamasının, silahlı terör örgütü olarak nitelendirilen FETÖ tarafından yalnızca kendi üyelerine özgü bir iletişim aracı olarak kullanıldığının kesin biçimde ortaya koyulamadığı ifade edilmiştir. Mahkeme; ByLock’un özel bir mesajlaşma uygulaması olduğunu kabul etmekle birlikte, bu programın örgütle bağlantısı bulunmayan kişiler tarafından da kullanılabildiğini, her ne kadar örgüt mensupları arasında yaygın olduğu tespit edilse de, bu durumun somut verilerle desteklenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca Mahkeme; tarafından yalnızca CGNAT (HIS) ve HTS kayıtları ile kolluk raporlarının örgüt üyeliğini ispat için yeterli olmayacağı, suçlamayı reddeden kişiler bakımından iletişim kurulan kişilerin kimliklerinin belirlenmesi, bağlantıların ortaya koyulması ya da mesaj içeriklerinin elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkeme, ByLock verilerinin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği konusuna değinmemiştir. İlgili kararın 259. paragrafında; ByLock’un sıradan bir ticari uygulama olmadığı ve kullanımının ilk bakışta belirli bir örgütsel yapıyla bağlantıya işaret edebileceği, ancak yine de başka delillerle desteklenmesi halinde hükme esas alınabileceği ifade edilmiştir.
Mahkeme kararında; ByLock verilerinin elde edilme yöntemlerinin hukuka uygunluğu tartışılmamış olsa da, bu tür verilerin değerlendirilmesinde CMK m.134 kapsamında bilgisayar sistemleri üzerinde arama ve inceleme hükümlerinin uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda; ByLock verilerinin bilgisayar ve dijital depolama incelemesi çerçevesinde ele alındığı, iletişimin denetlenmesine ilişkin hükümlerle bağlantılı olsa bile, esasen teknik inceleme faaliyeti olarak değerlendirildiği söylenebilir. Bu tür incelemelerde ilgili mevzuat hükümlerine uyulması gerektiği ve iletişimin tespiti için CMK m.135 hükümlerinin veya internet trafik verilerinin elde edilmesi için 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve Yönetmelik hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilmektedir. Ancak bu düzenlemelerin gerekleri yerine getirilerek delile ulaşıldığında, ByLock verilerinin hukuka uygun yöntemlerle elde edildiği sonucuna ulaşılabilecektir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi 21.11.2023 tarihli, 2023/17048 E. ve 2023/8966 K. sayılı kararında, İHAM’ın ByLock’a ilişkin değerlendirmelerini dikkate almış ve yalnızca bu uygulamanın telefonda bulunmasını örgüt üyeliği için yeterli görmemiştir.
Öte yandan, kovuşturma aşamasında delillerin ortaya koyulması; tarafların bu delillere erişebilmesini, inceleyebilmesini ve değerlendirebilmesini ifade eder. Bu durum; “silahların eşitliği”, “doğrudanlık” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri çerçevesinde adil/dürüst yargılanma hakkının bir gereğidir. Bu nedenle, sanık ve müdafiine delillere erişim ve bunları tartışma imkanı tanınmalıdır. Delilin aslı veya dijital kopyası dosyaya getirilemiyorsa, bu durum gerekçelendirilmeli ve delilin varlığını, güvenilirliğini ortaya koyan tutanak ve raporlar dosyaya eklenerek savunma tarafına açılmalıdır. Delilin gerçek ve güvenilir olması halinde yargılamada dikkate alınması mümkündür. Burada belirleyici olan, şüphenin somut delillerle ortadan kaldırılıp kaldırılmadığıdır.
Somut olay değerlendirildiğinde; ByLock’un tek başına/yegane veya belirleyici delil olduğu durumlarda, sanığın bu programı örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda indirdiği ve kullandığı ortaya koyulmalıdır. Aksi halde; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.30/1’de yer alan “esaslı hata” müessesesi yoluyla sanığa ceza verilmemesi veya “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği sanık hakkında beraat kararı verilmesi gündeme gelir.
Buna karşılık; sanığın örgütle bağlantısı başka delillerle de destekleniyorsa, ByLock uygulaması tek/yegane veya belirleyici delil olmaktan çıkıp, tamamlayıcı bir unsur haline gelir. Bu durumda uygulamanın örgütsel amaçla kullanıldığı kabul edilebilir ve mahkumiyet açısından destekleyici rol oynayabilir. Ayrıca iletişim içeriklerinin ve görüşme yapılan kişilerin tespiti, kişinin örgüt içindeki konumunun belirlenmesine katkı sağlar.
Ancak ByLock’un belirleyici delil olarak kabul edildiği durumlarda, bu delilin içeriğinde yer alan unsurların ve bu yolla ulaşılan veriler ile bilgilerin suçun ispatına katkı sunması aranmalıdır.
Kararın karşı oyunda ise; verilen mahkumiyet kararının yerinde olduğu, Anayasa m.36’da düzenlenen adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamında yer alan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşüne katılınmadığı ifade edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararının karşı oyuna göre; “Başvurucu hakkında terör örgütü üyeliğinin sübut bulduğunu kabul eden yerel mahkeme, somut olay kapsamında ByLock kullanımını ve diğer delilleri değerlendirmiş, kararını gerekçelendirmiş ve hüküm kurmuştur. Yerel mahkeme gerekçeli kararında ByLock delilleri yanında sendika üyeliği, çocukların öğrenim gördüğü okul gibi delilleri nazara aldığını belirtmiş olup, başvurucu hakkında mahkumiyet hükmü kurarken, tek ve belirleyici delil olarak ByLock deliline dayanmamıştır”.
Ancak belirtmeliyiz ki; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, verdiği kararda mahkumiyete dayanak gösterilen sendika üyeliği ve örgütle iltisaklı okullarda çocukların öğrenim görmesine ilişkin hususlara dair yerleşik Yargıtay içtihadına atıfla açıklamalarda bulunmuş ve bu hususların terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin bir delil oluşturmayacağı sonucuna varmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin ByLock deliline yaklaşımında ortaya koyduğu temel ilkeler; ceza yargılamasında mahkumiyetin ancak somut, denetlenebilir ve tartışılabilir delillere dayanması gerektiğinden, dijital verilerin ise bu kapsamda mutlak doğruluk atfedilerek değil, savunma hakkı çerçevesinde sınanarak değerlendirilmesi zorunluluğundan ibarettir. Yüksek Mahkeme; ByLock kullanımını kural olarak örgütsel iletişime özgü bir veri olarak kabul etmekle birlikte, bunun doğrudan örgüt üyeliği sonucunu yol açmayacağını, yani örgüt mensubiyeti için kimlik kartı sayılmayacağını, sanığın bu delile yönelik esaslı itirazlarının karşılanmaması halinde adil/dürüst yargılanma hakkının ihlal edileceğini söylemektedir.
AYM’nin yaklaşımı norm düzeyinde bir yetersizlikten ziyade, uygulamaya ve ispat faaliyetinin niteliğine yöneliktir. Bir başka ifadeyle sorun; yasal düzenlemeden değil, fiilin ve faille bağlantısının yeterince somutlaştırılamamasından kaynaklanmaktadır.
AYM; FETÖ/ByLock yargılamalarında salt teknik tespitlere dayalı, içerikten kopuk değerlendirmeleri yeterli görmemekte, ByLock programının indirilmesinin ve kullanılmasının örgütsel amaçla gerçekleştiğinin ayrıca ortaya koyulmasını aramaktadır, yani sırf ByLock programının indirilmesini yeterli görmemekte, örgütsel amaçla ve örgütün faaliyeti çerçevesinde kullanıldığının da tespitini aramaktadır.
Böylece; ByLock’un delil niteliğinin ve kullanılabilirliğinin gözardı edilmediği, örgütsel faaliyetlerde kullanıldığının tespiti halinde, örgüt içi gizli haberleşme aracına sahip olan failin ceza sorumluluğuna gidilebileceği, ByLock haberleşme programından veya yargılama kapsamında elde edilen delillerin de değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmalıdır. ByLock haberleşme ağının örgütün iletişim aracı kabul edildiği tartışmasızdır. Failin; ByLock özel haberleşme ağını, örgütsel faaliyetler için kurup kullandığı teknik olarak tespit edildiğinde ve elde edilen diğer delillerle de örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ortaya koyulduğunda, örgüt üyeliğinden ceza sorumluluğu gündeme gelecektir.
Prof. Dr. Ersan Şen
Stj. Av. Saliha Kara
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
----------
[1] Ersan Şen, Taner Akıncı, 21.11.2023 Tarihli Yargıtay Kararı Işığında ByLock’un Delil Kuvveti, 20.04.2024, https://www.hukukihaber.net/21112023-tarihli-yargitay-karari-isiginda-bylockun-delil-kuvveti, (Son Erişim Tarihi: 31.03.2026)
[2] Bkz. Anayasa Mahkemesi, 16.07.2025 tarihli, 2022/86339 başvuru No.
[3] Danıştay 5. Daire, 01.12.2022, 2018/5267 E., 2022/7858 K.
[4] Ersan Şen, ByLock,27.12.2022, https://www.hukukihaber.net/bylock, erişim tarihi: 31.03.2026