KARARLAR

Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2023/3331 E. ve 2023/438 E. sayılı kararları

Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 30.09.2025 tarihli, 2023/3331 E., 2025/6857 K. sayılı kararı ve 10.03.2025 tarihli, 2023/438 E., 2025/2522 K. sayılı kararı

Abone Ol

T.C.

Yargıtay

12. Ceza Dairesi

2023/3331 E., 2025/6857 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/2575 E., 2022/2831 K.
SUÇ : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun kabulü ile; İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak kurulan beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (5271 sayılı Kanun) 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (5237 sayılı Kanun) 136/1, 43/2, 62/1 ve 53. maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince "...Sanığın üzerine atılı "Kişisel Verileri, Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek veya Yaymak" suçunun yasal unsurları oluşmadığından CMK'nun 223/2-a maddesi gereğince BERAATİNE..." dair karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca temyiz isteminin reddi ile hükmün onanması kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılanlar vekilinin temyiz istemi, sanığın duruşmada huzurda alınan beyanında katılanların kişisel verilerini bilerek ve isteyerek kendi iradesi ile paylaştığını kabul ettiğine, yerel mahkeme kararının hukuka ve yasaya uygun olduğuna, tüm bu nedenlerle de yerel mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, kararın onanması gerekmekte iken istinaf mahkemesince eksik ve hatalı değerlendirme yapılarak Yerel Mahkemenin kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; katılanların şikayeti üzerine yürütülen soruşturma neticesinde sanık hakkında ilgili olaya ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, sanığın bu kararı olduğu gibi paylaşarak katılanlara ait kişisel veri niteliğindeki ev adreslerini kendisine ait facebook hesabından paylaştığı, sanığın eylemini tek hareketle birden fazla kişiye karşı gerçekleştirdiği olayda sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 136/1 ve 43/2. maddelerindeki zincirleme şekilde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak sanığın tarafı olduğu soruşturma sonucu verilen kararın niteliği itibari ile katılanlara ait kişisel veri olarak kabulünün mümkün olmadığı gibi, sanığın soruşturmada taraf olması nedeni ile kendisinde bir örneği bulunan kararı hukuka aykırı olarak ele geçirdiğinden de söz edilemeyeceği gerekçesiyle sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 223/2-a maddesi uyarınca "yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması" maddesi gereği sanığın beraatine karar verilmiştir.

IV. GEREKÇE VE KARAR
5237 sayılı Kanunun 136/1. maddesinde belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 Esas, 2014/331 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı Kanunun 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri 5237 sayılı Kanunun 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur. Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.
5237 sayılı Kanunun 136/1. maddesinin, “Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.” şeklindeki gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin, “verildiği”, “yayıldığı” veya “ele geçirildiği”nin kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin kaydedilmiş halde bulunması, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir.

Bu noktada belirtmek gerekir ki, kişisel verilerin, üzerinde yazılı olduğu belgenin bulunduğu yerden alınması ya da kaydedilmiş haliyle başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, taşınabilir belleğe veya CD'ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi, böylece istenildiğinde tekrar kullanılabilmesi olanağını sağlayan her türlü faaliyet, kişisel verileri “ele geçirme” kapsamında değerlendirilebilir.

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; sanığın şüpheli sıfatıyla taraf olduğu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının karar başlığında yer alan katılanların adı, soyadı, anne-baba adı, doğum tarihi ve ikamet bilgilerinin bulunduğu, bu bilgilerin kişisel veri niteliğinde olduğu, sanığın katılanlara ait kişisel verileri katılanların rızası dışında kendi facebook hesabından üçüncü kişilerin görebileceği şekilde paylaşması eylemi ile sanık hakkında zincirleme şekilde verileri hukuka aykırı olarak yayma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi,

Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle katılanlar vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanunun 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanunun 304/2-b. maddesi uyarınca Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

---

T.C.

Yargıtay

12. Ceza Dairesi

2023/438 E., 2025/2522 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/780 E., 2022/2008 K.
SUÇ : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun kabulü ile; İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak kurulan beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulması

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (5271 sayılı Kanun) 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 136/1, 137/1-b, 62/1 ve 53. maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "Katılan ... ile ... arasında İstanbul Anadolu 13. Aile Mahkemesinde görülmekte olan boşanma davasına, tarafların boşanma davası öncesinde terapi çin gittikleri ve 8 seans süren sanık psikolog ... ile gerçekleşen görüşmelerin ... vekilinin talebi üzerine sanık ...’in taraflar hakkında ki gözlemini içerir “... ve ... Seansları Raporu başlıklı, Sayın Av. ... ’a hitaplı” düzenlediği gerektiğinde mahkemeden talep edilebilecek, yazılı tanık beyanı niteliğinde ki raporun katılan ... aleyhine delil olarak mahkeme dosyasına sunulmaktan ibaret eylemde; Sanığın TCK 136/1 maddesinde tarif edilen Kişisel verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek ve Yayma kastından söz edilemeyeceği, atılı suçun unsurlarının oluşmadığı, sanık hakkında unsurları oluşmayan atılı suçtan beraati yerine eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi yasaya aykırı sanık ... müdafiinin istinaf talebi bu nedenle yerinde görülmüş ise de; Bu aykırılık 280/1-a ve CMK 303/1.a maddesi uyarınca yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte görüldüğünden, sanık ... hakkında verilen mahkumiyet hükmünün tamamının hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine, "Her ne kadar sanık ... hakkında TCK 136/1 maddesine mümas Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek ve Yaymak suçundan cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmış ise de; sanığın üzerine atılı suçun unsurları oluşmadığından CMK'nun 223/2.a maddesi uyarınca BERAATİNE," dair karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulması kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz istemleri, sanığın müsnet suçu işlediğinin sabit olduğu, cezalandırılmasına karar verilmesinin gerektiği, beraat kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; psikolog olan sanıktan çift terapisi hizmeti alan katılan ve katılanın eşinin yapmış oldukları seanslara ilişkin sanığın rapor düzenleyerek katılanın eşinin vekiline verdiği, raporun boşanma davasına katılan aleyhine delil olarak sunulduğu olayda sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak sanığın eylemini hukuka aykırı hareket etme bilinci ile yapmadığı, boşanma davasına delil olarak sunulmak üzere ilgili raporu tanzim ettiği ve katılanın eşinin vekiline verdiği ve başkaca kişilere ilgili raporun verildiğine dair bir iddia ve bulgu bulunmayan olayda sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 223/2-a maddesi uyarınca "yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması" gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir.

IV. GEREKÇE VE KARAR
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 31.05.2023 tarihli ve 2022/7-315 Esas, 2023/322 Karar sayılı kararında "Bölge Adliye Mahkemesinin, ilk derece mahkemesinin maddi olayın gerçekleşme biçimine ilişkin kabulünü değiştirmemesi, dosyaya yeni bir delil ikame etme yoluna gitmemesi, ilk derece mahkemesinin dosyada mevcut delilleri takdir etmek suretiyle ulaştığı sonucu isabetli bulmayarak aynı delilleri yeniden değerlendirip suçun unsuru bakımından farklı bir sonuca ulaşması, 7035 sayılı Kanun'un gerekçesinde de belirtildiği üzere değişiklikle amaçlanan hususlardan birinin Bölge Adliye Mahkemelerinin daha etkin ve verimli bir şekilde çalışmalarının sağlanması olması hususları birlikte gözetildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesinin duruşma açmaksızın dosya üzerinden yaptığı inceleme neticesinde İlk Derece Mahkemesince mahkûmiyetine hükmedilen ve eylemi sabit görülen sanığa atılı suçun unsurları oluşmadığından bahisle beraatine karar verebileceği"nin belirtildiği nazara alındığında, Tebliğname'deki, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmadan yapılan yargılama neticesinde yazılı şekilde karar verilemeyeceği gerekçesiyle kararın bozulması talebini içeren görüşe iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre;

5237 sayılı Kanun'un 136/1. madde ve fıkrasında ise belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 Esas, 2014/331 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı Kanun'un 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri 5237 sayılı Kanun'un 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur. Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.

Ayrıca, bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, “kişisel veri” olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesinin, bilgisi dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi 5237 sayılı Kanun'un 134/1. madde ve fıkrasının 2. cümlesinde; rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması 5237 sayılı Kanun'un 134/2. madde ve fıkrasında özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında düzenlendiğinden, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesi, yasal anlamda, 5237 sayılı Kanun'un 136/1. madde ve fıkrası kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez.
5237 sayılı Kanun'un 136/1. madde ve fıkrasının, “Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.” şeklindeki gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin, “verildiği”, “yayıldığı” veya “ele geçirildiği”nin kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin kaydedilmiş halde bulunması, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir.

Bu noktada belirtmek gerekir ki, kişisel verilerin, üzerinde yazılı olduğu belgenin bulunduğu yerden alınması ya da kaydedilmiş haliyle başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, taşınabilir belleğe veya CD'ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi, böylece istenildiğinde tekrar kullanılabilmesi olanağını sağlayan her türlü faaliyet, kişisel verileri “ele geçirme” kapsamında değerlendirilebilir.

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; psikolog olan sanığın, katılan ile katılanın eşinin çift terapisi hizmeti aldıkları, yapılan seanslara ilişkin sanığın rapor düzenleyerek katılanın eşinin vekiline verdiği, raporun boşanma davasına katılan aleyhine delil olarak mahkeme dosyasına sunduğu olayda,

Gerektiğinde ilgili hastaneden mahkemece temin edilebilecek nitelikteki belge örneklerini, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir delil bulunmayan sanığın, katılan ile boşanma aşamasına gelen Mukaddes'in vekilinin istemi üzerine yalnızca boşanma davasına delil olarak sunulması amacı ile ilgili raporu düzenlediği ve verdiği, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı anlaşıldığından, sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan dolayı beraat kararı verilmesine ilişkin Bölge Adliye Mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş; sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasını öneren tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.

Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmakla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararında katılan vekili tarafından öne sürülen tüm temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanunun 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanunun 304/1. maddesi uyarınca İstanbul 22. Asliye Ceza Mahkemesine Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

10.03.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.