Bazı doğumlar, gebelik sürecinde veya doğum sırasında yaşanan tıbbi eksiklikler ve hatalar nedeniyle aileler için beklenmedik hukuki sorunlar yaratabilmektedir. Down sendromlu doğumlar, ne yazık ki bu tür durumların sıkça karşılaşıldığı örnekler arasında yer almaktadır. Gebelik süresince yapılan tarama ve tanı testlerinde hatalar, yanlış yorumlamalar veya aileye eksik bilgilendirme yapılması, sonrasında malpraktis davalarının açılmasına yol açabilmektedir. Bu yazıda, Down sendromlu doğumlarda karşılaşılan tıbbi hatalar ve eksik bilgilendirme örnekleri çerçevesinde malpraktis kavramı ve hukuki sorumluluk boyutları ele alınacaktır.

1. Down Sendromu ve Gebelikte Tanı Süreci

Gebelik sırasında yapılan tarama ve tanı testleri, Down sendromunun erken tespitinde kritik öneme sahiptir. Ancak bu testler kesin sonuç vermemekte ve belirli hata payları içermektedir. Hekimlerin, bu testlerin anlamını ve sonuçlarını aileye doğru ve anlaşılır şekilde aktarması gerekmektedir. Eksik veya yetersiz bilgilendirme, daha sonra açılacak malpraktis davalarında önemli bir hukuki unsur olarak değerlendirilir.

2. Tarama Testleri, Tanı Yöntemleri ve Bilgilendirme Yükümlülüğü

Gebelik sürecinde hekimler, belirli haftalarda ultrason kullanarak bebeğin yapısal bir problemi olup olmadığını değerlendirir. Ancak her bebekte yapısal bir farklılık saptanmayabilir. Bunun yanı sıra annenin kanından yapılan tarama testleri (ikili, üçlü ve dörtlü testler) uygulanmaktadır. Bu testlerin yaklaşık %85 oranında doğruluk payı bulunmakta olup kesin tanı koydurmamaktadır. Gelişen teknoloji ile birlikte farklı ve daha ileri test seçenekleri de mevcut olup, bu seçeneklerin hastaya sunulması gerekmektedir. Tarama testleri yalnızca düşük risk veya yüksek risk durumunu gösterir. Bu nedenle hekim, gebeyi her zaman bir riskin var olabileceği konusunda açıkça bilgilendirmekle yükümlüdür. Tarama testlerinde yüksek risk saptandığında, hekimin anneye amniyosentez gibi kesin tanı yöntemlerini ve bu işlemlerin olası risklerini (örneğin düşük riski) anlatması gerekir. Bununla birlikte, tarama testlerinde düşük risk çıkan gebelere dahi bu tanı yöntemlerinden bahsedilmeli ve nihai karar gebenin isteğine bırakılmalıdır.

3. Down Sendromu Tanısı Sonrası Ailenin Bilgilendirilmesi ve Gebeliğin Sonlandırılması Hakkı

Down sendromlu bebek tespit edildiğinde, hekim tarafından Down sendromunun nasıl bir hastalık olduğu, çocuğu ve aileyi ilerleyen süreçte nelerin beklediği ayrıntılı şekilde anlatılmalıdır. Yasal olarak gebeliğin 10. haftasına kadar isteğe bağlı kürtaj yapılabilmekteyken, Down sendromu gibi ciddi fetal anomalilerde bu süre sınırlaması uygulanmamakta anneye doğuma kadar gebeliği sonlandırma hakkı tanınmaktadır.

4. Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü ve Kayıt Tutma Sorumluluğu

Hekim, gebelik sürecinde karşılaşılabilecek riskleri anlatmalı kromozom test seçenekleri ve bu testlerin taşıdığı riskler hakkında ayrıntılı bilgilendirme yapmalıdır. Ayrıca yapılan bu bilgilendirmenin hekim tarafından hasta takip kayıtlarına işlenmesi gerekmektedir. Bu kayıtlar, ileride olası bir dava sürecinde hekimin görevini yerine getirdiğini kanıtlaması açısından büyük önem taşımaktadır.

5. Uygulamada Karşılaşılan Malpraktis Davaları ve Yargıtay Değerlendirmeleri

Uygulamada en sık karşılaşılan durum, gebelik sürecinde tarama testlerinde düşük risk saptanmasına rağmen bebeğin Down sendromlu doğması ve sonrasında hekime karşı tazminat davası açılmasıdır. Bu davalarda değerlendirilen en önemli kriter; hekimin, tarama testinde düşük risk çıkmasına rağmen hastayı her zaman riskin varlığı konusunda bilgilendirip bilgilendirmediğidir. Bu noktada hekimin, hastayı aydınlattığını ve bilgilendirdiğini kanıtlaması gerekmektedir. Önceki Yargıtay kararlarında yazılı onam alınması gerektiği vurgulanırken, güncel içtihatlarda hekimin kendi hasta takip fişlerine yaptığı bilgilendirme kayıtlarının da yeterli kabul edildiği görülmektedir.

Down sendromlu doğumlar, tıbbi uygulamalar ile hukuki sorumluluğun kesiştiği hassas alanlardan biridir. Gebelik sürecinde uygulanan tarama ve tanı testlerinin kesin sonuç vermemesi, hekimin sorumluluğunu ortadan kaldırmamakta; aksine hastanın doğru, açık ve eksiksiz şekilde bilgilendirilmesini daha da önemli hâle getirmektedir. Bu noktada hekimin temel yükümlülüğü, yalnızca testleri uygulamak değil, test sonuçlarının anlamını, sınırlarını ve her zaman mevcut olan riski gebe ile paylaşmaktır. Uygulamada açılan malpraktis davalarında, hekimin tıbbi bir hata yapıp yapmadığından ziyade, aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirip getirmediği belirleyici olmaktadır. Özellikle tarama testlerinde düşük risk saptanmasına rağmen Down sendromlu doğum gerçekleşmesi hâlinde, hekimin hastaya riskin devam ettiğini anlatıp anlatmadığı ve bu bilgilendirmeyi kayıt altına alıp almadığı hukuki değerlendirmede kritik rol oynamaktadır. Sonuç olarak, Down sendromlu doğumlara ilişkin hukuki sorumluluğun sınırlarının belirlenmesinde; hastanın bilgilendirilmesi, karar sürecine aktif katılımının sağlanması ve bu sürecin yazılı kayıtlarla desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmesi ve bunu belgeleyebilmesi hem hasta haklarının korunması hem de olası malpraktis iddialarında hukuki güvence sağlanması açısından vazgeçilmezdir.

Av. Ceren TÜRKİŞ