KARARLAR

Ceza Genel Kurulu'nun 2025/158 E., 2025/374 K. sayılı kararı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01.10.2025 tarihli, 2025/158 E., 2025/374 K. sayılı kararı

Abone Ol

T.C.

Yargıtay

Ceza Genel Kurulu

2025/158 E., 2025/374 K.

"İçtihat Metni"

KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 26.12.2023

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.07.2021 tarihli ve 8-280 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 25.10.2021 tarih ve 2485-1369 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.05.2022 tarih ve 5180-2898 sayı ile; "işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak 19.10.2022 tarih ve 236-257 sayı ile sanığın bu kez TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 11.09.2023 tarih ve 6977-5329 sayı ile;

"1- Sanık hakkında hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle ve bozma kararını işlevsiz hale getirecek şekilde fazla ceza tayin edilmesi,

2-Geçmişte suç kaydı ve sabıkası olmayan, yargılama boyunca duruşmanın düzenini bozduğuna veya başkaca bir olumsuz tutum veya davranışının bulunduğuna ilişkin tutanaklara yansıyan bir durum bulunmayan sanık hakkında hükmolunan cezadan TCK'nın 62. maddesi uyarınca üst hadden indirim yapılması gerekirken; dosya içeriği ile uyumlu olmayan biçimde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle takdir hakkı kullanılırken dokuzda bir oranında indirim yapılması suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkeme ise 26.12.2023 tarih ve 360-379 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

Direnme kararına konu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.03.2024 tarihli ve 19090 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesince 16.09.2024 tarih ve 5372-9811 sayı ile; hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerektiği ve bozma sonrasında başkaca faaliyeti de gerekçe gösterilmediği halde alt sınırdan bozmadan önceki cezadan daha fazla ayrılmak suretiyle teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmesi ve TCK'nın 62. maddesi uyarınca üst hadden indirim yapılması gerekirken dosya içeriğiyle uyumlu olmayan biçimde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle takdir hakkı kullanılırken dokuzda bir oranında indirim yapılarak fazla ceza tayin edilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25.11.2024 tarih ve 19090 sayı ile; ''5271 sayılı CMK'nın 307/4. maddesindeki düzenleme karşısında, Yüksek Dairenin direnme kararını yerinde görmediği takdirde dosyayı bir karar verilmek üzere Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermesi gerekirken, işin esasına girerek bozma kararı vermesinin hukuka aykırı olduğu'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.02.2025 tarih ve 21810-2581 sayı ile; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü ile dosyanın incelenmek üzere Ceza Genel Kuruluna tevdiine karar verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- TCK’nın 314. maddesinin ikinci fıkrası gereğince beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülen suçta, mahkûmiyet hükmü kurulurken temel cezanın 6 yıl 6 ay hapis cezası olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının,

2- Takdiri indirime ilişkin TCK’nın 62. maddesi gereğince yapılan indirim oranının yerinde olup olmadığının,

Belirlenmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mensupları arasında iletişimi sağlamak amacıyla gizli haberleşmede kullanılan Bylock programını kullandığı ve aynı örgüte üye olma suçundan hakkında soruşturma bulunan firari şüpheli ... kod isimli ...'dan ele geçen dijital materyallerde sanığa ait birtakım bilgilerin bulunduğunun tespiti üzerine hakkında başlatılan soruşturmada kendisine ulaşılamaması nedeniyle hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, iddianame düzenlenip dava açıldıktan sonra 02.02.2021 tarihinde yakalandığı,

13.06.2017 tarihli Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı içeriğine göre; 05xx xxx 41 numaralı GSM hattı ile Bylock programını kullandığının, ID numarasının ..., kullanıcı adının "...", şifresinin "..." olduğunun tespit edildiği,

Anlaşılmaktadır.

Tanık ..., 2016 yılına kadar Bursa'da cemaat denilen yapı içinde üniversite öğrencilerinden sorumlu olarak görev yaptığını, 2016 yılında örgütün sözde ... eyaleti bölge üniversite mesullüğünü yürütmeye başladığını, kendisine bağlı toplamda beş büyük bölge üniversite mesulü olduğunu, bunlardan birisinin de Siteler bölgesinde görev yapan sanık olduğunu, üniversite öğrencileriyle ilgilenenlere üniversiteci denildiğini, sanığın da kendisi gibi üniversiteci olup cemaatin evlerinde kalan öğrencilerle ilgilendiğini ve bölge üniversite mesulü olduğunu,

Tanık ..., ... olarak tanıdığı sanığın bir kod ismi kullandığını ancak bunun ne olduğunu hatırlamadığını, 20 09... yıllarında sanığın da kendisi gibi cemaat evlerinde kaldığını, sanıkla öğrenci bakması nedeniyle irtibatlı olduklarını, sanığın ilkokul ya da lise grubundan ilgilendiği öğrenciler olduğunu, ... kod isimli ilköğretim mesulü tarafından ilköğretim öğrencilerine ders anlatmaları için sanıkla beraber görevlendirildiklerini, bu öğrencilerin takiplerini gerçekleştirip onlara sohbet verdiklerini ve kendilerinden sorumlu olan ... kod adlı kişiye bu hususta bilgileri ilettiklerini,

Tanık ..., lise öğrencisi olduğu dönemde arkadaşları ... ve ...'la beraber gittikleri cemaat evinde ... olarak bildikleri sanığın kendileriyle ilgilendiğini, ders anlattığını, ... kitaplarını okuyup sohbetler yaptığını, bahse konu eve gidip gelmeye devam ederken sanığın kendilerine hangi mesleği seçmeyi düşündüklerini sorduğunu, kendisinin asker olacağını söylediğini, sanığın motive edici konuşmalarıyla ...'nın da asker olmaya yöneldiğini, ...'in kendilerine ders anlattığını, askeri okul sınavlarına hazırladığını, bir süre sonra eve gelen ... isimli bir şahısla ...'in kendilerini tanıştırdığını, ...'in de ara sıra gelerek çalışmaya ve askerliğe motive edici konuşmalar yaptığını, bu sırada ... ve ...'i ...'in spor sınavları için ayrıca çalıştırdığını, o dönemde ... ve ...'a kod ismi verildiğini fark ettiğini, puanı jandarma okuluna yetmediği için onu biraz geri plana aldıklarını ancak ... ve ...'ın jandarma mülakatlarına girip kazandıklarını, yedekten Balıkesir Kara Kuvvetleri Astsubay Meslek Yüksekokulunu kazandığını, bir süre sonra sanığın arayarak durumunu sorduğunu ve "Okula gitmeden yine sohbetlere gel, ben seni zaten arayacağım." dediğini, okul başladıktan bir iki ay sonra sabit hattan arayan bir şahsın kendisini ... olarak tanıtıp ...'in arkadaşı olduğunu söylediğini ve "Burada dini sohbetler yapıyoruz, seni arada çağıracağız, sohbetlere katılırsın." dediğini,

Tanık ..., sanığı 2014 yılı civarında örgütün gençlik merkezi olarak faaliyet gösteren dernekte genel sekreter olarak çalıştığı için bildiğini, ... üniversite mesulü olarak görev yapan sanığın üniversite öğrencileri ile ilgilendiğini,

Bozma kararından sonra dinlenen tanık ..., lisede okuduğu dönemde bir öğretmeninin yönlendirmesiyle gittiği yapıya ait evde ismini ... olarak bildiği sanıkla tanıştığını, ... ve ... ile bir grup olduklarını ve sanığın kendilerine derslerinde yardımcı olmaya başladığını, evde artık isimleriyle seslenmeyeceğini söyleyen sanığın her birine başka bir kod ismi verdiğini, ...'in kitaplarını okutup videolarını izlettiklerini, lise son sınıfın ikinci döneminde sanığın hangi mesleği yapmak istediklerini sorduğunu, kendisi asker olmak istediğini söyleyince sanığın ... ve ...'e "Asker olun siz de, orası peygamber ocağı." dediğini, üçünün sanıkla birlikte askeri okul mülakatlarına hazırlık için spor yapmaya başladıklarını, ayrıca sanığın mülakatta sorulabileceğini söyleyerek Atatürk ilke ve inkılâpları gibi konuların yazılı olduğu bir kitapçık verdiğini, sınav sonucunda ...'le kendisinin jandarma astsubaylığını, ...'in Kara Kuvvetlerini kazandığını, birinci sınıfa başladıktan bir ay sonra sanığın telefonla arayarak Ankara'ya geleceğini, tarif edeceği yerde buluşmalarını söylediğini, hafta sonu izninde sanığın verdiği adrese gittiğini, evde sanıktan başka kimsenin olmadığını, tekrar hayırlı olsun diyen sanıkla namaz kılıp sohbet ettiklerini, evden ayrılırken sanığın "Artık seninle iki haftada bir bu evde buluşacağız, seni aramayacağım iki haftada bir buraya gel, gelmeyecek olursam ben seni onun için ararım." dediğini, okula gidince ...'e bu görüşmeyi anlattığını ve iki hafta sonra sanıkla buluşmak için bahse konu eve beraber gittiklerini, oturup namaz kılıp sohbet ettiklerini, sanığın kitap okumak istediğini, ...'in bir videosunu izlettiğini, birinci sınıf boyunca görüşmelerinin bu şekilde devam ettiğini, iki veya üç haftada bir bu evde ...'le buluştuklarını, ...'in görüşmeye gelmeyeceği zaman kendisini sabit hat üzerinden arayarak haber verdiğini, ara sıra cep telefonuyla da aradığını ve gelip gelmeyeceğini söylediğini, bu buluşmalarının ancak toplam beş altı defa olduğunu, ...'in bu görüşmelerin sadece ilk ikisinde olduğunu, sanığın bu görüşmelerde kendilerinden himmet adı altında para istediğini, görüşmeye gitmediği zaman sanığın sürekli aradığını, 17-25 Aralık olayları gerçekleşince yapıyla bağını tamamen kopardığını ve görüşmeye gitmediğini,

Bozma kararından sonra dinlenen tanık ..., 2011-2012 yıllarında lisede okuduğu dönemde bir öğretmeninin yönlendirmesiyle yapıya ait bir eve gittiğini ve burada ismini ... olarak bildiği sanıkla tanıştığını, gidip geldiği bu cemaat evinde rutin olarak ders çalıştıklarını, ayrıca Risale ve ...'in kitaplarının okutulup vaazlarının izletilmesi gibi etkinlikler yapıldığını, kendilerine kod isimleri verildiğini, sanığın bir gün asker ya da polis olmak isteyip istemediklerini sorduğunu, "Bir an önce mesleğiniz, düzenli maaşınız olur, kalmış olduğunuz bu evin nasıl kurulduğunu düşünün, size yapılan bu masrafların büyük çoğunluğu sizin gibi buradan geçip mesleğini eline alan polis ve asker abilerinizin maaşlarından verdiği paralarla dönüyor, sizler de meslek sahibi olduktan sonra buraları unutmayın, buralarda sizin gibi okuyan öğrencilere destek olmak amacıyla maaşınızdan para vererek siz de değirmene suyu taşıyacaksınız." şeklinde bir konuşma yaptığını, sanığın organizesinde spor mülakatlarına ve sözlü mülakatlara hazırlık için çalışmaya başladıklarını, ayrıca bir veya iki kez de ... isimli şahsın gelerek mülakat provası yaptırdığını, sınav sonrası okulları belli olunca sanığın kendisini ve aynı okulu kazanan ...'u Ankara'da öğrenim gördükleri süre içerisinde kendileriyle ilgilenecek olan ... isimli şahısla tanıştırdığını, ...'le düzenli olarak görüşmeye başladıklarını ancak kendisinin sıkılarak gitmediğini, bunun üzerine sanığın arayıp neden gitmediğini sorduğunu ve "Gerekirse ben geleceğim, altı saatlik yolu çekerim, seni kaybetmek istemiyoruz." şeklinde konuştuğunu, bir müddet sonra ... isimli şahısla buluştukları cemaat evinde bu kez sanıkla buluştuklarını, sanığın mutlaka devam etmesi gerektiğini söyleyerek "Allah'ın şefkat tokadını yersin, bu şekilde davranma." dediğini, o gün birlikte namaz kılıp rutin cemaat sohbeti yaptıklarını, bu şekilde bir ya da iki kez daha sanıkla görüşmek için gitse de mazeretler üreterek gitmemeye çalıştığını, 2014 yılı Ağustos ayında mezun olup Erzurum'a atandığını, 2015 yılı başlarında sanığın farklı bir numaradan aradığını, buluşmaları gerektiğini söylediğini, hatta çalıştığı ilçeye gelmekle tehdit edercesine konuştuğunu, bu telefon görüşmesinden sonra hiçbir şekilde irtibatları olmadığını,

Tanık ... sanık olarak yargılandığı davada alınan ifadesinde, üniversitede ..., ... ... ve ... ile birlikte kaldıklarını, zamanla bu evde sohbetler yapılmaya başladığını, sohbetleri düzenleyen sorumlu olan kişinin ... ... olduğunu, bildiği kadarıyla kaldıkları bu ev gibi birkaç evden daha sorumlu olan ... ...'in, telefonuna Bylock yüklediğini, bu program üzerinden mesajlaştıklarını ve genelde evlerine gelen lise ve üniversite öğrencilerinin Kuran dersleri veya sohbet edilecek yerlerle alakalı mesajlar, dua ve zikirler atıldığını, ... ID'li kullanıcının kendisini ... ... olarak tanıtan ve o döenm Uludağ Üniversitesi Tarih Bölümünde okuyan şahıs olduğunu beyan etmişlerdir.

Sanık, suçlamaları kabul etmediğini, hiçbir terör örgütüne üye olmadığını, hakkında dava açıldığını dahi bilmediğini, Bursa'dan iş amacıyla İstanbul'a taşındığını ve ikamet adresini bildirdiğini, en sonunda polislerin geldiği adresin de eşi ve çocuğuyla birlikte yaşadıkları evleri olduğunu, cemaat içerisinde bulunduğu süre boyunca ... adlı bir abinin Bylock isimli programı telefonuna yükleyerek yazışmalarının bu program üzerinden olacağını söylediğini, zaten içeriklerde de terör örgütü faaliyeti kapsamında sayılabilecek herhangi bir yazışma olmadığını, askeri yapılanma içerisinde yer almadığını, kod ismi kullanmadığını, çevresinde ... ... olarak bilindiğini, üniversitede beş yıl cemaat evlerinde kaldığını, sadece son dönem ev abiliği yaptığını ve sonra beş evin mesullüğünün kendisine verildiğini, bu evlerin sadece erzak ihtiyaçlarıyla ilgilendiğini, ... diye bildiği bir abiyle irtibatlı olduklarını ve Bylock üzerinden de evlerin ihtiyaçlarıyla alakalı görüştüklerini, bölge üniversite mesulü olarak görev yapmadığını, kimsenin telefonuna Bylock yüklemediğini, kimseyi askeri okullara yönlendirme gibi bir vazifesinin olmadığını, suç işleme saiki ile cemaat içerisinde bulunmadığını, yapının terör örgütü olduğunu bilseydi kesinlikle kalmayacağını, zaten terör örgütü ilan edildiği günden itibaren hiçbir bağlantısının olmadığını, hakkında tanıklık yapan kişilerin etkin pişmanlıktan faydalanmak için kendisini ilgisi olmayan şeylerle itham ettiklerini savunmuştur.

IV. GEREKÇE

A. TCK’nın 314. maddesinin ikinci fıkrası gereğince beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülen suçta, mahkûmiyet hükmü kurulurken temel cezanın 6 yıl 6 ay hapis cezası olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı;

1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar

TCK’nın, "Cezanın Belirlenmesi ve Bireyselleştirilmesi" ana başlıklı üçüncü bölümünün, "Cezanın Belirlenmesi" başlıklı 61. maddesi şöyledir:

"(1) Hâkim, somut olayda;

a) Suçun işleniş biçimini,

b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,

c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,

d) Suçun konusunun önem ve değerini,

e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,

f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,

g) Failin güttüğü amaç ve saiki,

Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler."

"Adalet ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrası ise şu şekildedir:

"Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur."

3. maddenin gerekçesi şöyledir;

"Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir. Yine bireylerin hukuka olan güvenlerinin pekişmesi ve cezanın caydırıcılık etkisinin doğru biçimde gösterilebilmesi için de ceza hukukunun temel ilkelerinden olan oranlılık ilkesine uymak gerekir. Madde ile bu hususa ceza kanunda açıkça yer verilerek, ceza kanunun adaletçi bir karaktere sahip olduğu da vurgulanmak istenmiştir.

Geçmişte ve günümüzde, insanın ırk, din, düşünce veya cinsiyeti nedeniyle uğradığı haksız muamelelerin önlenmesi, insanlık camiasının temel uğraşlarındandır. Ceza hukuku araçlarıyla yapılan ayrımcılık ise insana yönelik yapılan en zalimane uygulamalardan biridir. Özellikle totaliter rejimlerdeki ayırımcılığın ortaya çıkardığı felaketler insanlık tarihinde unutulamayacak acı izler bırakmıştır. İşte bu nedenlerledir ki insan haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmelerde ve Anayasamızda ifade edilen eşitlik ilkesine yer verilerek, ceza kanununun insancıl niteliğe sahip olduğuna da işaret edilmektedir. Ceza kanunlarının düzenlenmesinde ve uygulanmasında bireyler arasında herhangi bir sebeple ayırım yapılmamasının ifade edilmesi, aynı zamanda hukuk devletinin özünü oluşturan insan onurunun korunmasının ceza kanununda da temel değer olarak benimsenmesi anlamına gelmektedir."

61. maddenin gerekçesinin ilgili bölümü ise şöyledir;

" Maddede cezanın belirlenmesinde izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Birinci fıkrada, temel cezanın belirlenmesinde hangi hususların göz önünde bulundurulacağı bentler hâlinde gösterilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacak hususlardan bazıları, özel suç tanımlarında cezanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren nitelikli unsurlar olarak belirlenmiş olabilir. Bu durumda, söz konusu nitelikli unsurlar, birinci fıkraya göre temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmayacaktır. Bu düşüncelerle, maddenin ikinci fıkrasında mükerrer değerlendirme yasağı vurgulanmıştır..."

Cezanın belirlenmesine ilişkin ilke ve kriterler TCK'nın 3. ve 61. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelerin sarahati, gerekçeleri ile kanunun tamamına hakim üç temel ilkeden (kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi, hümanizm ilkesi) müteşekkil felsefesine uygun bir cezanın belirlenmesi, hiç şüphesiz yargılama ile ulaşılmak istenen amaç bakımından en önemli aşamayı oluşturmaktadır. Kurulacak ceza hükmünün; bozulan kamu düzeni ve mağdurun ihlal edilen hakkı ile sanığın işlediği haksızlığın karşılığını görmesi ve fakat yeniden topluma kazandırılması zarureti arasında, adil ve hakkaniyete uygun bir dengenin (yeniden) tesis edilmesinin en etkili argümanı olması çağdaş yaptırım teorisinin temel amacıdır. Bu yönüyle hüküm kurmak, ruhu/içeriği itibarıyla hukukçu bilgeliği, üslubu ve gerekçesi itibarıyla da sanatçı hassasiyeti gerektiren bir yargılama işlemidir.

Adalet Komisyonu Raporu'nda, "suç işleyen insanın yeniden sosyalleştirilmesi ve toplumsal sorumluluğa sahip bir birey durumuna getirilmesi" olarak ifade edilen hümanizm ilkesi, yargılamanın konusunun insan değil, tipe uyduğu iddia edilen kusurlu ve özgür iradeye dayanan insan davranışı olduğunu hatırlatır. Bunun doğrudan sonucu şudur: Demokratik hukuk devletinde sanık işlediği suç nedeniyle cezalandırılmalı, insan olması itibarıyla toplumsal onuru korunmalıdır. Yani ümanist doktrinin bânilerinden Faruk Erem'in veciz ifadesiyle; insandaki suçlu cezalandırılırken, suçludaki insan yaşatılmalıdır.

Hâkim, yargılamanın sonunda maddi vakıaya dair sorunu çözmüş, sanığın eyleminin hukuk karşısındaki konumunu tayin etmiş, bu cümleden olarak; suç teşkil ettiği neticesine ulaşmış ve suçun vasfını da tespit etmiş ise temel cezayı belirleme aşamasına ulaşmış olacaktır.

TCK'da suçlar için çoğunlukla sabit cezalar öngörülmemiş, alt ve üst sınırlar gösterilerek bu sınırlar arasından hâkime temel cezayı belirleme yetkisi verilmiştir. Basamaklı ceza öngören suçlarda, iki sınır arasında cezayı belirleme konusundaki takdir yetkisi her somut olayın özelliğine göre kanunun genel amacı ve felsefesi gözetilerek TCK'nın 61. maddesinde sıralanan ölçütlere göre kullanılmalıdır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, s. 530).
Kanun vazıı, temel cezanın belirlenmesi hususunda hâkime, geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Hâkim bu yetkisini, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki kriterlerini esas alarak kullanacaktır. Ancak normun öngördüğü bu kriterlerin genel geçer tekrarı ile yetinilemez. Bu kriterlerden somut olayla ilgili olan(lar), suçun yapısı ve özellikleri de gözetilerek belirlenmeli, olay ve sanığa özgülenerek olgusal temelleri de gösterilmelidir.

Bu cümleden olarak mesela, hazırlık hareketini cezalandıran, maddi konusu olmayan, suç sebep ve saiklerini unsur olarak kabul eden bir tehlike suçu olarak TCK’nın 314/2. maddesinde düzenlenen ve 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasını öngören silahlı terör örgütüne üye olmak suçu ile ilgili temel ceza belirlenirken, suçun işleniş biçimi bağlamında; sanığın örgütteki konumu, faaliyet alanı ve faaliyetlerinin örgütün amacına katkısı ya da korunan değer yönünden tehlikelilik derecesi, failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı bağlamında; örgütte kaldığı süre, örgüte bağlılık/mutlak itaat derecesi, faaliyetlerinin yoğunluğu gibi ölçütler nazara alınmalı, bu olguların somut olay ve sanıkla bağı kurularak dosya kapsamına uygun temelleri gösterilmelidir.

2.Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan sanık hakkında; beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülen TCK'nın 314/2. maddesi gereğince "suçun işleniş biçimi, sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, amaç ve saiki gözönüne alınıp" temel ceza 6 yıl olarak belirlenmek ve 62/1. maddesindeki indirim oranı 1/9 nispetinde uygulanmak suretiyle TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca, 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin verilen 28.07.2021 tarihli ve 8-280 sayılı hükmün, Özel Dairenin 23.05.2022 tarih ve 5180-2898 sayılı; "işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi" isabetsizliğinden bozulması kararına uyulduğu hâlde, dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre "bölge talebe mesulü, bölge üniversite mesulü, askeri mahrem yapılanmada lise mesulü ve öğretmen olarak" faaliyet gösterdiği kabul edilen sanığın örgütteki konumunu değiştirmeyen bir kısım tanıklar da dinlenilerek, bu kez temel cezanın 6 yıl 6 ay olarak belirlenmesi suretiyle uyulan bozma ilamının etkisiz hâle getirilmesi usul ve hukuka aykırıdır.

Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün, TCK’nın 314. maddesinin ikinci fıkrası gereğince beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülen suçta temel cezanın 6 yıl 6 ay olarak belirlenmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

B. Takdiri indirime ilişkin TCK’nın 62. maddesi gereğince yapılan indirim oranının yerinde olup olmadığı sorunu:

1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Türk Ceza Kanunu’nun "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62. maddesi; "(1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.

(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir." şeklinde iken, 12.05.2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle, ikinci fıkraya, "Ancak failin duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışları, takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınmaz." cümlesi eklenmiştir.

Madde gerekçesi ise şöyledir:

"Takdiri indirim nedenlerinin varlığı durumunda Tasarıda kabul edilen indirim oranlarında kısmen değişiklik yapılmıştır. Ayrıca, takdiri indirim nedenlerinin neler olabileceği, sınırlı olmamak üzere ve örnekler şeklinde belirlenmiştir. Bunlar, maddenin ikinci fıkrasında failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar olarak belirlenmişlerdir. Bu nedenler, Hükümet Tasarısında temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecek hususlar arasında gösterilmişti. Ancak, yapılan değişiklikle, mükerrer değerlendirme yasağı dolayısıyla, bu nedenlerin temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmaması, sadece takdiri indirim nedenleri olarak göz önünde bulundurulması gereği kabul edilmiştir."

Ceza Kanununa hakim felsefe ile suç ve ceza politikası doğrultusunda, suçlar tanımlanmış ve mülga 765 sayılı TCK'da ceza adaleti bakımından eleştirilen bazı aksaklıklar da gözetilerek korunan değerler ve haksızlıkla orantılı bir yaptırım sistemi kurulmuştur. Buna rağmen suç oluşturan her bir olayın kendine has özellikleri ve suç işleyen her insanın suç ve ceza hukuku karşısında özel durumlarının olduğu da bilinen bir gerçekliktir. Bu nedenle cezadan beklenen kişisel ve kamusal fayda her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli, kurulan hüküm; hâlin gereklerine/muktezayı hâle mutabık olmalıdır. İşte TCK’nın 62. maddesi, temelde bu amaca hizmet eden argümanlardan biridir. Kanun'un 61. maddesi esas itibarıyla fiili, haksızlığı değerlendirirken; 62. maddesinin faili konu edindiği görülebilir. Bu önem ve fonksiyonu itibarıyla 62. maddenin, ne kategorik olarak uygulanması gereken bir atıfet maddesi ne de keyfî ya da yerinde olmayan gerekçelerle uygulanmayan bir norm olduğu açıktır.

Kanunda uygulanmama sebepleri doğal olarak belirtilmemişken ikinci fıkrasında uygulanma nedenlerine örnekler verilmiştir.

TCK’nın 62. maddesindeki düzenleme, doğrudan ve münhasıran yargılama hâkimine tanınmış bir yetkiye ilişkindir. Hâkim bu yetkiyi normu uygulama noktasında kullanıp kullanmamak, kullanacaksa cezada iki sınır arasında öngörülen indirimi hangi oranda uygulamak hususunda bir takdir hakkına sahiptir. Bu nedenle kural olarak, açık bir hukuka aykırılık ya da keyfîlik bulunmadıkça hâkimin, "Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatine göre..." (Anayasa madde 139) kurduğu hükme müdahale edilmemelidir (CGK'nın 31.01.1977 tarihli ve 574-36 sayılı kararı). Esasen yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan duruşma hâkimi, sanığı birebir gözlemleyen ve bu bağlamda takdiri indirim nedenlerinin varlığını ya da yokluğunu en iyi tespit edebilecek konumdadır.

Ancak her kararda olduğu gibi takdiri indirimin uygulanmasına veya uygulanmamasına, uygulanacaksa cezada iki sınır arasında öngörülen indirimi hangi gerekçeyle belirleyip uyguladığını çelişkiye de düşmeden açıklamalıdır (Anayasa, madde 141 ve CMK, madde 34). Makul ve makbul bir gerekçenin (CGK'nın 10.02.1992 tarihli ve 356-15 sayılı kararı); kanundaki soyut kriter ve ifadelerin tekrarından ibaret olmadığı gözetilmeli, dosya kapsamına uygun, somut olaya özgülenmiş ve maddi olgularla temellendirilmiş olması, normun amacına, hak ve nesafet kuralları ile çelişmemesine özen gösterilmesi gerekir (YİBK'nın 07.06.1976 tarihli ve 3/4-3 sayılı kararı).

Takdirin takdiri olmaz ise de, denetimi mümkündür ve denetlenmelidir. Hakimin vicdani kanaatinin, mahşeri vicdanda da bir karşılığı olmalıdır. Bu gereklilik ancak denetimle sağlanabilir. Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun bu yöndeki görüşü (CGK 17.03.1986 t, 446/127) hiç değişmemiştir.

Netice itibarıyla, takdir hakkının kullanılmasında, yanılgıya düşülüp düşülmediği, cezanın kişiselleştirilmesinde hatalı davranılıp davranılmadığı, gösterilen gerekcenin yasal, yeterli ve oluşa uygun bulunup bulunmadığı hususlarının denetimi de açıklanan nedenlerle Yargıtaya aittir. Böylece ülkede hukuk uygulamasında birlik ve istikrarın sağlanması, takdirde yanılgıya düşülüp düşülmediği, kararlarda hak, nesafet ve adalet kurallarının isabetle uygulanıp uygulanmadığı denetlenecektir (CGK'nın 19.06.1995 tarihli ve 191-219 sayılı kararı).

2- Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
İlk Derece Mahkemesinin, oluşa uygun, somut olaya özgülenmiş ve maddi olgulara dayandırılmış ilgili ve yeterli gerekçelerle; "duruşmadaki saygılı tutum ve davranışları" nedeniyle sanık hakkında TCK’nın 62. maddesini tatbik etmesinde ve fakat "hakkında yürütülen kovuşturmayı sonuçsuz bırakmak amacıyla yurt içinde saklanırken kaçak halde yakalanması..." nedeniyle anılan maddedeki indirim oranını 1/9 nispetinde uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince takdiri indirime ilişkin TCK’nın 62. maddesi gereğince yapılan indirim oranının yerinde olduğu kabul edilmelidir.

V. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.10.2023 tarihli ve 360-379 sayılı mahkûmiyet hükümlerindeki direnme gerekçesinin;

a) Birinci uyuşmazlık konusu bakımından İSABETLİ OLMADIĞINA,

b) İkinci uyuşmazlık konusu bakımından İSABETLİ OLDUĞUNA,

2- Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.10.2023 tarihli ve 360-379 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık ... hakkında TCK’nın 314. maddesinin ikinci fıkrası gereğince beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülen suçta, mahkûmiyet hükmü kurulurken temel cezanın 6 yıl 6 ay hapis cezası olarak belirlenmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

3- Sanığın tutukluluk hâlinin DEVAMINA,

4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.