I. Giriş

Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa m.17/1 ile güvence altına alınmıştır. Bu hak; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) sisteminde, m.8’de düzenlenen özel hayata saygı hakkı ve bazı durumlarda m.3’de düzenlenen işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında korunmaktadır. Devletin; kişinin maddi ve manevi varlığına keyfi müdahalede bulunmama şeklinde “negatif yükümlülüğü”, ayrıca kişinin maddi ve manevi varlığını öngörülebilir her türlü tehlikeden, bilhassa üçüncü kişilerin saldırılarından koruma şeklinde “pozitif yükümlülüğü” bulunmaktadır.

II. Etkili Soruşturma ve Kovuşturma Yükümlülüğü

Devletin pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin boyutunda etkili soruşturma yükümlülüğü bulunmaktadır. Etkili soruşturma yükümlülüğü; insan hakları yargılamasında, kovuşturma evresini de içine alacak şekilde tanımlanmakta ve kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını, sorumluların tespitini ve etkili yaptırımların uygulanmasını amaçlamaktadır. Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından sıklıkla belirtildiği gibi bu yükümlülük bir sonuç yükümlülüğü niteliğinde olmayıp, uygun araçların kullanılması suretiyle, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin özenli bir şekilde yürütülmesini ve koşulları oluştuğunda fiilin ağırlığı ile orantılı bir yaptırıma hükmedilmesini gerektirmektedir.

AYM’ye göre, bir soruşturmanın ya da kovuşturmanın “etkili” kabul edilebilmesi için “maddi gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla yeterli araştırma yapılmalı, olayı aydınlatmaya elverişli olduğu görülen deliller toplanmalı ve olay tüm yönleriyle ortaya konularak değerlendirilmelidir[1]. AYM ayrıca “yapılan yargılama neticesinde ulaşılan sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması[2]” gerektiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla; delillerin özenli bir şekilde değerlendirilmesi ve yargılama sonucunda verilen kararın ilgili ve yeterli gerekçe içermesi, etkili soruşturma yükümlülüğünün birer unsuru olarak değerlendirilmektedir.

İHAM; 2025 yılında verdiği, bir cinsel istismar şikayeti üzerine açılan kamu davasının gerekli özenle yürütülmediği iddiasına ilişkin kararında, ulusal makamlar tarafından maddi olay ve olguları ortaya koymak amacıyla mevcut imkanların yeterli ölçüde araştırılmadığı gerekçesiyle maddi ve manevi varlığın korunması (İHAS m.8) hakkı kapsamında Devletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediğine kanaat getirmiştir (N.Ö./Türkiye, B. No: 24733/15, 14.01.2025).

İHAM bu kararda özetle; yargılama süresince çok sayıda tanık dinlenmesine karşın tanık beyanlarının titiz bir değerlendirmeye tabi tutulmadığını, bunlardan anlamlı bir sonuç çıkarılmadığını, gerekçeli kararda başvurucu ile fail arasındaki ne tür bir ilişki olduğuna dair belirlemelerin yer almadığını, dava dosyasında bulunan sağlık raporları ve bilirkişi raporlarında yer alan bulguların tartışılmadığını, bunlardan herhangi bir sonuç çıkarılmadığını ve bunların başvurucunun iddialarını destekleyip desteklemediği konusunda bir görüş ortaya koyulmadığını, sanıktan alınacak DNA örnekleri ile üzerinde sperm kalıntısı tespit edilen kıyafetteki örneklerin karşılaştırılması ve HTS bilgilerinin getirtilmesi yönündeki taleplerin gerekçesiz bir şekilde yerine getirilmediğini, sonuç olarak yargı organlarının, tarafların inandırıcılığı ve ifadelerinin güvenilirliği konusunda bir görüş oluşturmak için gerekli çabayı göstermediğini tespit etmiştir[3]. İHAM böylece delillerin araştırılması, tartışılması ve değerlendirilmesi hususundaki eksiklikleri veya özensizlikleri, ayrıca karar gerekçesindeki yetersizlikleri, devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali olarak değerlendirmiştir.

III. AYM’nin B.H. ve diğerleri Kararı

AYM, 21/5/2026 tarihli ve 33260 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan B.H. ve diğerleri kararında, benzer bir yaklaşımla; çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun işlendiği iddiasıyla yapılan bir yargılamanın etkili kovuşturma yükümlülüğünün gereklerini karşılamadığı gerekçesiyle, Anayasa m.17 kapsamında hak ihlali tespit etmiştir (B.H. ve diğerleri [2. B.], B. No: 2021/22087, 13/1/2026).

Karara konu olayda; başvurucu, ortaokul öğrencisi olduğu dönemde öğretmeni tarafından kendisine yönelik cinsel istismarda bulunulduğu iddiasıyla şikayetçi olmuştur. Soruşturma sürecinde öğretmenin başvurucuya diğer öğrencilerden farklı şekilde yaklaştığı, öğrencisiyle kişisel iletişim kurmaya çalıştığı, çeşitli mesajlar gönderdiği ve öğretmenlik ilişkisinin sınırlarını aşan bir yakınlık geliştirdiği yönünde bulgulara yer verilmiştir. Ayrıca başvurucu, öğretmenin bazı davranışlarından rahatsızlık duyduğunu ifade etmiş; sınıf arkadaşlarının anlatımları da öğretmenin başvurucuya yönelik tavırlarının dikkat çekici olduğu yönünde değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucu; öğretmenin omzuna kolunu attığını, bazen de beline sarıldığını, sınıf arkadaşlarının öğretmenin kendisine çok yakın davrandığını söyleyip ondan uzak durmasını tavsiye ettiklerini beyan etmiştir. Soruşturma sonucunda düzenlenen iddianamede, bu hususlara atıf ile şüpheli öğretmenin fiillerinin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu belirtilmiştir.

Yapılan yargılama sonucunda sanığın fiillerinin çocuğa karşı cinsel taciz suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Sanığın 11 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve yasal şartları oluşan hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; “başvurucunun öğrencisi olduğu okulda sınıf öğretmeni olan sanığın diğer öğrencilerden farklı olarak başvurucuya ‘Canım, aşkım’ şeklinde hitap etmek, sınıftaki arkadaşları kanalıyla başvurucuya çiçek göndermek, gece geç saatlerde telefonuna resim göndermek ve ‘günaydın’ şeklinde mesaj atmak suretiyle başvurucuya yönelik işlediği suçun kapsamındaki eylemlerin tamamının sözle yapılan cinsel taciz niteliğinde olup cinsel istismara ulaşmadığı” belirtilmiştir.

Karara eklenen karşı oy yazısında ise, “sanığın başvurucuya yönelik ‘Canım, aşkım, bana hocam deme’ şeklinde hitaplarda bulunduğu, başvurucunun bu durumdan rahatsızlık duyduğu, yine başvurucunun anlatımına göre sanığın elini omzuna attığı, bazen de beline sarıldığı ifade edilerek (...) sanığın ısrarlı davranışlarının cinsel taciz boyutunu aşarak sarkıntılık düzeyine ulaştığı kanaatine varıldığı” ifade edilmiştir.

Başvurucuların şikayetini Anayasa m.17 kapsamında Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde inceleyen AYM; kararında, etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin ilkeleri hatırlatmış ve soruşturmanın ya da kovuşturmanın etkili yapıldığının söylenebilmesi için “tarafların iddialarının sübutuna elverişli olduğunu bildirdiği delillerinin Mahkemece öncelikle değerlendirilmesinin” gerekli olduğunu belirtmiştir (§ 29). Somut olayda Yüksek Mahkeme, başvurucunun beyanına dayanılarak iddianamedeki olay örgüsünde anlatılan ve karşı oy yazısında da dile getirilen “sanığın başvurucunun beline sarılması ve omzuna elini atması gibi eylemlerin” sübut bulmadığı kanaatine nasıl ulaşıldığının veya beyanların bu kısmına neden itibar edilmediğinin İlk Derece Mahkemesince ortaya koyulamadığını belirtmiştir. Mahkeme ayrıca, suçun vasfının tayini bakımından önem taşıyan ve başvurucunun idari soruşturma sırasında dinlenen sınıf arkadaşlarının anlatımları ile de uyumlu olan fiziksel temas iddialarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda ilgili ve yeterli bir inceleme yapılmadığına dikkat çekmiştir (§ 31).

Bu belirlemeler ışığında AYM; “kovuşturmada çocuğun üstün yararı ilkesi bağlamında haklarının korunmasına yönelik özen gösterilmediği, maddi olayın ortaya çıkarılabilmesi için yeterli bir araştırma gerçekleştirilmediği”, ayrıca “başvurucunun ileri sürdüğü olaylar ve deliller bağlamında kararda ilgili ve yeterli gerekçe bulunmadığı” gerekçesiyle, başvurucunun şikayetine yönelik etkili bir ceza kovuşturması yapılmadığına karar vermiştir (§ 32).

IV. Değerlendirme ve Sonuç

Bilindiği üzere ceza yargılamasında mağdur, suçtan zarar gören veya katılan gibi tarafların; AYM önünde, adil/dürüst yargılanma hakkının sağladığı güvenceleri ileri sürmesi mümkün değildir; zira adil/dürüst yargılanma hakkının cezai boyutu, yalnızca suç isnadı altında bulunanları kapsamaktadır. Bununla birlikte AYM ve İHAM, bireysel başvuruya konu edilebilecek maddi hakların usule ilişkin birtakım güvenceler içerdiğini kabul etmektedir. Buna bağlı olarak, herhangi bir maddi hakkın ihlal edildiğine ilişkin şikayetler incelenirken; başvurucunun iddialarını ve itirazlarını etkili biçimde ileri sürme olanağına sahip olup olmadığı, mahkeme kararlarında ilgili ve yeterli gerekçenin bulunup bulunmadığı, yargı organlarının maddi olayın ortaya çıkarılması amacıyla gerekli araştırmaları yapıp yapmadığı ve yargılamanın makul sürede sonuçlanıp sonuçlanmadığı, kısacası somut olayın koşullarına uygun özenli bir yargılama yürütülüp yürütülmediği bireysel başvuru denetiminin kapsamına girmektedir. Öte yandan, yaşam hakkının veya maddi ve manevi varlığın korunması hakkının gündeme geldiği yargılamalarda mahkemelerden beklenen özenin daha yüksek olduğu; zira Devletin pozitif yükümlülüklerinin, bu haklar bakımından daha geniş yorumlandığı bilinmektedir.

Bu doğrultuda AYM; B.H. ve diğerleri kararında, suçun niteliğini ve mağdurun yaşını dikkate alarak yargı organlarının etkili kovuşturma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini titiz bir incelemeye tabi tutmuştur. Mahkeme; İlk Derece Mahkemesinin delil değerlendirmesine müdahale etmemiş, ancak dosyadaki bazı somut delillerin araştırılmadığını ve dikkate alınmadığını tespit etmiştir. Ayrıca, bu delillere dayanan ve suçun hukuki niteliğini değiştirebilecek esaslı iddiaların gerekçeli kararda değerlendirilmemesi de ihlal sonucunda belirleyici olmuştur. Böylece AYM; etkili kovuşturma yükümlülüğünün maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik özenli, kapsamlı ve gerekçeli bir yargısal faaliyet yürütülmesini zorunlu kıldığını açık biçimde ortaya koymuştur.

Sonuç olarak;

Anayasa Mahkemesi; esas itibariyle İlk Derece Mahkemesinin delil değerlendirmesine karışmamakla birlikte, dosyada bulunan bazı somut delillerin hiç dikkate alınmaması ve değerlendirilmemesi yönünden ihlal kararı vermiştir. Yüksek Mahkeme; İlk Derece Mahkemesinin verdiği karara müdahale etmek yerine, dosyada mevcut olan ve suçun hukuki niteliğini değiştirebilecek delillerin hiç değerlendirilmemesini ihlal sebebi görmüş ve ihlal sonucuna da başvurucu taraf sanık olmadığından, İHAS m.6’da güvence altına alınan dürüst yargılanma hakkı yerine, Anayasa m.17’nin ve İHAS m.8’in ihlalinden hareketle varmıştır.

Prof. Dr. Ersan Şen

Doç. Dr. Erkan Duymaz

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

----------

[1] Gözde Başar [2. B.], B. No: 2016/3122, 28/5/2019, § 34

[2] Ali Çığır [1. B.], B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 35

[3] Karar hakkındaki yazımız için bkz. https://www.hukukihaber.net/maddi-hakikate-ulasmada-mahkemenin-yeterli-degerlendirme-yapma-zorunlulugu