MESLEKİ HUKUK

İstanbul Barosu Cebrî İcra Kanun Taslağı görüşünü açıkladı

İstanbul Barosu, Cebrî İcra Kanunu Taslağı'na ilişkin baro çalışma komisyonu tarafından hazırlanan görüşü açıkladı.

Abone Ol

Cebrî İcra Kanunu Taslağı'na ilişkin İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Mehmedali Barış Beşli, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fırat Epözdemir, Av. Muktedir İlhan, Av. Sevim Çelikcan, Av. Tevrat Duran, Av. Özden Özdemir, Av. Emrah Çevik, Av. Selahattin Bektaş, Av. Berçem Karataş, Av. Cemil Aygün'den oluşan çalışma komisyonu tarafından hazırlanan baronun görüşü açıklandı.

Taslağın Geneli Üzerindeki Görüş ve Değerlendirme

Yeni bir İcra ve İflas Kanunu ihdas etmek amacı ile oluşturulan Bilim Kurulunun birkaç kez kesintiye uğrayan çalışmaları 2025 yılında tamamlanarak hazırlanan “Cebri İcra Kanunu” taslağı 14 Ağustos 2025 tarihinden tartışmaya açılmıştır. Yüz yılı aşkın süredir uygulanmakta olan 2004 sayılı icra ve İflas Kanunu’nda icra ve iflas hukukunun işleyişine yönelik işleyişe yönelik mekanizmalarda, kurumlarda ve her şeyden önemlisi İcra ve İflas Kanunu’nun alacaklıya ve borçluya yaklaşımında önemli değişiklikler içeren Taslağın incelenerek yapılan çalışmaya katkı sunulması için Baromuzun 21.08.2025 tarih ve 76/12 sayılı kararı ile “Cebri İcra Kanun Taslağı Komisyonu” kurularak 30.10.2025 tarihinde çalışmalarına başlamıştır.

Yine Baromuzun organizasyonu ile Taslağın getirdiği değişikliklerin teorik ve uygulamaya yönelik sonuçlarını tartışmak üzere akademisyenlerin, hakimlerin, avukatların, icra memurlarının ve Bilim Komisyonu üyelerinin katılımı ile 01.11.2025 tarihinde ve 11.12.2025 tarihinde olmak üzere iki adet konferans ve 27.12.2025 tarihinde Bilim Komisyon Başkan ve üyelerinin de bulunduğu çok geniş katılımlı bir sempozyum düzenlenmiştir. Bütün bu çalışmalarda ortaya çıkan sonuçları ve katkıları göz önüne alan komisyonumuz yaklaşık üç aydır devam eden çalışmanın sonucunda Taslak metnin tüm maddelerini gözden geçirerek maddeler üzerindeki değişiklik önerilerini aşağıda değerlendirmeleriniz sunmaktadır.

Genel anlamı ile cebrî icra, bir kişinin borcunu kendi rızasıyla yerine getirmemesi hâlinde, devletin zorlayıcı gücü kullanılarak bu borcun yerine getirilmesini sağlayan bir hukuki mekanizmadır.

Cebri İcra Kanun Taslağı’nın genel gerekçesini incelediğimizde yeni bir kanuna neden ihtiyaç duyulduğu ve Taslağın hazırlanmasında hangi ilkelerden hareket edildiği hususlarında aşağıdaki tespitler öne çıkmaktadır.

1. Yeni bir Cebrî İcra Kanununa neden ihtiyaç duyuluyor?

• Yürürlükteki 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, kökenini İsviçre hukukundan almakla birlikte yaklaşık 100 yıl boyunca parça parça değişikliklerle mehazından ciddi biçimde uzaklaşmıştır.

• 41 ayrı kanun ve KHK değişikliği sonucu kanun:

o Sistem bütünlüğünü kaybetmiş,

o Karmaşık ve zor uygulanır hâle gelmiş,

o Üst ilke ve denge anlayışından yoksun kalmıştır.

• İflas, konkordato, tasarrufun iptali, kamu alacakları ve deniz icrası gibi alanlarda dağınık, tutarsız ve sorunlu bir yapı ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle, diğer temel kanunlarda olduğu gibi icra hukukunun da baştan sona yenilenmesi zorunlu hâle gelmiştir.

2. Taslak hazırlanırken benimsenen temel ilkeler

• Sadelik ve anlaşılabilirlik: Labirente dönüşen hükümler sadeleştirilmiştir.

• Kanun içi atıflar azaltılmış, her madde mümkün olduğunca kendi içinde anlaşılır hâle getirilmiştir.

• Yerleşik yargı içtihatlarının bir bölümü kanun metnine yansıtılmıştır.

• Mevcut sistematik büyük ölçüde korunmuş; ancak zorunlu alanlarda yapısal düzenlemeler yapılmıştır.

3. Cüzî ve küllî icrada getirilen başlıca yenilikler

İlamlı icra:

• İlk derece mahkemesi kararlarının hemen icra edilebilir olması kaldırılmış,

• Kararın icra kabiliyeti istinaf incelemesi sonrasına bırakılmıştır (dengeleyici “orta yol”).

İlamsız icra:

• Takibin başlatılabilmesi için belgeye dayanma zorunluluğu getirilmiştir.

• İtirazın kaldırılması usulü kaldırılmış, itiraz sonrası takibin devamı için genel mahkemede itirazın iptali davası zorunlu kılınmıştır.

• Kambiyo senetleri ve banka alacaklarına özgü ayrıcalıklı düzenlemeler taslağa alınmamıştır.

Küllî icra (iflas–konkordato):

• Dağınık ve işlevsiz “rehabilitasyon” mekanizmaları kaldırılmış,

• Tüm bu yapı konkordato çatısı altında birleştirilmiştir.

Takiplerin sürüncemede kalması:

• Süresinde satış istenmemesi hâlinde takibin düşmesi esası getirilmiştir.

4. Deniz Cebrî İcra düzenlemeleri

• Deniz icrasına ilişkin hükümler, TTK ve İİK arasında dağınık hâlde bulunuyordu.

• Taslakla birlikte:

o Deniz cebrî icra hükümleri tek bir kitapta toplanmıştır.

o Uluslararası sözleşmelerle (1999 Gemi İhtiyati Haczi Sözleşmesi) uyum sağlanmıştır.

o Gemilerin ihtiyati haczi, satışı ve alacakların paylaştırılması ayrıntılı ve net şekilde düzenlenmiştir.

• Deniz ticaretinde önemli olan eşya üzerinde hapis hakkı, özel bir bölüm altında yeniden ele alınmıştır.

5. İcra ceza hükümlerindeki değişiklikler

• Türk Ceza Kanunu’nda karşılığı bulunan suçlar (hileli ve taksirli iflas gibi) taslaktan çıkarılmış, mükerrerlik önlenmiştir.

• İhaleye fesatla ilgili tekrarlanan ceza hükümleri kaldırılmıştır.

6. Sonuç

Cebrî İcra Kanunu Taslağı:

• Parçalı ve karmaşık mevcut sistemi terk ederek,

• Daha adil, dengeli, sade ve öngörülebilir bir icra hukuku düzeni kurmayı,

• Alacaklı–borçlu menfaat dengesini yeniden tesis etmeyi,

• Uygulamada yaşanan kronik sorunları gidermeyi amaçlamaktadır.

Taslağın hazırlanmasında yukarıda özetlenen Genel Gerekçe’deki yaklaşım ve ilkelerden;

• Sistem bütünlüğünün sağlanması kapsamında;

- 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Cebri İcraya İlişkin Özel Hükümler” kısmı,

- 7155 Sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takip Usulü Hakkındaki Kanun

Hükümlerinin taslağa alınması faydalı olmuştur.

• Yine Taslak hazırlanırken benimsenen temel ilkeler kapsamında;

• Labirente dönüşen hükümlerin sadeleştirilmesi,

• Kanun içi atıflar azaltılması,

• Yerleşik yargı içtihatlarının bir bölümü kanun metnine yansıtılması,

İlkelerinin Taslak metnine yansıtılması da faydalı olmuştur.

Buna karşılık;

• İlamsız icra başta olmak üzere birçok alanda alacaklı lehine oluştuğu ileri sürülen dengesiz yapı bu kez tersine çevrilerek, adeta borcun ödenmemesini teşvik edercesine, borçlu lehine dengesiz bir yapı oluşturulmuş, yine kural olarak haklı taraf olan alacaklının mağduriyetinin daha da artması sonucunu doğuracak şekilde alacağın tahsilini güçleştiren düzenlemelere gidilmiştir.

• Borçlu lehine getirilen bu dengesiz yapının devamı olarak, ilamlı icra giderlerinin alacaklı üzerinde bırakılması, nisbi avukatlık ücretinin maktu ücrete dönüştürülmesi, şikayet üzerine icra mahkemesinin dosya üzerinden vereceği kararlarda avukatlık ücretine hükmedilmemesi gibi düzenlemeler, haklı çıkan tarafın sahip olduğu “hak” kavramını ortadan kaldıran, diğer yandan, yargının vazgeçilmez unsuru olan avukatın emeğinin karşılığını almasına ve “emek sömürüsü”nün ortaya çıkmasına neden olan sonuçlar doğuracaktır. Bu durum savunma hakkının ekonomik temelini zayıflatmaktadır. Avukatlık Kanunu ile güvence altına alınan hakkaniyetli ücret ilkesine açıkça aykırılık taşımaktadır.

Avukatın takip sürecindeki hukuki katkısı bir formaliteye indirgenemez. Bu katkının karşılığını ortadan kaldırmak hem avukatın emeğini hem de alacaklının hakkını değersizleştireceği açıktır.

• Mevcut icra ve iflas sistemindeki tıkanıklıklar nedeniyle alacakların zamanında tahsil edilememesinden kaynaklanan dosya yığılmasını azaltmak için alacağın tahsilini kolaylaştıracak önlemleri almak yerine, öncelikle takip giderlerini aşırı şekilde artırarak, takip tutarı küçük olmakla birlikte borçlu sayısının yüksekliği nedeniyle işletmeler üzerinde büyük maliyetler oluşturan küçük alacakların takibe konulması fayda-yarar dengesi açısından imkansız hale getirecek ve sonuç olarak gerek alacaklıları gerekse kamu maliyesini çok ciddi zarara uğratacak olan “icra takip dosyalarını düşürerek” veya “borçlu mallarının haczedilmezlik alanını genişleterek” tasfiye etmek gibi hatalı bir yola girilmiştir. Unutulmamalıdır ki, alacaklının alacağını ucuz ve hızlı şekilde tahsil edememesi, bir yandan tüketicilerin gücünün üzerinde borçlanması ve toplumun büyük kısmının borç batağına sürüklenmesi şeklinde ortaya çıkan sosyal bir soruna yol açarken, diğer yandan tahsil edilemeyen alacakların işletmeler üzerinde oluşturduğu yük ekonomideki dengelerin bozulmasına ve nihayetinde tahsil edilemeyen her alacak, kamu maliyesini bu alacakların tahsil edilmesine bağlı olarak elde edeceği harçlardan, Gelir ve Kurumlar Vergisi gibi doğrudan vergiler ile KDV, Özel İletişim Vergisi gibi diğer dolaylı vergi gelirlerinden de mahrum bırakmaktadır.

• Yine bu hatalı yaklaşıma bağlı olarak ilk derece mahkemesi kararlarında isabet oranının düşük olması gerekçe yapılarak bu kararların icra edilebilme olanağı kaldırılmakta, yargılamanın temel unsuru olan bu mahkemelerin yargı sistemi içindeki önemi ve etkisi değersizleştirilmektedir. Oysa yapılması gereken ilk derece mahkemelerinden verilen kararların doğruluk oranının artırılması için gerekli iyileştirme çalışmalarını yapmaktır.

• İlamsız takiplerde “kapsamı daraltılmış yazılı belge” düzenine geçilmesi önerilirken bu düzenlemenin “sözleşme serbestisi” ilkesi ile olan çelişkisi, “ekonomik hayatın dinamiklerine” getireceği kısıtlama ve nihayetinde “mahkemelere getireceği aşırı iş yükü” göz ardı edilmiştir.

• Kambiyo senetlerine ilişkin özel takip yolunun kaldırılması ve ticari hayattaki vadeli işlemlerde bir ödeme ve kredilendirme aracı olan kıymetli kambiyo senetlerinin icra takibindeki hukuki statüsünün “kıymetli evrak”tan “adi senede” indirilmesinin ticari piyasalar üzerinde yaratacağı deprem etkisi ve ekonomiye zararı hiç dikkate alınmamıştır. Kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip Taslak’ta düzenlenmemiş; ancak düzenlenmemesinin gerekçesi ikna edici bir şekilde ortaya konulmadığı gibi, aslında tam bir gerekçe de belirtilmemiştir. Belirtilen gerekçe de aşağıda açıklanacağı üzere, tutarsız ve çelişkili bir gerekçedir. Kamu güvenine sahip olan kambiyo senetleri, alacaklının alacağını daha çabuk elde edebilmesi sebebiyle daha güvenli ve hızlı tedavül edebilmektedir. Bu imkân günlük hayat, ancak özellikle ticarî hayat bakımından oldukça önemlidir. Bu imkânın Taslakla ortadan kaldırılması, ekonomik alanda ciddî sorunlar doğurma potansiyeline sahiptir.

• İtirazın kaldırılması kurumu taslaktan çıkarılırken bu durumun zaten iş yoğunluğu nedeniyle ağır işleyen genel mahkemelerin iş yükünü daha da artıracağı ve hak sahiplerinin hakkını almasını daha da geciktireceği gerçeği de öngörülememiştir.

• Yine tasarının birçok maddesinde İcra Daireleri(müdürlerine), İflas Daireleri(müdürlerine) ve ilgili mahkemelere geniş takdir yetkileri tanınması, hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır

• Kanun metni Türkçeleştirilmeye çalışılırken “tebliğe çıkarmak”, “itirazın giderilmesi” gibi hukuk diline uygun olmayan kavramlara yer verilmiştir

• Genel olarak kanunlarda yer alan madde gerekçeleri, ilgili maddenin neyi düzenlediği, neden buna ihtiyaç duyulduğu gibi hususları açıklar ve böylece ilgili hükmün amacına uygun olarak tam anlamda uygulanmasını sağlar. Taslak’ta yer alan bazı bölüm gerekçeleri, tatmin edici açıklamalar içermekle birlikte, bazı bölümler, getirilen hükmü neredeyse tekrarlamaktan ibaret olup yetersizdir. Taslağın kesinlik kazanmasına paralel olarak, tüm gerekçelerin, oluşturulacak aynı komisyon tarafından mutlaka yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Komisyonumuz, bir yandan uygulamada mevcut İcra ve İflas Kanunu’nun kaynaklanan tıkanıklıkları aşmak için taslakta getirilen çözüm yollarının yaratacağı yeni sorunların tespitini yaparken, avukatlık mesleğinin kazanımlarını korumak ve de iyileştirmek, hukukun üstünlüğünü, toplumsal barışı sağlamak ve toplumun kaybolmakta olan hukuk yoluyla hakkını elde edebileceğine olan inancını yeniden tesis etme kararlılığı ile mevcut sorunların çözümü için icra hukukunun temel ilkelerinden olan en az masraflı, hızlı ve alacaklı-borçlu dengesini gözeten yeni çözüm önerilerini de ortaya koyarak taslak metne işlemiştir.

>> İstanbul Barosu Cebrî İcra Kanun Taslağı görüşünün TAM METNİ İÇİN TIKLAYINIZ