Dijital finans ekosisteminin hızla büyümesi, ticari işlemlere büyük kolaylıklar sağlarken maalesef siber faillerin dijital anonimliği kötüye kullandığı yeni istismar yöntemlerini de doğurmaktadır. Son dönemde sıklıkla karşılaşılan ve kamuoyunda "sazan sarmalı" veya "üçgen dolandırıcılık" olarak bilinen yöntem, tamamen yasal sınırlar içinde P2P (Kişiden Kişiye) kripto para alım-satımı yapan masum vatandaşları haksız yere ağır ceza tehdidiyle karşı karşıya bırakabilmektedir. Bu eylemlerde temel kurgu; dolandırıcıların, ağlarına düşürdükleri mağdurların ödemelerini doğrudan iyiniyetli kripto para satıcılarının banka hesaplarına yönlendirmesi üzerine inşa edilmektedir. Hatta failler, adli takibi zorlaştırmak ve zaman kazanmak amacıyla bu yasadışı transferleri çok sayıda masum kullanıcıya bölerek, şüpheyi geniş bir alana yaymayı hedefleyebilmektedir. Burada hukuk sisteminin ve finansal ekosistemin asıl odaklanması gereken husus, suçun işleniş yöntemlerinden ziyade; bu sarmalın hukuki ve sistemsel olarak nasıl kırılabileceği ve iyiniyetli üçüncü kişilerin nasıl korunabileceğidir. Bu noktada, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının algoritmalarına büyük iş düşmekte; şüpheli işlem kalıplarının ivedilikle denetim birimlerine bildirilmesi ve önleyici tedbirlerin sistem bazında hızla alınması gerekmektedir.
Bu kurgunun en yıkıcı tarafı, ticari faaliyetlerini tamamen yasal çerçevede yürüten iyiniyetli vatandaşların, olağan hayat akışları içerisinde hiç beklemedikleri bir adli süreçle ve "nitelikli dolandırıcılık" gibi ağır bir suçlamayla muhatap olmalarıdır. Oysa ceza adalet sistemi peşinen cezalandırmayı hedefleyen bir yapı değil; masumiyet karinesini gözeterek maddi gerçeği arayan bir mekanizmadır. Ticari hayatın olağan akışı ve ceza hukukunun prensipleri de bu noktada son derece nettir: Dolandırıcılık suçu işleyen bir şahsın, elde ettiği bu haksız gelirle gidip bir kuyumcudan altın alması o kuyumcuyu nasıl fail yapmıyorsa ve kuyumcunun bu paranın kaynağını bilme yükümlülüğü yoksa; kripto platformunda yasal varlığını satan kişinin de hesabına gelen havalenin suç geliri olup olmadığını bilmesi fiilen imkânsızdır. Sırf asıl failler suç gelirini yasal bir ilan üzerinden aklamaya çalıştı diye, sistem üzerinden sadece sattığı varlığın bedelini alan iyiniyetli üçüncü kişiyi fail olarak nitelendirmek hukuka açıkça aykırıdır. Ancak olası bir soruşturmada adli makamlar ilk etapta doğrudan banka dekontlarına odaklanabildiği için, arka planda işleyen yasal ticareti ve "kastın yokluğunu" ispatlamak tamamen bireylerin alacağı önlemlere ve bırakacakları dijital izlere bağlı olmaktadır.
Tüm bu hukuki risklerden korunmak, adaletin tecellisini beklemeden proaktif davranmak ve siber faillerin kurduğu bu sistemi boşa çıkarmak adına bireysel güvenlik tedbirlerinin eksiksiz uygulanması yegâne yoldur. IBAN numaranızı bir kişiye verirken onun platformda doğrulanmış, güvenilir bir kullanıcı olduğundan kesinlikle emin olunmalı ve şüpheli durumlarda işlem derhal reddedilmelidir. Unutulmamalıdır ki, dijital dünyada gerçekleştirilen her işlem ve veri transferi, lehinize kullanabileceğiniz silinmez bir "dijital ayak izi" oluşturur. Bu nedenle, sistemsel olarak bu tuzağa düşmemenin ve dolandırıcıların kurgusunu anında çökertmenin en kesin kuralı şudur: İşlem sırasındaki referans numarasını veya platform sipariş numarasını, banka havalesinin "Açıklama" bölümüne mutlaka yazın ve karşı taraftan da o parayı gönderirken bu kodu yazmasını zorunlu tutulması gerekmektedir. Herhangi bir adli soruşturmada, açıklama kısmına işlenmiş tek bir referans numarası, o ödemenin bir dolandırıcılık eylemine değil, meşru bir ticari işleme ait olduğunu kanıtlayacak ve haksız suçlamalara karşı en aşılmaz hukuki kalkanınız olacaktır.
Av. Yunus Utku ORANCA