T.C.

Yargıtay

6. Hukuk Dairesi

2024/3553 E., 2025/3873 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2023/1283 E., 2024/915 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2022/221 E., 2023/422 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile yapılan sözleşme uyarınca Baraj ve ... Tesisleri inşaatı yapım işini üstlendiklerini, geçici kabulünün yapılması, kesin hakedişinin mahkemece çıkarılarak kesin hakediş alacağının hükmen tespiti için 09.09.2004 tarihinde dava açtıklarını, mahkemece kesin hakediş alacağının 20.464.016,47 TL olarak tespit edildiğini ve bu hakediş alacağından 10.000.000 TL’nin dava tarihinden (09.09.2004) itibaren ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, kesinleşen mahkeme kararının ilâmlı icra takibine konu edildiğini, bakiye 10.464.016,47 TL alacak için ise ilâmsız icra takibi başlatıldığını, ... Genel Müdürlüğü'nün ilâmsız icra takibine konu borca itiraz etmesi üzerine itirazın iptali davası açıldığını, davanın sonunda itirazının hem asıl alacak, hem de işlemiş faiz alacağı yönünden iptali ile takibin devamına karar verdiğini, kararın kesinleştiğini, davalının 31.12.2019 tarihinde 17.280.005,79 TL, 02.02.2020 tarihinde 7.309.205,46 TL ve 10.12.2021 tarihinde de 5.173.968,84 TL ödeyerek borcu kapattığını, davalının 11.12.2007 tarihinde temerrüde düştüğünü, müvekkilinin alacağını 14 yıl sonra almış olması sebebiyle müvekkiline ödenen temerrüt faizi ile karşılanamayan çok ciddi zararlara uğramış olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.500.000,00 TL aşkın zararın avans faizi ile birlikte ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacıların geçici kabulün yapılması, kesin hakedişin mahkemece hükmen tespiti için açtığı davada hakediş alacağının 20.464.0l6,47 TL olduğunun tespitine ve bu bedelden 10.000.000,00 TL'nin ... Genel Müdürlüğünden tahsiline karar verildiğini, bu kararın 16.01.2017 tarihinde kesinleştiğini, davacıların alacağın 10.000.000,00 TL'sini ilamlı icra takibine konu ettiğini, mahkeme kararı gereğince faizi ile birlikte ödemenin yapıldığını, bakiye 10.464.016,47 TL alacak bakımından ise bu alacağın tespit ilâmına dayandığını, ilâmda tespit edilen kısmı davacı alacaklının ıslah etmediği gibi, ek dava yolu ile de talep etmediğini, tespit ilamına dayanılarak yapılan ilâmsız takibe itiraz ettiklerini, davacının açtığı itirazın iptali davasında itirazın iptaline karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, borcun ödendiğini, geç ödeme yapılmasında davalı idarenin kusurunun bulunmadığını, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispatlanması gerektiğini, iddia edilen zararla geç ödeme arasında illiyet bağının olması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/431 E. sayılı dosyasıyla açmış olduğu tespit ve alacak davasının yargılama aşamasında bilirkişi tarafından tespit edilen 20.464.016,47 TL kesin hakediş miktarının davacı tarafından ıslah hakkı olduğu halde bu hakkın kullanılarak alacak talebinin artırılmadığı, ilâm tespit niteliğinde olduğundan bakiye alacak nedeniyle ilâmsız icra takibi yapıldığı, davalının da ilâmsız icra takibine yasal itiraz hakkını kullanarak takibe itiraz ettiği, davalının yaşanan yargılama sürecinde takibe itiraz, temyiz gibi yasal haklarını kullanmasının kusur olarak kabul edilemeyeceği, davalının dava konusu olayda kusurunun bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; müvekkili alacağının Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/430 Esas, 2015/36 Karar sayılı kararında, bilirkişi tarafından hesap edilen 20.464.016,47 TL kesin hakediş alacağı olduğunu, kesin hakediş miktarının kararın hüküm fıkrasında belirlenerek, tahsil talebine konu 10.000.000,00 TL için tahsil hükmü kurulduğunu, kesin hakedişi çıkaran mahkeme kararı yargılama aşamalarından geçerek kesinleştiğine göre davalı idareden beklenen ve dava ekonomisine de uygun olanın huzurdaki dava konusu kesin hakediş bakiyesi 10.464.016,47 TL'nin, davaya gerek kalmadan, ödenmesi olduğunu, davalıya yapılan ödeme taleplerinin cevapsız bırakıldığını, ilâmsız icra takibi yapıldığını, takibe de itiraz edilince itirazın iptali davası açılmak zorunda kalındığını, ilâmsız icra takibine ...'nin yasal itiraz hakkını kullandığı belirtilmiş ise de itiraz hakkının kanuna uygun kullanılması gerektiğini, aksi takdirde itiraz hakkının yasal biçimde kullanılmış sayılmayacağını, davalı, mallarının haczinin kabil olmaması kalkanına sığınarak, itiraz, temyiz gibi yasal haklarını kullanmasının müvekkilin alacağına son derecede geç zamanda kavuşmasına sebep olduğunu, davalının yasal haklarını kullanarak ödemeyi geciktirmesinin kusur olduğunu, müvekkilinin ıslah hakkını kullanmak zorunda olmadığını, bilirkişinin hesaplamasında esas aldığı temerrüt tarihinin hatalı olduğunu, hesaplamanın dosyaya sunulan Yargıtay kararları ışığında, yapılması gerektiğini, müvekkilin işi ayıpsız ve eksiksiz tamamlayarak davalıya teslim ettiğini, alacağını eserin tesliminden yaklaşık 14 yıl sonra alabildiğini, Anayasa Mahkemesi kararları da nazara alınarak talebin kabulü ile kararın bozulması gerektiğini beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan hakedişlerin zamanında ödenmemesi, borçlunun temerrüde düşmesi nedeniyle uğranılan aşkın zarar (munzam zarar) alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavramların açıklanması gerekmektedir;
Aşkın Zarar (Munzam Zarar):
Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK. m. 122 (...105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür" Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli, 1998/13-353 E., 1999/929K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.

MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI:
Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir.

A. Bir Para Borcunun Bulunması
Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir;

Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Mesela, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden doğan para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir.

B.Borçlunun Temerrüdü
Türk Borçlar Kanunu 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur.

C. Munzam Zarar
Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart "temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa" ifadesi ile TBK. m. 122/1 hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak, söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır.

Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir.

D. Uygun İlliyet Bağı
Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez.

Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır.

E. Kusur
Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/1 gereğince "borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle doğan ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır.

TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.
Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir.

MUNZAM ZARARIN İSPATI:
Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır.
Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir.

Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanun’un 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur.

Yüksek Enflasyon Dönemlerinde;
Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir.

Normal Enflasyon Döneminde;
Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir.
20.10.1989 gün ve 1988/4 Esas, 1989/3 Karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.

Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-... başvuru numaralı 27.11.2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu .../Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.

Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nın 50... . maddeleri (mülga BK'nın 42... md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.

Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;
1 . Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı
2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,
3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları
4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları
5. Asgari ücret artışı
6. Altın fiyatlarındaki artış
Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.

Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında eser sözleşmesi bulunduğu, davacı yükleniciler tarafından 09.09.2004 tarihinde işin geçici kabulünün yapılması, kesin hak edişin çıkarılarak kesin hakediş alacağının hükmen tespiti için Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/431 Esas dosyasında dava açıldığı, mahkemece kesin hakediş alacağının 20.464.016,47 TL olarak tespit edildiği ve bu hak ediş alacağından 10.000.000,00 TL’sinin dava tarihinden itibaren ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, kararın 16.01.2017 tarihinde kesinleştiği, davacı yüklenicinin 10.000.000,00 TL alacağını ilâmlı icra takibine konu ettiği, bakiye 10.464.016,47 TL alacak için ise 15.06.2015 tarihinde ilâmsız icra takibi başlattığı, davalı borçlu ... Genel Müdürlüğü'nün borca itiraz etmesi üzerine, itirazın iptali davası açıldığı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi 2018/1503 E., 2019/777 K. sayılı kararı ile itirazın hem asıl alacak, hem de işlemiş faiz alacağı yönünden iptali ile takibin devamına karar verildiği, kararın Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2019/2819 E. ve 2019/3871 K. sayılı kararı ile onandığı, davalı ... tarafından icra takip dosyasına 31.12.2019 tarihinde 17.280.005,79 TL, 02.02.2020 tarihinde 7.309.205,46 TL ve 10.12.2021 tarihinde de 5.173.968,84 TL ödenerek borcun kapatıldığı dosya kapsamından anlaşılmıştır. Borçlu temerrüdünden söz edebilmek ve zararı karşılayacak temerrüt faizinin doğabilmesi için kesin vade bulunmadığı halde temerrüt ihtarının varlığının gerektiği, Ankara BAM 27. Hukuk Dairesi'nin 2018/1503 E. ve 2019/777 K. sayılı kararında davalının temerrüt tarihi ile ilgili olarak davacılar tarafından davalı ...’ye 10.12.2007 tarihli yazı gönderilerek hakediş alacağının ödenmesinin talep edildiği, davalı idarece bu yazının 10.12.2007 tarihinde 9675 sayısına kaydedildiği bu durumda davalının temerrüt tarihinin 11.12.2007 olduğunun belirlendiği, bu kararın 10.10.2019 tarihinde kesinleştiği bu durumda bölge adliye mahkemesi kararında belirlenen temerrüt tarihi olan 2007 yılından 2021 yılına kadar ülkemizdeki enflasyon oranları, yabancı paranın değer artışı, altın fiyatlarının artışı, vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahviline verilen faiz oranı, asgari ücret artışı gibi ekonomik göstergeler, yine o dönem içerisindeki yasal faiz oranları dikkate alındığında, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına da uygun olduğu, en azından paranın değer kaybını önlemek için döviz, altın, vadeli mevduat hesabı, devlet tahvili gibi yatırımlara yönelmesinin doğal olduğu kanaatine varılmakla, davacı alacaklının temerrüt faiz oranı üzerinde aşkın zararı (munzam) oluştuğunun kabulü gerekir. (Dairemizin 14.11.2024 tarihli ve 2023/1766 Esas, 2024/4097 Karar sayılı kararı ve 13.01.2025 tarihli ve 2024/3534 Esas, 2025/15 Karar sayılı kararı)

İlk Derece Mahkemesince konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan yukarıda belirtilen ekonomik unsurlar dikkate alınarak oluşturulacak sepet hesabına göre davacı alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilerek, varsa bu zarar miktarından davacı tarafından tahsil edilen temerrüt faiz miktarı çıkartılarak, davacının munzam zarar miktarı bulunup davacı alacaklının aşkın zararının (munzam) tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde davacılara iadesine,
Dosyayı İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.11.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.