I. Genel Olarak
İcra ve iflas hukukunda sıra cetveli, birden fazla alacaklının aynı mal veya para üzerinde hak iddia ettiği hâllerde, alacakların hukuki niteliklerine göre sıralanmasını ve paylaştırmanın objektif esaslara bağlanmasını sağlayan temel kurumlardan biridir. Bu yönüyle sıra cetveli, yalnızca teknik bir dağıtım işlemi olmayıp, alacaklılar arasında dengeyi, şeffaflığı ve yargısal denetimi mümkün kılan asli bir güvencedir.
Buna karşılık uygulamada, özellikle banka alacaklarına dayalı takiplerde, sıra cetvelinin çoğu kez düzenlenmediği; bunun yerine doğrudan takip talebiyle birlikte sunulan rehin evrakı ve hesap kat’ındaki miktar doğru kabul edilerek sıra cetveli düzenlenmesi gerek görülmediği gözlemlenmektedir. Oysa söz konusu hesap kat’larının önemli bir kısmı hukuki ve matematiksel bakımdan hatalıdır ve çoğu zaman itiraz ve denetime elverişsiz şekilde oluşturulmaktadır. Daha da önemlisi, İcra ve İflas Kanunu’nun 142. maddesinin birinci fıkrası ile ilgililere tanınmış esasa yönelik itiraz ve dava yolu da dolaylı olarak fiilen engellenmektedir.
Bu çalışma, banka alacağı takiplerinde sıra cetvelinin devre dışı bırakılmasının yalnızca teorik bir eksiklik olmadığını; hesap kat’ı uygulaması üzerinden somut hak kayıplarına yol açan yapısal bir sorun alanı oluşturduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.
II. Sıra Cetvelinin Hukuki Fonksiyonu ve Hesap Kat’ı ile Karıştırılması Sorunu
Sıra cetveli ile hesap kat’ı uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılmakta, hatta kimi zaman hesap kat’ı sıra cetvelinin yerine geçen bir işlem gibi algılanmaktadır. Oysa bu iki kurumun fonksiyonları birbirinden farklıdır. Sıra cetveli, alacakların hukuki sıralamasını belirlerken; hesap kat’ı, bu sıralama esas alınarak yapılan matematiksel paylaştırmayı göstermektedir.
Sıra cetveli düzenlenmeksizin doğrudan hesap kat’ı çıkarılması, hukuki sıralamanın varsayımsal biçimde kabul edilmesi anlamına gelir. Bu durum, özellikle banka alacakları bakımından “zaten rüçhanlıdır” ön kabulüyle birleştiğinde, icra hukukunun normatif yapısını fiilen devre dışı bırakmaktadır.
III. Banka Alacaklarında Hesap Kat’ının Yaygın ve Sistematik Hataları
Uygulamada banka alacaklarına ilişkin hesap kat’larında; rehnin kapsamının ve teminat altına aldığı alacak kalemlerinin açık biçimde ayrıştırılmadığı, faiz, temerrüt faizi, komisyon ve masraf kalemlerinin rehin kapsamında olup olmadığı tartışılmaksızın topluca yazıldığı, rehin bedelinin alacağın tamamını karşılayıp karşılamadığının somut biçimde ortaya konulmadığı ve rehin açığı doğup doğmadığının net şekilde hesaplanmadığı sıkça görülmektedir.
Bununla birlikte, az sayıda da olsa bazı bankaların rehnin kapsamını açıkça ayıran, alacak kalemlerini tek tek gösteren ve rehin açığını şeffaf biçimde ortaya koyan doğru ve denetlenebilir hesap kat’ları düzenlediği gözlemlenmektedir. Ancak bu örnekler, yerleşik ve genel bir uygulamayı değil; kurumsal dikkat ve bireysel özenin sonucu olan istisnai durumları ifade etmektedir. Bu durum, sorunun teknik imkânsızlıktan değil, sıra cetvelinin sistematik biçimde devre dışı bırakılmasından kaynaklandığını daha da açık biçimde ortaya koymaktadır.
Sıra cetveli düzenlenmediği için bu tür hatalar çoğu zaman fark edilememekte; hesap kat’ı teknik bir tablo gibi sunularak fiilen kesinleştirilmektedir.
IV. Sıra Cetvelinin Yokluğunda Hesap Kat’ının Denetlenemezliği ve “Zaten Banka Alacaklıdır” Varsayımının Eleştirisi
Sıra cetveli, alacaklılara yalnızca bir sıralama sunmakla kalmaz; aynı zamanda hangi alacağın hangi hukuki gerekçeyle ve hangi sıraya yerleştirildiğini görme ve buna karşı itiraz veya şikâyet yoluna başvurma imkânı tanır.
Banka alacağı gerekçesiyle sıra cetveli düzenlenmediğinde, hesap kat’ı hukuki gerekçesi açıkça ortaya konulmayan, itirazın hedefini belirsizleştiren ve yargısal denetimi fiilen zorlaştıran bir belgeye dönüşmektedir. Bu durum, hak arama özgürlüğü bakımından ciddi bir sorun alanı yaratmaktadır.
Uygulamada sıkça karşılaşılan “takip banka alacağına ilişkindir, rehin vardır, dolayısıyla sıra cetveline gerek yoktur” yaklaşımı hukuki bakımdan sorunludur. Rehinli alacaklı olma durumu, her alacak kalemi bakımından otomatik bir rüçhan yaratmaz. Rehnin kapsamı ve sınırları her somut olayda ayrıntılı hukuki inceleme gerektirir. Sıra cetveli yapılmadan bu inceleme, görünmez varsayımlar üzerinden yürütülmüş olur.
Banka zaten alacaklıdır şeklindeki ön kabul, borçluyu haksız yere mağdur eden sonuçlar doğurmakta olup, söz konusu durum kesinlikle hukuki bir zorunluluk değil, tamamen uygulamaya yerleşmiş bir kolaycılıktır.
V. Değerlendirme ve Sonuç
Banka alacağı takiplerinde sıra cetvelinin düzenlenmemesi, ilk bakışta pratik bir kolaylık gibi görünse de, gerçekte hesap kat’ı hatalarını görünmez kılmakta, diğer alacaklıların hukuki konumunu zayıflatmakta ve icra hukukunun alacaklı-borçlu arasında olması gereken dengeyi ve denetim mantığını aşındırmakta hatta yer yer tamamen devre dışı bırakmaktadır.
Az sayıda bankanın doğru ve şeffaf hesap kat’ı düzenleyebilmesi, bu alandaki hataların kaçınılmaz olmadığını; mevcut uygulamanın hukuki zorunluluktan ziyade yerleşik bir alışkanlığın sonucu olduğunu göstermektedir. Yanlış ve eksik düzenlenen hesap kat’larının sıra cetveli süzgecinden geçirilmeden kesinleştirilmesi, banka alacaklarını fiilen dokunulmaz; diğer alacakları ise itirazsız ve sessiz hâle getirerek mağdur etmektedir.
Kanaatimizce, başta borçlu olmak üzere diğer alacaklıların da menfaatinin söz konusu olduğu her durumda, banka alacağı dahi olsa sıra cetveli düzenlenmelidir. Bu sayede hesap kat’ına konu alacak rakamının doğruluğunu teyit etme imkânı borçluya sunulmuş olur.
Aksi hâlde, icra organları eliyle icra hukukunda hız adına hukuki meşruiyetten vazgeçilmiş olur ve borçlu ile diğer alacaklıların mağduriyeti doğar.
Son olarak, sıra cetvelinin düzenlenmemesi, bir hakkın yerine getirilmemesi niteliğinde olup, bu nedenle süresiz şikayete tabidir.






