İnsan öldürme suçunda korunan hukuki yarar yaşam hakkı olup yaşam hakkı devletin teminatı altındadır. Devletin hem koruyucu hem de önleyici tedbirler alarak insanları eğitmek suretiyle suç ve cezaları konusunda farkındalık oluşturması gerekir.

Tasarlayarak insan öldürme suçunun cezası ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Bire­yin; özgürlük, adalet ve hukuk güvenliğinin sağlandığı bir toplumda yaşama hakkının gereği olarak, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması ile suç işlenmesinin önlen­mesi, suç işlendiğinde ise etkin ve adil bir yargılama ile insan onuruna yakışır bir şekilde fail veya faillerin cezalandırılması ceza kanunun temel amaçları arasındadır. Cezanın sadece verilmesi değil cezanın ıslah edici ve caydırıcı fonksiyonlarına uygun bir şekilde infazı da toplumdaki adalet duygusunun temini ile kamu düzeninin ve güvenliğinin devamı açısından şarttır.

TCK’nın 82/1- (a) bendinde, kasten öldürme suçunun tasarlayarak işlenmesi, bir nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Nitekim Yargıtay’ın tasarlamaya ilişkin bir kararında şöyle denilmektedir;” 30.10.2005 tarihinde saat 15:10 sıralarında B.. ilçesi, Cad. No:.. bulunan Yükseliş İletişim isimli telefon bayiine yapılan silahlı saldırı sonucunda maktuller S.. ve H..n' un öldürüldüğü, olay ile ilgili olarak dinlenen tanıkların eşkâl bilgisi vermekle birlikte şahısları net olarak görmemeleri nedeni ile teşhis yapamadıkları, sanık İkbal'in anlatımlarından maktul S.. ile arasında önceye dayalı kişisel bir husumet olduğunu, olay öncesinde maktul S.. ve arkadaşları tarafından kaçırılarak dövüldüğünü, sonrasında ölüm tehditleri aldığını belirttiğinin anlaşıldığı, tanıklar Ş.., M.., E.. ve N..'in beyanlarının sanığın savunmasını desteklediği, yapılan soruşturma kapsamında alınan S..' in beyanında özetle, Savaş'ın B..'daki cep telefonu dükkanında iki kişinin öldürülmesi talimatını kendisine verdiğini, bu olayı İ…ve H.. ile birlikte gerçekleştireceklerini ancak kendisi ve H..'un vazgeçtiklerini ifade ettiği, H..'un alınan beyanında S..'in ifadesini doğruladığı, yargılama aşamasında vefat eden sanık T..'ın savunmasında olay öncesi M.. ile buluştuklarını ardından H..tarafından verilen tabancalarla eylemi İ.., H.. ve kendisinin birlikte gerçekleştirdiğini ifade ederek ikrarda bulunduğu, sanıklar İ.. ve H..' in mahkemeye sundukları dilekçeler ile T..'ın beyanlarını doğruladıkları, eylemde 3 farklı silahın kullanıldığının anlaşıldığı, sanıkların ikrarlarının kriminal raporlar, olay yeri inceleme ve otopsi raporları ile desteklendiği, her ne kadar sanıklar savunmalarında maktul S.. ile konuşmak üzere gittiklerinde, kendilerine küfür etmesi üzerine eylemi gerçekleştirdiklerini, öldürme kararlarının olmadığını beyan etmişseler de, bu savunmaların suçtan ve cezadan kurtulmaya yönelik olduğu, sanıkların önceden hazırlık yaparak ve silahlanmak suretiyle olay yerine gitmelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşılmakla sanıkların eylemlerini doğrudan öldürmeye yönelik kast altında gerçekleştirdikleri, eylemin baştan itibaren, fikir ve eylem birliği içerisinde sanıklar H.. ve M.. ile temyiz dışı sanıklar H.., N.., İ.. ve T.. tarafından kişisel husumetlerle olay öncesinde keşif yaparak planlama ve iş bölümü yapmak suretiyle tasarlayarak gerçekleştirdiklerinin ikrara dayalı savunmalar, HTS ve baz istasyonu kayıtları, kriminal rapor ile anlaşılan olayda; yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eksik incelemenin bulunmadığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, sanıklar T.., İ.., H...'in ikrara yönelik savunmaları, kriminal rapor ve HTS kayıtları karşısında eylemin sanıklar Hikmet ve Metin ile temyiz dışı sanıklar tarafından fail sıfatıyla gerçekleştirildiğinin saptandığı, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımlarının yasal bağlamda ve gerekçeleri gösterilerek belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar H.. ve M.. müdafilerinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır”[1].

Tasarlamanın olup olmadığının somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerekir[2]. “Sanığın boşanmış olduğu L.. ve ailesine karşı beslediği husumeti dolayısıyla tasarladığı plan çerçevesinde sanık N…e ait Instagram hesabını kullanarak 29 Temmuz 2018 tarihinden başlayıp 10 Eylül 2018 tarihine kadar maktulle görüştüğü, maktulle yaptığı duygusal konuşmaları ve sanık N..'i kullanarak yaptığı telefon görüşmeleriyle sigara bırakma ilacını kullanma konusunda ikna ettiği, iş bulma vaadi ve yaptığı maddi yardımlar sayesinde kendisine inanan sanık S.. vasıtasıyla hazırlamış olduğu şişe içerisinde bulunan karışım ve ilaçları maktule ulaştırdığı, maktulün sanığın hazırladığı karışımı ve ilaçları kullandığı ve saat 01:30 da hayatını kaybettiği, İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 04.02.2019 tarihli raporuna göre maktulün ölümünün uyuşturucu madde zehirlenmesi sebebiyle meydana gelmiş olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, dosyada mevcut delillerin isabetli şekilde değerlendirildiği, eylemin sanık H.. tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, dosya kapsamında eksik incelemenin söz konusu olmadığı, suç vasfının nitelendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ölüm ile sanığın eylemi arasında illiyet bağının olduğu, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanıklar N.. ve S..'nın üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından şüphe sanıklar lehine değerlendirilerek atılı suçtan beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği anlaşıldığından, ileri sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır”[3].

Tasarlama, önceden düşünülerek alınan, ortaya çıkan dış bulgulara göre karışıklığa yol açmayacak biçimde belli bir suçu işlemeye yöneldiği anlaşılan, failin tehlikeliliğini ve kastın yoğunluğunu vurgulayan, mutlaka kınanabilir bir güdüye dayanmayan planlı hazırlıktır. Bu nedenle de mağdurun savunmasını zorlaştırılan bir suç işleme kararıyla; bu kararı yerine getirme arasında algılanabilecek ve hukuken değerlendirilebilecek biçimde en çok bir zaman dilimi ve bu yüzden de ruhsal, zaman dizinsel ve düşünsel bir yapısı bulunan son çözümlemede kesintiye uğramamış, inatçı, dönülmez ve değişmez nitelikteki iradi sürece verilen addır[4]. Diğer bir ifadeyle, bir suça karar verilmesiyle, icrası arasında zaman farkı varsa düşünce kast vardır[5]. Örneğin, (A) düşmanı olan (B)’yi öldürmeye karar verse ve bu amaçla bir plan hazırlayıp silah satın alıp (B)’yi en savunmasız olduğu bir sırada pusuya düşürüp ateş ederek öldürürse, düşünce(tasarlama) kastı söz konusu olur. Nitekim Yargıtay 1. CD’nin 2011/3246 esas ve 2012/318 karar sayılı kararından da anlaşılacağı üzere Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre tasarlama; ani kast türünün dışında kalmakta, düşünce kastına girmektedir. Tasarlamadan bahsedilebilmesi için: 1-Failin bir kimsenin yaşam hakkı veya vücut bütünlüğüne karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi, 2- Failin düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükûnete rağmen bu kararından vazgeçmeyip sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması, 3- Failin gerçekleştirmeyi planladığı fiili, belirlenmiş kurgu dâhilinde icra etmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle “tasarlama" halinin kabulü için öldürme kararının şarta bağlı olmadan alınması, ruhsal dinginliğe ulaşıldığını kabule elverişli makul bir süre geçmesine karşın eylem kararlılığından dönülmemesi ve belli bir hazırlık yapılarak sebat ve ısrarla bir plan dâhilinde öldürme fiilinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında sükûnetle düşünebilmeye yetecek kadar bir süre geçmektedir. Fail, bu süre içerisinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir[6].

Tasarlama, kastın yoğunlaşmış halini oluşturur. Bu nedenle tasarlamaya, düşünce kastı da denir. Türk Ceza Kanunu'nda, tasarlamanın tarifi yapılmamıştır. Tasarlamaya suç tanımında suçun kurucu unsuru olarak yer verilmiş olabileceği gibi suçu nitelikli hale getiren bir unsur olarak da yer verilebilir. Bu halde tasarlama, suçun oluşmasına veya suçu nitelikli hale getirerek cezanın arttırılmasına neden olur. Örneğin tasarlama, insan öldürme suçunu nitelikli hale getiren bir hal özelliği gösterir (TCK m.82/1-a). Diğer bir söyleyişle tasarlama, insan öldürme suçunun cezasının artmasına neden olur. Tasarlamaya suç tanımında ne kurucu unsur olarak ne de nitelikli hal olarak yer verilmiş olabilir. Ancak somut olayda fail neticeyi tasarlayarak meydana getirmiş olabilir. Bu durum sadece suçun temel cezasının belirlenmesi aşamasında dikkate alınabilir. Zira kasta dayalı kusurun ağırlığı, temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınması gereken bir haldir[7].

Tasarlamada, failin plan kurarak suçun işlenmesini tesadüfe bırakmaması ve suçtan sonra kolayca kaçma hazırlıkları yapmış olmasının gösterdiği yasalara aykırı davranmaktaki ısrarı dolayısıyla, ani surette harekete geçen kişiye kıyasla çok daha fazla tehlikeli olduğu kuşkusuzdur[8].

Tasarlamanın tanımındaki güçlük, hareket noktası olarak sübjektif mi, yoksa objektif esasın mı göz önünde bulundurulacağından, diğer bir ifade ile hangi esas üzerine tasarlamanın bina edileceğinden kaynaklanmaktadır[9]. Tasarlamanın hukuki esası bakımından iki teori bulunmaktadır[10].

1. Plan Kurma Teorisi

Plan kurma teorisine göre, tasarlamanın ağırlatıcı sebep sayılmasının hukuki esasını, failin suç işleme kararını vermesi ile harekete geçmesi arasındaki süre içinde fikirlerini toplaması, araçlarını seçmesi ve icra olarak tanımlamaktadır[11]. Bu teoriye göre, suç işleme kararının verilmesi ile icraya başlama arasında geçen süre içerisinde, suçun işleneceği yer, zaman ve işleniş şekli konusunda hazırlıklar yapan, tertip kuran, araçlarını seçen ve projeler hazırlayan fail, tasarlayarak hareket etmiş sayılır[12]. Teori de söz konusu olan plandan maksat, suçun bütün ayrıntılarıyla planlanması değil, ana hatlarının düşünülmesidir. Fail bir ya da birkaç aracı düşünmüş, hatta önceden kararlaştırmış olduğu araç değiştirmiş olabilir, yine fail suç yeri ve zamanı hakkında önceki projelerini ani olarak değiştirebilir. Bütün mesele, suçun işleme kararı ile harekete geçme zamanı arasında failin yapacağı hareket üzerinde düşünmüş ve o hareketi yapmış olmasından ibarettir. Örneğin, bir kadın dostunu kıskansa ve yüzüne kezzap atıp yakmayı öteden beri düşünse ve planlasa, ancak günün birinde yanındaki tabancayı çekip onu öldürse, tasarlamanın bulunduğu kabul edilemez; çünkü kadının kararla harekete geçme süresi arasında düşündüğü, ana hatlarıyla zihninde canlandırdığı fiil, müessir fiil olduğu halde işlediği fiil adam öldürmektir, yani fail düşündüğünü uygulamış değildir[13].

Plan kurma teorisi, doktrinde eleştirilmiş, ani bir karar sonrası işlendiği halde mağdurun korunma imkânını tamamen ortadan kaldıran saldırılara rastlanıldığı gibi, plan kurarak işlendiği halde mağdurun kendisini savunabildiği olaylarında az olmadığı söylenmiştir. Ayrıca tasarlanarak işlenmelerine rağmen teşebbüs aşamasında kalmış olan adam öldürme suçlarının, basit öldürmelere göre daha az sayıda olmadıkları suç istatistiklerinden anlaşılmaktadır. Kaldı ki, plan kurma teorisi kabul edildiğinde, iyi tertiplenmiş her suç için (örneğin; hırsızlık, dolandırıcılık) tasarlamayı ağırlatıcı neden saymak gerekir[14].

2. Soğukkanlılık Teorisi

Psikolojik görüş olarak da isimlendirilen bu teoriye göre, tasarlama failin psikolojik âleminde, soğukkanlı bir şekilde suçun gerçekleştirilmiş olmasında görülür. Failin suç işleme kararını vermiş ve bu karardan dönmemiş, kararını soğukkanlı bir şekilde gerçekleştirmiş olması, tasarlama halinin kabulünde esastır[15].

Soğukkanlılık teorisi de, doktrinde eleştirilmiştir. Buna göre, soğukkanlılıkla yahut öfke, teessür ve korku etkisi altında hareket edip etmemek, kişinin karakterine sıkı surette bağlı olan ruhi durumlardır. Bir ağırlatıcı sebebi kişiden kişiye değişebilen, ölçülmesi hatta varlığı hususunda kanaat getirilmesi bile mümkün olmayan bir ruhi duruma dayandırmak her şeyden önce haksızlık olur. Sıcak iklimli ülkelerde soğukkanlı insanlar az olduğu için bu ülke insanlarının tasarlayarak suç işleyebileceklerini kabul etmemek gerekir[16]. Soğukkanlılık bir mizaç meselesi olduğuna göre, bir kimsenin ani bir suçu da soğukkanlılıkla işlemesi mümkündür. Kaldı ki, tasarlama, adam öldürme ve müessir fiil gibi pek ağır suçlarda etken bir haldir; bu gibi suçlarda bir kimsenin soğukkanlılığını tamamıyla muhafaza etmesi, kılı kıpırdamadan bir insanı öldürmesi veya yaralaması ender görülebilen bir haldir. İnsanın ruhunu bir hırs bürümedikçe onun adam öldürmesi mümkün değildir[17]. Bu bakımdan ceza hukukuna yabancı psikolojik bir hali temel alan soğukkanlılığı, tasarlamanın esası kabul ederek filin cezasını artırmak mantıklı değildir.

3. Yargıtay Kararları Işığında Tasarlama

Türk Ceza Hukuku doktrininde plan kurma teorisi kabul görmüş olmakla birlikte[18], uygulamada bazen plan kurma, bazen soğukkanlılık teorisi esas alınmakta ve bazı hallerde de her iki teori bağdaştırılmaktadır[19]. Örneğin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 29.11.1983 tarihli, 1–244/388 esas ve karar sayılı kararında soğukkanlılık teorisini benimseyerek şöyle denilmiştir: ”Suçun tasarlayarak işlendiğini kabulü için sanıkta suç işleme kastını oluşmasıyla, tasarladığı eylemi icra arasında bir sürenin geçmesi, iradenin sebatlı ve ısrarlı bulunması ve bundan dolayı da sanığın “sakin” ve “soğukkanlılık” hareket etmesi zorunludur. Yıllık iznini geçirmek üzere gelen Hacı Mustafa’nın maktullerden birini veya her ikisini öldürme kararı verip, bu kararında sebat ve ısrar göstererek fiili irtikâp ettiği hususu açıklığa kavuşmamış, olay günü pazaryerinde tesadüfen karşılaşmaları sonrası ani bir karar ile bu eylemin gerçekleştirilmiş olabileceği ihtimali melhuz bulunduğu cihetle, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 450/10 maddesi ile ceza tertibi yeterli olacak iken suça tasarlama vasfı izafesi yasaya aykırıdır”[20].

Yargıtay bazı kararlarında da plan kurma teorisini benimsemiş görünmektedir. ”Pusu mahalli olarak kabul edilen yerin, sanık tarafından hazırlandığına ve sanığın, mağdurun olay tarihinde oradan geçeceğini bildiğine dair olan kesin deliller izah edilmeksizin suçun tasarlama ile işlendiğinin kabulü yolsuzdur”[21]. Aynı doğrultudaki bir diğer kararında şöyle denilmektedir: ”Sanık Hü..’in tanık C..’e O..’ı cezalandıracağız. Sen git evden silahı al, kahvehane önüne gel demesi kendisi ile gelmek isteyen Mustafa’ya sen gelme, bu iş önemli iş demiş, bulunması, yanındaki arkadaşlarıyla birlikte olay yerine gelip kahvehaneden maktulü dışarıya çıkarması, olay mahalline silahlı ve hazırlıklı gelmiş olan asli faile ne duruyorsun ulan tabancanı çek ateş et sözlerini sarf etmesi, öldürme arzusunu evvelce kararlaştırılarak ve tertip içerisine girilerek taammüden (tasarlayarak) işlendiğini gösterir”[22].

Yargıtay’ın soğukkanlılık ve plan kurma teorilerini birlikte aradığı ve duraksamasız olan örnek uygulamalarına Ceza Genel Kurulu’nun 03.12.2002 tarihli, 1–247/414 sayılı kararını gösterebiliriz: ”Failin bir kimseye karşı belli bir suçu işlemeye sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi, işlemeye niyet ettiği suçu işlemeden önce, soğukkanlı ve sükûnetle düşündükten sonra ulaştığı ruhi sükûnete rağmen bu kararından vazgeçmeyip, ısrarla ve bu akış içerisinde fiilini icraya başlaması halinde tasarlamadan (taammüt) söz edilebilir. Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında bir süre düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi fakat başka bir nedenle ve ani bir kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilmez. Suç işleme kararının ne zaman alındığı ve eylemin ne zaman işlendiği mevcut kanıtlarıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükûnete ulaşıp ulaşılamayacağı araştırılmalıdır. Yargıtay’ın kararlarına göre tasarlama halinin kabulü için aranan unsurlar şunlardır; 1) Eylem kararı koşulsuz verilmelidir. 2) Eylem kararı ile eylemin gerçekleştirildiği zaman arasında belli bir sürenin bulunması gerekir. 3) Eylem kararı ile eylem arasında kalan süre içinde ruhsal dinginliğe ulaşılmasına rağmen eylemden vazgeçilmemiş olması gerekir. 4) Eylem kararından sonra belli bir düzeyde hazırlık tahtında sebat ve ısrarla ve soğukkanlılıkla gerçekleştirilmesi gerekir[23]. Yargıtay’ın tasarlama kastının oluştuğuna ilişkin kararında şöyle denilmektedir; “Oluşa ve dosya kapsamına göre, sanık Z.. ... ile maktül R..'ın resmi nikahlı olarak evli oldukları ve A…'da yaşadıkları, maktul R..'ın bu ülkede işçi olarak çalıştığı, sanık Z.. ..'ın yılın bir döneminde Türkiye'de kaldığı, A.. vatandaşı olan maktul W.. ..'ın ise R..'ın arkadaşı olduğu, maktullerin Türkiye'de besi çiftliği kurmaya karar verdikleri, bu karar doğrultusunda 02.10.2012 tarihinde Türkiye'ye geldikleri, 26.02.2012 tarihinde Türkiye'ye gelen sanık Z.. ..'ın bir daha A..ya dönmediği, Z.. ...ın Türkiye'de bulunduğu süre içerisinde maktul R.. ile ortak açtıkları banka hesabından eşinin haberi olmaksızın 80.000 Euro çektiği, suç tarihine kadar bu parayı yerine koyamayan Ze.. .. ile R.. arasında anlaşmazlık çıktığı, A..'de bulunan evlerinin inşaatında duvar ustası olarak çalışan sanık E.. ile Z..’in tanıştıkları, bir süre sonra telefonda görüşmeye başladıkları, aralarındaki yakınlığın cinsel birlikteliğe varan ilişkiye dönüştüğü, 2012 yılı Ağustos ayından itibaren Z...'ın E.....dan eşi maktul R..'ı öldürmesini istediği, karşılığında 30.000 Euro ödemeyi teklif ettiği, sanık E.. .'ın maktul R..'ı kendisinin öldüremeyeceğini, ancak eniştesi olan sanık B..…'ın çok borcu bulunması nedeniyle para karşılığında maktul R..ı öldürebileceğini bildirdiği, E.. .'ın B.. ile maktul R..'ın öldürülmesini görüştüğü, Z...'ın cep telefon numarasını B.. .'a verdiği, sanık Z.. .'ın, kendisini arayan B.. .'ı evlerinin duvarında çatlak oluştuğu bahanesi ile evine çağırdığı ve eşi R..'ı öldürtmek istediğini, kendisinin de çok borcu olduğunu bildiğini, eşini öldürmesi halinde para vereceğini söylediği, Z.. .'ın bu teklifini ilk başta kabul etmeyen B.. ...'ın sanık Z..'in ısrarı karşısında razı olduğu, dosya içerisinde mevcut sanık B.. ... tarafından kaydedilen konuşma içeriğine göre maktul R..’ın öldürülmesini planladıkları, bu doğrultuda besi çiftliği kurmak için hayvan satın almak isteyen maktul R..'ı sanık B..nın arayıp, ucuz hayvan bulduğunu belirtip ıssız bir yere götürmeyi, maktul R.. ile Türkiye'ye gelen yanından ayrılmayan maktul W.. …'ın birlikte hayvan satın almaya gelmesi halinde onu da öldürmeye karar verdikleri, bu kararın icrası kapsamında 18.10.2012 tarihinde sanık B.. ...ın maktul R..'ı cep telefonundan aradığı ve ucuz hayvan bulduğunu, söylediği, akşam saatlerinde A..'de Y.. lokantasının önünde B, Z, R ve W..’ın buluştukları, B.....'ın R..'a kullandığı aracı takip etmesini söylediği, sanık B..'ın aracı ile önde, maktül R..'ın ise, yanında Z.. …ve W.. .. olduğu halde otomobiliyle peşinden ilerlemeye başladığı, ilçenin yol durumunu iyi bilen sanık Bati …ın, ıssız bir yola girdiği, tren yolunu geçtikten sonra aracını durdurduğu, maktul Ramazan'ın aracına yaklaşıp ileride yolun bozuk olduğunu söyleyerek kendi aracına binmelerini istediği, araçtan iner inmez maktul R..'ın kafasını hedef alıp tabanca ile B..'nin ateş ettiği, maktul R…'ın kafasına isabet eden ateşli silah mermi çekirdeği giriş ve çıkış yarasına bağlı beyin doku hasarı ve beyin kanaması sonucu olay yerinde öldüğü, W.. …'ın araçtan inerek kaçmak isteyince R..'ın öldürülmesi suçunu gizlemek için B....'ın bu kişiye de ateş ettiği, yere düşen maktulün yanına giden sanık B.. ..'ın, yerde iken tekrar ateş ettiği, W....'ın kafasına isabet eden ateşli silah mermi çekirdeği giriş ve çıkış yarasına bağlı beyin doku hasarı ve beyin kanaması sonucu olay yerinde öldüğü, maktullerin cesetlerini çalılıkların arasına sürükleyen sanık B.. ..'ın maktul R..'ın aracını temizleyip olay yerinde bulunan Z.. ..'a verdiği, sanık Z.. ..'ın da eşine ait aracı suç mahallinden alıp evine getirdiği anlaşılan olayda; Sanık Z.. ..'ın TCK'nın 38’inci maddesinde tanımlanan -azmettiren- olarak kabulü gerekirse, öldürme olayını bizzat gerçekleştiren -fail- B.. .. olduğundan faile göre şeriklerinin hukuki durumlarının belirlenmesi icap ettiğinden Z.. …'ın TCK'nın 38, 82/1-a maddesi ile cezalandırılması gerekmektedir”[24].

Yargıtay’ın soğukkanlılık ve plan kurma teorilerini birlikte aradığı bir kararında şöyle denilmektedir;” Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, dava dosyası tekemmül ettirilerek karar verildiği, eksik incelemenin bulunmadığı, hükme esas alınan raporların yeterli olduğu, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç vasıfları ve yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, sanığın maktulleri öldürme kararını ne zaman aldığının, bu kararı verdikten sonra aradan soğukkanlılığa kavuşacak kadar makul bir süre geçmesine rağmen öldürme kararında sebat ettiğinin ve belli bir hazırlıkla eylemini gerçekleştirdiğinin kesin olarak saptanamadığı, oluşan şüpheli durumun sanık aleyhine yorumlanamayacağı, bu itibarla tasarlamanın koşullarının bulunmadığı, meşru savunma koşullarının oluşmadığı, dosya içeriğinden varlığı anlaşılan, maktul T..'dan sanığa yönelen ve haksız tahrik oluşturan söz bulunduğundan haksız tahrik indirimi yapılmasının, haksız tahrikin niteliği ve ulaştığı boyut dikkate alındığında indirim miktarının isabetli olduğu, maktul O..'dan kaynaklanan haksız söz veya eylem bulunmadığından haksız tahrik hükmünün uygulanmamasında isabetsizlik görülmediği, takdiri indirimin mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle sanık hakkında uygulanmamasına karar verildiği, tekerrür hükümlerinin uygulanma şartlarının oluştuğu anlaşıldığından, katılan K.. vekilinin, sanık ve müdafinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır”[25].

Tasarlama koşulların oluşmadığı halde yerel mahkemece sanığın tasarlayarak insan öldürme suçundan verdiği mahkûmiyet kararının bozulmasını içeren bir Yargıtay kararında ise şöyle denilmektedir; “tasarlama halinin kabulü için, sanığın önceden koşula bağlı olmaksızın öldürme kararı vermesi, kararla eylem arasında tasarlamayı kabule elverişli makul bir sürenin geçmesi, bu süre içinde verdiği kararda sebat ve ısrar etmesi gerekmekte olup, somut olay öncesinde eylemini gerçekleştirmek için İstanbul'dan S..'ya maktulü evine gelmesi şeklindeki eyleminin tasarlamanın kabulü için yeterli görülmediği gibi, sanığın maktulü ne zaman öldürme kararı aldığının da kesin olarak saptanamadığı anlaşılmakla, mahkemece kabul edilen oluş karşısında tasarlamanın koşullarının bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkında yağma suçunun işlenmesini kolaylaştırmak, delillerini gizlemek için kasten öldürme suçundan TCK'nın 82/1-h maddesi gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde tasarlayarak ve yağma suçunun işlenmesini kolaylaştırmak, delillerini gizlemek için kasten öldürme suçundan TCK'nın 82/1-a-h maddesi gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90’ıncı maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 6/3-c maddesi gereğince, 5271 sayılı CMK'nın 150, 234 ve 239. maddeleri ile 5320 sayılı Kanunun 13. maddesine dayanılarak hazırlanan Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince sanık için baro taralından görevlendirilen zorunlu müdafi ücretlerinin sanıktan alınmasına hükmedilemeyeceği gözetilmeksizin, yazılı biçimde zorunlu müdafi ücretlerinin sanıktan tahsiline karar verilmesi, yasaya aykırı ise de bu hususlar yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 1412 sayılı CMUK'nin 322’nci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasının uygulama maddesinden TCK'nin 82’nci maddesi 1’inci fıkrası a bendinin çıkartılarak, uygulama maddesinin “TCK’nin 82/1-h” maddesi olarak değiştirilmesine ve hüküm fıkrasında yargılama giderlerinden zorunlu müdafi ücretlerinin çıkartılmasına, yargılama giderleri toplamının “12.385,36 TL” olarak değiştirilmesine karar verilmek suretiyle düzeltilen, kısmen de re’sen temyize tabi olan hükümlerin, tebliğnamedeki düşünce gibi (onanmasına), 15/04/2015 gününde oybirliği ile karar verildi”[26].

DOÇ.DR. CENGİZ APAYDIN

Cumhuriyet savcısı

CENK AYHAN APAYDIN

Avukat-Yazar-Ceza

---------------

[1] Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 11. 06. 2024 tarihli, 2022/11224 esas ve 2024/4363 sayılı kararı

[2] Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Sanığın, maktulü öldürme kararını önceden verdiğine, bu kararı verdikten sonra aradan soğukkanlılığa kavuşacak kadar makul bir süre geçmesine rağmen öldürme kararında sebat ettiğine ilişkin dava dosyasına yansıyan bir durumun bulunmadığı, suçun ani bir kasıtla işlendiği, eylemin tasarlandığına dair delilin bulunmadığı anlaşılmakla, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır”. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 1. 02. 2023 tarihli, 2022/7619 esas ve 2023/213 sayılı kararı

[3] Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 09. 05. 2024 tarihli, 2023/6040 esas ve 2024/3326 sayılı kararı

[4] Selçuk, Sami, Karşı Oylarım, Ankara 2001, 49.

[5] Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2005, 419.

[6] UYAP isimli Hâkimler ve Cumhuriyet Savcılarına Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır.

[7] Zafer, Hamide, Ceza Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2015, 238-239.

[8] Apaydın, Cengiz, Ceza Hukukunda Kusurluluk, Ankara 2018, 170.

[9] Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul 1992, 319.

[10] Apaydın, Kusurluluk, 170.

[11] Dönmezer, Sulhi/ Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, C: II, 8. Baskı, İstanbul 1983, 255.

[12] Erem, Faruk, ”Taammüt”, AÜHFD, C: XXXVII, Ankara 1982, 16.

[13] Dönmezer/Erman, C. II, 256.

[14] Erem, Faruk, ”Taammüt”, AÜHFD, C: XXXVII, Ankara 1982, 20.

[15] Önder, 319.

[16] Dönmezer/Erman, C. II, 255.

[17] Dönmezer/Erman, C. II, 255.

[18] Dönmezer/ Erman, C. II, 256.

[19] Centel, Nur/Zafer, Hamide/ Çakmut, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 5237 Sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu ve İlgili Mevzuata Göre Yenilenmiş 3. Baskı, İstanbul 2005, 404.

[20] Yargıtay 1. CD. 13.04.1993, 336 / 776, Y.K.D Eylül 1993, 1411 vd.

[21] Yargıtay 1. CD. 19.06.1953, 1395/2133.(özel arşiv),

[22] Yargıtay 1. CD. 14.04.1983, 308/1271 (özel arşiv),

[23] Ekinci, Mustafa/ Özcan, Şerafettin, Kasten Adam Öldürme Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2004, 86–87.

[24] Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 25.03.2015 tarihli, 2014/6254 esas ve 2015/1818 sayılı kararı

[25] Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 5. 03. 2024 tarihli, 2023/6578 esas ve 2024/1443 sayılı kararı

[26] Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 15.04.2015 tarihli, 2014/5190 esas ve 2015/2365 sayılı kararı. Yargıtay aynı doğrultudaki bir diğer kararında şöyle denilmektedir; “Oluşa ve dosya kapsamına göre, akraba olan sanıklardan Şahin'in anne ve babası ile maktul taraf arasında karşılıklı şikâyetler nedeniyle adliyeye intikal edip, yargılama sonucunda düşme ve beraat kararları verilen olaylar nedeniyle husumetin bulunduğu, olay günü sokakta yürümekte olan sanıkların maktulü gördükleri ve bir süre peşinden giderek sanık Ş..’in maktulün önüne çıkıp tabanca ile ateş etmek suretiyle vurarak öldürdüğü, sanık K..’in de suça yardım eden olarak katıldığı olayda; Dairemizin yerleşik uygulamasına göre; tasarlama halinin kabulü için, sanıkların önceden koşula bağlı olmaksızın öldürme kararı vermeleri, kararla eylem arasında tasarlamayı kabule elverişli makul bir sürenin geçmesi, bu süre içinde verdikleri kararda sebat ve ısrar ederek maktulü öldürmeleri gerekmekte olup, somut olayda sanıkların ne zaman öldürme kararı verdikleri kesin olarak saptanamadığından ve tasarlamanın koşulları bulunmadığından, sanık Ş..'in kasten insan öldürme, sanık K..'in ise kasten insan öldürmeye yardım suçlarından cezalandırılmaları gerektiği halde, suç vasfında yanılgıya düşülerek sanık Ş..’in tasarlayarak insan öldürme, sanık K..'in ise tasarlayarak insan öldürmeye yardım suçlarından yazılı şekilde cezalandırılmalarına karar verilmesi, bozmayı gerektirmektedir”. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 21.01.2014 tarihli, 2013/4310 esas ve 2014/116 sayılı kararı