Sözleşmeden kaynaklanan edimlerini süresi içerisinde ifa etmeyerek temerrüde düşen yüklenicinin işi tamamlama olasılığı zayıf ise, iş sahibi, aynen ifayı değil; nama ifa yolunu seçebilir. Eksik kalan işin yüklenicinin nam ve hesabına, iş sahibinin bizzat veya başka yükleniciye tamamlattırılmasına “nama ifa” denir. İş sahibi nama ifa yolunu seçtiğinde, ifada ısrar ettiği anlamı çıkar. Nama ifada yüklenicinin inşaatı tamamlama ediminin bir kısmı, belirlenecek miktarda paraya dönüşmekte, iş sahibi açısından ise, ifa beklentisi aynı kalmaktadır.

Nama ifaya izin davasının hukuki dayanağı 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 113. Maddesidir. İşbu madde ile yapma borcu borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir; her türlü giderim hakkı saklıdır denilmek suretiyle nama ifa ve ifaya izin verilmesi düzenlemiştir. (Yargıtay 6. H.D. 2023/1150 Esas, 2024/2797 K. 19.09.2024 K.T.)

Madde 113 - Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir; her türlü giderim isteme hakkı saklıdır.

Yapmama borcuna aykırı davranan borçlu, bu aykırı davranışının doğurduğu zararı gidermekle yükümlüdür.

Alacaklı, ayrıca borca aykırı durumun ortadan kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere kendisinin yetkili kılınmasını isteyebilir.”

Örneğin kat karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicilerin inşaatı kararlaştırılan sürede bitirmediği veya bağımsız bölümlerde ve ortak yerlerde bir takım eksik ve kusurlu imalâtın bulunduğu ve bu suretle yüklenicinin temerrüde düştüğü durumlarda, hak sahipleri; giderleri yüklenici müteahhide ait olmak üzere inşaatın kalan kısmının tamamlanması için izin verilmesini mahkemeden talep edebilir. Ayrıca nama ifaya izin talepli davalarda arsa sahibi kendisine ait bağımsız bölümlerdeki eksik ve kusurlu işler ile ortak alanlardaki eksik ve kusurlu işlerin kendisi tarafından yaptırılması şeklinde nama ifaya izin ve bunların giderimi için avans niteliğindeki eksik iş bedelinin tahsiline karar verilmesini de talep etmelidir.

Taleple bağlılık ilkesi gereği, yürütülecek olan nama ifa faaliyetinin finansman ihtiyacı için mutlaka eksik iş bedeli talep edilmeli ve karşı tarafın payına denk düşen taşınmazların satışı için de izin alınmalıdır. Örneğin arsa sahiplerinin müteahhide karşı açacağı nama ifa davasında eksik işlere dair masrafların müteahhitten alınması talep edilebileceği gibi, bu masrafların karşılanması amacıyla müteahhide düşen bağımsız bölümlerin satışı için izin de izin alınabilmektedir. Ancak bu noktada taleple bağlılık ilkesinin mevcut olduğu unutulmamalıdır, dolayısıyla davacı, bu talebini dava dilekçesinde ileri sürmek zorundadır. Bu nedenle arsa sahipleri, nama ifaya izin talebiyle birlikte müteahhide düşecek olan bağımsız bölümlerin satışı için izin verilmesini talep etmelidir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2020/196 Esas ve 2020/3053 Karar sayılı ilamında; davacı davasında sözleşmeden doğan edimlerin zamanında ve gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle uğranılan zararların davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ve davacıya inşaatı bizzat ya da bir başka ehil yüklenici vasıtasıyla tamamlanması için izin verilmesine karar verilmesini talep etmiştir ancak davacının nama ifa masraflarını karşılamak üzere yükleniciye ait olan ya da bırakılan bağımsız bölüm ya da arsa payının satışına izin ve yetki verilmesine dair bir talebinin bulunmaması sebebiyle mahkemece sadece eksik bırakılan bölümlerle ilgili giderim bedelinin tahsiline karar verilmiştir.

Her ne kadar uygulamada sıklıkla arsa sahiplerinin nama ifaya izin talebinde bulunması gündeme gelse de yüklenici müteahhitlerin de bu yola başvurması mümkündür. Örneğin gerekli işlemlerin yapılması için müteahhide verilmiş olan vekaletnameye ilişkin azilname düzenlenmiş olması halinde müteahhit de nama ifaya izin talep edebilecektir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2006/853 Esas ve 2006/2236 Karar sayılı ilamında; taraflar arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin feshi konusunda açılmış bir dava verilmiş bir karar bulunmadığı, bu sözleşme halen geçerli ve yürürlükte olduğu, davalı arsa sahibi de azilden sonra ihtara rağmen sözleşmenin ifası için gerekli işlemleri yapmadığı ve bunları yapmak için gerekli yetkileri ihtiva eden vekâletnameyi düzenleyip vermekten kaçındığından, bölge adliye mahkemesince geçerli olup feshedilmeyen arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi gereği arsa sahibinin yapmak zorunda olup yapmaktan kaçındığı akdin ifası için gerekli işlemlerin nelerden ibaret olduğunu araştırıp bunları arsa sahibi adına yapmak üzere TBK 113. maddesi gereğince davacıya yetki verilmesi gerekirken, sözleşmenin feshedilmediği gözden kaçırılarak ifa olanağını ortadan kaldıracak şekilde davanın reddinin doğru olmadığına karar vermiştir. Benzer nitelikteki Yargıtay kararları ile örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Yukarıda yer alan Yargıtay Kararında görüleceği üzere nama ifaya izin davasına konu olan mevcut sözleşmenin feshedilmemiş olması gerektiği kesinlikle gözden kaçırılmamalıdır. Ancak, mevcut sözleşmenin feshiyle birlikte terditli olarak feshin mümkün olmaması halinde nama ifaya izin de talep edilebilir.

Sonuç olarak 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 113. maddesi uyarınca yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini nama ifaya izin talebi ile mahkemeden isteyebilir. Taleple bağlılık ilkesi uyarınca açılacak davada yalnızca ifaya izin talebiyle yetinilmemesi; borçlunun finansal durumunun ve tahsil kabiliyetinin de gözetilmesi önem taşır. Bu kapsamda, özellikle borçluya ait bağımsız bölümlerin satış yetkisinin devrinin de talep edilmesi, alacağın güvence altına alınması bakımından güçlü ve pratik bir hukuki yol sunmaktadır. Böylece alacaklı, sadece hakkını elde etmekle kalmayıp, bu hakkın fiilen tahsilini de teminat altına almış olacaktır.

Av. Kuban Pelin BOLAT