GİRİŞ

Bu çalışma, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun, 12 Şubat 2026 tarihli ve 33166 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 2025/19 Esas ve 2025/21 Karar sayılı ilamı çerçevesinde, kurumların aktifinde kayıtlı taşınmazların cebri icra yoluyla satışında Katma Değer Vergisi (KDV) istisnasının uygulanabilirliğini, bir icra uygulamacısı bakış açısıyla ele almaktadır. İncelememiz, kararın hukuki temelini, dayandığı mevzuatı ve icra dairelerinin uygulamaları üzerindeki muhtemel etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır.

1. UYUŞMAZLIĞIN ÖZETİ

Hukuki uyuşmazlık, kurumlar vergisi mükelleflerinin aktiflerinde iki tam yıldan daha uzun bir süreyle yer alan taşınmazların, icra daireleri veya satış memurlukları tarafından düzenlenen açık artırmalar (müzayede) neticesinde satılması halinde, bu satış işleminin 3065 sayılı KDV Kanunu’nun 17. maddesinin 4. fıkrasının (r) bendi kapsamında KDV’den istisna olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Somut olaylarda, hem Konya hem de İstanbul’da faaliyet gösteren iki ayrı şirket, benzer hukuki durumlarla karşılaşmıştır. Her iki şirket de aktiflerinde iki yıldan uzun süredir kayıtlı olan taşınmazlarının cebri icra yoluyla satışı sonrasında, kendilerinden tahsil edilen KDV’nin iadesi talebiyle vergi mahkemelerinde dava açmıştır. İlk derece mahkemeleri, davacı şirketleri haklı bularak KDV iadesine hükmetmiş, ancak bu kararlar, ilgili Bölge İdare Mahkemeleri Vergi Dava Daireleri tarafından kaldırılmıştır. Bölge İdare Mahkemeleri, cebri icra satışlarının KDV Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca KDV’nin konusuna girdiğini ve 17. maddedeki istisnanın bu tür satışları kapsamadığını belirterek davaları reddetmiştir. Kararlar arasındaki bu aykırılık üzerine konu, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun önüne gelmiştir. Kurul, nihai kararında, cebri icra yoluyla yapılan bu tür satışların da KDV istisnasından yararlanacağına hükmederek içtihat farklılığını gidermiştir.

2. İLGİLİ MEVZUATIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Uyuşmazlığın merkezinde, KDV Kanunu’nun birbiriyle çelişir gibi görünen iki hükmünün yorumlanması yer almaktadır. Bir yanda, Kanun'un 1. maddesinin 3/d bendi, “müzayede mahallerinde... yapılan satışları” genel olarak KDV’nin konusuna dahil ederek vergilendirilecek bir işlem olarak tanımlamaktadır. Diğer yanda ise, Kanun’un 17. maddesinin 4/r bendi, kurumların aktiflerinde en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışını KDV’den istisna tutmaktadır.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, bu iki hüküm arasındaki ilişkiyi yorumlarken, kanun koyucunun amacına odaklanmıştır. Kurul’a göre, 17/4-r bendindeki istisnanın temel amacı, taşınmaz ticaretiyle uğraşmayan kurumların atıl durumdaki varlıklarını vergi yükü olmaksızın ekonomiye kazandırmalarını teşvik etmektir. Satış işleminin, kurumun kendi iradesiyle mi yoksa bir alacaklının talebi üzerine cebri icra yoluyla mı gerçekleştiğinin, bu temel amacın gerçekleştirilmesi bakımından bir fark yaratmadığı vurgulanmıştır. Her iki durumda da hukuken bir “teslim” söz konusudur ve 17. madde bu teslim için özel bir istisna hükmü getirmektedir.

Kurul, hukukun temel yorum ilkelerinden olan “özel hükmün genel hükme önceliği” (lex specialis derogat legi generali) prensibini uygulamıştır. Buna göre, 1. maddedeki genel düzenleme, 17. maddedeki özel istisna hükmünün uygulanmasını engellemez. Kanun metninde, cebri icra satışlarının bu istisnadan açıkça hariç tutulduğuna dair bir hüküm bulunmadığına dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla, kanun koyucunun “satış” kavramını herhangi bir şekil şartına bağlamadan kullanması, cebri icra yoluyla yapılan devirlerin de bu istisna kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucunu doğurmuştur.

3. KARARIN İCRA PRATİĞİNE ETKİLERİ

Kıdemli bir icra müdürü olarak, Danıştay’ın bu içtihadının, icra dairelerinin günlük işleyişi ve genel olarak cebri satış piyasası üzerinde derin ve olumlu etkiler yaratacağı kanaatindeyim.

· İhale Süreçleri ve Rekabet Ortamı: Bu karar, KDV maliyetini ortadan kaldırdığı için, özellikle kurumsal yatırımcıların ve şirketlerin cebri icra ihalelerine olan ilgisini artıracaktır. İhalelerdeki KDV yükünün kalkması, potansiyel alıcıların daha yüksek pey sürmelerine imkân tanıyacak, bu durum da doğrudan doğruya ihale bedellerinin yükselmesini sağlayacaktır. Artan rekabet ve yükselen ihale bedelleri, bir yandan alacaklıların alacaklarına daha etkin bir şekilde kavuşmasına hizmet ederken, diğer yandan borçlunun borcundan daha büyük ölçüde kurtulmasına olanak tanıyacaktır.

· Kıymet Takdiri ve Satış İlanları: Kararın bir diğer önemli yansıması, kıymet takdiri süreçlerinde görülecektir. İcra daireleri tarafından görevlendirilen bilirkişiler, artık değer tespiti yaparken, satışa konu taşınmazın KDV istisnası kapsamında olup olmadığını değerlendirmek ve bu durumu raporlarında açıkça belirtmek durumunda kalacaklardır. Buna paralel olarak, icra müdürlükleri tarafından hazırlanacak satış ilanlarında, taşınmazın KDV’den müstesna olduğunun net bir şekilde ifade edilmesi, ihale sürecinin şeffaflığını artıracak ve alıcıların tereddütlerini ortadan kaldıracaktır. Bu durum, ihale sonrası ortaya çıkabilecek “KDV yanlış hesaplandı” gibi gerekçelere dayalı ihalenin feshi taleplerinin de önüne geçecektir.

· İcra Dairelerinin Sorumluluğu ve Uygulama Esasları: Bu yeni hukuki durum, icra dairelerine yeni bir sorumluluk yüklemektedir. Satış memurları, ihaleye çıkarılan taşınmazın borçlu şirketin aktifinde en az iki tam yıl süreyle kayıtlı olup olmadığını, Ticaret Sicil Gazeteleri, şirketin ticari defterleri ve vergi kayıtları gibi resmi belgeler üzerinden titizlikle doğrulamak zorundadır. Bu şartın varlığının ihale öncesinde netleştirilmesi, hem alıcının hukuki güvenliğini sağlayacak hem de devletin olası vergi kayıplarını önleyecektir. Alıcıların da, bir hak kaybı yaşamamak adına, bu araştırmayı kendi taraflarında yapmaları önem arz etmektedir.

SONUÇ

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun incelememize konu kararı, kanunun lafzı ile ruhu arasında tutarlı bir bağ kurarak, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerine hizmet eden, son derece isabetli bir içtihattır. Cebri icra satışlarının, KDV istisnası bakımından iradi satışlarla aynı hukuki statüde kabul edilmesi, icra hukukunun temel felsefesi olan alacaklının alacağına en hızlı ve en yüksek değer üzerinden kavuşması amacını doğrudan desteklemektedir. Bu kararın, icra pratiğinde şeffaflığı, rekabeti ve genel olarak sistemin etkinliğini artırarak, tüm paydaşlar için daha adil ve öngörülebilir bir hukuki çerçeve sunacağı aşikârdır.

Referans:

[1] T.C. Cumhurbaşkanlığı. (2026, 12 Şubat). 12 Şubat 2026 Tarihli ve 33166 Sayılı Resmî Gazete. https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/danistay-vddk-202519.pdf