Danıştay'dan yapılan açıklama şöyle;
"Bazı basın yayın organlarında yayımlanan “Danıştay 5. Daire'den skandal karar: Kamikaze hâkim Metin Özçelik’in ihraç kararı iptal edildi” başlıklı haber nedeniyle kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla açıklama yapılması zorunluluğu doğmuştur.
Söz konusu habere konu edilen eski hâkim Metin Özçelik hakkında; 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bu kararlara karşı ilgili tarafından Danıştay 5. Dairesinde açılan dava, anılan Dairenin 14/04/2022 tarih ve E:2017/2325, K:2022/2209 sayılı kararında yer alan “… davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.” gerekçeyle reddedilmiş, anılan kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/04/2023 tarih ve E.2022/3843, K.2023/694 sayılı kararıyla söz konusu karar onanarak kesinleşmiş, böylece ilgilinin meslekten çıkarılması kesinleşmiştir.
Öte yandan, ilgili hakkında İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemdeki eylemleriyle ilgili olarak disiplin yönünden, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı açılmış ve kesinleşmiş iki dava daha bulunmaktadır:
İlgilinin, HSK 2. Dairesinin 21/01/2016 tarih ve E:2015/100, K:2016/30 sayılı meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Dairenin 19/04/2016 tarih ve 2016/208 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 20/02/2019 tarih ve 2019/125 sayılı kararına karşı açılan davada, Danıştay Beşinci Dairesince 26/10/2022 tarih ve E:2019/5353, K:2022/7696 sayılı kararla;“…davacının eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte bulunduğunun sübuta erdiği anlaşıldığından, dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/11/2024 tarih ve E:2023/2434, K:2024/2986 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
İlgilinin, HSK 2. Dairesinin 02/10/2018 tarih ve E:2016/76, K:2018/565 sayılı meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin 30/04/2019 tarih ve K:2019/399 sayılı kararına karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 05/02/2020 tarih ve E:2016/76, K:2020/19 sayılı kararına karşı açılan davada ise, Danıştay Beşinci Dairesince verilen 26/10/2022 tarih ve E:2020/4194, K: 2022/7698 sayılı kararla,“… davacının eylemlerini mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak niteliğinde bulunduğunun sübuta erdiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/11/2024 tarih ve E:2023/2435, K:2024/2987 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
Anılan habere konu edilen olayda ise, aynı kişinin İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemde, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi ile görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/762 sayılı Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) soruşturması olarak adlandırılan dosyasında; şüphelilerin terör örgütü kurdukları ve örgüte üye oldukları bahanesiyle yürütülen soruşturma sırasında, “Siyasal ve Askeri Casusluk”, “Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Örgüte Üye Olma” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” olmak üzere bazı suçları işledikleri iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 sayılı evrakında haklarında soruşturma yürütülen, 2015/39902 esas, 2015/3278 sayılı iddianameyle de 23/10/2015 tarihinde dava açılan kolluk amir ve memurları ile sivil kişi konumundaki şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde, planlı ve sistematik şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak hareket ederek mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte eylemlerde bulundukları iddialarıyla HS(Y)K tarafından disiplin soruşturması başlatılmıştır.
HS(Y)K tarafından yürütülen anılan disiplin soruşturması neticesinde; HSK 2. Dairesinin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı kararı ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi ile görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/762 sayılı Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) adlı soruşturma dosyasında, somut suç delilleri ve yeterli araştırma bulunmaksızın, soyut iddialar ve standart gerekçelerle çok sayıda kişi hakkında terör örgütü üyeliği kapsamında soruşturmalar yürütüldüğü; bu kapsamda siyasetçi, bürokrat, gazeteci, iş insanı ve akademisyenlerin iletişimlerinin dinlendiği, teknik takibe alındığı ve HTS kayıtlarının incelendiği, ayrıca üst düzey devlet yetkililerinin gizli kalması gereken görüşmelerinin de kayda alındığı, tedbir kararlarının yeterli hukuki gerekçe olmadan tekrar tekrar uzatıldığı ve hatta gerçek kişiler dışında dernek, vakıf, şirket ve belli adresler hakkında da teknik takip uygulandığı iddia edilerek, soruşturma sürecinde hukuka aykırı dinleme ve izleme faaliyetleri yapıldığı, bu kapsamda eski hâkim Metin Özçelik’in 3 kez iletişimin tespiti veya uzatılmasına ya da fiziki takibe karar verdiği, bu davranışının örgüt amaç ve gayesi doğrultusunda olduğu, hakim ve savcılık mesleğinin, örgüt yararına araç olarak kullanıldığı, söz konusu eylem ve davranışın mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu gerekçesiyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca disiplin yönünden meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
İlgilinin disiplin soruşturmasına konu anılan eylem ve davranışlarının aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmesi nedeniyle hakkında yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturması neticesinde, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/06/2021 tarih ve E:2016/2, K:2021/1 sayılı kararı ile ilgili hakkında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçunun unsurları oluşmadığından atılı suçtan Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin zincirleme şekilde izinsiz kaydedilmesi, suç uydurmak, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmak suçlarını işlediğine dair delil elde edilemediğinden CMK’nın 223/2-(e) maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine karar verilmiş, anılan karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2023 tarih ve E:2022/546, K: 2023/356 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir. Diğer taraftan, ilgili hakkında siyasi ve askeri maksatla casusluk ve devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklamak suçundan açılan kamu davasının Yargıtay 16. Ceza Dairesinin E:2016/2 sayılı dosyasından ayrılarak dairelerinin ayrı bir esasına kaydedilmesine karar verildiği, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin ve E:2021/17 sayılı dosyasında siyasal ve askeri casusluk ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeleri açıklamak suçlarından yargılamasının yapıldığı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/02/2025 tarih ve E:2021/17, K:2025/2 sayılı kararı ile anılan suçları işlediği sabit olmadığından, CMK’nın 223/2-(e) maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
İlgili tarafından, anılan disiplin soruşturması neticesinde verilen meslekten çıkarma cezasına yönelik yapılan yeniden inceleme talebi, HSK 2. Dairesi'nin 29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararı ile reddedilmiştir. İlgilinin bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da HSK Genel Kurulu'nun 27/09/2023 tarih ve E:2015/184, K:2023/1398 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bu kararlara karşı açılan ve söz konusu habere konu olan davada; Danıştay 5. Dairesinin 24/12/2025 tarih ve E:2023/23305, K:2025/15418 sayılı kararı ile disiplin soruşturmasına konu olan ve aynı zamanda suç teşkil eden eylemlerle ilgili olarak Yargıtay tarafından verilen beraat kararlarının kesinleştiği, davacının hâkim olarak görev yaptığı dönemde, sahip olduğu yargısal takdir hakkının sınırlarını aşarak örgütsel amaçlarla hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı, davacıya isnat edilen eylemlerin sübuta ermediği gerekçeleriyle iptal kararı verilmiş olup, söz konusu karar henüz kesinleşmemiştir.
Yukarıda da açıklandığı üzere; eski hâkim Metin Özçelik hakkında, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında 667 sayılı KHK uyarınca HS(Y)K tarafından, 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı meslekten çıkarma kararı verilmiş, bu karara karşı Danıştay 5. Dairesinde açılan dava neticesinde verilen ret kararı İdari Dava Daireleri Kurulunun onama kararıyla kesinleşmiştir. Ayrıca, ilgili hakkında İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemdeki eylemleriyle ilgili olarak disiplin yönünden, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca HSK 2. Dairesinin 21/01/2016 tarih ve E:2015/100, K:2016/30 sayılı ve 02/10/2018 tarih ve E:2016/76, K:2018/565 sayılı kararlarıyla ayrı ayrı meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, bu kararlara karşı Danıştay 5. Dairesinde açılan davalar neticesinde verilen ret kararları, İdari Dava Daireleri Kurulunun onama kararlarıyla kesinleşmiştir. Bu nedenle, ilgili kişi hakkında aynı zamanda suç teşkil eden önceki fiilleri nedeniyle 2802 sayılı Kanun’un 69. maddesi uyarınca HSK tarafından yürütülen disiplin soruşturması sonucunda verilen 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı meslekten çıkarma kararının Danıştay 5. Dairesince beraat kararları esas alınmak suretiyle iptal edilmiş olması, kişinin meslekten çıkarılmasına ilişkin daha önce verilmiş ve kesinleşmiş yargı kararları bulunduğu sonucunu değiştirmeyeceğinden, ilgili kişinin mesleğe iadesi hukuken mümkün bulunmamaktadır."
Danıştay Beşinci Dairesinin 24/12/2025 tarih ve E:2023/23305, K: 2025/15418 sayılı kararı
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2023/23305
Karar No : 2025/15418
DAVACI : Metin Özçelik
DAVALI : Hakimler ve Savcılar Kurulu / ANKARA
VEKİLİ : Av.
DAVANIN KONUSU : 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden incelenme talebinin reddine dair aynı Dairenin 29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararın ve bu karara yönelik itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 27/09/2023 tarih ve E:2015/184, K:2023/1398 sayılı kararının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, avukatı ile görüşerek savunma hazırlamak için ek süre istediği halde ek sürenin verilmediği, savunma hakkının kısıtlandığı, disiplin cezasına konu eylemleri nedeniyle ceza yargılamasının yapıldığı ve Yargıtay 16. Ceza Dairesinin E:2016/2, K:2021/1 sayılı kararı ile beraatine karar verildiği, dava konusu kararlarda disiplin suçunu nasıl işlediğine dair ve mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikteki hareketinin ne olduğuna ilişkin gerekçe yazılmadığı, suçlamanın kişiselleştirilmediği, yargı yetkisine giren konularda gözetim ve denetim yetkisinin bulunmadığı, hakimin verdiği karar nedeniyle hukuka aykırı şekilde cezalandırıldığı, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde nöbetçi hakimken 14 şüpheli hakkında 3 adet iletişimin tespiti kararını yargısal takdir kapsamında verdiği, farklı saiklerle veya herhangi bir örgüt talimatı ile karar verdiğine ilişkin tespit bulunmadığı, alınan kararlarda şüphelilerin kimlik numaraları, adresleri ve telefon numarasını kimin kullandığı bilgisinin bulunduğu, aynı soruşturmada 9 hakim ve cumhuriyet savcısının örgütle bağlantılı hareket etmediklerine karar verildiği, aynı nitelikteki karar nedeniyle bazı yargı çalışanlarının sorumlu tutulmamasının hukuka aykırı olduğu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği, bu mahkumiyet kararında suç tarihinin 30/04/2015 olarak belirtildiği, verdiği kararların 2011 yılına ilişkin olduğu gözetildiğinde suç işleme kastıyla hareket edilmediğinin açık olduğu, dava konusu kararların Anayasa'ya, AİHS'ne, Danıştay içtihatlarına aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Soruşturma evrakında silahlı terör örgütü faaliyetine ilişkin bir delil olmamasına rağmen bu yöndeki vasıflandırmaya bağlı kalarak kolluktan gelen talep yazılarında haklı ve ikna edici bilgi ve belgeler sunulamadığı halde muhatapların silahlı terör örgütüyle bağlantıları ilişkilendirilmeksizin, başka surette delil elde etme imkanının bulunup bulunmadığı yeterince irdelenmeksizin, soyut delillere dayanılarak talebe konu soruşturmanın tam olarak aydınlatılabilmesi, şüphelilerin tespiti ile suç delillerinin eksiksiz toplanabilmesi, grubun hiyerarşik yapısının deşifre edilerek faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, şüphelilerin suç delilleriyle birlikte yakalanabilmesi için başka türlü delil elde etme imkanın olmadığı ve suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu şeklindeki matbulaştırılan gerekçelerle, 3 kez iletişimin tespiti veya uzatılmasına karar verildiği, davacıya isnat edilen fiillerle ilgili olarak davacının lehine ve aleyhine olabilecek tüm delillerin toplanarak, raporda yer alan her bir iddia tek tek ve ayrıntılı bir şekilde delilleri ile desteklenerek ortaya konulduğu, davacının iddialarının aksine soruşturma kapsamında her hususun göz önünde bulundurularak raporun tanzim edildiği, davacıya soruşturma aşamasında usulüne uygun olarak tebligat yapıldığı, davacının savunmada bulunduğu, davacıya savunma yapması için hakkındaki tüm isnatların açık ve net bir şekilde bildirildiği, mevzuatın öngördüğü bütün olanaklar sağlanarak, yazılı savunmasını sunması için savunma hakkı yönünden her türlü imkânın verildiği ve yeterli sürenin tanındığı, aynı eylemde bulunan şahıslara aynı cezanın verilmesi gerektiğinin hatalı ve hukuka aykırı bir yaklaşım olduğu, her olayda şahıslar, eylemleri ve bu eylemlerin sonuçlarının ayrı ayrı kendi perspektifinde değerlendirilerek disiplin cezası uygulandığı, disiplin cezaları yönünden kıyas yapılmasının hukuki dayanağının bulunmadığı, hakimler ve savcılar hakkında verilecek disiplin cezaları bakımından ilgili hakkında ceza yargılamasının devam etmesi veya hakkında beraat kararı verilmesinin bağlayıcılığının bulunmadığı, davacının kendisine isnat edilen eylemleri, yargısal takdir kapsamında veya hataen değil, FETÖ/PDY terör örgütünün amaç ve menfaatleri uğruna, FETÖ/PDY terör örgütünün zihniyetine yarayacak bir bilinçten hareketle yerine getirdiği ve bu yönüyle, eylemlerinin, kamuoyu nezdinde hakimlik, savcılık mesleğinin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu, davanın reddi gerektiği ileri sürülmektedir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Dava dosyasının ve UYAP kayıtlarının incelenmesinden; dava konusu disiplin cezasının tesis edilmesinde belirleyici olan davacının İstanbul Hakimi olarak görev yaptığı dönemde meydana gelen olaylar ile ilgili olarak, aralarında davacının da bulunduğu kişiler hakkında açılan ceza davaları sonucunda, davacı hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmak suçlarını işlediği sabit olmadığından Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-(e) maddesi uyarınca beraatine
karar verildiği, anılan kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2023 tarih ve E: 2022/546, K:2023/356 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda, davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemin sebep unsurunu oluşturan ve anılan işleme esas alınan isnat edilen eylemlerin disiplin hukuku yönünden cezalandırılmasını gerektirecek her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delil olmadığından, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69/son hükmü uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemlerin iptali gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ: Dava; davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin kararına karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı İdarenin derdestlik itirazı yerinde görülmeyerek işin esası incelendi. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69.maddesinin 1. fıkrasında "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir." hükmü; anılan maddenin son fıkrasında da, "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükümlerine yer verilmiştir.
Hâkimlik ve savcılık mesleğini ifa eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerektiği, toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebinin, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı ve güvenden de kaynaklandığı, yargı görevini yerine getiren kişilerin, adaleti gerçekleştirdikleri kadar bunu görüntü olarak da sağlamalarının icap ettiği, yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği, hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile doğru orantılı olduğu, hâkimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarları olduğu, bu mesleğin saygınlığı ve onuru hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade ettiği, Hukuk Devletinin, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve saygınlığını korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumlu olduğu, bu nedenle, yasa koyucunun, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından, meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacının FETÖ/PYD örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda planlı ve sistematik biçimde bir organizasyonla hukuka aykırı eylemlerde bulunmaları nedeniyle mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görülen eylemleri sübut bulduğundan bahisle mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görülen eylemleri sübut bulduğundan bahisle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69' uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görüldüğünden meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği ve bu karara karşı açılan dava ve temyiz başvurularının reddedildiği, ceza davasında da aynı suçtan dolayı hüküm giydiği belirlenmiştir.
Dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte incelendiğinde, olayın tarihi, gelişim şekli gözönüne alındığında yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında görev gereklerine aykırı hareket eden ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu kabul edilerek 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY
Davacının İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemde; İstanbul TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/762 sayılı Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) Terör Örgütü kurdukları ve örgüte üye oldukları bahanesiyle yürütülen soruşturma sırasında, TCK’ nın 328. maddesinde belirtilen “Siyasal ve Askeri Casusluk”, TCK’ nın 314/1, 2 ve 312/1. maddelerinde düzenlenmiş “Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Örgüte Üye Olma” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” olmak üzere bazı suçları işledikleri iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 sayılı evrakında haklarında soruşturma yürütülen, 2015/39902 esas, 2015/3278 sayılı iddianameyle de 23/10/2015 tarihinde dava açılan kolluk amir ve memurları ile sivil kişi konumundaki şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak hareket ederek mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte eylemlerde bulundukları iddialarıyla disiplin soruşturması başlatılmıştır.
Disiplin soruşturması sonucunda düzenlenen 27/02/2018 tarihli soruşturma raporu ile davacının soruşturmaya konu fiilleri nedeniyle meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, anılan disiplin soruşturma raporunu değerlendiren Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı kararında; "... K. Y. tarafından, eşi H. A. Y.'ye ait olduğu iddiasıyla kollukta vermiş olduğu bir kısım belge ve dijital eşya ile ilgili yeterli araştırma yaptırılmaksızın, ifadelerde silahlı terör örgütüne işaret eden, cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinin varlığına, örgüt adına birlikte veya tek başına, nerede ve ne şekilde bir eylem gerçekleştirildiği veya gerçekleştirileceğine dair deliller, herhangi bir suç ve suç unsurunu çağrıştıracak maddi vakıalar ortaya konulmaksızın, iddiaların, CMK’ nın 135 ve 140. maddelerinde düzenlenmiş telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulanmasına imkân veren Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) Terör Örgütüne üye olmak, örgüt adına eylem ve faaliyetlerde bulunmak şeklinde vasıflandırarak başlattığı 3 yıldan fazla süredir derdest bulunan, siyasetçi, bürokrat, gazeteci, iş adamı, akademisyen gibi toplumun farklı kesimlerinde yer alan kişilerin iletişimlerinin tespiti ve kayda alınmasına, birçok kimsenin teknik araçlarla izlenmesine, suç tarihine kıyasla eski yıllara uzanan HTS raporlarının teminine, önceki tedbir kararına nazaran kesintinin gerçekleşmesine rağmen tekrar tekrar uzatma kararlarının verilmesine, sadece gerçek kişiler hakkında uygulanabilecek bir tedbir olmasına rağmen dernek, vakıf, şirket gibi kuruluşlarla belli adreslerin teknik araçlarla izlenmesine kadar uzanan, özellikle Başbakanlık, Bakanlıklar ve MİT gibi kritik yerlerde görevli bürokratların hedef şahıs yapılmak suretiyle kendilerinin ve iletişim araçlarını kullanan Başbakan, bakanlar, eski ve hâlen görevdeki milletvekilleri ile MİT Müsteşarı gibi devletin en üst yetkililerinin, ülke yönetimine ilişkin soruşturma konusuyla neden sonuç ilişkisi kurulamayan, gizli kalması gereken iletişimlerinin dinlenmesi ve kayda alınmasına zemin hazırlandığı, 2011/762 sayılı soruşturma evrakında; kolluktan gelen talep yazılarında haklı ve ikna edici bilgi ve belgeler sunulamadığı halde, muhatapların silahlı terör örgütüyle bağlantıları ilişkilendirilmeksizin, başka surette delil elde etme imkânının bulunup bulunmadığı yeterince irdelenmeksizin soyut delillere dayanılarak, talebe konu soruşturmanın tam olarak aydınlatılabilmesi, şüphelilerin tespiti ile suç delillerinin eksiksiz toplanabilmesi, grubun hiyerarşik yapısının deşifre edilerek faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, şüphelilerin suç delilleri ile birlikte yakalanabilmesi için başka türlü delil elde etme imkânın olmadığı ve suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu şeklindeki matbulaştırılan gerekçelerle; bununla birlikte, bazen önceki tedbir kararına kıyasla kesintinin gerçekleştiği nazara alınmaksızın, bazen de tedbirin kimin hakkında talep edildiği açıklanmaksızın, (...) bu meyanda, İstanbul Hâkimi Metin Özçelik'in 2011/762’de sayılı soruşturma dosyasında 3 kez İletişimin tespiti veya uzatılmasına ya da fiziki takibe karar verdiği
1) CMK 250. madde ile görevli İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimliğinin 01/08/2011 tarih ve 2011/2361 teknik takip sayılı, şüpheliler H. A., K. T., İ. K., K. Ö., G. Ş., H. B., K. A., E. G., C.Y. A. ve S. Ç.’ nin kullanmış oldukları telefon numaralarının ve e- posta adreslerinin iletişimlerinin 1. kez 3 ay süreyle tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına,
2) CMK 250. madde ile görevli İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimliğinin 01/08/2011 tarih ve 2011/2357 teknik takip sayılı, şüpheliler M. E., B. E. ve E. B.’nin kullanmış oldukları bildirilen yeni telefon numaralarının ve e-posta adreslerinin iletişimlerinin ilk tedbir kararının bitiş tarihi olan 08/10/2011 tarihine kadar tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına,
3) CMK 250. madde ile görevli 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimliğinin 01/08/2011 tarih ve 2011/2356 teknik takip sayılı, şüpheli O. A.’nın kullanmış olduğu bildirilen yeni e-posta adresinin iletişiminin ilk tedbir kararının bitiş tarihi olan 27/10/2011 tarihine kadar tespiti ve kayda alınmasına, dair kararlar verdiği... somut olayın, kolluk ayağında başlayan kurgusal süreç ve aşaması ile birlikte adliyede yürüyen işlemler zincirinde; bir dinleme halkası olmadan diğerine geçilemediğinden, bir kez tedbir talebinde bulunulmuş veya bir kez karar verilmiş olsa dahi, yukarıda anlatılan şekilde örgüt amaç ve gayesi doğrultusunda yapılmış olduğundan, bu zincirdeki bir davranışın, hâkim ve savcılık mesleğinin, örgüt yararına araç olarak kullanıldığı anlamına geldiği, 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrasında "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükmüne yer verildiği, ilgililerin yargı etik kurallarına uygun düşmeyen davranışları ile adalete olan güveni sarstıkları, hukuk zemininde kalmayan eylemleri ile adalet ülküsü dışında hareket ettikleri, adalet duygusu gözetmeden, FETÖ/PDY terör örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda amaçlar güderek yürüttükleri soruşturmalar ve aldıkları kararlar ile, yargısal yetkilerini, karşıt gördüklerini yok etme amacıyla kullandıkları, bu durumun, toplumsal barış, huzur ve güveni olumsuz etkilediği, yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırdığı, adı geçenlerin söz konusu eylem ve davranışlarının mesleğin şeref ve onuru ile memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu, dijital KHK ihraç dosyaları, dosya inceleme tutanağı, iddianame ve takipsizlik kararları, yukarıda gösterilen deliller ve tüm dosya mündericatından anlaşıldığı" belirtilerek davacının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından, meslekten çıkarma cezasına yönelik yeniden inceleme talebi Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi'nin 29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Davacının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun 27/09/2023 tarih ve E:2015/184, K:2023/1398 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bakılan dava, davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ikinci Dairesi'nin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı kararının, bu karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin 29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararının ve bu karşı yapılan itirazın reddine ilişkin 27/09/2023 tarih ve E:2015/184, K:2023/1398 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.
Diğer taraftan, davacının, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de aynı Kurul tarafından 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin söz konusu kararların iptali istemiyle açılan davanın Dairemizin 14/04/2022 tarihli ve E:2017/2325, K:2022/2209 sayılı kararı ile; "...davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği..." gerekçesiyle reddedildiği ve anılan kararın temyiz incelemesi sonucunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/04/2023 tarihli ve E:2022/3843, K:2023/694 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
Davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarih ve E:2015/3, K.2017/3 sayılı kararı ile mahkumiyetine karar verildiği, bu kararın temyiz incelemesinde onanarak kesinleştiği görülmüştür.
Öte yandan davacının, dava konusu işlemlerde esas alınan eylemlerine ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesinin (ilk derece) E:2016/2, sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda, 30/06/2021 tarih ve K:2021/1 sayılı kararı ile, davacı hakkında, Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçunun unsurları oluşmadığından atılı suçtan CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin zincirleme şekilde izinsiz kaydedilmesi, suç uydurmak, suç delillerini gizleme, yok etme veya
değiştirme, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmak suçlarını işlediğine dair delil elde edilemediğinden Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-(e) maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine karar verildiği, anılan kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2023 tarih ve E:2022/546, K: 2023/356 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği görülmüştür.
Ayrıca, davacı hakkında siyasi ve askeri maksatla casusluk ve devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklamak suçundan açılan kamu davasının Yargıtay 16. Ceza dairesinin (ilk derece sıfatıyla) E:2016/2 sayılı dosyadan ayrılarak yargılamasının dairelerinin ayrı bir esasına kaydedilmesine karar verildiği ve Yargıtay 3. Ceza Dairesinin (İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla) 2021/17 esas sayılı dosyasında siyasal ve askeri casusluk ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeleri açıklamak suçlarından yargılamasının yapıldığı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/02/2025 tarih ve E:2021/17, K:2025/2 sayılı kararı ile davacının anılan suçları işlediği sabit olmadığından Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-(e) maddesi uyarınca beraatine karar verildiği görülmüştür.
İLGİLİ MEVZUAT
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Disiplin Cezaları" başlıklı 62. maddesinde, hâkim ve savcılara, sıfat ve görevleri gereklerine uymayan hal ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre Hâkimler ve Savcılar Kurulunca, uyarma, aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesini durdurma, derece yükselmesini durdurma, yer değiştirme ve meslekten çıkarma cezalarından birinin verileceği düzenlenmiştir.
Anılan Kanun'un "Meslekten Çıkarma Cezası" başlıklı 69. maddesinin 1. fıkrasında; "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir." şeklinde tanımlanmış, son fıkrasında da; "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, kamu görevlilerinin özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi, kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme de sahiptirler.
Bu tür eylemlerde bulunduğu iddia edilen kamu görevlilerinin disiplin cezası ile cezalandırılabilmeleri için cezayı gerektiren tutum ya da davranışın ilgilisi tarafından
işlenilmiş olduğunun kesin ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde saptanması, haklarında açılacak disiplin soruşturmasında disiplin cezasına neden olan maddi vakıanın ve dolayısıyla suçun sabit olup olmadığı hususunun tespit edilmesi ile mümkündür.
Uyuşmazlıkta, olay tarihinde İstanbul hakimi olarak görev yaptığı döneme ilişkin olarak, İstanbul TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/762 sayılı Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) Terör Örgütü kurdukları ve örgüte üye oldukları bahanesiyle yürütülen soruşturma sırasında, TCK’nın 328. maddesinde belirtilen “Siyasal ve Askeri Casusluk”, TCK’ nın 314/1, 2 ve 312/1. maddelerinde düzenlenmiş “Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Örgüte Üye Olma” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” olmak üzere bazı suçları işledikleri iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 sayılı evrakında haklarında soruşturma yürütülen, 2015/39902 esas, 2015/3278 sayılı iddianameyle de 23/10/2015 tarihinde dava açılan kolluk amir ve memurları ile sivil kişi konumundaki şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak hareket edildiği iddiasıyla başlatılan soruşturma sonucunda hazırlanan 27/02/2018 tarihli soruşturma raporunda; aralarında davacının da bulunduğu ilgililerin; silahlı terör örgütü faaliyetine ilişkin bir delil olmamasına rağmen bu yöndeki vasıflandırmaya bağlı kalarak, Kolluk ve Cumhuriyet Başsavcılığından gelen talep yazılarında haklı ve ikna edici bilgi ve belgeler sunulamadığı halde, muhatapların silahlı terör örgütüyle bağlantıları ilişkilendirilmeksizin, başka surette delil elde etme imkanının bulunup bulunmadığı yeterince irdelenmeksizin soyut delillere dayanılarak, talebe konu soruşturmanın tam olarak aydınlatılabilmesi, şüphelilerin tespiti ile suç delillerinin eksiksiz toplanabilmesi, grubun hiyerarşik yapısının deşifre edilerek faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, şüphelilerin suç delilleri ile birlikte yakalanabilmesi için başka türlü delil elde etme imkanın olmadığı ve suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu şeklindeki matbulaştırılan gerekçelerle; bu meyanda davacının 2011/762’de sayılı soruşturma dosyasında 3 kez İletişimin tespiti veya uzatılmasına ya da fiziki takibe karar verdiği,
diğer taraftan davacı ve diğer ilgililer hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesinin soruşturma ve kovuşturma izni ve Hakimler ve Savcılar Kurul Başkanının oluru ile başlatılan soruşturma sonucunda Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı HSYK Soruşturma Bürosunun 31/03/2016 tarih ve 2015/3 soruşturma, 2016/1 Esas, 2016/1 iddianame numarasıyla düzenlemiş olduğu iddianameyi inceleyen Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi 19/07/2016 tarih, E:2016/94, E:2016/198 Karar sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla, Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya teşebbüs, suç uydurmak, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin zincirleme şekilde izinsiz kaydedilmesi, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmak suçlarından yapılan yargılama neticesinde Yargıtay 16. Ceza dairesinin (ilk derece sıfatıyla) 30/06/2021 tarih ve E:2016/2 K:2021/1 sayılı kararında özetle; suç tarihi ve öncesinde CMK 250. maddesiyle görevli İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan davacı sanığın 2011/762 nolu soruşturma dosyasında haklı ve ikna edici belgeler sunulmadığı halde katılan ve mağdurları silahlı terör örgütü ile ilişkilendirerek yapılan talepler üzerine nöbetçi hakim olarak görev yaptığı tarihlerde 3 kez iletişimin tespiti, kayda alınmasına ve teknik araçlarla izlenmesine karar verdiği ve Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığının 30.05.2015 tarihli ve 45599763.56586 sayılı yazısında sanığın paralel devlet yapılanması kapsamında örgütlü bir şekilde hareket ettiğine ve örgütle bağlantılı olduğuna dair iz ve emarelerin bulunduğuna dair yazıya dayanılarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu ve atılı diğer suçları işlediği iddia edildiği, davacının üzerine atılı Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanmak, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin izinsiz şekilde kaydedilmesi, suç delillerini gizlemek, suç uydurma suçlarını işlediğine dair mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığından ayrı ayrı beraatine karar verildiği, davacı sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olup olmadığı hususuna ilişkin olarak; MİT Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı ve HSYK Genel Sekreterliğine yazılan müzekkerelere verilen cevapta, sanığın ByLock kullandığı, tespit değerlendirme tutanağının geldiği, 126643 ID numarası olduğu, ayrıca dosyada etkin pişmanlıkta bulunan D. A. G.'nin beyanında; İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesine atandığında, sohbet imamı C. G.'ye bizden iyi bir hakim var mı diye sorduğunda, sanık Metin Özçelik'i söylediğini, böylece
sanığın örgüt üyesi olduğunu anladığını belirttiği, ayrıca yine etkin pişmanlıkta bulunan M. H.'nin sanığın örgüt üyesi olduğunu belirttiği ve örgütün A takımından olduğunu söylediği, tanık Ç. S.'nin de sanığı 26. dönem hakim adayları albümünden teşhis ederek, üniversite yıllarında İzmir'de cemaat toplantılarından tanıdığını belirttiği, yine tanık A. Ş.'nin de 2011 yılına kadar örgütte kaldıktan sonra ayrıldığını, sanık Metin'i fakülteden arkadaşı olması nedeniyle örgüt üyesi olduğunu belirttiği, toplanan tüm bu delillerden sanığın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğu anlaşılmışsa da, sanık Dairelerinin 2015/3 esas 2017/3 karar sayılı dosyasında FETÖ/PDY terör örügtü üyeliğinden cezalandırılmış olduğundan, bu dosyadaki suç tarihinin ve suç delillerinin önceki dosya ile aynı olduğu anlaşılmakla, sanık hakkında FETÖPDY terör örgütü üyeliğinden açılan kamu davasının kesin hüküm nedeniyle reddine karar verildiği, anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2023 tarih ve E:2022/546, K: 2023/356 sayılı kararında özetle; Kamuoyunda Selam Tevhid soruşturması olarak bilinen dosyada talepleri bulunan Cumhuriyet savcısı ve kararları bulunan hakimler hakkında yapılan inceleme ve soruşturmada dosya sanıklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olduklarına ilişkin iz ve emarelerin bulunduğuna yönelik Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığınca gönderilen 28/11/2015 ve 30/05/2015 tarihli cevabî yazıları da gözetilerek kamu davası açıldığı ve sanıkların silahlı terör örgütüne üye olma suçunun yanında iletişimin tespiti karar ve talepleri uyarınca atılı suçlar nedeniyle cezalandırılmaları talep edilmiş ise de; cezalandırılması talep edilen sanıklar dışında başkaca hakim ve savcıların da benzer mahiyette kararlarının bulunması, sanıkların kastları şüphe oluşturmakla birlikte cezalandırılmaları için yeterli kanaati oluşturmaması, dinlemelerin bizzat yapılmaması, dosya kapsamında tapelerin bulunmaması, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilgi Teknolojileri Şube Müdürlüğünün 06/04/2015 tarihli ve 20150331095011557611 sayılı yazısında dinleme işleminin kişilerin özel hayatına yaptığı etki ve mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, dinleme işlemlerinin Teknik Büro Amirliği dışında hiçbir yerde yapılmaması yönünde yasal zorunluluk bulunmasına rağmen bir tanesi Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere birçok farklı yerden dinleme işleminin gerçekleştirilmesi, İstanbul 1 No'lu TMK Hâkimliğinin 10/02/2014 tarihli ve 2014/167 talimat numaralı kararına istinaden görevlendirilen adli bilişim uzmanları tarafından HP Marka DL580G7 model sunucunun (server) alınan imajı üzerinden 25/02/2014 tarihinde sunucu (server) içerisindeki veriler hakkında tanzim edilen rapor içeriğine göre, TibNET programı kullanıcılarının yapmış olduğu işlemlerin log kayıtlarına ait verilerin tablo içerisinde yer aldığı ancak programın kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren kesintisiz olarak bulunması gereken log kayıtlarının 22/01/2014 tarihinde saat 03.14 itibarıyla ile başladığının ve bu tarihten önceki log kayıtlarının sunucularda (server) bulunmaması, sanıkların talep ve karar dışında atılı suçlara ilişkin olarak özellikle suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıkların kolluk güçlerinin sunduğu maddi delillere istinaden iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik takip yapılması yönünde talepte bulunmaları, suç tarihinde hakim olan ve bu yönde karar veren sanıkların iletişimin tespiti sırasında kimin kim ile konuştuğuna ve hangi konuşmaların TAPE hâline getirildiğine dair bilgilerinin olmaması hususları hep birlikte değerlendirilerek, şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca, gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı, yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına geleceği belirtilerek sanık Metin Özçelik, hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini, gizleme, yok etme veya değiştirme suçları yönünden verilen beraat kararlarının onanmasına karar verildiği görülmüştür.
Ayrıca, dava konusu işlemlere esas alınan eylemler nedeniyle Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme, Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından yapılan ceza yargılamasında Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/02/2025 tarih ve E:2021/17, K:2025/2 sayılı kararında "...Bahse konu soruşturma dosyalarının 2010 ve 2011 yıllarında açıldıkları, Emniyet Genel Müdürlüğünün 26/05/2017 tarihli bilgi notunda da; Kudüs Ordusu (Selam Tevhid) örgütünün yargı kararlarıyla terör örgütü olarak kabul edildiği, 1990'lı yıllarda yaşanan pek çok sansasyonel cinayet olayına adının karıştığının belirtildiği, bu nedenle soruşturmalar kapsamında görev alan hakim ve savcıların bir terör örgütü hakkında dinleme ve teknik takip kararları verdiklerini nitelendirerek bu şekilde kararlara imza atmış olabileceklerinin Dairemizce değerlendirildiği, söz konusu soruşturma dosyalarını şekillendiren, dinleme ve teknik takip kararı alınacak kişilerle ilgili talep yazılarını hazırlayan ve bu dinleme ve teknik takip kararlarını icra eden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli emniyet personeli olan sanıklar hakkındaki dava dosyasında (Dairemizin 2022/39808 temyiz esas numarasına kayıtlı) yapılan inceleme sonucunda; soruşturmayı yapan kolluk birimlerince söz konusu dinleme, tespit ve takiplerde usul hükümlerine aykırı olarak tedbire konu kişilerin genellikle kimlik bilgilerine yer verilmediği, bazen soyadı yazılmaksızın sadece ismin, bazen pasaport numarasının yazıldığı, kimi zaman da dinlenecek kişilerin x,y,z şeklinde ifade edildiğinin görüldüğü, söz konusu kolluk personelinin eylemi TCK'nın 328 inci maddesi kapsamında kalsa da bu kolluk görevlileriyle dosyamız sanıkları arasında herhangi bir bağlantı tespit edilemediği, kolluk görevlilerinin dinlenilecek ya da takip edilecek kişi ve yerleri belirledikten sonra bu kapsamda talepler hazırlayıp, dosyalarda görev alan hakim ve savcılardan Selam Tevhid terör örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik çalışmalar kapsamında bu taleplere yönelik kararları aldıklarının Dairemizce değerlendirildiği, dosyamız sanıklarının kolluk görevlileriyle işbirliği içinde bu kararlara imza attıklarına dair her türlü şüpheden uzak, kesin kanıya varılamadığı, etkin pişmanlık kapsamında beyanlarda bulunan sanık D. A. G.'nin anlatımlarının da bu durumu doğruladığı, yine dosya kapsamında sanıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün talimatıyla söz konusu soruşturmada görev alıp kararlara imza attıklarına dair de herhangi bir delil, bilgi, belge ve beyan tespit edilemediği, ilgili soruşturma dosyalarında görev aldıkları halde haklarında herhangi bir dava açılmayan ve görevlerine halen devam eden hakim ve Cumhuriyet savcıları ile haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan dava açıldığı halde beraat kararları alan ve bu kararları kesinleşen sanık hakim ve Cumhuriyet savcılarının da bu durumu doğruladıkları anlaşılmakla; sanıkların üzerlerine atılı Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme (TCK 328. Md.) ve Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama (TCK 330. md.) suçlarını işlediklerine ilişkin her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetlerine yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle, yüklenen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı..." gerekçesiyle CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca davacının beraatine karar verildiği görülmüştür.
Bu itibarla; ceza kovuşturması neticesinde disiplin soruşturmasına esas eylemleri nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçunun unsurları oluşmadığından atılı suçtan CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, suç uydurmak, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin zincirleme şekilde izinsiz kaydedilmesi, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmak, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme, Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-(e) maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat kararı verilen ve anılan beraat kararlarının Yargıtay incelemesi sonucunda onararak kesinleşen davacının, yalnızca FETÖ ile irtibatı veya iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılması hususunun, nöbetçi hakim olarak FETÖ/PDY'nin amacı doğrultusunda hareket ederek karar verdiğini ortaya koymakta yeterli olamayacağı, FETÖ kumpası olduğu konusunda şüphe bulunmayan soruşturmaya konu dosyalarda arzulanan kararların alınması için talep yazılarını hazırlayan Jandarma İstihbarat Personeli ile birlikte fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiğine yönelik davalı idare tarafından somut bir tespit sunulmadığı, bir başka ifadeyle Hakim olarak görev yapan davacının yargısal görev ve takdir yetkisini kullanırken yanılma ihtimalinin de bulunduğu, sahip olduğu yargısal takdir hakkının sınırlarını aşarak örgütsel amaçlarla hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı anlaşıldığından, davacıya isnat edilen eylemlerin sübuta ermediği ve bu haliyle davacının meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka uygunluk bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı kararı ile bu karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin 29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararının ve bu karara yönelik itirazının reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 27/09/2023 tarih ve E:2015/184, K:2023/1398 sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının İPTALİNE,
2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve bakılan dava iptal kararı ile sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 1.787,25-TL yargılama giderinin davalı idareden alınmasını temin amacıyla müzekkere yazılmasına,
3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 24/12/2025 tarihinde, oyçokluğuyla karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
( X ) K A R Ş I O Y :
I- DAVANIN KONUSU-MADDİ OLAY
Dava, üç yıldan fazla süredir derdest bulunan bir adli soruşturma kapsamında, sözde
Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) Terör Örgütüne üye olmak, örgüt adına eylem ve
faaliyetlerde bulunmak şeklinde vasıflandırarak başlatılan siyasetçi, bürokrat, gazeteci, iş
adamı, akademisyen gibi toplumun çok geniş ve farklı kesimlerinin dahil edilerek yürütülen
ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Bakanlar, Milletvekilleri ve MİT Müsteşarı gibi üst düzey
devlet yöneticilerinin de iletişimlerinin tespiti ve kayda alınmasına karar verilen dosya
kapsamında davacı Metin Özçelik'in, İstanbul Hakimi olarak görev yaptığı dönemde usulsuz
bir şekilde 3 kez iletişimin tespiti, kayda alınması ve uzatılmasına ya da fiziki takibe karar
verdiği, planlı ve sistematik bir organizasyonun parçası olarak gerçekleştirildiği bu
eylemlerinin hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve
itibarını bozacak nitelikte olduğu gerekçesiyle, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun
69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin
Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926
sayılı kararı, bu karara karşı yapılan yeniden incelenme talebinin reddine dair aynı Dairenin
29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararı, bu karara yönelik itirazının
reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 27/09/2023 tarih ve
E:2015/184, K:2023/1398 sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır.
II- İLGİLİ MEVZUAT
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Haberleşme hürriyeti başlığını taşıyan 22.
maddesinde;
“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın
korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya
birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı
olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri
bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı
yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde
açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.” hükümlerine yer
verilmiştir.
2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun Yetkiler
başlığını taşıyan 6. maddesinde;
“...(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan görevlerin
yerine getirilmesi amacıyla Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen temel niteliklere ve
demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı halinde Devlet güvenliğinin
sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, Devlet sırrının ifşasının tespiti ve
terörist faaliyetlerin önlenmesine ilişkin olarak, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde Teşkilat Başkanı veya yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon
yoluyla yapılan iletişim tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda
alınabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, yirmidört saat içinde
yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir.
Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır.
Bu halde dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir
tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir. Bu
işlemler, MİT tarafından kurulan merkez veya 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve
Selahiyet Kanununun ek 7 nci maddesinin onuncu fıkrası hükmüne göre kurulan merkez
tarafından yürütülür. (Değişik son cümle: 4/5/2007-5651/12 md.) 4/12/2004 tarihli ve 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (14)
numaralı alt bendi kapsamında yapılacak dinlemeler de bu merkezler üzerinden yapılır.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.; Değişik üçüncü fıkra: 17/4/2014-6532/3 md.) Yetkili ve
görevli hâkim, Ankara ağır ceza mahkemesinin üyesidir.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak
kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısını
tespite imkân veren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire
başvurulmasını gerektiren nedenler belirtilir. Kararlar, en fazla üç ay için verilebilir; bu süre
aynı usûlle üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa uzatılabilir. Ancak, casusluk
faaliyetlerinin tespiti ve terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin
olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim üç aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit
defalar uzatılmasına karar verebilir...” hükümlerine yer verilmiştir.
2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun Ek 7. maddesinde;
“Polis, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel
güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere,
ülke seviyesinde ve sanal ortamda istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar,
değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat
kuruluşlarıyla işbirliği yapar.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/1 md.) Birinci fıkrada belirtilen görevlerin yerine getirilmesine
yönelik olarak, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun, casusluk
suçları hariç, 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı suçlar ile bilişim suçlarının işlenmesinin önlenmesi amacıyla hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Emniyet Genel Müdürünün, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi
Başkanının veya bilişim suçlarıyla sınırlı olmak üzere bilişim suçları ile ilgili daire başkanının
yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim veya internet bağlantı adresleriyle
internet kaynakları arasındaki veri trafiği ile iletilen veriler tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal
bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen
yazılı emir, yirmidört saat içinde yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını
en geç kırk sekiz saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar
verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır. Bu halde dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç
on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz
edilmek üzere muhafaza edilir.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/1 md.; Değişik fıkra: 27/3/2015-6638/5 md.) Yetkili ve görevli
hâkim, Ankara ağır ceza mahkemesi üyesidir.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/1 md.) Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak
kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları, ilgili internet bağlantı
adresi veya bağlantıyı tesbite imkân veren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türü,
kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren nedenler belirtilir. Kararlar, en fazla
üç ay için verilebilir; bu süre aynı usûlle üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa
uzatılabilir. Ancak, terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin
olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim üç aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit
defalar uzatılmasına karar verebilir...” hükümlerine yer verilmiştir.
2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu Ek 5. maddesinde;
“Jandarma, bu Kanunun 7 nci maddesinin (a) bendine ilişkin görevleri yerine getirirken
önleyici ve koruyucu tedbirleri almak üzere, sadece kendi sorumluluk alanında 4.12.2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun, casusluk suçları hariç, 250 nci
maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı suçların işlenmesinin önlenmesi
amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Jandarma Genel
Komutanı veya istihbarat başkanının yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan
iletişimi tespit edebilir, dinleyebilir, sinyal bilgilerini değerlendirebilir, kayda alabilir.
Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, yirmidört saat içinde yetkili ve
görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını en geç kırk sekiz saat içinde verir. Sürenin
dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır. Bu
halde dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla
tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir. Bu işlemler,
4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun ek 7 nci maddesinin
onuncu fıkrası hükmüne göre kurulan merkez tarafından yürütülür. 5271 sayılı Kanunun 135
inci maddesi kapsamında yapılacak dinlemeler de bu merkez üzerinden yapılır.[27]
(Değişik ikinci fıkra: 27/3/2015-6638/6 md.) Yetkili ve görevli hâkim, Ankara ağır ceza mahkemesi üyesidir.
Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü,
kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodundan
belirlenebilenler ile tedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren
nedenler belirtilir. Kararlar, en fazla üç ay için verilebilir; bu süre aynı usûlle üçer ayı
geçmeyecek şekilde en fazla üç defa uzatılabilir. Ancak, terör örgütünün faaliyeti
çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim üç
aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir...”
hükümleri yer almaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan
İletişimin Denetlenmesi başlığındaki beşinci bölümünün İletişimin tespiti, dinlenmesi
ve kayda alınmasını düzenleyen 135. maddesinde;
“(Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada,
suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka
suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde
sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın
telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri
değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim,
kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki
cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)
(2) (Ek: 21/2/2014–6526/12 md.) Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir
kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge
veya rapor eklenir.
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar
derhâl yok edilir.
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir
uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını
tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki
ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.)
Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde,
hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı
geçmemek üzere uzatılmasına karar verebilir.
(5) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit
edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin
süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir.
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin
tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde
Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda,
yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü,
telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi
belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat
içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin
dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir...”
hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun meslekten çıkarma cezası başlığını
taşıyan 69. maddesinin son fıkrasında ; “...Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil
suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve
memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma
cezası verilir.” hükmüne yer verilmiştir.
III- HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Hakimlerin İletişimin Denetlenmesine İlişkin Mevzuattan Doğan Sorumlulukları
Hukuk sistemimizde haberleşme hürriyeti ve haberleşmenin gizliliği kural olarak
benimsenmiş ve güvence altına alınmıştır. Bu kuralın istisnaları, sınırları, esas ve usulleri de
yine yasalarımızla belirlenmiştir.
İletişimin denetlenmesi; kişilerin iletişiminin teknik/teknolojik vasıtalarla tespit edilmesi, gizli
bir şekilde dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesidir. İletişimin
denetlenmesine uygulamada "teknik takip" de denilmektedir. İletişimin denetlenmesi,
teknolojik gelişmelere paralel olarak çeşitli biçimlerde de uygulanabilir.
Yukarıda yer verilen mevzuat çerçevesinde, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet veya
Jandarma teşkilatı idari bir tedbir olarak suçun önlenmesi amacıyla henüz adli soruşturma
ve kovuşturma aşamasına geçmeden iletişimin denetlenmesi idari tedbirine
başvurabilmektedir. Veya bir suç dolayısıyla yargı makamlarınca yürütülen soruşturma ve
kovuşturma aşamasında da sanık veya şüphelinin iletişimi denetlenebilmektedir. Her
durumda da hakim kararı bulunması zorunludur.
İletişimin Denetlenmesi Tedbirinin Uygulama Şekilleri
1-İletişimin Tespiti:
İletişimin tespiti belli bir telefon numarasından kimlerin ne zaman arandığı, konuşmanın ne
kadar süreyle yapıldığı (HTS kaydı), elektronik posta yoluyla kimlerle iletişim kurulduğu
hususlarının tespit edilmesidir. İletişimin tespiti, iletişimin içeriğine müdahale etmeden
iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama, arama süresi, yer
bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemlerden oluşmaktadır. İletişimin
tespiti geçmişe yöneliktir. Kişinin geçmişte özgür iradesiyle yapıp bitirdiği iletişimine dair
harici bilgilerinin tespitidir.
2-İletişimin dinlenmesi ve kaydedilmesi:
Uygulamada iletişimin dinlenmesi ve yazıya dökülmesi suretiyle oluşturulan “tape”, yerel
mahkemeler ve Yargıtay tarafından “iletişim tespit tutanağı” olarak adlandırılmaktadır.
İletişimin tespiti terimiyle iletişim tespit tutanağının hiçbir ilgisi yoktur. Yargıtay kararlarında
geçen iletişim tespit tutanakları ile kastedilen, dinleme kararına dayanılarak elde edilen
iletişim içeriğinin yazıya dökülerek tespit edilmesi anlamına gelmektedir.
3-Sinyal bilgilerinin Değerlendirilmesi:
İletişimin içeriğine müdahale niteliğinde olmayıp yetkili makamdan alınan karar kapsamında
sinyal bilgilerinin iletişim sistemleri üzerinde bıraktığı izlerin tespit edilerek, bunlardan
anlamlandırılan sonuçlar çıkarmak üzere gerçekleştirilen değerlendirme işlemlerini ifade
eder. Örneğin, şüphelinin yerinin tespiti amacıyla cep telefonunun hangi baz istasyonunda
sinyal verdiğinin tespiti sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbiri yoluyla mümkündür.
İletişimin Denetlenmesi Tedbirinin Uygulama Şartları
Hakkında İletişimin Tespiti Yapılacak Kişi: İdari ve önleyici tedbir olarak 2937 sayılı
Devlet İstihbarat Hizmetleri Ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu, 2559 sayılı Polis Vazife ve
Selahiyet Kanunu ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu kapsamında
belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde önleme amaçlı tedbir uygulanacak kişinin
kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları, ilgili internet bağlantı
adresi veya bağlantıyı tesbite imkân veren kodunun belirtilmesi zorunludur. Veya
5271 sayılı CMK m.135’e göre sadece şüpheli veya sanığa ait iletişimin tespitine karar
verilebilir. Şüpheli, soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi; sanık,
kovuşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder (CMK m.2). Şüpheli
veya sanık dışında kalan üçüncü kişiler hakkında iletişimin tespiti tedbiri uygulanamaz.
İletişimin tespiti kararı mutlaka kişi yönünden sınırlanmalıdır.
Suça/Fiillere İlişkin Şartlar: İdari ve önleyici amaçlı tedbir olarak iletişimin denetlenmesi
toplumun güvenliğinin sağlanabilmesi, suçun önlenmesi ve gelecekte işlenecek suçların
takibatı için önlem almak amacıyla kişilerin haberleşme özgürlüğünü kısıtlayan, adli
dinlemelerden farklı olarak kişi hakkında henüz bir suç soruşturması yokken uygulanan bir
tedbirdir. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun
"Yetkiler" başlığını taşıyan 6. maddesinde açıklanan, Anayasanın 2 nci maddesinde
belirtilen temel niteliklere ve demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı
halinde Devlet güvenliğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, Devlet
sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesine ilişkin olmalı veya 2559 sayılı
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun Ek 7. maddesi ile 2803 sayılı Jandarma Teşkilat,
Görev ve Yetkileri Kanunu Ek 5. maddesinde sayılan suçlarla ilgili olmalıdır.
Adli dinlemelerde ise iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin
değerlendirilmesi için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinde belirtilen
suçlardan olması gerekir.
İletişimin tespiti kararı herhangi bir suç ile ilgili alınabilir, suç sınırlaması yoktur. İletişimin
dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine ancak
belirlenen katalog suçlarla ilgili başvurulmasına rağmen iletişim tespiti tedbirine TCK’da yer
alan herhangi bir suç ile ilgili başvurulabilir.
Savcılık veya Hakim Kararı Şartı: İdari ve önleyici tedbir olarak 2937 sayılı Devlet
İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet
Kanunu ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu kapsamında yapılacak
dinlemeler de yetkili ve görevli hâkimin onayı ile mümkündür.
İster önleyici idari bir tedbir olarak uygulansın isterse adli süreçteki soruşturma ve
kovuşturma sırasında olsun yetkili ve görevli hakim kararı zorunludur. Şüpheli ve sanığın
telekomünikasyon yoluyla yaptığı iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal
bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde
sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında davaya bakan
mahkemenin kararı ile başvurulabilir. Savcılık veya mahkeme kararında, yüklenen suçun
türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası
veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir.
Somut Delillere Dayanan Kuvvetli Şüphe Sebeplerinin Varlığı Şartı: Yukarıda belirtilen
suçların işlendiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri bulunmadan
iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirine
başvurulamaz. “Kuvvetli şüphe sebebi” kavram olarak “kuvvetli şüphe” ifadesinden farklı bir
anlam taşımaktadır. Ancak, uygulama ve doktrinde kuvvetli şüphe sebebinin tam bir tarifi
yapılamadığından kanun metnine “somut delillere dayanan” ibaresi eklenerek tedbirin
uygulanması için “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri” aranmıştır.
Başka Yollardan Delil Elde Etme İmkânının Bulunmaması Şartı: Başka suretle delil elde
edilmesi imkânının bulunmaması, soruşturma veya kovuşturma sırasında diğer tedbirlere
başvurulmuş olsa bile sonuç alınamayacağı hususunda bir beklentinin varlığı veya başka
yöntemlerden biri veya birkaçının uygulanmasına rağmen delil elde edilememesi ve delillere
ancak iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi
tedbiriyle ulaşılabilecek olmasını ifade eder. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda
iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya değerlendirilmesi tali (ikincil) nitelikte bir koruma
tedbiri olarak düzenlenmiştir. Tedbir talep ve kararında özellikle hangi delillerin niçin yetersiz
kaldığı ve bu tedbire başvurulmasının zorunlu nedenleri açıklanmalıdır.
Tedbire Başvurulmasını Gerektiren Nedenlerin Belirtilmesi Şartı: İdari ve önleyici tedbir
olarak 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu, 2559 sayılı
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri
Kanunu tedbirin türü, kapsamı süresi tedbire başvurmayı gerektiren nedenlerin açıkça
belirtilmesini şart koşmaktadır. Hakim burada da CMK 135 kapsamında yapacağı objektif ve
sübjektif şartların varlığının bulunup bulunmadığını değerlendirecektir.
Süre Şartı: İletişimin dinlenmesi, kaydedilmesi veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi
kararı en çok yukarıda belirtilen ilgili kanunlarda belirtilen süreler için verilebilir; bu süre, yine
anılan kanunlarda belirtilen süreler kadar uzatılabilir.
Hakimlerin Disiplin Hukukuna İlişkin Mevzuattan Doğan Sorumlulukları
Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi bakımından kamu görevlilerinin
mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri
veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup,
kamu görevlilerinin özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları
sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi, kamu görevinin gereği gibi
sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme de
sahiptirler.
Yargı erki gibi önemli bir gücü kullanan hâkim ve savcıların uyacakları kurallar ve bu
kurallara uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar özel bir önem atfedilerek
düzenlenmiştir. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun meslekten çıkarma cezası
başlığını taşıyan 69. maddesinin son fıkrasında yer verilen "Disiplin cezasının
uygulanmasını gerektiren fiil; Suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile
a)-mesleğin şeref ve onurunu ve
b)-memuriyet nüfuz ve itibarını
bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." düzenlemesi de
bu hassasiyet gözetilerek getirilmiştir. Bu nedenle hâkim ve savcılar hukuk kurallarına bağlı
kalarak sıfat ve görevlerinin gereklerine uymayan hal ve hareketlerden sakınmalıdır.
Tarafsızlık veya tesir altında kalınarak karar verildiği hususunda şüphenin bulunması bile
kabul edilemez.
İstisnai bir uygulama olarak iletişimin denetimi hususunda önemli görev ve yetkiler verilen
hakim ve savcıların kanunlarla belirlenmiş amaç, usul ve esaslara uymaması fiillerinin de
hakimlik mesleğinin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olacağı
kuşkusuzdur.
IV- İNCELEME VE GEREKÇE
Yukarıda alıntı yapılan mevzuat hükümlerinden ve doktrinde konuyla ilgili yapılan
değerlendirmelerden anlaşıldığı üzere haberleşmenin denetlenmesi tedbiri iki şekilde
uygulanabilmektedir. Henüz suç işlenmemişken idari (önleyici) amaçlı iletişimin
denetlenmesi toplumun güvenliğinin sağlanabilmesi, suçun önlenmesi ve gelecekte
işlenecek suçların takibatı için önlem almak amacıyla veya adli amaçlı olarak, bir suç
dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturma aşamasında kişilerin haberleşme
özgürlüğünü kısıtlayan tedbirdir. İlkinde dinlenilecek kişilerin tespitinde ve tedbir sürecinin
başlamasında güvenlik güçlerinin, ikincisinde ise hakim ve savcıların inisiyatifi ön plandadır.
Her iki durumda da karar mercii olan hakimlerin bu inisiyatifin doğru ve keyfilikten uzak bir
şekilde kullanılmasında önemli sorumlulukları bulunmaktadır.
Bu tedbirin uygulanmasında, Anayasamızın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi
ile Anayasamızın 23. maddesinde düzenlenen idarenin anayasa ve kanunlara uygun olarak
yetki ve görevini yerine getirmesi gerektiği şeklindeki düzenlemelerden hareketle; temel hak
ve özgürlüklere saygılı bir şekilde belirlilik, orantılılık ve gereklilik esasları çerçevesinde
kurallara riayet edilmelidir.
Kanunlarda önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi tedbirine hangi tehlike derecesinde
başvurabileceği açıkça belirtilmemiş olsa da, adli amaçlı koruma tedbirlerindeki şüphe
derecesi değerlendirildiğinde, bu tedbir için de belirli bir tehlike derecesinin aranmasının
zorunlu olduğu kabul edilmelidir; zira aksi bir durumda, idari nitelik taşıyan tedbirler
tamamen keyfi hale dönüşebilir ve denetlenebilir olmaktan da çıkar. Bunu önlemek için
hakim denetimi zorunlu görülmüştür. Bu kapsamda önleme dinlemelerinin talepten sonraki
aşamasını oluşturan hakim kararlarının bu yönüyle değerlendirilmesi gerekmektedir.
İletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına yönelik kararın verilebilmesi için katalog suç
şeklindeki objektif şartların yanında olaya göre değişen subjektif nitelikteki “suç işlendiğine
ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde etme imkanının”
bulunmaması şartlarının yanında "tedbire başvurma nedenleri”nin hakim tarafından
dikkatle incelenmesi zorunludur. Hakim; iletişimin dinlenmesi ve denetlenmesi talebinin
kabulüne karar verirken bu şartları sağlayan somut olay, bilgi ve belgeleri ilgili makamlardan
talep etmelidir. Aksi uygulamada kararın kanunların öngördüğü subjektif şartlara uygunluğu
denetlenememiş ve ön şartlar sağlanmamış olur. Kunter/Yenisey/Nuhoğlu’na göre “İletişimin
denetlenebilmesi için kuvvetli, makul ve kanuna aykırı olarak elde edilmemiş şüphe
sebeplerinin varlığı" şarttır.
Doktrinde isabetle belirttiği üzere iletişimin dinlenilmesi son çaredir. Hakim idari
makamlardan veya soruşturma makamından delil elde etme hususunda hangi çabalarının
sonuçsuz kaldığını talep etmek durumundadır. Suç işlediği değerlendirilen kişinin güçlü
konumu nedeniyle aleyhine tanıklık yapılmak istenmemesi, delilleri ortadan kaldırma
hususunda tecrübeli ve becerikli olması, işlenen suçlarda azmettiren konumunda bulunması
nedeniyle aleyhinde fiziksel bir delil bulunmaması, işlediği suçun ve işlenme biçiminin
doğasının başka delil elde etme biçimlerine büyük ölçüde kapalı olması gibi yaşamsal
durumlar, kişi hakkında yapılan önceki yargılamada delil yetersizliği nedeniyle verilmiş bir
beraat kararı gibi hukuksal durumlar bu kapsamdadır.
Dairemizde görülen dava dosyalarından da; önleyici ve adli amaçlı dinlemelerin FETÖ/PDY
örgütünün amaçlarına ulaşmak aracı haline getirildiği, bu amaçlardan birisi de özellikle
örgütün faaliyetlerini gerçekleştirmesine engel olan veya muhalif olan resmi veya özel kişiler
hakkında bilgi toplanarak kamuoyuna çeşitli yöntemlerle servis etmek suretiyle örgütün
hukuk dışı menfaatlerine hizmet etme amacıyla kullanıldığı, örgütle irtibatlı ve iltisaklı hakim
ve savcıların da yetki ve nüfuzlarını örgütün amaç ve gayesi doğrultusunda kullanarak
usulsüz dinleme kararları vermek suretiyle, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir
organizasyonun parçası olarak bu fiilleri gerçekleştirdikleri bilinmektedir.
Diğer taraftan, davacının, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve
2016/426 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve
irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten
çıkarılmasına karar verilmiş ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de aynı
Kurul tarafından 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı
tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin söz
konusu kararların iptali istemiyle açılan davanın Dairemizin 14/04/2022 tarihli ve
E:2017/2325, K:2022/2209 sayılı kararı ile; "...davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının
olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği..."
gerekçesiyle reddedildiği ve anılan kararın temyiz incelemesi sonucunda Danıştay İdari
Dava Daireleri Kurulunun 05/04/2023 tarihli ve E:2022/3843, K:2023/694 sayılı kararı ile
onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; ayrıntıları kararda belirtildiği üzere, 3 yıldan fazla
süredir derdest bulunan bir adli soruşturma kapsamında, sözde Selam Tevhid (Kudüs
Ordusu) Terör Örgütüne üye olmak, örgüt adına eylem ve faaliyetlerde bulunmak şeklinde
vasıflandırarak başlattığı siyasetçi, bürokrat, gazeteci, iş adamı, akademisyen gibi toplumun
farklı kesimlerinde yer alan kişilerin iletişimlerinin tespiti ve kayda alınmasına, birçok
kimsenin teknik araçlarla izlenmesine, suç tarihine kıyasla eski yıllara uzanan HTS
raporlarının teminine, önceki tedbir kararına nazaran kesintinin gerçekleşmesine rağmen
tekrar tekrar uzatma kararlarının verilmesine, sadece gerçek kişiler hakkında
uygulanabilecek bir tedbir olmasına rağmen dernek, vakıf, şirket gibi kuruluşlarla belli
adreslerin teknik araçlarla izlenmesine kadar çok geniş bir alana uzanan, özellikle
Başbakanlık, Bakanlıklar ve MİT gibi Devletin üst düzeyde ve kritik makamlarında görevli
bürokratların hedef şahıs yapılmak suretiyle kendilerinin ve iletişim araçlarını kullanan T.C.
Başbakanı, Bakanlar, eski ve hâlen görevdeki Milletvekilleri ile MİT Müsteşarı gibi devletin
en üst makamlardaki yöneticilerinin soruşturmaya dahil edildiği ve soruşturma konusuyla
neden/ sonuç ilişkisi kurulamadan, gizli kalması gereken iletişimlerinin dinlenmesi ve kayda
alınmasına zemin hazırladığı, ilgililerden gelen talep yazılarında haklı ve ikna edici bilgi ve
belgeler sunulamadığı halde, muhatapların var olup olmadığının dahi değerlendirilmediği,
Devlet ricalinin bir silahlı terör örgütüyle bağlantılarının olduğu algısı oluşturularak, bazen
önceki tedbir kararına kıyasla kesintinin gerçekleştiği dahi nazara alınmaksızın, bazen de
tedbirin kim ya da kimler hakkında talep edildiği açıklanmaksızın davacının 3 kez iletişimin
tespiti, kayda alınması ve uzatılmasına ya da fiziki takibe karar verdiği anlaşılmaktadır.
Devleti oluşturan Yasama, Yürütme ve Yargı organları Anayasa ve kanunlar çerçevesinde
görevlerini yerine getirirler. Bu erkler hukuk devletinde Anayasa ve kanunların vermediği bir
yetkiyi kullanamazlar. Devletin yargı, emniyet ve istihbarat gibi stratejik müesseselerine
sızmış olan FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı yargı mensupları ve kolluk görevlilerince hayal ürünü
bir terör örgütü ihdas edilerek, bu örgüte üyelik ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet
gösterdikleri gerekçesiyle o tarihte yürütme yetkisi ve görevini yerine getiren Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanının, Bakanlarının, MİT Müsteşarının, üst düzey devlet yöneticilerinin
ve Milletvekillerinin açılan torba soruşturma kapsamına hukuka aykırı bir şekilde dahil
edilerek iletişimlerinin denetlenmesine yönelik kararların verilebilmesi ağır hukuki sonuçları
olacak çok ciddi bir olaydır. Oysa hakim ve savcılar ancak yukarıda da açıkladığımız üzere
usulü ve sınırları kanunlarla belirlenen çerçevede bu yetkilerini kullanabilirler. Bu yetkinin
sınırlarının pervasızca aşılabilmesi, müteaddit defalar aşma iradesinin ortaya konulması
yargısal faaliyet kapsamının ötesinde başka bir amaca hizmet edildiği kanaatini
güçlendirmektedir. Nitekim davacı anılan torba soruşturma kapsamında farklı tarihlerde 3
kez hukuka aykırı dinleme/ teknik takip kararları vererek hakimlik şeref ve onurunu
memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak kadar ileriye götürdüğü kanaatini teyit etmektedir.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile davacı hakkında yürütülmüş olan
soruşturmalar kapsamında ortaya konulan bilgi, belge ve deliller bir bütün olarak
değerlendirildiğinde; davacının sözde terör örgütü "Selam-Tevhid" dosyası kapsamında
müteaddit defa verdiği iletişimin denetlenmesi kararlarında sübjektif şartların
değerlendirilmediği, objektif şartların da yeterince irdelenmediği görülmüştür. Tedbire
başvurma nedenleri noktasında suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve
başka suretle delil elde etme imkânının bulunmaması şartlarının varlığı değerlendirilip
yargılama yapmadan talep formundaki bilgilerin doğru olduğu kabulüyle karar verildiği
görülmüştür. Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının, Bakanlarının, MİT
Müsteşarının, üst düzey devlet yöneticilerinin ve Milletvekillerinin de dahil edilerek Türk
Milletinin tamamını ilgilendiren böylesine önemli bir soruşturmada verilen dinleme
kararlarının usulü dairesinde çok ciddi bir inceleme sonunda karara bağlanması gerekirken,
bu hassasiyetin gösterilmemiş olması da eylem birliği içinde bulunduğu başka bir
organizasyonla planlı ve sistematik bir şekilde hareket edildiğini göstermektedir. İddia edilen
hayali isimde bir terör örgütünün olup olmadığı dahi tartışılmadan, üst düzey devlet
yöneticilerinin isminin dinlenilecekler listesine eklenmesi yargılama faaliyetinin ötesinde
FETÖ'nün yargı ve kolluk eliyle yürütme yetkisine müdahale iradesi ve amacına dönüşen
davacının bu eylemlerinin hakimlik şeref ve onurunu memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak
nitelikte olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
V-SONUÇ
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu yargı kararlarıyla sabit olan
davacının bu dosya kapsamındaki FETÖ'nün gizli ve illegal amaçlarının gerçekleşmesini
hedefleyen yukarıda izah edilen fiillerinin niteliği ve ağırlığı da dikkate alındığında,
hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını
bozacak nitelikte olduğu sabit görülmekle, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun
69'uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına
ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle iptal yönündeki çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye





