KARARLAR

Danıştay İDDK'nun 2024/414 E., 2024/1826 K. sayılı kararı

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu'nun 30/09/2024 tarihli, 2024/414 E., 2024/1826 K. sayılı kararı

Abone Ol

"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/414
Karar No : 2024/1826

TEMYİZ EDEN (DAVACI) :...
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 13/09/2023 tarih ve E:2023/4460, K:2023/3762 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: 01/03/2022 tarih ve 31765 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in iptali istenilmiştir.

Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 13/09/2023 tarih ve E:2023/4460, K:2023/3762 sayılı kararıyla;

Bakılan davada; her ne kadar Dairelerinin 28/06/2022 tarih ve E:2022/1607 K:2022/4478 sayılı kararı ile ehliyet yönünden davanın reddine karar verilmiş ve bu kararın temyiz edilmesi sonucu Danıştay İdari Dava Dairesi Kurulunun 12/04/2023 tarih ve E:2023/218 K:2023/741 sayılı kararı ile Danıştay Sekizinci ve Onuncu Dairelerince oluşturulacak Müşterek Kurulca karara bağlanması gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiş ise de; Danıştay Başkanlık Kurulunun 19/07/2023 tarih ve 2023/33 sayılı kararı ile zeytincilik ile ilgili mevzuattan kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünün Dairelerinin görev alanında olduğuna karar verildiğinden işin esasına geçildiği,

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabileceklerinin kurala bağlandığı,

Aynı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, bu hususta Kanun'a aykırılık görülmesi halinde davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verildiği,

İptal davalarının, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olduğu, bununla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasa koyucunun, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak aradığı,

İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerektiği,

İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabul edildiği,

Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisinin varlığının, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlendiği, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin, hukuken korunması gereken bir menfaat bağının bulunmasının dava açma ehliyeti için gerekli sayıldığı,

Dosyanın incelenmesinden; Dairelerinin 22/04/2022 tarihli ara kararı ile davacı adına tapuda zeytinlik olarak kayıtlı taşınmazın olup olmadığı, davacının zeytinlik faaliyetinde bulunup bulunmadığı hususlarının sorulmasına ve bu hususlara ilişkin bilgi ve belgelerinin gönderilmesinin istenilmesi üzerine davacının 27/06/2022 tarihinde kayda giren dilekçesinde davacının kendisi adına zeytinlik olarak kayıtlı taşınmazının bulunmadığının ve zeytincilik faaliyeti ile iştigal etmediğinin beyan edildiğinin görüldüğü,

Bu bağlamda; dava konusu Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile davacı arasında güncel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunduğunun kabulüne olanak bulunmadığı gerekçesiyle, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, sağlıklı bir çevrede yaşamanın her vatandaşın asli hakkı olduğu, bu nedenle çevreyi ilgilendiren konularda menfaat ilişkinin geniş yorumlanması gerektiği, zeytinlik alanları ilgilendiren dava konusu Yönetmeliğin de böyle bir niteliğe sahip olduğu, menfaat ihlali kavramını zeytinlik sahibi olmaya ya da zeytincilik faaliyetinin bulunup bulunmadığına indirgemenin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;

"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,

b) Hukuka aykırı karar verilmesi,

c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması",

sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

1. Davacının temyiz isteminin reddine,

2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 13/09/2023 tarih ve E:2023/4460, K:2023/3762 sayılı kararının ONANMASINA,

3. Kesin olarak, 30/09/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.


KARŞI OY

X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde, iptal davası; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı oldukları ileri sürülen idari işlemlerin iptalleri amacıyla menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan dava olarak tanımlanmıştır.

Hukuk devletinin özünü; devletin hukuka bağlılığı, devlet organlarının hukukun içinde kalarak işlem ve eylemler yapabilmesi oluşturmaktadır. Anayasal bir ilke olarak, devletin tüm faaliyetlerinin yargısal denetime açık olması hukuk devletinin vazgeçilmez bir niteliği olup; yargı denetimi, hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri konumundadır. Şu kadar ki, yargısal denetim re'sen yapılan bir denetim olmayıp, usulüne uygun bir başvuru koşuluna bağlıdır. Bir idari işlemden dolayı iptal davası açılabilmesi için iptali istenilen idari işlem ile davacının bir menfaat ilişkisinin bulunması yeterli sayılmış olup; gerek doktrin, gerekse içtihatlar, dava açmaya yetecek bir menfaat ilişkisinden söz edilebilmesi için bu ilişkinin meşru, davacıyı etkileyecek bir biçimde kişisel ve güncel olması gerektiğinde birleşmektedirler.

Dosyanın incelenmesinden, davacının kamu hizmetinden yararlanan bir vatandaş olduğu ve İzmir ili Bayraklı ilçesinde yaşadığından hareketle ülke çapında yapılan düzenleyici işlemden yaşadığı bölgenin ve ülkemizde bulunan diğer zeytin alanlarının bulunduğu yerlerin etkileneceğinden hareketle bakılan davayı açtığı, dava konusu işlemle menfaat ilişkisini bu şekilde kurduğu anlaşılmaktadır.

Dava konusu edilen işlem, kamu hizmetinden yararlanan herkesi yakından ilgilendiren bir konuda yapılan bir düzenleme olduğundan; dava konusu işlemden vatandaş sıfatına sahip davacının etkileneceği açıktır.

Bu durumda, dava konusu işlemin davacının meşru, kişisel ve güncel bir menfaatini etkilediği, dolayısıyla dava konusu işlemle davacı arasında bir menfaat ilgisinin kurulabildiği sonucuna varıldığından; davacının, bakılan davada subjektif ehliyetinin bulunduğu kabul edilerek, işin esasının görüşülüp karara bağlanması gerektiği oyuyla aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.