MAKALE

İŞVERENİN KUSURSUZ SORUMLUĞU ÜZERİNE BİR İNCELEME (YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA)

Abone Ol

Sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte artan iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle işçilerin korunmasına yönelik birtakım düzenlemelerin yapılması zorunluluk haline gelmiştir. İşverenin sorumluluğu daha geniş bir perspektiften değerlendirilmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nda sorumluluk kural olarak kusura dayanmaktadır ancak kanun koyucu bazı durumlarda klasik kusur sorumluluğunun dışına çıkarak kusursuz sorumluluk hallerini düzenlemiştir. Kusursuz sorumluluk halleri özen sorumluluğu (gözetim yükümlülüğü), tehlike sorumluluğu ve hakkaniyet sorumluluğu olarak temelde üç başlık altında toplanmıştır. Bu doğrultuda adam çalıştıranın sorumluluğu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinde düzenlenmiş olup özen sorumluluğu başlığı altında değerlendirilmiştir. Bu çalışmada işverenin kusursuz sorumluluğu kavramı incelenecek; konu Türk Borçlar Kanunu, İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı ile Yargıtay kararları ışığında ele alınacaktır.

1. İşverenin İşçinin Sağlığını ve Güvenliğini Koruma (Gözetme) Borcu

İşverenin, işçinin sağlığını ve güvenliğini koruma, işçiyi gözetme borcu vardır. Bu borcun hukuki dayanakları ise ilk olarak TBK m.417 ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun m.4 hükmüdür.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesine göre işveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.

6333 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde de işverenin çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu açıkça düzenlenmiştir.

2. İşverenin Kusursuz Sorumluluğunun Hukuki Niteliği

İş kazalarından doğan sorumluluğun hukuki niteliği öğretide tartışmalı olmakla birlikte genel olarak işverenin sorumluluğu geniş yorumlanmaktadır. Bu sorumluluk türünü bir görüş işverenin gözetim borcuna dayanan ağırlaştırılmış özen sorumluluğu olarak kabul ederken diğer bir görüş ise tehlike sorumluluğu kapsamında değerlendirmektedir. Kusur sorumluluğunun toplum ihtiyaçlarına yeterince cevap verememiş bu nedenle kusursuz sorumluluğun bir çeşidi olan tehlike sorumluluğu kavramı gündeme gelmiştir. İşveren gerekli olan tüm özeni göstermiş olsa dahi meydana gelen zarardan sorumlu tutularak işverene ağır bir sorumluluk rejimi yüklemiştir. İş yeri koşullarından doğan tehlike ile işçinin gördüğü zarar arasında illiyet bağı (neden-sonuç) ilişkisi olduğu sürece işvereninin sorumluluğu bulunmakta, illiyet bağı yoksa işverenin sorumluluğundan bahsetmek mümkün değildir. İlliyet bağını kesen üç farklı durum vardır bunlar mücbir sebep, üçüncü kişinin veya zarar görenin ağır kusurudur.

- İlliyet bağının kesildiği durumlarda işverenin sorumluluğuna gidilemez.

Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)

Somut olaya gelince; davacının içinde bulunduğu uçakta önceden var olan bir arızanın tespit edilemediği, herhangi bir uçuş yapılmadan önce gerekli kontrollerin yapılmadığı, kazanın başka bir kalkış denemesi yapılmadan alana zamanında inilememesinden kaynaklandığı, pilotların uçağı riske atabilecek durumlardan kurtulmak için eğitilmeleri gerektiği, Sivil Havacılık Dairesi Uçuş Güvenliği Raporunda da uçağın hava şartları ve pilot hatasından düşüş olabileceği vurgulanmış olup bu nedenle işverenin kusurunun bulunmadığı, kendisinden beklenen özeni gösterdiği, kazanın meydana gelmemesi için gerekli önlemleri aldığı, pilotaj hatasının da kusursuz sorumluluğun tüm halleri için gerekli illiyet bağını keseceği göz ardı edilerek davanın reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 05.04.2012 tarih, 2012/4196 E., 2012/5289 K.)

Somut olayda kaza tarihinde 27 yaşında olan ve kurye olarak çalışan davacının 23.11.2005 tarihinde ertesi gün vize takip işlemlerini yapmak üzere davalı işverene ait motosikletle işten çıkıp eve giderken bağlantı yoluna ulaştığı esnada yanından geçen aracın oluşturduğu rüzgarın ve yağışın etkisiyle direksiyon hakimiyetini kaybederek bariyere çarpması sonucunda sağ kolunun sakatlanarak %30,2 oranında malul kaldığı anlaşılmıştır. Bu açıklamalara göre davalı işverenin davacıya görevini yapması için gerekli ekipmanları sağladığı, 27.07.2004 tarihinden itibaren davalı işyerinde kurye olarak çalışan ve 14.03.2001 tarihli ehliyeti bulunan ve tecrübeli şoför olan davacının yağışlı havada ve büyük araçların yanından geçerken hangi trafik kurallarına göre hareket ederek can güvenliğini koruyacağını bilmesi gerektiği, kazanın bu nedenle meydana gelmesinde %100 kusurlu olan davacının ağır kusuru nedeniyle iş kazası ile zarar arasındaki uygun illiyet bağının kesildiği ve davalı işverenin sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

(Hukuk Genel Kurulu, 15.12.2022 tarih, 2021/297 E. , 2022/1760 K.)

3. Kaçınılmazlık İlkesi ve İşverenin Sorumluluğu

Kaçınılmazlık ilkesi öğretide kötü tesadüf, umulmayan hal, tesadüfi olay olarak adlandırılırken hukuksal anlamda ‘‘fennen önlenmesi olanaksız’’ olarak tanımlanır. İşveren gereken tüm özeni gösterse de sorumluluklarını eksiksiz şekilde yerine getirse de zararın önlenmesinin mümkün olmadığı durumlardır. Kaçınılmazlık ilkesinin unsurları;

- irade dışında meydana gelen olay,

- davranış kuralının veya sözleşme borcunun ihlali,

- illiyet bağının bulunması,

- önlenemezliktir.

Önlenemezlik unsurunun olayın kendisinden ziyade davranış normu veya sözleşmeden doğan bir borcun ihlalidir. Olay önlenemez olmasına rağmen bir davranış normuna ya da sözleşmeden doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa artık kaçınılmazlıktan bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Yargıtay kararlarında verilen örneğe değinilecek olursa; bir inşaat işçisinin üzerinde çalışacağı tabliyeyi hazırlamak için duvara beton çivisi çakarken çivinin başının kırılıp gözüne kaçması olayında çivinin kırılması irade dışı ve önlenemez bir olay olmakla birlikte kırılan bu çivinin işçinin gözüne kaçması öngörülemez bir olay değildir. Nitekim çalışma sırasında koruyucu gözlük kullanılarak bu neticenin önüne geçilebilirdi. Bu nedenle somut olayda kaçınılmazlıktan söz edilse dahi işverenin tamamen sorumluluktan kurtulması mümkün değildir. Zararın tamamına işçi ve onun hak sahiplerinin katlanması hakkaniyete uygun düşmez. Bu kapsamda kaçınılmazlık işverenin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldıran bir neden olmayıp ancak sorumluluğunun azaltılmasında bir etkendir.

Kaçınılmazlık İlkesi ve İşverenin Kusur Oranı

Kaçınılmazlık durumunda sorumluluğun paylaştırılması kural olarak %60 işveren, %40 kazalı kusuru olarak kabul edilmektedir.

Dava, iş kazası sonucu ölüm nedeniyle eş ve çocukların maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Sigortalı işçi, inşaatta demir ustası olarak çalışırken fazla mesai sonrası rahatsızlanmış, hastaneye kaldırılmış ve “aort anevrizma rüptürü” sonucu hayatını kaybetmiştir. Açılan tespit davasında ve alınan raporlarda, olay SGK açısından iş kazası olarak kabul edilmiştir. Bilirkişi ve mahkeme değerlendirmelerinde: iş kazasının oluşumunda %100 oranında kaçınılmazlık (önlenemezlik) bulunduğu kabul edilmiştir. Buna rağmen ilk aşamada davalı kusurlu kabul edilerek hesap yapılmış, ancak Yargıtay bozması sonrası yeniden değerlendirme yapılmıştır. Sonuç olarak maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kaçınılmazlık unsuru tartışılmış ve olayın irade dışı, önlenemeyen bir durum olduğu vurgulanmıştır. Kaçınılmazlık durumunda sorumluluğun paylaştırılması şeklinde Yargıtay uygulamalarında, işverenin %60 sorumluluğu, %40 kazalı kusuru olduğu kabul edilmektedir. Bu açıklamalar doğrultusunda dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu raporları, hükme esas alınan 27/04/2011 tarihli kusur raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacılar murisinin ölümle neticelenen olayda %100 kaçınılmazlık olgusunun etkili olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, kaçınılmazlık kusurunun taraflar arasında nasıl pay edileceği önem arz etmektedir. Kaçınılmazlık durumunda sorumluluğun paylaştırılması kural olarak %60 işveren, %40 kazalı kusuru olarak kabul edilmektedir. Halin böyle olması karşısında somut olayda davalı işverenin %100 oranındaki kaçınılmazlığın %60’ından sorumlu tutulması gerekirken tamamından sorumlu tutulması hatalı olmuştur.

(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 10/12/2019 tarih, 2019/4094 E., 2019/7643 K. )

- Frenin veya lastiğin patlaması, rotun çıkması gibi teknik arızalar, yasanın öngördüğü anlamda mücbir sebep olarak nitelendirilemez.

İşleten, aracın trafiğe elverişli bir biçimde çıkarılmasını ve yeterli bakımının yapılmasını sağlamalıdır. Frenin veya lastiğin patlaması, rotun çıkması gibi teknik arızalar, yasanın öngördüğü anlamda mücbir sebep olarak nitelendirilemez. Çünkü genellikle bu nitelikteki teknik arızaların önlenmesi mümkündür. Eğer karşı konulamıyorsa o işleten konusunda bir eksiklik, hata düzenlemek ve karşı koymak mümkündür. Eğer işleten kusurlu bulunmasa da araçtaki bozukluğun neden olduğu kazadan sorumlu olacaktır. Bu açıklamalara göre mahkemece, davalı işveren şirketin aynı zamanda davacının olay anında sürücü yanında yolcu olarak bulunan işçisine karşı, işleten olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesi kapsamında kusursuz sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmelidir. Bu halde, işletenin kusursuz sorumluluğunun 86 ncı maddesi kapsamında kurtuluş kanıtının getirilmesi halinde söz konusu olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 26/12/2013 tarih , 2022/7219 E., 2023/13486 K.)

- Deprem mücbir sebep olarak kabul edilir ve işverenin sorumluluğuna gidilemez.

‘…bozma kararı öncesinde düzenlenen kusur bilirkişi raporunda olayın mücbir sebep sonucu meydana geldiği belirtildiği halde, bozma sonrasında mahkemece kusur bilirkişi incelemesine gidilmeksizin olayın kaçınılmazlık sonucu meydana geldiği ve zararın %60’ından işverenin sorumlu olduğu kabul edilmek suretiyle sonuca gidilmiş olması hatalı olmuştur. Zira kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda tamamen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınması halinde dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade etmektedir. Davacılar murisinin işyerinde çalışmakta iken meydana gelen depremde, yıkılan fabrika binasının enkazı altında kalarak yaşamını yitirdiği, olayın iş kazası olarak nitelendirilmesinin doğru olduğu kuşkusuzdur. Ancak olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi, tek başına işverenin bu kazadan sorumlu tutulmasını gerektirmez. Doğal afet niteliğindeki zorlayıcı bir neden olan deprem sırasında gerçekleşen zararla işyerine özgü tehlike ve meydana gelen sonuç arasında uygun illiyet bağının varlığından söz edilemeyeceği açıktır. İşverenin kusursuz sorumluluğuna gidilemeyeceği, bu nedenle meydana gelen olayın mücbir neden dolayısıyla meydana geldiği durumlarda illiyet bağının kesildiği giderek işverenin sorumluluğuna gidilemeyeceği Dairemizin yerleşmiş uygulamalarındandır.

(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 10/05/2011 tarih, 2010/11670 E., 2011/4482 K.)

4. İş Kazalarında Bilirkişi İncelemesi ve Kusur Tespitinin Esasları

İş kazalarında bilirkişi raporlarıyla yapılan kusur tespiti yalnızca teknik bir inceleme olmayıp mahkeme tarafından hükme esas alınmaktadır. Bu nedenle bilirkişi, tarafların iş kazasında ki kusur durumlarını ayrıntılı olarak incelemeli ve kusur oranlarını her türlü şüpheden uzak şekilde belirtmelidir. Bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması durumunda ise gerekirse Adli Tıp Kurumu’ndan veya uzman bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak çelişki giderilmelidir. Hükme dayanak alınacak bilirkişi raporunun 6100 sayılı HMK’nın 226 ve devamı maddelerine uygun, denetime elverişli, gerekçeli ve ve bilimsel verilere dayanan nitelikte olması zorunludur.

İşverenin iş yerinde alması gereken önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. (Hukuk Genel Kurulu’nun 16.06.2004 gün 2004/21-365 E.-369 K. sayılı ilamı)

Somut olayda; hükme esas alınan 16/05/2008 tarihli bilirkişi raporunda; oyun salonunun tabanının ıslak olmasının yaşamın akışına ters olduğu, bu nedenle buranın ıslak olduğunu kabul ederek değerlendirme yapmanın doğru olmadığı, oyun salonunda masa tenisi oynarken ayağın kaymasının nadiren gelişecek bir durum olduğu ve ayrıca da bu kayma sonucu düşerek sol bileğin kırılmasının da ender oluşacak bir durum olduğu, bu nedenle olayda tamamen kötü tesadüf veya kaçınılmazlık faktörünün etkili olduğu, işverenin kazalı olayın olduğu otele eğitim semineri ve tanıtım için göndermiş olduğu, burada artık uyulacak kuralların otelin koyduğu kurallar olduğu, bu nedenle otelin koyduğu kurallar dışında işverenin ekstra önlem alma yükümlülüğü bulunmadığı neticesine varılmıştır. Fakat bu değerlendirme yeterli değildir. Bu itibarla mahkemece yapılması gereken; aynı olaya ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından açılmış rücuen tazminat dosyasındaki kusur raporunun dosya kapsamına alınarak kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman bilirkişi heyetinden, yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde denetime elverişli bir rapor alınması ve tarafların iş kazasının meydana gelmesindeki kusur oranlarının hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde tespit edilmesidir. Aksi yönde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 18/05/2021 tarih, 2020/11418 E., 2021/6456 K. )

SONUÇ

İş kazalarından doğan sorumluluk rejimi, kusur sorumluğunun ötesine geçerek işveren bakımından daha ağır ve geniş kapsamlı bir yükümlülük alanı yaratmıştır. İşverenin işçiyi gözetme borcu çerçevesinde işçinin sağlık ve güvenliğine ilişkin tüm tedbirleri alma yükümlülüğü işverenin kusursuz sorumluluğunun temelini oluşturmaktadır. Kusursuz sorumluluk mutlak bir sorumluk olarak değerlendirilemez; zira uygun illiyet bağının kesilmesi durumunda işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. Nitekim mücbir sebep, üçüncü kişinin ağır kusuru, zarar görenin kusuru uygun illiyet bağını kesen başlıca durumlardır.

Kaçınılmazlık ilkesi ise işverenin sorumluğunu tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte sorumluluğun kapsamının belirlenmesinde ve özellikle tazminatın paylaştırılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu durumda bilirkişi incelemesi, kusurun aidiyeti ve kusur oranının belirlenmesinde kritik bir öneme sahiptir. Aksi takdirde eksik veya yetersiz incelemeye dayalı kararlar hakkaniyetle bağdaşmayacaktır. Bu nedenle işverenin kusursuz sorumluluğunun belirlenmesinde; işverenin gözetim borcu kapsamında alması gereken önlemler, kaçınılmazlık olgusunun varlığı ve uygun illiyet bağının kesilip kesilmediği hususlarının birlikte ve bütüncül şekilde değerlendirilmesi zorunludur.

Av. Gülsüm SARİ