T.C.

Yargıtay

3. Hukuk Dairesi

2015/10634 E., 2016/6585 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili davacının davalıya ait sağlık ve estetik merkezinde, yüzündeki tüyler için lazerli iğneli epilasyon yaptırdığını, son epilasyon seansından sonra müvekkilinin üst dudak bölgesinde lekeler ve çukurluklar oluştuğunu, bu durumun davalının mesleki kusurundan kaynaklandığını belirterek, yapılan epilasyon giderleri karşılığı 3.000 TL maddi tazminat ile yaşanan manevi sıkıntılar karşılığı 20.000 TL manevi tazminatın, son epilasyon tarihi olan 28.04.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili, 05.02.2013 tarihli dilekçesinde; 3000 TL olarak talep ettikleri maddi tazminatın yalnızca ödenen epilasyon seans ücreti olmayıp, aynı zamanda yanlış tedavi sonucu oluşan lekelenmelerin giderilmesi için gerekli olan muhtemel tedavi giderlerini de kapsadığını belirtmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde; davacının iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacının duduk üstü ve koltuk altı bölgesindeki tüyler için kendisine başvurduğunu, ilk aşamada lazer epilasyon ardından ise iğneli epilasyon uygulaması yapılmasının kararlaştırıldığını, davacının her iki tedavi hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirildiğini ve 20.12.2010 tarihli tedavi kabul formunu imzaladığını, olması gerektiği şekilde lazer epilasyon işleminin hekim tarafından uygulandığını, arkasından iğneli epilasyon işleminin ise güzellik uzmanı olarak çalışan kişi tarafından yapıldığını, oluşan lekelerin iğneli epilasyon sonrası meydana geldiğini ve dolayısıyla davada bu uygulamayı yapan kişiye yöneltilmesi gerektiğini, ayrıca davacının belirttiği bu lekelerin epilasyon uygulamasından mı, yoksa davacının epilasyon sonrası üzerine düşen edimleri yerine getirmemesinden mi, kaynaklandığının tespit edilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; bilirkişi raporunda belirtilen "sonuç olarak akdi hükümlere göre uygulanan epilasyon işlemi nedeniyle davacının zarar görmemesi için davalının mesleki şartlarını yerine getirip lazer epilasyon ve iğneli epilasyon olarak iki aşamalı yapılan tedavinin uygun tedavi şeklinin belirlenerek şartlarının yerine getirildiği, iş sahibinin aydınlatma yükümlülüğünü işin birinci basamağı olan lazer epilasyonda hastaya imzalattığı "lazer epilasyon tedavi kayıt formu" ile bildirdiği, ikinci basamak olan iğneli epilasyon sonrası hastanın yazılı olarak bilgilendirilmediği, ancak ikinci işlem sonucunun da birinci işlem sonucu ile aynı şekilde korunması gerektiğini, hastanın artık bildiğini düşünebileceği ve bu nedenle davacının davasında haksız olduğu" görüş ve mütalası mahkememizce de benimsenmiş, bunun dışında davacının yakın çekim yüz fotoğrafları incelendiğinde yüzünde herhangi bir iz, sekel ve skor görülmediği ve tamamen iyileşmiş olduğu anlaşılmakla..." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava; estetik amaçlı lazer uygulamasından meydana geldiği iddia olunan zararın tazmini için açılan manevi tazminat istemine ilişkindir.

Tarafların açıklamaları ile dosyadaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki akdi ilişkinin, TBK'nın 470 (BK. m. 355) ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklandığı açıktır.

Davacı taraf iş-eser sahibi; davalı taraf ise yüklenicidir.

Eser sözleşmesinde, işin uzmanı sayılan yüklenici, yapımını yüklendiği işi, özen borcu gereği olarak fen ve sanat kurallarına, sözleşme hükümlerine, kendisine duyulan güvene ve beklenen amaca uygun şekilde yapmakla ödevlidir.

Eser sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli özelliklerinden birisi sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Zira; eser sözleşmesinde bir eserin yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf yani yüklenici, işin mahiyeti gereği işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapması ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınmasıdır.

Eserin, sözleşmede kararlaştırılan niteliklerine, ya da iş sahibinin beklediği amaca uygun olmaması veya lüzumlu bazı vasıflardan bir ya da bir kaçının bulunmaması halinde ayıplı ifa edildiğinin kabulü gerekir.

Eser sözleşmesinde, yüklenici belli bir sonucu (eser) taahhüt ettiğinden sonuç gerçekleşirse, yüklenici borcunu ifa etmiş sayılır. Buna göre davalı yüklenici, davacı iş sahibinin zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmişse; somut durumun gerektirdiği tedbirleri noksansız biçimde almışsa, uygun tedaviyi belirleyip uygulamışsa, uygulanan tedavide nadirde olsa görülebilecek olumsuz sonuçlara dair davacıyı aydınlatıp uyarmış ve davacının bu hususta rızasını almışsa, eserini iş sahibi davacının ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayarak teslim etmişse ücrete hak kazanır.

Eğer eserin iş sahibinin istediği şekilde gerçekleştirilmesi mümkün değilse, davalı yüklenicinin bu konuda öncelikle iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Uyarının yapıldığı davalı iş sahibi tarafından ispatlanmalıdır.

Bu bağlamda davalı yüklenicinin uygulama öncesi muhtemelen hasıl olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında iş sahibini bilgilendirmesi bir zorunluluktur.

Bu durumda temyize konu uyuşmazlığın çözümü için öncelikle davalı yüklenicinin, eser sözleşmesini ifa etmeden önce, davacı iş sahibini ifadan sonra ortaya çıkan komplikasyonlar konusunda, yazılı olarak bilgilendirip, bilgilendirmediği hususunun araştırılıp, açıklığa kavuşturulması gerekir.

Somut olayda mahkemece; yukarıda belirtilen hususlarda yeterli inceleme ve araştırma yapılmamış, bilirkişi kurulundan alınan rapor doğrultusunda hüküm kurulmuştur. Oysa bu rapor hükme esas alınacak nitelikte değildir. Zira düzenlenen bu raporda; yapılan lazer uygulamalarından sonra hastanın güneş ışığından korumak için gerekli önlemler almaması halinde hiperpigmentasyon adı verilen cilt rahatsızlığının oluşabileceği, bu durumda somut olaydaki hiperpigmentasyonun lazer uygulamasından ya da lazer uygulamasından sonra yapılan iğneli epilasyondan değil, hastanın tedavi sonrası cildini yeniden toparlanana kadar en az 15-20 gün güneş ışığından korunmamasından dolayı oluştuğunun düşünüldüğü, davacının fotoğraflarının olduğu CD'nin incelenmesinde iğneli epilasyon sonrası oluşan scarların (küçük izler) iyileştiği, belli belirsiz kahverengi izlerin olduğu, davalı tarafça işlem öncesi davacıya imzalatılan "lazer epilasyon tedavi kabul formu"nun yalnızca lazer işlemine ilişkin olduğu, iğneli epilasyon işlemi için ayrıca alınmış bir belge bulunmadığı, ancak ikinci işlem sonucunun da, birinci işlem sonucu ile aynı şekilde korunması gerektiğini hastanın artık bilmesi gerektiğinin düşünülebileceği, bu nedenle davacının davasında haksız olduğu belirtilmiştir.

Hal böyle olunca mahkemece, öncelikle davalı tarafa çıkarılacak ihtaratlı davetiye ile dava konusu lazer ve iğneli epilasyon uygulamasına ilişkin mevcut tüm bilgi ve belgelerinin dosyaya sunulması istenerek, bu belgelerin temin edilmesinde sonra, davacının mevcutlu olarak muayene için... Kurumuna sevk edilmesi ve davacıya uygulanan işlemden davacının zarar görmemesi için davalı tarafın tüm şartları yerine getirip getirmediği; somut durumun gerektirdiği tedbirleri noksansız biçimde alıp almadığı, uygun işlem şeklini belirleyip belirlemediği, iş sahibini aydınlatma yükümlülüğünü tam olarak yerine getirip getirmediği, davacının beklediği amaca uygun olarak işi teslim edip etmediği, taahhüt edilen sonucu gerçekleştirip gerçekleştirmediği konularında,... Kurumu'ndan uygulamayı ve somut olayı tam olarak yansıtan, Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp; hasıl olacak sonuç dairesinde hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeyle yetersiz raporlar doğrultusunda yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 26.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.