T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
2022/279 E., 2025/75 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2017/38414
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
I. HUKUKİ SÜREÇ
Kasten öldürme suçundan sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.11.2016 tarihli ve 200-328 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 11.05.2017 tarih ve 93-742 sayı ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak sanığın kasten öldürme suçundan TCK’nın 81/1, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.12.2021 tarih, 10343-14776 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiş,
Daire Üyeleri ... ve ...; "...Olayda TCK'nın 27/2. maddesi uygulanarak sanık hakkında CMK'nın 223/3-c gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.01.2022 tarih ve 38414 sayı ile; "...Sanığın eylemini, mazur görülebilecek heyecan, korku ve telaşla meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle gerçekleştirdiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 21.03.2022 tarih, 942-2157 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın maktule yönelik eyleminde TCK’nın 27/2. maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanığın 17.11.2015 tarihinde saat 02.00 sıralarında 155 polis imdat hattını arayarak iş yerine gelip kendisinden haraç isteyen bir şahsı vurduğunu söylemesi üzerine soruşturmaya başlandığı,
Ölü muayene ve otopsi tutanağı ile bilirkişi raporunda; maktulün üzerinde 9 adet mermi çekirdeği girişinin ve 1 adet de mermi çekirdeği yarasının bulunduğu, sağ sternum ön hatta 2 adet, sağ kol ve sağ elde 1’er adet olmak üzere vücudun ön yüzünde toplamda 4 adet mermi giriş deliği; arka kısımda ise sağ skapula, torkal 4. vertebra, sağ arka aksiler, sağ koltuk altı bölgelerinde olmak üzere 5 adet mermi giriş deliği, yine sırtta sağ midaksiller hat üzerinde 1 adet mermi çekirdeği yarası mevcut olup maktulün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç kanama (hemotoraks), iç organ yaralanması (kalp, her iki akciğer, perikart, diyafram ve karaciğer) ve büyük damar laserasyonu (aort) sebebiyle öldüğünün bildirildiği,
Uzmanlık raporuna göre; alkol ve uyuşturucu madde incelemesi yapılan maktulün 147 promil alkollü olup ayrıca kanında 785 mg amfetamin ve 63 mg esrar maddeleri bulunduğu,
Görüntü inceleme tutanağında; iş yeri girişini gösteren ve güncel saatten 1 saat 20 dakika ileride olan kamera kayıtları incelendiğinde, olay tarihinde saat 02.18 sıralarında maktulün bir taksi ile olay yerine geldiği, giriş bölümünde kendisini beklemekte olan sanıkla tokalaşıp birlikte bina içine girdikleri, sanığın önde, maktulün ise birkaç adım geride yürüyerek ikinci kattaki ofis kısmına geçtikleri, bu katta bulunan ve koridoru gösteren güvenlik kamerasının olayın gerçekleştiği ve kapısı açık olan odanın bir kısmını görür vaziyette olduğu, bu görüntülere göre koridorda saat 03.21.56, 03.21.57 ve 03.22.01’de silahın ateşlenmesi sırasında oluşan basınçtan kaynaklandığı değerlendirilen toz parçacıklarının belirdiği, saat 03.22.01 itibarıyla odanın giriş kapısı önünde herhangi bir iz ve emare bulunmazken saat 03.22.17’de aynı alanda maktulün vücudundan yere sızan kan nedeniyle zeminde renk değişikliği olduğu, saat 03.22.20, 03.22.21 ve 03.22.22’ye ait görüntülerde, sanığın maktulün yanına geldiği, elinde silah olduğu değerlendirilen bir nesne bulunduğu, bu esnada toz parçacıklarının yeniden belirdiği, bu durumun sanık tarafından silahın yeniden ateşlenmesinden kaynaklanmış olabileceği tespitlerine yer verildiği,
Sanığın olay tarihinde saat 01.58’de 155 Polis İmdat hattını arayıp "Haraç istemeye gelen biri vardı, silah çekti, kapıştık, elinden silahı bir şekilde aldım, ondan sonra vurdum!", devamında saat 02.00 sıralarında 112 Acil Komuta Kontrol Merkezini de arayarak "Birisi bana silah çekti de o yaralandı, öyle boğuşuyorduk, silahlar milahlar şey oldu!" şeklindeki görüşmelere ilişkin ses kayıtlarının çözüm tutanaklarına bağlandığı,
Maktulün 25.04.2009 ila 30.06.2011 tarihleri arasında sanığın iş yerinde çalıştığı,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur aşamalarda; maktulün eşi olduğunu, eşinin bir süre sanığa ait maden ocağında çalıştığını, bildiği kadarıyla buradan bir miktar alacağı kaldığını, olay günü öğle saatlerinde evden ayrılırken patronunun yanına gideceğini, kendisine iş vereceğini anlattığını, eşi ile en son saat 18:00 sıralarında konuştuğunu,
Mağdur ... soruşturmada; kardeşi olan maktulün çalıştığı dönemde sanık ile samimi arkadaşlıklarının bulunduğunu, birlikte kokain kullandıklarını, iş haricinde de sık sık görüştüklerini,
Mahkemede önceki beyanından farklı olarak, kardeşi ile sanığın birlikte uyuşturucu madde kullanıp kullanmadıklarını görmediğini, ilk beyanında ne dediğini bilmediğini,
Tanık ... aşamalarda; yaklaşık 9 yıldır sanığın iş yerinde bekçi olarak çalıştığını, olay tarihinde gece saatlerinde sanığın yanına geldiğini, konuştukları sırada telefonu çalan sanığın görüşme yaptığı şahsa "Gel." dediğini, 15-20 dakika sonra iş yerinin önünde bir taksinin durduğunu, içinden, daha önceden iş yerinde çalışması nedeniyle tanıdığı maktulün indiğini, sanık ve maktulün selamlaşarak bina içine girdiklerini, sonradan bir gürültü duyduğunu, ancak bunun yakınlarda bulunan polis okulundan geldiğini düşündüğünü, polislerin gelmesiyle olayı öğrendiğini,
Tanık ... aşamalarda; taksicilik yaptığını, maktulün olay tarihinde gece saatlerinde aracına bindiğini, kokudan alkollü olduğu anlaşılan maktulü adresini verdiği yere bıraktığını, maktulün inerken kartvizitini isteyip "İşim bitince seni ararım." dediğini, üzerinde montu bulunduğu için herhangi bir kabarıklık fark etmediğini,
Tanık ... aşamalarda; maktulün köylüsü olduğunu, olaydan 15-20 gün kadar önce karşılaştıklarında kendisine iş aradığını ve bunalımda olduğunu anlattığını, olay günü saat 22.00 sıralarında telefonunu isteyip birisini aradığını, karşıdaki şahsa "Neredesin, daha sonra geleyim mi, tamam geliyorum." dediğini, bu görüşmede tehdit veya hakaret içeren bir konuşma geçmediğini, "Ben azrailin ...!" şeklinde bir cümle sarf ettiğini duymadığını, maktulde silah görmediğini, ancak maktulün alkollü olduğunu,
Beyan etmişlerdir.
Sanık aşamalarda; ... olduğunu ve Elazığ’da maden ocağı işlettiğini, ailesi şehir dışında olduğu için olayın meydana geldiği yeri hem yönetim binası hem de mesken olarak kullandığını, olay tarihinden 2-3 ay kadar önce maktulün kendisini arayarak "Cezaevinden yeni çıktım, bundan sonra senin haracını ben yiyeceğim!" dediğini, belli aralıklarla da arayıp "Parayı hazırladın mı, neredesin, parayı hazırla, vermezsen seni öldürürüm!" şeklinde konuştuğunu, olay günü saat 22.00 sıralarında farklı bir numaradan arayarak "Ben azrailin ..., ya 5.000 TL’yi ya da canını vereceksin!" dediğini, durumu önemsemeyip çalışmaya devam ettiğini, saat 00.00 gibi hava almak ve bir şeyler atıştırmak için bekçi kulübesine indiğini, yarım saat kadar sonra sabit numaradan arama geldiğini, yanıtladığında sesinden tanıdığı maktulün "Ben geliyorum." dediğini, kendisinin de "Geliyorsan gel." şeklinde karşılık verdiğini, maktulün daha önceden de geç saatlerde rahatsız etmesi nedeniyle geleceğini düşünmediğini, daha sonra bir taksinin iş yerinin önünde durduğunu, kapıya doğru yürüyen maktulün, birkaç yıl önce iş yerinden ayrılan eski bir çalışanı olduğunu hatırladığını, elini uzattığı hâlde tokalaşmak istemediğini, ancak kafasını uzatınca kendisiyle kafa tokuşturduklarını, bu esnada maktulün alkollü olduğunu fark ettiğini, devamında iş yerine girerek birlikte yukarıya çıktıklarını, kendisinin, televizyonun karşısında bulunan ikili koltuğun orta kısmına, maktulün ise pencere önündeki tekli koltuğa oturduğunu, maktule "Niye beni rahatsız ediyorsun, para vermeyeceğimi biliyorsun." dediğini, onun da "Ya canını vereceksin ya da her ay 5000 TL!" şeklinde konuştuğunu, bir ara maktulün su istediğini, kendisinin de odada su olmadığını söyleyip maktulü bekçinin yanına gönderdiğini, arkasından takip ettiğinde maktulün giriş katındaki muhasebe odasına girmeye çalıştığını görüp ne yaptığını sorduğunu, lavaboya gireceğini belirtmesi üzerine lavaboyu göstererek üst kattaki odasına çıktığını, maktulün de birkaç dakika sonra odaya dönüp tekrar eskisi gibi oturduğunu, aynı münakaşanın yine devam ettiğini, bu şekilde bir saat kadar konuştuklarını, saatin 02:00 olduğunu fark ederek maktule para vermeyeceğini, gitmesi gerektiğini söylediğini, bunun üzerine maktulün elinde bulunan kartvizite benzer bir kâğıdı yırtıp atarak sağ elini sol tarafına götürdüğünü, ayağa kalkarak belinden çıkardığı silahı kendisine doğrulttuğunu, aralarında bir kol kadar mesafe bulunduğunu, kendisinin de birden ayağa kalkıp iki eliyle maktulün eline atıldığını, bu esnada atışa hazır hâldeki silahın hedefsiz bir şekilde iki el ateş aldığını, olayın aniden geliştiğini, o an şoka girdiğini, sonrasında ne olduğunu hatırlamadığını, kendine geldiğinde maktul ve silahı yerde gördüğünü, üzerinde bulunan ruhsatlı tabancasını çalışma masasına bırakarak ekipleri aradığını, maktulle bir samimiyetinin ya da önceye dayalı husumetinin bulunmadığını, maktulün, kendisinden herhangi bir alacağının da olmadığını savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat
Meşru savunma, TCK'nın Birinci Kitabının, İkinci Kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür.
Doktrinde; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697) şeklinde, 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.
Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılması, TCK’nın 27. maddesinde;
"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." şeklinde düzenlenmiştir.
Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, sınırın aşılması bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden biridir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde beraat kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir.
TCK’nın 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3- Savunmaya ilişkin şartlardan ölçülülük ya da orantılılık şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, heyecan, korku veya telaşa kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s. 225).
Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14).
Bu düşünceden hareketle TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.
Görüldüğü gibi haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağdurun karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir.
Son olarak ifade etmek gerekir ki, meşru savunmada sona ermemiş, hâlen mevcut bir saldırıya karşı savunma amacıyla karşılık verilmekte, saldırıdan başka türlü korunma imkanı bulunmamakta iken, haksız tahrikte sona ermiş bir haksız fiile zorunlu olmamakla birlikte haksız eylemin yarattığı öfke ile karşılık verilmektedir. Meşru müdafaanın zorunlu olması hâli objektif bir esasa dayanmakta olup haksız tahrik kişinin kusur iradesinin zayıflamasından dolayı cezanın hafifletilmesini gerektiren subjektif bir esasa dayanmaktadır. Bu nedenle bir tarafta haksız tahrik ile meşru müdafaanın birlikte bulunması mümkün değil ise de, haksız tahrik içeren davranışa karşı tepki gösteren failin tepki mahiyetindeki fiiline karşı haksız tahriki doğurduğu kabul edilen kişinin meşru müdafaa durumuna girmesi ise mümkündür (Demirbaş, Timur, Haksız Tahrik, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s. 99).
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanığa ait iş yerinde bir süre çalışıp sonradan ayrılmış olan maktulün olay tarihi öncesinde birçok kez sanığı arayarak para talep ettiği, bu durumu ciddiye almayan sanığın adli mercilere herhangi bir başvuruda bulunmadığı, olay tarihinde saat 22.00 sıralarında maktulün telefonla sanığı arayıp haraç almak üzere geleceğini söylediği, sanığın ise ofiste olduğu ve gelebileceği yönünde karşılık verdiği, devamında bekçi kulübesine inerek maktulü beklemeye başladığı, maktulün aynı gece saat 00.58’de bir taksi ile olay mahalline geldiği, sanıkla selamlaştıktan sonra onunla birlikte bina içerisine girdiği, maktul ve sanığın ikinci katta bulunan ofis kısmına geçip yaklaşık bir saat konuştukları, maktulün sanıktan para istediği, sanığın ise konuşarak onu ikna etmeye çalıştığı, alkol ve uyarıcı madde etkisi altındaki maktulün aniden ayağa kalkarak belinden çıkardığı tabancayı sanığa doğrulttuğu, sanığın, elini tutmak suretiyle maktulden tabancayı alıp ona doğru on el ateş ettiği ve maktulün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç kanama, iç organ yaralanması ve büyük damar laserasyonu sebebiyle öldüğü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olayda;
Otopsi görüntüleri ve bilirkişi raporuna göre maktulün hayati bölgelerine aldığı isabet sayısı ve olay mahallinden ele geçirilen tüm kovan ve mermilerin tek bir tabancadan atıldığının tespit edilmesi, sanığın boğuşma anında silahın kendiliğinden ateş aldığı yolundaki savunmasının, maktuldeki tüm yaralanmaların uzak atış mesafesinden yapıldığının belirtilmesi nedeniyle dosya kapsamıyla örtüşmemesi, bu hususun sanıkta herhangi bir darp cebir izi bulunmaması ve oda içinde bir dağınıklığın olmaması olgularıyla da desteklenmesi, sanığın, ikisi hayati bölgelerine tesir edecek şekilde maktulün vücudunun ön yüzüne dört el ateş ettikten sonra kapıya doğru yönelmek istediği sırada da maktule arkasından birkaç el daha ateş etmesi, yine oda girişini ve koridoru gösteren kamera kayıtları ile maktulün kaldırıldığı yer ve yakınlarında dört adet mermi sekme izleri tespit edilmesine nazaran yere düşen maktulün kanının zemine yayılmasından sonra da sanığın ateş etmeyi sürdürmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın, ilk olarak maktul tarafından kendisine doğrultulan atışa hazır vaziyetteki tabancayı ele geçirdikten sonra hayati olmayan bölgeleri hedef alarak maktulü etkisiz kılma imkânına sahip olduğu ve güvenlik görevlisinin de bulunduğu kendi iş yerinde saldırıyı kolaylıkla bertaraf edebilecek konumda bulunduğu hâlde maktule, özellikle arka bölgesini hedef alarak çok sayıda ateş ettiği, aldığı tehditler nedeniyle güvenlik güçlerine başvurma yolunu da tercih etmediği anlaşıldığından, olayın vuku tarzı bağlamında tarafların konum ve imkânları itibarıyla da sanık hakkında meşru müdafaa ve meşru müdafaada kast olmaksızın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş sonucu sınırın aşılması koşullarının gerçekleşmediği, ancak maktulün önce tehdit ile para talep edip devamında sanığa silah doğrultması nedeniyle eylemin haksız tahrik altında işlendiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.02.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.





