“Tutuklama tedbiri kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik ağır bir sınırlamadır. Bu nedenle tutuklamaya ancak zorunlu durumlarda ve kanuni şartları bulunduğunda başvurulabilir. Aksi takdirde tutuklama, kişinin kaçmasını ya da delilleri karartmasını engellemeye yönelik bir tedbir olmaktan çıkıp cezalandırma aracına dönüşebilir.”

(Anayasa Mah. B. No: 2020/13893, gün 12 Aralık 2020, paragraf 14).

Geçmişten ders alma konusunda Türk ceza adaleti sistemi (CAS) şansız bir görüntü sergilemektedir. Ceza siyaseti bir sarkaç gibi ağır cezalardan (1953) hafif cezalara doğru (1965) seyrederken, 2005 yılında yeniden fazlaca ağırlaşmaya başladı (penal populism). Bu süreçte, geçmişte yazarın da katkısı olduğu cezaların hafifletilmesine neden yöneldiğimiz irdelenmeksizin; aile içi şiddet (Ayşe Paşalılar olgusu), namus/töre cinayetleri, düşük gelir gruplarındaki yüksek suçluluk oranları, faili meçhuller, yüksek oranda beraatler, hapis cezalarına fazlaca ağırlık verilmesi, tutuklama tedbirinin suiistimali1 ve kapasite aşımı cezaevi nüfusu gibi sorunlar ihmal edilerek normatif (yap boz/torba) düzenlemelerle yetinmek gibi kolaycı/ popülist bir yol seçilmiştir. Unutulmamalıdır ki, geçmişi hatırlamayanlar/ders almayanlar hüsrana mahkûm olurlar. Bu sonuçta, (içsel açıdan tutarlı, öteki teorilere ilişkili ve araştırma destekli) düzgün teorik bir referanstan yoksunluğun payı büyüktür. 88 yıl önce (1936) Kurt Lewin’in belirttiği gibi “iyi bir teori kadar pratik olan bir şey yoktur.” Siyaset oluşumuna referans olan veriler ile sonradan etkililiğe ait yeni veriler gelecekteki gelişmelere dayanak olmaktadır.

Tutuklamaya gerekmedikçe başvurulmamalıdır.2 Yargılama öncesi tutukluluk, masumiyet karinesi hakkını ve özgürlük hakkını kısıtlar. Yüksek orandaki tutukluluk cezaevi toplam nüfusunun artmasına katkı yapmakta; cezaevi koşulları yanında yürütülen tretman hizmetlerini de bu durumdan etkilemekte- dir. Bu nedenle, tutuklama sistematik bir uygulama olmaktan çıkarılarak gerekli, orantılı olduğunda veya seçenek tedbirler değerlendirilerek uygulanmalı; tutuklamaya en son çare olarak (ultima ratio) başvurulması ilkesi benimsenmelidir. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 9 (3) maddesi, soruşturma evresinde (ceza davası açılmadan önceki sürede) şüphelilerin tutuklanmasının genel bir kural olmayacağını, buna karşın salıverilmenin duruşmaya katılma ve adli işlemlerin sağlıklı biçimde yürütülmesi için davanın herhangi bir aşamasında teminata bağlanabileceğini öngörmektedir. Buradan, özgürlüğün bir ilke, tutukluluğun ise adaletin tecellisi adına bir istisna kabul edildiği sonucu çıkmaktadır.3

Efsane: Ağır cezalar suçu caydırır ve bizi daha güvenli hale getirir.

Yeni ceza siyasetinde mağdur eksenine doğru kayma var ise de bunu her alanda görmek mümkün değildir. Haksız yere tutuklanan ve fazlaca hapis yatan kişilere tazminat verilmesi ancak dava ile mümkün olabilmektedir.4 CMK. 231/3 maddesinde “Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hal varsa bu da bildirilir” normu karşısında hâkimin belirlenen ilkeler doğrultusunda tazminatı resen hesaplayarak düzenlenen çek’in dijital imzaya bağlanarak sanık adresine postalanması yerinde bir düzenleme olamaz mıydı? Mağdur olan kişinin adli süreçle daha da mağdur edilmesi, alacağı tazminattan bir kısmını avukatına vermesi neyle açıklanabilir? İşte yargılama diyalektiğinde mağdurun biçimsel statüsüne bakarak şu dört alanda hakları somutlaştırılabilir: CAS’ta aktif bir rol alması hakkı; bilgi edinme hakkı, mali yardım hakkı ile tavsiye ve destek alma hakkıdır.

Veriler CMK104.maddesindeki (Tutuklama= kuvvetli şüphe+ tutuklama nedeni+gerekçe) formülünü yansıtmayan kararlar verildiğinin göstergesi olurken, hükmen tutuklu sayısı oranının altı yılda %10’ luk bir artış göstermesi de Yargıtay’daki ceza işleri iş yükünün tarihinde görülmemiş miktarda artmış olduğu kanıtıdır.5

Tutuklu kalınan süre, özgürlüğün kaybı ötesinde oluşan zararlı sonuçları ile “gerçek bir ceza” olmakta- dır. Ülkemizde tutuklu kalınan süre de küçümsenmeyecek derece uzun olmaktadır-tutuklulukta makul süre.6 Bu noktada yargı performansı açısından bir ölçer olan ilk duruşmaya kadar tutuklulukta (pre-trial custody) geçen ortalama süre de saptanmalıdır. Kuşkusuz, tutuklama kararı gerekçeli olmalıdır (Any. 141/3, CMK 34, 101/2).7

. Tutuklama kolaylığı ve sıklığının nasıl bir insan hakları sorunu olduğunu Bülent Tanör, 1990’da yazmıştı… bu şartlarda her zaman, herkesin bir suç belirtisiyle tutuklanması mümkündür.”
Bülent Tanör, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, BDS Yay., 1990, s. 65

Avrupa Birliği'nde hapsedilen her beş kişiden biri, suçtan hüküm giymemiş durumda; bu sayıya yalnızca Almanya'da 12.000 kişi dahil. Çalışmalar, çoğu durumda ön yargılama gözaltının gereksiz olduğunu gösteriyor. Avrupa Birliği genelinde, şu anda yaklaşık 100.000 kişi ön yargılama gözaltında tutuluyor ve bu süre ülkeye bağlı olarak ortalama birkaç aydan bir yıldan fazla sürebiliyor.

Almanya’da tutuklu sayısı ve nedenlerine (2006) ait aşağıdaki tabloya bakıldığında ülkemizdeki tutuklama siyasetinin ne derece irrasyonel olduğu daha belirgin olmaktadır:

Tutuklaman edenleri

Sayısı

%

Kaçması/kaçma riski

22,666

93,1

Kanıtları yok etme

/gizleme

1,446

5,9

Suçun ciddiyeti

1,124

4,6

Mükerrirlik riski

2,257

9,3

Almanya’da tutuklu kalınan süreler, geniş ölçüde değişiklik göstermesine karşın bizler için ders alınacak bir tablo oluşturmaktadır(www.bmj.de.).

Tutuklu süresi

Sayısı

%

1 aya kadar

6,272

26

1-3 ay

5,869

24

3-6 ay

6,227

26

6-12 ay

4,485

18,4

1 yıldan fazla

1,499

6

Tutukluluk süresi bakımından %50’si üç ay ve daha kısa süre tutuklu kalırken %6’sinin bir yıldan fazla kaldığı görülmektedir. Almanya’da tutuklular hakkında verilen kararlardan yalnızca %55’inin hapis cezası; %34’ünün “cezanın ertelenmesine”, %9’unun para cezası ile %1,5 unun beraatten oluştuğu görülmektedir. Daha önemlisi 100,000 nüfusa oranla tutuklu kişi sayısı 2016 yılında 16, 2017 yılında 17 olarak nispeten düşüktür. Yalnız bu oran eyaletler bakımından farklılık sergilemekte 8 ve 28 arasında değişmekte (2016); bu oranda Alman pasaportu taşımayan yabancılar payı fazla olmaktadır(¾). Bir araştırmaya göre, tutuklu yargılananların çoğu işsiz ve yaklaşık yarısı tutuklandıkları sırada evsizdi.

Almanya’nın nüfusu-83,445,000,
100.000 nüfusta mahpus oran 71.2
Cezaevlerinin toplam kapasitesi: 72,258
Toplam mahpus sayısı 59,413
Ortalama mahpusluk süresi (4.2 ay)
Cezaevi nüfus yoğunluğu % 82.2 

Verilerin toplanması, belirli bir ülkede gözaltı uygulamasının kapsamı ve boyutuna ilişkin genel ve kapsamlı bir tablo oluşturmaya yardımcı olduğu gibi uygulamanın gelişme eğilimlerini belirlemeye ve anlamaya da yardımcı olacaktır. Dahası, bu tür veriler, belirli bir ülkedeki uygulamayı Avrupa Konseyi üyesi diğer devletlerin uygulamalarıyla karşılaştırmaya ve çıkarımlar ve sonuçlar çıkarmaya yardımcı olur. 8

Karanlık Alan

2024 yılı verilerine göre, ceza mahkemelerince karara bağlanan dosyalarda sanıkların suçları hakkında verilen kararların (3,231,340) %42,8'i mahkûmiyet, %20,5'i beraat, %21,9'u hükmün açıklanmasının geri bırakılması, %14,8'i diğer (hüküm verilmesine yer olmadığı, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi vb.) kararlardır. Savcılıktan gelen tutuklama istemlerinin ne kadarının sulh ceza hâkimliklerince tutuklama kararına dönüştüğü, tutuklu sanıklardan mahkûm olan, seçenek yaptırımlara hükmedilenler ile beraat edenlerin yüzdeleri ise bilinmemektedir(!). Aşağıda 2016-2024 yıllarında ceza mahkemelerin- ce beraat edenler(dosya) sayısına yer verilmiş ise de bu dosyalardaki tutuklu sayısı bilinmemektedir. Bu durumda tutuklu olan sanıklardan ne kadarının beraat/mahkûm olduğu, mahkûm olanların ne kadarın hapis cezasına çarptırıldığı bilgisine ulaşılamadığı için Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü tutuklu veri bankası ile UYAP veri tabanının taranması ve bu yöntemin sistematik bir uygulamaya dönüştürülmesi önerilebilir. Bu tablo karşısında bazı ülkelerde tanık olunan enflasyonist yaklaşımın ülkede varlığı için bir değer hükmü verilemez.

Ceza Mahkemelerince Beraat Edenler (Dosya) Sayısı (2016-2024)

2016

2017

2018

2019

2020

2021

2022

2023

2024

394,548

329,719

299,130

351,105

383,033

393,985

375,2322

360,049

378,251

31 Aralık İtibariyle Cezaevleri Nüfusu

Yıl

Tutuklu
%

Hükmen Tutuklu %

Hükümlü

%

Toplam

Değişim

2004

27.565(47.5)

4.355 (7.5)

26.010(45.0)

57.930

100

2005

26.425(47.3)

4.587(8.2)

24.858(44.5)

55.870

96

2006

34.412(49.0)

9.529(13.5)

26.336(37.5)

70.277

121

2007

38.028(42.0)

15.201(16.7)

37.608(41.3)

90.837

157

2008

40.832(43.2)

15.988(17.0)

37.584(39.8)

94.409

163

2009

41.717(35.7)

18.889(16.1)

56.084(48.0)

116.690

201

2010

35.631(29.4)

21.159(17.5)

63.927(52.9)

120.818

208

2015

22.610(13.7)

141.851(86.3)

164.461

283

2024

55.890(14.4)

327.773(85.6)

383.663

662

2026*

64.744(15.8)

342.522(84.2)

407.266

703

*2/02/2026

Ceza infaz kurumlarında bulunan mahpus sayısı, 31 Aralık (2012-2024)

(Kaynak. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü-Haber Bülteni, S.4, 2025.)

İnsanlar beraat etse bile, tutuklu yargılanmaları, o kişileri kamuoyu gözünde kuşkulu kılan bir olgu olmaktadır. İşte bu nedenle, “gereksiz yere suçlamama/tutuklamama ilkesi” önemsenmelidir. Öte yandan demokrasinin olmazsa olmazı niteliğinde ve yargı değerleri arasında yer alan hukuk önünde eşitlik ilkesi yargılama sürecinde gerçekleştirilmelidir.

Ülkemiz cezaevlerinde 2/02/2026 tarihi itibariyle cezaevlerinde bulunan tutuklu sayısı 64.744 (toplam nüfusun %15,8) olup, mevcut veri tabanlarından elde edilecek bilgiye Almanya örneğinde olduğu gibi ayrıntılı yer verilmediği görüldüğünden tutuklu kalınan süre dağılımı tutuklu ve hükmen tutuklulara göre periyodik olarak yayınlanmalı; salıverilenler ile tutuklu/ hükmen tutuklulardan beraat edenlerin tutuklu kaldıkları süre dağılımına; tutuklulardan hapis cezası dışında yaptırım uygulananlar sayısına bu tablolarda yer verilmelidir.

Yargılama öncesinde kişilerin gözaltına alınıp alınmayacağına karar verirken, hâkimler kişinin delilleri tahrif edip edemeyeceğini, tanıkları korkutup korkutmayacağını veya en önemlisi, serbest bırakılması halinde kovuşturmadan kaçıp kaçamayacağını değerlendirmelidir. Almanya'da ön gözaltı kararı verilen davaların %95'inde hâkimler, ana neden olarak kaçma riskini göstermiştir. Alman yasası, yargılama öncesinde gözaltında geçirilen sürenin muhtemel cezayla orantılı olması gerektiğini açıkça belirtmektedir.

Avrupa genelinde davaların neredeyse yarısında, yargılama herhangi bir hapis cezası olmadan sonuçlan- maktadır. Savcılık istatistiklerine göre, yargılama öncesi tutuklu bulunan kişilerin yaklaşık %30'unun nihai hapis cezaları denetimli serbestlik karşılığında ertelenmekte, %10'u yalnızca para cezası alırken, diğer %7'si beraat ediyor, kamu hizmeti veya rehabilitasyon programlarına gönderilmekte veya suçlamaları düşürülmektedir.

Bu veriler karşısında ülkede tutukluluk halinin söz konusu olduğu davalara özel önem verilmelidir. AİHM’ye göre, adil yargılanma ilkesi (AİHS 6.md) ve bunun sonucunda makul süre ilkesinin getirdiği koruma gereği, kişiye ceza gerektiren bir suç yüklendiği andan itibaren uygulanmaya başlar. Mahkeme “suçlama”yı 6.maddesi çerçevesinde “bir kişiye yetkili bir merci tarafından ceza gerektiren bir suç işlemiş olduğu iddiasının ve bütün işlemlerin 6. maddenin birinci fıkrası kapsamında olduğunun resmi tebligat yoluyla bildirilmesi” biçiminde tanımlamaktadır. Yargılama öncesi tutukluluk konusunda, AİHS’nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasında şu hükme yer verilmektedir: “Tutuklanan veya gözaltına alınan herkes (…) makul sürede yargılanma veya tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma hakkına sahiptir”.

AİHM'e göre “tutukluluk hali veya devamı” bakımından kaçma, tanıklar üzerinde baskı kurma veya delil unsurlarını değiştirme, yeniden suç işleme, kamu düzenini bozma gibi risklerin varlığının gerektiği şekilde tespit edilmesi gerekir. Adli makamların bu bağlamdaki gerekçesinin soyut, genel veya basmakalıp bir şekilde olmaması gerekir (Merabishvili/Gürcistan, § 222).

Yargılama esnasında tutukluluk süresinin “makul” kabul edilip edilemeyeceği hususu kendi özel koşulları içerisinde değerlendirilmelidir. Anılan 5. maddenin üçüncü fıkrasında, tutuklanmış ise sanığın mahkemeye çıkarılmasına özel hassasiyet gösterilmesi şart koşulmaktadır.9 Gözaltına alınan kişi, davasının öncelikle ve hızla görülmesi hakkına sahiptir.10 AİHS 6. maddenin ihlalini önlemek amacıyla, her ülke yargılama süresinin, adli sürecin kalitesinin ve savunma haklarının elverdiği ölçüde kısa tutulmasını sağlayacak tedbirleri almalıdır. Örneğin, Mahkeme, 2.5 yıl ile yaklaşık 5 yıl arası yargılama öncesi tutukluluk süresini aşırı bulmuştur.11

Yukardaki formül bağlamında tutuklama siyasetinin de facto görüntüsü için İstanbul’un üç büyük adliyesinde 757 dosya üzerinde yapılan inceleme sonuçları yukarda belirtilen yakınmaları vurgulamaktadır:

- Savcılıkça gerekçeden yoksun tutuklama istemleri oranının %97,1 (680 dosya) olduğu;

- Tutuklama istemlerinin hâkimlerce kabul oranın ise %90,5’i bulduğu;

- Hâkimlerce verilen tutuklama kararlarının inandırıcı ve hukuka uygun gerekçeden yoksun olduğu;12

- 265 dosyada kaçma şüphesinin dayandığı eylem ve olayların açıklanmadığı;

- 750 vakadan yalnızca on birinde ölçülülük tartışmasına yer verildiği; 735 dosyadan yalnızca dördünde adli kontrol kararı alındığına bakılarak genelde vakanın ağırlığı, ölçülülük ilkesi ve adli kontrol gibi temel öğelerin tartışılmadığı;

- Avukatların çoğunun (%52,6’sının) barolar tarafından atandığı; dosyanın bütününü incelemek- sizin duruşmaya girdikleri ve ayrıntılı savunma yapamadıkları (%49.3) görülmüştür.13

Ceza siyaseti ve stratejisinin revizyonu açısından tehlikeli suçluların toplumdan soyutlanması bağlamında gerçek tehlikeli suçlular, saldırgan ve tahripkar bir yaşam sürdüren kişilerin ve bunların işlediği suç türü ne olursa olsun, kolluk ve mahkemelerin bu kişiler hakkında çok dikkatli olması ve bunlar için tahmin cetvelleri geliştirilmesi; hapis cezası uygulamasının bu tür suçlularla sınırlandırılması ötesinde tutuklama yasağı (CMK 100/4), süresi (CMK 102) ve itiraz üzerine veya kendiliğinden tutukluluğun incelenmesi üzerinde titizlikle durularak (CMK 108) yapılan parasal tasarrufun tehlikeli suçların tretmanı ile mükerrir suçluların toplumda iyileştirilmesine tahsis edilmesi (reinvestment) siyaseti benimsenmelidir.

Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi

Madde 9: Hiç kimse keyfi tutuklamaya, gözaltına veya sürgüne tabi tutulamaz.

Sonuç

Ceza yargılaması, maddi ceza hukukundan bile daha çok, yaşayan bir organizma olarak düşünülebilir. Birbiriyle kesişen ve birçok yönden ilişkili olan evrelerden, önlemlerden ve usullerden oluşan doğrusal bir süreç olup, sistemin bir parçası değiştirildiğinde, değişikliğin her yerinde hissedilebileceği göz ardı edilmemelidir.

Tutuklamanın yasal dayanaktan yoksun olması halinde “keyfi tutuklama” (arbitrary detention) söz konusu olacaktır. Tutuklu yargılamanın kural değil istisna olması ve mümkün olduğunca kısa sürmesinin uluslararası hukukun köklü bir normu olduğu kültürümüzde yer etmelidir. Tutuklama sürecinde, hâkimin tutuklama kararı vermeye mecbur olmayıp o kişinin tutuklanmasının gerçekten zorunlu olup olmadığının araştırılması ilkesi egemen olmalıdır.14 CMK 100. maddesindeki tutuklama düzenlemesine bakıldığında norma uygun isabetli bir karar için yapay zekâ destekli bir algoritma gereksinmesi apolitik karar alınması açısından gerekli görülse de bu maddenin yeniden düzenlenerek kaçma veya kamusal güvenlik açısından bir risk oluşturulması temel alınmalıdır.15

Uzun süreli tutukluluk, cezaevlerindeki aşırı kalabalığa katkıda bulunarak, tutuklular ve personel arasındaki koşullar ve ilişkilerle ilgili mevcut sorunları daha da kötüleştirir; ayrıca mahkemeler üzerindeki yükü de artırır. Hüküm verirken, hâkimler bir kişiyi tutukluluk öncesi gözaltında tutma kararını geriye dönük olarak gerekçelendirme ihtiyacı hissedebilir ve bu nedenle hapis cezası verme olasılıkları daha yüksek olabilir.16 Özetle, ceza adaleti sistemindeki erken kararlar en etkili kararlar olabilir.17

Birçok insan, uzun hapis cezalarının, sert ve hatta acımasız hapishane koşullarıyla birleştiğinde, suç üzerinde caydırıcı bir etkiye sahip olacağına yanlışlıkla inanmaktadır. Ancak araştırmalar, daha ağır cezaların bu şekilde işe yaramadığını sürekli olarak göstermiştir. 2016 yılında A.B.D. Ulusal Adalet Enstitüsü, caydırıcılık üzerine yapılan araştırmaları özetleyerek , hapis cezalarının -özellikle de uzun hapis cezalarının-gelecekteki suçları caydırmada çok az etkili olduğunu tespit etmiştir. Başka bir çalışma, hapis cezası içermeyen cezalara kıyasla, hapis cezasının gelecekteki suç işleme üzerinde ya hiçbir etkisi olmadığını ya da daha da kötüsü, "hafif derecede suç işlemeye teşvik edici bir etkiye" sahip olduğunu ortaya koymuştur. Başka bir deyişle, hapis cezası ters etki yaratmaktadır: bir hapis cezası kısa vadede bir kişiyi etkisiz hale getirebilirken, aslında tahliye olduktan sonra suç işleme riskini artırmaktadır.18

Sonuç olarak, yargılama adaletsizliğine esasen neden olan veya katkıda bulunan unsur tutuklama normu değildir; daha ziyade Kanunun uygulanma (veya yanlış uygulanma) biçimindeki daha geniş sistemik faktörler söz konusu olup, tutuklama kararlarında adalet ve eşitlik kritik bir hedef olmaya devam etmektedir. Siyasetler ve yargı kararları, kuşkusuz, kamu güvenliğini, yargılamayı bekleyen bireyler için adalette eşitlikle dengelemeli; tüm sanıkların ceza adalet sisteminde adil ve eşit muamele görmesi sağlanmalıdır.19

Hâkimler de insandır. Psikologların sıradan kişiler ve diğer profesyoneller arasında saptadığı aynı bilişsel yanılsamalara onlarda kurban olabiliyor. Hâkimler, davacılardan herhangi birine karşı önyargıdan uzak olsalar, ilgili yasayı tam olarak anlasalar, ilgili tüm gerçekleri bilseler ve kişisel politikalarını bir kenara bırakabilseler bile, tıpkı tüm in sanlar gibi, düşünme biçimleri nedeniyle sistematik olarak hatalı kararlar verebilirler. Bu bilinçle, futbolda “VAR”ın varlığı ile karar alma sürecine ‘yorumlayıcı’ bir yaklaşım sağlandığı kayda değer bir gelişmenin, yapay zekâ (AI) ile yargıda sağlanabileceği göz ardı edilmemelidir.20

Göz ardı edilemeyecek bir hususta aşağıda yer alan iki araştırma olacaktır. Birincisi “Tutuklama ve Aşırı Kullanımı-On Ülkeden Kanıt’ı(ICPR-2029) içerirken ikincisi AB Ön Gözaltı Kurallarının Gerekliliği ve Muhtemel İçeriğidir(2020):

I: ICPR (Suç ve Adalet Politikası Araştırma Enstitüsü). Yargılama öncesi tutukluluğun cezaevlerindeki aşırı kalabalığın önemli ancak önlenebilir bir nedenidir ve temel hakların ciddi bir ihlalidir. 2000 yılından bu yana, dünyanın birçok yerinde yargılama öncesi tutuklu sayısı önemli ölçüde artmıştır. Bu durum, elektronik izleme gibi daha ucuz ve daha az kısıtlayıcı önlemlerin artan kullanılabilirliğine rağmen gerçekleşmiştir.

Tutuklamaların kötüye kullanılmasını önlemeye yönelik yasalar ve siyasetlere ilişkin öneriler:

a) Tutuklama normunun uluslararası standartları tam olarak yansıtması, açık olması ve çelişkili hükümler içermemesinin sağlanması,

b) Sanığın mahkûm edilmesi halinde hapis cezası alma olasılığının olmadığı durumlarda tutuklama tedbirinin kullanılmasının engellenmesi,

c) Hâkimlerin, tutuklama kararı verirken veya uzatırken, kararlarının gerekçelerini yazılı olarak somut ve davaya özgü bir şekilde belirtmelerinin zorunlu hale getirilmesi,

d) Kefalet kullanılıyorsa, sanığın maddi durumuna uygun şekilde belirlenmesinin zorunlu olması,

e) Savcılığın, ilk tutuklama duruşmasından önce, suçlamaların dayandığı dava dosyasını veya temel delilleri savunmaya açıklamasının zorunlu hale getirilmesi,

f) Tutuklama ile sonuçlanan ön yargılama kararları ile alternatif tedbirlerin kullanımına ilişkin verilerin toplanması,

g) Alternatiflerin varlığının talebe uygun olmasını sağlamak için veriler düzenli olarak analiz edilmesidir.

II: AB Tutuklama Kurallarının Gerekliliği ve Muhtemel İçeriği 21

a) Üye Devletler arasında tutuklamanın tutarsız kullanımı, örneğin gözaltına alma kararı verme ölçütleri ve ortalama sürelerdeki önemli farklılıklar gibi tutuklama kurallarında önemli bir farklılığı yansıtmakta ve kullanımın keyfi olduğuna dair ilk bakışta kanıt sağlamaktadır;

b) Özgürlük varsayımı yerine tutuklama varsayımı nedeniyle aşırı kullanım veya bireyin oluşturduğu risk yerine iddia edilen suça odaklanan ölçütlerin kullanılması;

c) Tutuklamanın, mahkûmiyet sonrası hapis cezası alma riskini artırdığına dair kanıtlar, bu da aşırı kalabalığı ve diğer birçok sorunu daha da kötüleştiriyor;

d) Tutuklamanın, örneğin itirafı zorlamak amacıyla haksız kullanımı;

e) Yolsuzluk için potansiyel fırsatlar ve bu durumun ceza adalet sistemine olan kamu güvenini zedeleme riski;

f) Şüphelilerin aileleri üzerindeki cezalandırıcı etkisi: Uzun süreli ayrılığın insani sonuçları, çocuk bakım sorumlulukları üzerindeki etkisi, gelir kaybı, barınma veya konut kaybı, şüphelilerin gözaltındayken kaptığı bulaşıcı hastalıkların yayılmasına maruz kalmasıdır.

Yargılama hukukunda tutuklama yalnızca bir önlemdir, asla ve kesinlikle bir ceza, yargılama öncesi bir cezalandırma yöntemi değildir.

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

-------------

1 Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg’in, 10-14 Ekim 2011 tarihinde Türkiye’ye yaptığı ziyaret sonrasında hazırladığı, Türkiye’de Adaletin İdaresi ve İnsan Haklarının korunması, Strasburg, 10 Ocak 2012, § 35. Keyfi/haksız tutuklamalara karşı bkz. A.Beki. “Parasını tutuklayandan alın bari” Hürriyet (17/12/2016) s.21; S. Öztürk. “58 güne, 25 bin lira” Sözcü (21/08/2019) s.11. Ayrıca bkz. D. Karademir. “Son Kanun Değişikleri Işığında Hâkimin Hukuki Sorumluluğu” TBB Dergisi 2015(119),ss. 241-276 “Hâkimler, yargılama faaliyetleri sırasında, yargılama faaliyeti ile ilgili fiilleri ile taraflara zarar verirlerse; zarar gören, HMK m.46’da sınırlı sayı ilkesine tabi olarak sayılan sebeplerden birine veya birkaçına dayanarak, Devlete karşı haksız fiil temelli tazminat davası açabilir”. Krş. Bkz. Bangalore Uygulama Tedbirleri için bkz. Measures for the effective implementation of Bangalore Principles of Judicial Conduct (Adopted by thre Judicial Integrity Group at its Meeting held in Lusaka, Zambia, 21-22 January 2010: “2.1 Tasarlanan veya gelecekteki davranış üzerine üyelerine tavsiyede bulunmak üzere yargı erkince, aktif ve/ya emekli hâkimlerden oluşan yargı etiği danışma kurulu tesisi ele alınmalıdır.

9.2 Bir hâkim adli görevlerin icrası sırasındaki davranışı nedeniyle açılacak hukuk davalarına karşı muaf tutulmalıdır.

9.3 Adli hatalar (görev/yetki, maddi veya usulü açıdan) için çare ikinci derece mahkemeler sisteminde yer almalıdır.

9.4 Hâkim yetkisinin ihmal veya kötüye kullanılması sonucu oluşan zararın giderilmesi yalnızca Devlete karşı açılacak
dava konusu olup, hâkime rücu edilmesi söz konusu değildir.

9.5.Yargı bağımsızlığı hâkimi kamuya karşı hesap vermekten uzak tutmadığı ve adli icraatın kamu nezdinde meşru eleştirisi
hukuki bağlamda hesap vermeyi sağlama vasıtası olduğundan, hâkimler genel olarak eleştirileri sınırlamaktan
kaçınmak üzere ceza hukukunu kullanmaktan kaçınmalıdırlar.

Ayrıca bkz. P. Shcolz. “Alman Ceza Muhakemesinde Tutuklama Kararlarında Gerekçenin Derinliği” Bahçeşehir Üniversitesi; T.Akyol. “Keyfi Tutuklama” Karar (11/09/2019).

İtalya’da 2015 yılında 47 sayılı yasa ile tutuklama tedbirinin diğer koruma tedbirleri arasında en son çare (exrema ratio) olma özelliği bir kez daha vurgulanmıştır. Anılan düzenlemeye göre, tutuklamaya karar verilebilmesi için “kaçma şüphesi”nin yalnızca somut değil, anı zamanda güncel olması ve diğer koruma tedbirlerinin uygulanamıyor olması gerekmektedir (Aynı düzenleme ile diğer tedbirlerin uygulama alanı da oldukça genişletilmiştir). Bu düzenlemeler sonucu 2012 yılında %40,2 olan tutuklu oranı 2015 yılında %33’e düşmüştür. Ayrıca bkz. AİHM’nin 12778/17 sayılı kararı: “Sonradan delil elde etmek amacı veya sonradan delil elde edilmesi ilk tutuklamayı meşru hale getiremez” (Paragraf 139). Akın Atalay “Adaletin kırık terazisi ve siyasi rehinelik” T24 (8/01/2026).

2 Bkz. C.Morenstr ve H.Kromrey. “Detour-Towards Pre-Trial Detention as Ultima Ratio”, National Report on Germany, Greifswald, Ekim 2016. Bkz. European Parliament. Prison conditions in the Member States: Selected European Standard and Best Practices. Cezaevleri nüfusu, kapasitesi ile artma eğilimi sergilediğinden cezaevlerinde kapasite artışı tek başına asla bir çözüm değildir. Bu nedenle ceza siyaseti bağlamında (kısa süreli etkisi olan aflar gibi geçici tedbirler yerine) daha geniş ölçekte ceza yaptırımları ve cezaevleri reformuna ihtiyaç duyulmaktadır. Bu doğrultuda cezaevlerine giren hükümlülerin suç türleri itibariyle yoğunluk gösterenlerin oranları belirlenmelidir. Hapis cezasına başkaca bir yaptırımın yeterli görülmediği ciddi suçlar için başvurulması; uzun süreli hürriyeti bağlayıcı ceza süreleri indirilerek cezaevinde medyan kalış süresi azaltılmalı ve şartlı salıverme en etkili seçenek bir tedbir olarak ele alınmalıdır. De facto durum ise, 2005 tarihli yeni Türk ceza siyaseti ile halkın “suç ve ceza” konusunda kristalize olan cezaların ağırlaştırılması yaklaşımı ile cezaevleri tarihinde görülmemiş bir nüfus yoğunluğu yaşamaktadır. Sosyal psikoloji açısından trajik yanı ise, popülist ceza yaklaşım cini şişesinden çıktı ve artık geri de konamaz. Bkz. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (99)22 sayılı “Cezaevi Nüfus Kabarıklığı ve Nüfusundaki Enflasyon” konulu Tavsiye Kararı; Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi. White Paper on prison overcrowding (Cezaevi nüfus kabarıklığı üzerine beyaz kitap), Mayıs 2016. İngiltere’de hükmedilecek yaptırımlar için hâkimlere rehber ilkeler için bkz. www.sentencing council.org.uk; www. judiciary.gov.uk/judgment-jurisdiction/crime/ Fikret İlkiz. “Habeas Corpus ve özgürlük” T 24 (13/10/20259: Yargılayan asıl mahkeme tutukluluk halini kaldırıyor, yanındaki mahkeme Savcının itirazı üzerine tekrar tutukluyor- CMK 104 Maddesi (2) fıkrası. 2017 yılı öncesi bu ret kararına yalnızca sanık veya şüpheli itiraz edilebilirdi.

Ayrıca bkz. European Union ve Council of Europe. Pre-Trial Detention Assessment Tool. Pre-trial detention in the EU CONFERENCE on ‘Alternatives to Detention’ Bucharest, Romania, (6 -7th October 2016). A Measure of Last Resort? The practice of pre-trial detention decision making in the EU. Ayrıca bkz. Fair Trial International. APPENDIX 2-Pre-trial Detention Comparative Research.

3 Bkz. Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu Cihangir Çenteli Kararı.

4 Hollanda’da haksız tutuklama tazminatı yanında haksız yakalama-gözaltı için de tazminat mümkündür. Haksızlığı saptanan bu durumlarda kişilere verilecek tazminat miktarı günlük 150 Euro civarındadır. Türkiye’de 2007-2012 yılları arasında haksız tutuklama nedeniyle açılan 9,129 davadan karar verilen 5,146 davanın %85’inde ödenen tazminatların tutarı 45,141,135,000 ₺ olduğu saptanmıştır. Bkz. Milliyet (22/04/2012) s.24; “Boşuna yattınız dava açın” “Suçsuz hapis yattınız tazminat isteyebilirsinizHürriyet (27/03/2015) s.4. CMK 141(1) e,f bentlerindeki durumlarda mahkemece maddi tazminat miktarının belli ölçütlere göre saptanarak ödenmesi için çek yazılması yöntemi artık yasal olarak benimsenmelidir. Genelde “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” bölümünde, CMK 141(1)’de yer alan durumlara ilişkin istatistik verilerine, ceza adaleti sisteminde normatif gereklere ne derece uyarlı davranıldığını saptamak açısından gereksinme duyulurken, aynı maddenin (4) nolu bendinde (18/06/2014) yer alan “Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.” hükmüne işlerlik kazandırılmalıdır. Ayrıca bkz. A.Beki. “Aynısını haksız tutuklayanlara da bekliyoruz” Hürriyet (3/08/2017) s.17. Almanya’da haksız yere tutuklananlar için yasada belirlenen günlük miktar otomatik olarak ödenmektedir. Bkz.Gesetz über die Entschȁdigug für Strafverfolgung Bnahmen §§2(1),7(3) I BUNDES GESETZBLATT. Avrupa Birliğinde Suç ve ceza adaleti istatistikleri-kullanıcılara yöntemsel rehberlik için bkz. EU. Crime and Criminal Justice Statistics-Methodological guide for users, 2016. AYM’nin 2024 yılı için bir gün gözaltı için asgari 2.970 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 148.500TL, Ortalama: 396.000 TL, Azami: 990.000 TL https://www.hukukihaber.net/haksiz-veya-hukuka-aykiri-gozalti-ya-da-tutuklama-nedeniyle-hukmedilecek-tazminat-miktari

5 Hükmen tutuklulardan ne kadarının beraat ettiği UYAP bağlamında kolaylıkla saptanabilmesine karşın bu konu gizemini korumaktadır. Buna karşın yapılan ise hükmen tutuklu sayısını hükümlü içinde gösterilerek cezaevi nüfusundaki tutuklu oranını düşürmek olmuştur. ABD Yüksek Mahkemesi, Brown v. Plata et al., 563 U.S. 1 (2011) verdiği kararla, California infaz sistemindeki kabarık cezaevi nüfusunu Anayasa’nın 8. Maddesindeki “işkence ve gayri insanı muamele” yasağının ihlali olarak gördü. Bkz. Benjamin F. Krolikowski, Brown v. Plata: The Struggle to Harmonize Human Dignity with the Constitution, 33 Pace L. Rev. 1255 (2013). Bkz. T.C. Anayasa 17/3 maddesi. Ayrıca bkz. Toplam nüfusa oranla en fazla ve en az cezaevi nüfusu için bkz. prisonstudies.org veya Council of Europe. Annual Penal Statistics SPAC 1- Prison Populations Survey 2015, Updated on 25 th April of 2017. Bkz. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (99)22 sayılı “Cezaevi Nüfus Kabarıklığı ve Nüfusundaki Enflasyon” konulu Tavsiye Kararı; Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi. White Paper on prison overcrowding (Cezaevi nüfus kabarıklığı üzerine beyaz kitap), Mayıs 2016; Hans-Joerg Abrecht. “Prison Overcrowding-Finding Effective Solutions in Correctional Facilities”, April 2012(Erişim.30/08/2018). A. Uludağ. “TİHEK Cezaevlerini akladı” Cumhuriyet (12/08/2019), s.8: “Başta kötü muamele ve kalabalık koğuşlar olmak üzere birçok soruna ilişkin şikâyeti inceleyen TİHEK, bu olaylarda insan hakkı ihlali yapılmadığına karar verdi.” Council of Europe. Key messages and conclusions of the high level Conference “Response to Prison Overcrowding” (24-25/04/2019).

6 Bkz. M.Tezkan. “At İçeri Mantığı Değişmedikçe” Milliyet (29/11/2015) s.5. İtalya’da tutuklamaya karşı yapılan düzenlemeler bağlamında 2013 yılında CMK 280 md. 2. fıkrasında yapılan değişiklikle, tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için gereken asgari hapis cezası 4 yıldan 5 yıla çıkarılmıştır (Öngörülen hapis cezasının üst sınırı 5 yıldan az olan suçlarda tutuklama tedbiri uygulanamaz.) 2014 yılında ise yargılama sonunda mahkûmiyet kararının üç yıldan fazla olamayacağına kanaat getirildiği hallerde tutuklama kararı verilemeyeceği öngörülmüştür. 2015 yılında 47 sayılı yasa ile tutuklama tedbirinin diğer koruma tedbirleri arasında en son çare (exrema ratio) olma özelliği bir kez daha vurgulanmıştır. Anılan düzenlemeye göre, tutuklamaya karar verilebilmesi için “kaçma şüphesi”nin yalnızca somut değil, anı zamanda güncel olması ve diğer koruma tedbirlerinin uygulanamıyor olması gerekmektedir. Aynı düzenleme ile diğer tedbirlerin uygulama alanı da oldukça genişletilmiştir. Bu düzenlemeler sonucu 2012 yılında %40,2 olan tutuklu oranı 2015 yılında %33’e düşmüştür. Bkz. E.Dolcini. “Ceza İnfaz Meselesi: Bir Hukukçu Gözüyle Ara Bilanço” AÜHFD Zeki Hafızoğulları’na Armağan, C.3, V.65 S.4, 2016, ss.3355-3374. Ülkemizde tutuklama oranı ile hapis cezasına mahkûmiyet oranının karşılaştırılması yapılmamıştır (Yazarın notudur). Ayrıca bkz. An evidence-based approach to re-trial detention and its harmonisation in Europe youtube.

7 Anayasa’nın 19/3. maddesi “tutuklamayı zorunlu kılan” hallerden bahsetmekte ve Anayasa Mahkemesi burada “zorun- lu” kavramının altını çizmekte, tutuklama konusunda savcı ve hâkimlerin “özgürlüklere özen gösterme yükümlülü- ğü” olduğunu belirtmektedir (11 Ocak 2018, B. No: 2016/16092). Ayrıca bkz. Muhammet Polat İçten. “Tutuklama ve Türkiye'deki Tutuklama Kararlarının Gerekçesizliği Sorunu” Dicle Adalet Dergisi Cilt. 3, Sayı 5, (2019) ss.46–81. John S. Goldkamp and Michael R. Gottfredson. “Bail Decision Making and Pretrial Detention: Surfacing Judicial Policy” Law and Human Behavior, Vol. 3, No. 4 (1979), p.248: Kefalet kararları ve tutuklu yargılama süreçlerinin sosyal bilimciler için sunduğu zorluk oldukça büyüktür. Çoğu kalabalık şehir mahkemesinde genellikle üç dakikadan kısa süren bu kararın içinde, adalet sisteminde alınan çoğu kararda olduğu gibi, değer çatışması, siyasi baskılar ve köklü rol beklentileri gibi zor ve karmaşık konular yer almaktadır. Özgürlük, eşitlik ve toplumun korunması gibi temel değerlerin, ceza adaletinin çeşitli kritik karar noktalarında bir araya gelmesi, sosyal bilimcilerin araştırma ilgisine son derece ihtiyaç duymaktadır. Sosyal bilimcilerden istenen tek şey, burada tartışılan eşitlik, rasyonellik ve görünürlük gibi konuların hem meşru olarak kendi yetki alanlarında olduğunu hem de ellerindeki araçlarla ele alınabileceğini kabul etmektir.

8 Avrupa Birliği-Avrupa Konseyi. Pre-Trial Detention Monitoring Tool. Rec(2006)13 – Ayrıca bkz. Recommendation of the Committee of Ministers to member states on the use of remand in custody, the conditions in which it takes place and the provision of safeguards against abuse (Adopted by the Committee of Ministers on 27 September 2006 at the 974th meeting of the Ministers' Deputies).

9 AİHM Stogmuller-Almanya, 10 Kasım 1969 tarihli karar.

10 AİHM, Wemhoff-Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli karar.

11 AİHM, Punzelt - Çek Cumhuriyeti, 25 Nisan 2000 tarihli karar; Pantano-İtalya, 6 Kasım 2003 tarihli karar. Ayrıca bkz. European Law Blog. The recent landmark cases on the reasonable time requirement is the Court caught between Scylla and Sharybdis, Dec.9, 2013. Kanada Yüksek Mahkemesi R v. Jordan kararında ((8//07/2016) ceza adaleti sistemindeki tüm katılımcılarca makul sayılabilecek ölçüde hızlı adalet sağlanmasında iş birliğine davet üzere yeni bir çerçeve belirledi. Bu amaçla süreler için tavanlar saptayarak (ithamdan duruşmanın sonuna dek geçen sürede) bu limitleri aşan gecikmelerin makul olamayacağı varsayılacaktır:

· Bölge mahkemelerindeki davalar için 18 ay;

· Yüksek mahkemeye (veya ilk soruşturma sonrası bölge mahkemesine) giden davalar için 30 ay.

Yalnız savcılıkça aşağıdaki istisnai durumlarda makul olmama varsayımı çürütebilmektedir:

1. Makul ölçüde öngörülemeyen veya kaçınılmaz olması;

2. Makul ölçüde ıslah edilemeyenler.

İstisnai durumlar da iki grupta toplanmaktadır:

1. İstisnai olayların varlığı (örneğin hastalık veya duruşmada beklenmeyen bir olay) ve

2. Özellikle girift davalar (örneğin hacimli ekonomik suçlar veya uzun bir süreyi kapsayan ithamlar).

12 Ayrıca bkz. Prison Reform Trust. Innocent Untıil Proven Guilty: tackling the overuse of custodial remand, October 2011. AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan güvenceler, mahkemelerin kararları için yeterli gerekçe sunma yükümlülüğünü içermektedir (H. ve Belçika davası, n. 8950/80, 53). Gerekçeli bir karar taraflara davalarının kanunen dinlenildiğini gösterir.

13 Bkz. Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi. Tutuklama Uygulamaları ve Savunmanın Rolü Anketi. Feridun Yenisey ve Ayşe Nuhoğlu: “Tutuklama Kurumunun Uygulanması Hakkında Görüşler”, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ocak-Şubat 2015, ss.7-28.

14 Tutuklama ve Türkiye'deki Tutuklama Kararlarının Gerekçesizliği Sorunu: s.22; GNB Hukuk. AİHS ve AİHM İçtihatları Yönünden Tutukluluk, Haklar, 21/03/2025. Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Tutuklama-Siyaseti-ve-Uygulamasında-Sapmalar Tolga Şirin. “Suçluluk başka tutukluluk başka” T 24 (4/07/2023). Levent Korkut. “Türkiye’de Tutukluluk Sürelerinin İnsan Hakları Boyutu: Hukuki Çerçeve ve Uygulama Üzerine Bir Değerlendirme” İst. Medipol Üniv.Hukuk Fak. Derg.C.1, S.1, ss.75-106, 2014. Mehmet Y. Yılmaz. “Silivri yolları ve “hayalet gerekçe!” T 24 (19/09/2025)- Tutuklama gerekçesine artık “hayalet gerekçe” demeyi öneriyorum.

15 Tutuklama paradoksu için bkz. https://hukukihaber.net/Ceza-Siyasetinde-Paradokslar

16 Penal Reform International. Pre-trial detention - (UN Subcommittee on Prevention of Torture)1: (SPT), Report on Benin, 11 March 2011, CAT/OP/BEN/1, para.158:

17 Christopher M. Campbella ve Diğerleri. “Gauging detention dosage: Assessing the impact of pretrial detention on sentencing outcomes using propensity score modeling” Journal of Criminal Justice, 70(2020): Analizlerimiz, tutuklu sanıkların hapis cezasına çarptırılma olasılığının, yargılama öncesinde serbest bırakılanlara göre iki kat daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, yargılama öncesi gözaltında geçirilen süre ne kadar uzun olursa, hapis cezası alma olasılığı da o kadar artar.

18 Empirical Study-The actors of legal protection, their professional practices and the use of law in detention. Report on Germany. Christine Graebsch, Pascal Decarpes, Christina Lederer: University of Applied Sciences Dortmund, 21/11/2018. Tolga Şirin. “İBB dosyasında tutuklu sanıkların itirazları birleştirildi, mahkeme "bu kadar isim için karar veremem" dedi” T 24 (7/10/2025): Her bir tutuklu için isnat edilen suçla ilgili kuvvetli şüphe var mı yok mu, “kişinin özel durumu dikkate alınarak” incelenmelidir (Bkz. Hanefi Avcı, 84). Bu “özel durum” değerlendirmesi, kişinin sabit bir yerleşim yerinin olup olmadığı, mesleği, mal varlığı, ailesinden veya işinden kaynaklı bağlantıları, yakalanma şekli, süreç içindeki tavır ve davranışları, başka bir ülkeye gitmesini veya orada barınmasını kolaylaştıran bazı özel koşulların bulunup bulunmadığı, kişilik özellikleri gibi çok sayıda faktörü içerir (Eren Erdem, § 135).

19 5 bin yıl önce yazılan Hamurabi Kanunu’nun 5. Maddesi içeriğini hatırlatalım: “Bir hâkim, bir davaya bakıp karara varırsa hükmünü yazılı olarak sunar. Daha sonra verdiği kararda bir hata ortaya çıkarsa ve bu kendi hatasından kaynaklanırsa o zaman davada onun tarafından kararlaştırılan para cezasının on iki katını öder ve halka ilan edilerek hâkimlik makamından el çektirilir ve bir daha asla hâkimlik icra etmek için oraya oturamaz.” (Hamurabi’nin hükümdarlığı sırasında ‘M.Ö. 1792-11750’ gelişen kanunlar). Ayrıca bkz. E. Cahn. The Predicament of Democracy, A Delta Book, 1962, ss.17-32. Common law S4 E7: The High Cost of Pretrail Detention 28 Nisan 2022 YouTube

20 Mustafa T. Yücel. Hukuk Felsefesinin İşlevi, Yetkin, 2026, s.240. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Yargı-Reformu-ve-Demokrasi-Sosyolojik-Yaklaşım Türkiye Sulh Ceza Hâkimliklerinin Görevleri, Yetkileri ve İşlevi Hakkındaki Görüşü, 10-11 Mart 2017, Venedik. AYM verilen “ihlal kararlarından %52,9’nun adil yargılanma hakkı’ndan verilmiş olması dikkat çekicidir”.

21 Bkz. E. Baker, T. Harkin, V. Mitsilegas, N. Peršak. “The Need for and Possible Content of EU Pre-trial Detention Rules” eucrim, Vol. 15(3), 2020, pp 221 – 229. https://doi.org/ 10.30709/eucrim-2020-020.