GİRİŞ
Gıda güvenliği, modern hukuk sistemlerinde yalnızca bireysel sağlığın korunmasına yönelik bir mesele olmaktan çıkmış; kamu sağlığı, tüketici hakları ve piyasa düzeni ile doğrudan bağlantılı çok katmanlı bir hukuki alan hâline gelmiştir. Özellikle sanayileşmiş gıda üretimi, karmaşık tedarik zincirleri ve küresel ticaretin etkisiyle, gıda ürünlerinin üretiminden tüketiciye ulaşmasına kadar geçen süreçte ortaya çıkabilecek riskler artmış; bu durum, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunun kapsam ve niteliğinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır.
Türk hukukunda gıda üreticisinin sorumluluğu, esas itibarıyla 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu çerçevesinde şekillenmekte olup, bu düzenleme ile birlikte klasik kusur sorumluluğundan farklı olarak kusura dayanmayan bir sorumluluk rejiminin benimsendiği görülmektedir. Bununla birlikte, gıda ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki doğrudan etkisi nedeniyle, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu başta olmak üzere özel düzenlemeler de bu sorumluluk alanının belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.
Bu çalışmada, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunun doğmasına yol açan şartları; ürünün uygunsuzluğu, zararın varlığı ve nedensellik bağı unsurları çerçevesinde ele alınacak; özellikle gıda ürünlerine özgü riskler ve ispat sorunları dikkate alınarak konu sistematik bir bütünlük içerisinde incelenecektir.
I. Gıda Üreticisinin Sorumluluğunun Hukuki Çerçevesi ve Temel Sorunları
7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nun “Ürün Sorumluluğu Tazminatı” başlıklı 6. maddesi, ürünün bir kişinin bedensel bütünlüğüne veya malvarlığına zarar vermesi hâlinde, üretici veya ithalatçının bu zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir. Anılan hükümde, zarar görenin uğradığı zararı ve söz konusu zarar ile ürünün uygunsuzluğu arasındaki illiyet bağını ispat etmesi gerektiği açıkça ifade edilmek suretiyle, sorumluluğun temel unsurları ortaya konulmuştur. Bu düzenleme, ürün sorumluluğu rejiminin klasik unsurlarını yansıtmakta; zarar, uygunsuzluk ve nedensellik bağı üzerinden sorumluluğun sınırlarını çizmektedir.
7223 sayılı Kanunun 3. maddesinde “ürün” kavramının “Her türlü madde, müstahzar veya eşyayı” şeklinde oldukça geniş bir şekilde tanımlanmış olması, gıda maddelerinin de bu kapsam içerisinde değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede gıda üreticisinin sorumluluğu, özel bir düzenleme öngörülmediği sürece, genel ürün sorumluluğu rejimi içerisinde ele alınmaktadır. Her ne kadar ilgili maddede sorumluluğun niteliği açıkça “kusursuz sorumluluk” olarak ifade edilmemişse de, düzenlemenin sistematiği ve aranan şartlar dikkate alındığında bu sorumluluğun nitelik itibarıyla kusura dayanmayan bir sorumluluk türü olduğu kabul edilmektedir[1]. Nitekim sorumluluğun doğumu bakımından üreticinin kusurunun varlığı veya ispatı aranmadığı gibi, düzenlemenin madde gerekçesinde de açıkça Avrupa Birliği’nin 85/374 sayılı Üreticinin Sorumluluğu Yönergesi esas alınarak hazırlandığı belirtilmiştir.
Bununla birlikte önemle belirtilmelidir ki, 7223 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 12 Mart 2021 tarihinden önce meydana gelen olaylar bakımından bu Kanun’un öngördüğü sorumluluk rejiminin uygulanması mümkün değildir. Zira kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin genel ilkeler gereği, sorumluluğa yol açan fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanması esastır[2]. Bu nedenle anılan tarihten önce gerçekleşen ve gıda üreticisinin sorumluluğunu doğuran uyuşmazlıklar, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu hükümleri çerçevesinde çözüme kavuşturulacaktır (TBK, m. 49 vd.). Bu durumda sorumluluğun kurulabilmesi için üreticinin hukuka aykırı ve kusurlu bir fiilinin bulunması, bu fiil ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının kurulması ve zararın ispat edilmesi gerekecektir[3].
Gıda üreticisinin sorumluluğunun doğabilmesi için, genel olarak üç temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir[4]. Bunlar;
1- Gıdanın uygunsuz olması,
2- Bu uygunsuzluk nedeniyle bir kişinin veya bir malın zarara uğraması,
3- Gıdadaki uygunsuzluk ile meydana gelen zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır.
Bu unsurlar içerisinde özellikle “uygunsuzluk”, gıda üreticisinin sorumluluğunun kurulmasında önemli bir işleve sahiptir. Zira gıdanın hukuken sorumluluk doğuracak nitelikte kabul edilebilmesi için, yalnızca bir zarar meydana gelmiş olması yeterli olmayıp, bu zararın uygunsuz bir gıda ürününden kaynaklanması gerekir[5].
II. Gıdanın Uygunsuz Olması
7223 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (r) bendinde “uygunsuzluk”, ürünün ilgili teknik düzenlemeye veya genel ürün güvenliği mevzuatına uygun olmama hâli olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, ürünün yalnızca teknik standartlara aykırılığını değil, aynı zamanda genel güvenlik beklentisini karşılamamasını da kapsayacak şekilde geniş bir içerik taşımaktadır. Nitekim Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasında ürünün güvenli olmasının zorunlu olduğu açıkça hüküm altına alınmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında ise teknik düzenlemenin insan sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlerine uygun olan ürünün, aksi ispat edilinceye kadar güvenli kabul edileceği belirtilmiştir. Bu düzenlemeye uygun olarak, 7223 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde “güvenli ürün”, kullanım süresi, hizmete sunulması, kurulumu, kullanımı, bakımı ve gözetimine ilişkin talimatlara uygun ve normal kullanım koşulları altında kullanıldığında risk taşımayan veya yalnızca kullanımına özgü kabul edilebilir asgari riskleri barındıran ve insan sağlığı ile güvenliği bakımından gerekli koruma düzeyini sağlayan ürün olarak tanımlanmıştır.
Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun bir ürünün uygunsuz sayılmamasını iki temel ölçüte bağladığı anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki, ürünün ilgili teknik düzenlemelere uygun olması; diğeri ise, teknik uygunluk bulunsa dahi ürünün genel ürün güvenliği mevzuatının öngördüğü koruma düzeyini fiilen sağlayabilmesidir. Bu yaklaşım, teknik uygunluk ile fiilî güvenlik kavramlarının her zaman örtüşmeyebileceğini kabul eden modern ürün sorumluluğu anlayışı ile de uyum göstermektedir.
Bununla birlikte öğretide haklı olarak belirtildiği üzere, ürün sorumluluğu bakımından “uygunsuzluk” kavramı salt teknik normlara aykırılık seviyesine indirgenmemeli; ürünün somut olayda makul güvenlik beklentisini karşılayıp karşılamadığı da dikkate alınmalıdır[6].
Gıda ürünleri bakımından teknik düzenleme çerçevesinin merkezinde 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu yer almaktadır. Anılan Kanun’un 21. maddesinde, insan sağlığı için tehlike oluşturan veya tüketime uygun olmayan gıdaların “güvenilir olmayan gıda” sayılacağı ve bu tür gıdaların piyasaya arz edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır. Maddenin 2. fıkrasında, bir gıdanın güvenilir olup olmadığının belirlenmesinde yalnızca üretim aşamasının değil; işleme, dağıtım, piyasaya sunuluş biçimi, etiket bilgileri, sağlık uyarıları ve tüketicinin günlük olağan kullanım koşullarının da dikkate alınacağı belirtilmiştir. Ayrıca, gıdanın insan sağlığına zararlı olup olmadığının değerlendirilmesinde ani, kısa vadeli veya uzun vadeli etkilerin yanı sıra, gelecek nesiller üzerindeki muhtemel sonuçların, birikici toksik etkilerin ve belirli tüketici gruplarının özel hassasiyetlerinin de göz önünde bulundurulacağı düzenlenmiştir. Kanuni düzenlemeden, gıda güvenliğinin, yalnızca görünür ve derhal ortaya çıkan tehlikelerle sınırlı olmadığı; uzun vadeli ve toplumsal etkileri de kapsayan daha geniş bir koruma mantığına dayandığı anlaşılmaktadır[7].
Gıdaların piyasaya arzı bakımından 5996 sayılı Kanun yalnızca genel çerçeveyi çizmekle yetinmemiş; 23. maddesinde Türk Gıda Kodeksi sistemine de yer vererek daha ayrıntılı teknik düzenlemelerin oluşturulmasını öngörmüştür. Nitekim bu sistem aracılığıyla gıdaların bileşimi, ham maddeleri, katkı maddeleri, üretim koşulları, hijyen kuralları, ambalajlama, depolama ve etiketleme gibi insan sağlığıyla doğrudan bağlantılı birçok husus özel düzenlemelere bağlanmıştır. 5996 sayılı Kanun’un 23. maddesinin 5. fıkrasında da, gıda kodeksine aykırı gıda ile gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin üretilemeyeceği, işlenemeyeceği ve piyasaya arz edilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle, bir gıdanın uygunsuz olup olmadığının belirlenmesinde yalnızca genel kanun hükümlerine değil, aynı zamanda Türk Gıda Kodeksi kapsamında çıkarılan özel teknik düzenlemelere de başvurulması gerekir[8].
Gıda ürünlerinde ortaya çıkabilecek uygunsuzluklar, uygulamadaki görünüm biçimleri de esas alınarak dört grupta incelenebilir:
A. Gıdaların İçeriğinden Kaynaklanan Uygunsuzluklar
Bu tür uygunsuzluklar, doğrudan doğruya gıdanın bileşimine ilişkindir. Gıdanın içeriğinde mevzuatın izin vermediği bir maddenin bulunması, izin verilen bir maddenin sınır değerleri aşacak ölçüde kullanılması ya da ürünün doğasına, beyanına veya standardına aykırı biçimde bileşim değiştirilmesi bu gruba girer. Özellikle tağşiş, taklit, yasaklı katkı maddeleri, pestisit kalıntıları, veteriner ilaç kalıntıları, ağır metaller ve toksik bulaşanlar, içeriğe dayalı uygunsuzluğun tipik örneklerindendir. Gıdanın tüketiciye güvenli görünmesi, bu tür uygunsuzlukların mevcut olmadığı anlamına gelmez; çoğu zaman söz konusu aykırılıklar ancak laboratuvar incelemeleri ve resmî denetimler sonucunda ortaya çıkmaktadır.
B. Gıdaların Üretiminden Kaynaklanan Uygunsuzluklar
Gıdanın içeriği teorik olarak mevzuata uygun olsa dahi, üretim sürecinde hijyen
kurallarına uyulmaması, uygun olmayan işleme tekniklerinin kullanılması, üretim hattında kontaminasyon meydana gelmesi veya soğuk zincirin korunamaması sebebiyle ürün uygunsuz hâle gelebilir. Bu bağlamda, 5996 sayılı Kanun’un 21. maddesinde güvenilir olmayan gıdaların piyasaya arzının yasaklanmasıyla birlikte, gıdanın üretim, işleme ve dağıtım aşamalarında ortaya çıkabilecek risklerin de güvenilirlik değerlendirmesine dahil edildiği görülmektedir. 5996 sayılı Kanun’un 22. maddesinde gıda işletmecilerine üretim ve işleme süreçlerinde hijyen kurallarına uyma yükümlülüğü getirilmiş; 23. maddede ise gıdaların üretimi, işlenmesi ve piyasaya arzına ilişkin teknik kriterlerin Türk Gıda Kodeksi çerçevesinde ayrıntılı olarak düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
Bu nedenle üretim kaynaklı uygunsuzluk, çoğu zaman ürünün dış görünümünden anlaşılmamakta; aksine üretim sürecindeki ihmal, yetersiz denetim veya teknik standartlara uyulmaması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Özellikle mikrobiyolojik bulaşma, çapraz kontaminasyon, bozulmuş veya uygun olmayan hammadde kullanımı, depolama sıcaklıklarının mevzuata aykırı olması ve taşıma koşullarının uygun şekilde sağlanmaması, bu tür uygunsuzlukların en tipik örneklerini oluşturmaktadır.
Öğretide de gıda güvenliğinin yalnızca nihai ürün analiziyle değil, üretimin bütün aşamalarını kapsayan hijyen ve süreç denetimiyle sağlanabileceği vurgulanmaktadır. [9]
C. Gıda Hakkında Bilgilendirmeden Kaynaklanan Uygunsuzluklar
Bir gıda ürünü, bileşimi ve üretim süreci bakımından teknik düzenlemelere uygun olsa dahi, tüketiciye sunulan bilgilendirmenin eksik, hatalı veya yanıltıcı olması hâlinde yine uygunsuz kabul edilebilir. Zira gıdanın güvenli sayılabilmesi yalnızca fiziksel ve kimyasal özelliklerine değil, aynı zamanda tüketicinin ürünü doğru şekilde değerlendirebilmesini sağlayacak bilgilendirme düzeninin varlığına da bağlıdır. Nitekim 5996 sayılı Kanun’un 24. maddesinde, gıdanın tüketiciyi yanıltmayacak biçimde etiketlenmesi ve sunulması gerektiği açıkça hükme bağlanmış; buna paralel olarak Türk Gıda Kodeksi Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği’nde etiketleme, içerik bildirimi, alerjen uyarıları ve sağlık beyanlarına ilişkin ayrıntılı yükümlülükler düzenlenmiştir.
Ayrıca Avrupa Birliği hukukunda da 178/2002 sayılı Tüzük’ün 14. maddesinde, güvenli olmayan gıdanın piyasaya arz edilemeyeceği belirtilmiş ve bu değerlendirmede yalnızca ürünün yapısal özelliklerinin değil, tüketiciye sunuluş biçiminin ve sağlanan bilginin de dikkate alınacağı kabul edilmiştir. Bu çerçevede yanlış etiketleme, içerik bilgisinin eksik veya yanıltıcı verilmesi, alerjen bildirimlerinin yapılmaması, sağlık beyanlarının gerçeğe aykırı kullanılması veya ürünün gerçek niteliğini gizleyen sunum biçimleri, gıdanın uygunsuz sayılmasına yol açabilecek başlıca durumlar arasında yer almaktadır.
Dolayısıyla gıda hakkında bilgilendirme yükümlülüğü, yalnızca tüketici hukukunun bir görünümü olarak değil, aynı zamanda gıda güvenliğinin ayrılmaz bir unsuru olarak değerlendirilmelidir. [10].
D. Gıdaların Güvenli Olmamasından Kaynaklanan Uygunsuzluklar
7223 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde güvenli ürünün, normal kullanım koşullarında risk taşımayan veya ancak kullanımına özgü asgari riskler içeren ve insan sağlığı ile güvenliği bakımından gerekli koruma düzeyini sağlayan ürün olduğu belirtilmiştir. Bu tanımın mefhumu muhalifinden hareketle, normal kullanım koşullarında tüketici bakımından kabul edilebilir güvenlik seviyesini sağlamayan gıda ürünlerinin güvenli olmayan ürün olarak değerlendirilmesi gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ürünün teknik düzenlemelere şeklen uygun görünmesinin her zaman güvenli olduğu anlamına gelmemesidir. Nitekim, ürün güvenliği ile ürün sorumluluğu bakımından yapılan değerlendirme her zaman örtüşmeyebilir, teknik düzenlemelere uygun bir ürünün dahi somut olayda tüketicinin haklı güvenlik beklentisini karşılamayabilir. Bu nedenle gıdanın güvenli olup olmadığı değerlendirilirken yalnızca mevzuata şekli uygunlukla yetinilmemeli; ürünün olağan kullanım koşulları altında insan sağlığı bakımından gerçekten gerekli koruma seviyesini sağlayıp sağlamadığı da ayrıca incelenmelidir.
Görüldüğü üzere, gıdanın uygunsuzluğu kavramı, yalnızca bir teknik düzenleme ihlali olarak değil; gıdanın bileşimi, üretim süreci, tüketiciye sunulan bilgi ve genel güvenlik düzeyi birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gereken çok katmanlı bir hukuki ölçüt olarak anlaşılmalıdır. Bu yaklaşım, hem 7223 sayılı Kanun’un ürün sorumluluğu sistematiğine hem de 5996 sayılı Kanun’un gıda güvenliğini esas alan koruma mantığına daha uygundur.
III. Uygunsuz Gıdadan Dolayı Zarar Doğması
Uygunsuz gıdanın yol açtığı zararlar, çoğu durumda öncelikle kişinin sağlığı ve vücut bütünlüğü üzerinde ortaya çıkan maddi kayıplar şeklinde görünür. Bununla birlikte, uygunsuz gıdanın sonuçları yalnızca bedensel zararlarla sınırlı değildir. Somut olayın özelliklerine göre, zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeler, üçüncü bir malın hasara uğraması ve hatta kişilik değerlerinde ortaya çıkan sarsıntı sebebiyle manevi zarar da söz konusu olabilir. Nitekim, 7223 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 5. fıkrasında, ürünün sebep olduğu zarar nedeniyle ödenecek maddi ve manevi tazminatın belirlenmesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Bu nedenle, gıda üreticisinin sorumluluğunda zarar kalemlerinin kapsamı belirlenirken, ürün sorumluluğuna ilişkin özel hüküm ile Türk Borçlar Kanunu’nun genel tazminat hükümleri birlikte değerlendirilmelidir
A) Maddi Zararlar
1. Kişiye İsabet Eden Zararlar
Uygunsuz bir gıdanın tüketilmesi, insan sağlığı bakımından hafif nitelikte geçici rahatsızlıklardan ağır bedensel zararlara ve hatta ölüme kadar uzanan sonuçlar doğurabilir. Özellikle bozulmuş gıdalar, mikrobiyolojik bulaşma içeren ürünler, toksik veya kanserojen madde barındıran besinler ya da mevzuata aykırı katkı maddeleri ihtiva eden gıdalar, doğrudan beden bütünlüğü ihlal eden sonuçlara yol açabilmektedir. Bu sebeple, uygunsuz gıdadan kaynaklanan zararlarda ilk incelenmesi gereken zarar türü, kişiye yönelen maddi zararlardır.
a. Ölüm neticesinde uğranılan maddi zararlar
Uygunsuz gıdanın tüketimi ölümle sonuçlanmışsa, zarar kapsamı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi çerçevesinde belirlenir. Buna göre özellikle cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları zararlar tazminat hesabında dikkate alınır. Gıda üreticisinin sorumluluğu bakımından burada önem taşıyan husus, ölüm sonucunun uygunsuz gıda ile bağlantısının ortaya konulabilmesidir. Bu bağ kurulabildiği takdirde, ölüm nedeniyle ortaya çıkan ekonomik kayıpların da ürün sorumluluğu rejimi kapsamında tazmini gündeme gelir,
b. Yaralanma neticesinde uğranılan maddi zararlar
Uygunsuz gıda her zaman ölüm sonucunu doğurmayabilir; ancak bedensel zarara yol açtığı ölçüde yine maddi tazminat sorumluluğunu gündeme getirir. Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesinde, bedensel zarar hâlinde özellikle tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararların tazmin edileceği belirtilmiştir[11]. Gıda zehirlenmesi, uzun süreli bağırsak rahatsızlıkları, karaciğer veya böbrek fonksiyonlarında bozulma, alerjik şok, ağır toksik etkiler yahut kanserojen etki sebebiyle tedavi ihtiyacı doğuran durumlar bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu zararların tazmini için, ortaya çıkan bedensel sonucun uygunsuz gıdanın tüketimiyle bağlantılı olduğunun tıbbi ve hukuki verilerle ortaya konulması gerekir.
2. Mala İsabet Eden Zararlar
Uygunsuz gıdanın neden olduğu zarar yalnızca kişiye yönelmeyebilir; bazı durumlarda zarar görenin başka malları da zarar görebilir. Örneğin, bozuk bir hayvan yeminin kullanılması sonucu hayvanların telef olması, kusurlu bir gıda ürününün başka bir gıda partisinin tamamını kullanılamaz hâle getirmesi veya uygun olmayan ambalajlama ve muhafaza koşulları sebebiyle başka malların kirlenmesi ya da bozulması hâlinde, mala ilişkin zararlar gündeme gelir. 7223 sayılı Kanun’un 6. maddesi, ürünün bir kişiye veya bir mala zarar vermesi ihtimalini birlikte düzenlediğinden, gıda ürününden kaynaklanan mal zararlarının da ürün sorumluluğu kapsamına girdiği kabul edilmelidir. Bununla birlikte, zarar gören malın doğrudan uygunsuz ürünün kendisi değil, ürün dışındaki başka bir mal olması gerektiği yönündeki ürün sorumluluğu mantığı da gözden kaçırılmamalıdır.
B) Manevi Zararlar
Gıda üreticisinin manevi tazminat sorumluluğu bakımından üzerinde özellikle durulması gereken temel mesele, kusur bulunmaksızın manevi tazminata hükmedilip hükmedilemeyeceğidir. Bu noktada, 7223 sayılı Kanun’un 6. maddesinin beşinci fıkrasında, ürünün sebep olduğu zarar nedeniyle ödenecek maddi ve manevi tazminatın belirlenmesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağının açıkça düzenlenmiş olması, manevi tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde doğrudan TBK hükümlerine başvurulmasını zorunlu kılmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesinde, bedensel bütünlüğün zedelenmesi hâlinde zarar görene; ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde ise zarar görenin veya ölenin yakınlarına uygun bir miktar manevi tazminat verilmesine karar verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca TBK’nın 58. maddesinde, kişilik hakkının zedelenmesi durumunda manevi tazminata hükmedilebileceği düzenlenerek manevi zararın kapsamı daha da genişletilmiştir.
Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, uygunsuz bir gıdanın tüketimi sonucunda kişinin bedensel bütünlüğünün zarar görmesi veya ölümün meydana gelmesi hâlinde, maddi zararların yanı sıra manevi tazminat talebinin de gündeme gelebileceği açıktır. Dolayısıyla gıda üreticisinin sorumluluğu, yalnızca ekonomik kayıplarla sınırlı olmayıp, uygunsuz gıdanın tüketimi sonucunda kişilik değerlerinde meydana gelen zararları da kapsayacak şekilde geniş bir koruma alanı sağlamaktadır
Türk hukukunda kusursuz sorumluluk hâllerinde manevi tazminata hükmedilebileceği yönü, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 22.06.1966 tarihli, E. 1966/7, K. 1966/7 sayılı kararıyla da kabul edilmiştir. Söz konusu karar, adam çalıştıranın sorumluluğu bağlamında verilmiş olmakla birlikte, kusura dayanmayan sorumluluk rejimlerinde de manevi tazminatın tamamen dışlanamayacağı yönünde önemli bir içtihadı dayanak oluşturmaktadır. Bu nedenle, gıda üreticisinin sorumluluğu rejiminin niteliği dikkate alındığında, koşulları gerçekleştiği takdirde kusur ayrıca ispat edilmeksizin manevi tazminat talebinin ileri sürülebileceği yönündeki görüş daha isabetli görünmektedir. Başka bir ifadeyle, uygunsuz gıda sebebiyle kişinin bedensel veya ruhsal bütünlüğünde ciddi bir sarsılma meydana gelmişse, üreticinin kusuru ayrıca kanıtlanmasa dahi manevi tazminat isteminin hukuk düzenince korunması gerektiği kabul edilmelidir.
IV. Gıdadaki Uygunsuzluk ile Zarar Arasında Nedensellik Bağı Bulunması
7223 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. fıkrasına göre, imalatçı veya ithalatçının sorumlu tutulabilmesi için zarar gören tarafın uğradığı zararı ve uygunsuzluk ile zarar arasındaki nedensellik bağını ispat etmesi zorunludur[12]. Kanun koyucu böylece ürün sorumluluğunun kurulmasını salt uygunsuz bir ürünün varlığına bağlamamış; bu uygunsuzluğun somut olayda ileri sürülen zararın gerçekleşmesinde etkili olduğunu da aramıştır.
Ürün sorumluluğu hukukunda nedensellik bağı, en genel anlamıyla, zarar doğuran sonucun ilgili ürünün uygunsuzluğuna bağlanabilir olmasını ifade eder. Bu sebeple, zararın yalnızca uygunsuz bir gıdanın tüketilmesinden sonra ortaya çıkmış olması tek başına yeterli değildir; ayrıca söz konusu zararın, hayatın olağan akışı ve somut olayın özellikleri çerçevesinde, o uygunsuzluktan kaynaklandığının da gösterilmesi gerekir[13].
Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından nedensellik bağının ispatı, teoriye kıyasla uygulamada çok daha güç bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun temel nedeni, gıda kaynaklı zararların her zaman ani ve kolayca gözlemlenebilir nitelikte olmamasıdır. Gerçekten de bozulmuş veya zararlı mikroorganizmalarla bulaşmış bir gıdanın tüketiminden hemen sonra meydana gelen klasik gıda zehirlenmelerinde illiyet bağının kurulması görece daha kolay iken; katkı maddeleri, bulaşanlar, toksik kalıntılar veya uzun süreli maruziyet doğuran içerikler sebebiyle zaman içinde gelişen sağlık sorunlarında aynı derecede açık bir bağ kurmak çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Özellikle belirli bir gıdanın yıllar sonra ortaya çıkan bir hastalıkla ilişkilendirilmesi gereken durumlarda, tıbbi ve bilimsel belirsizlikler ispat faaliyetini ciddi ölçüde güçleştirmektedir. Bu güçlük öğretide de vurgulanmış; zarar görenin, üretim süreci hakkında bilgiye çoğu zaman sahip olmaması ve teknik sebepleri ortaya koymakta zorlanması sebebiyle, nedensellik bağının ispatının ürün sorumluluğu hukukunun en problemli alanlarından birini oluşturduğu ifade edilmiştir.
Bu noktada önemle belirtilmelidir ki, ispat yükünün zarar görene ait olmasının mutlak ve katı bir biçimde uygulanmaması gerektiği, özellikle fiilî karinelerden ve hayatın olağan akışından yararlanılarak ispatın kolaylaştırılmasının ürün sorumluluğu rejiminin amacıyla daha uyumlu olacağı yönünde görüşler ileri sürülmektedir. Bu çerçevede, ürünün olağan veya makul olarak öngörülebilen kullanımı sırasında zarara yol açtığının ortaya konulması hâlinde, ürünün güvenli olmadığı ve bu güvensizlik ile zarar arasında nedensellik bağının bulunduğu yönünde fiilî bir karinenin kabul edilmesinin isabetli olacağı ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, özellikle teknik sebebin tam olarak ortaya konulamadığı ancak ürün ile zarar arasındaki ilişkinin somut olay verileriyle kuvvetle desteklendiği hâllerde önem kazanmaktadır[14].
Gıda ürünleri bakımından nedensellik bağının değerlendirilmesinde, 5996 sayılı Kanun’un gıda güvenilirliğine ilişkin yaklaşımı da göz önünde bulundurulmalıdır. Zira bu Kanun, gıdanın yalnızca anlık etkileri bakımından değil; kısa, orta ve uzun vadeli sonuçları, birikici toksik etkileri, gelecek nesiller üzerindeki muhtemel etkileri ve belirli tüketici gruplarının özel hassasiyetlerini de dikkate alan geniş bir koruma modeli benimsemiştir. Bu nedenle gıda kaynaklı zararların değerlendirilmesinde, her olayda yalnızca doğrudan ve hemen ortaya çıkan zararların değil, bilimsel verilerle desteklenebilen gecikmiş veya birikimli etkilerin de dikkate alınması gerekir. Bununla birlikte, böyle durumlarda dahi sorumluluğun kurulabilmesi için mahkemeyi ikna edecek ölçüde bir nedensellik değerlendirmesi yapılması zorunludur.
Nedensellik bağının kurulmuş olması her zaman üreticinin sorumluluğunun devam edeceği anlamına da gelmez. Genel sorumluluk hukuku bakımından mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru gibi sebeplerin nedensellik bağını kesebileceği kabul edilmekle birlikte, 7223 sayılı Kanun bu konuda bazı özel hükümler içermektedir. Kanun’un 21. Maddesinin 3. fıkrasında, zararın üründeki uygunsuzluğun yanı sıra üçüncü bir kişinin fiili veya ihmalinden kaynaklanmış olmasının imalatçı veya ithalatçının 6. maddede düzenlenen tazminat sorumluluğunu azaltmayacağı, ancak üretici veya ithalatçının üçüncü kişiye rücu hakkının saklı olduğu açıkça düzenlenmiştir. Buna karşılık, aynı maddenin dördüncü fıkrasında, zararın üründeki uygunsuzluğun yanı sıra zarar görenin veya zarar görenin sorumluluğundaki bir kişinin kusurundan kaynaklanması hâlinde, imalatçı veya ithalatçının tazminat sorumluluğunun hâl ve şartlara göre azaltılabileceği veya tamamen ortadan kaldırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme, özellikle kullanım talimatlarına açıkça aykırı tüketim, ürünü öngörülemeyecek şekilde değiştirme veya zarar görenin güvenlik uyarılarını dikkate almaması gibi durumlarda önem taşımaktadır.
Görüldüğü üzere, gıda üreticisinin sorumluluğunda nedensellik bağı, teorik olarak klasik bir sorumluluk unsuru gibi görünmekle birlikte, uygulamada çoğu zaman uyuşmazlığın düğüm noktasını oluşturmaktadır. Özellikle zaman içinde gelişen sağlık zararlarında, uygunsuz gıda ile zarar arasındaki ilişkinin kurulması hem tıbbi hem hukuki değerlendirmeyi birlikte gerektirir. Bu sebeple, 7223 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki ispat kuralı uygulanırken, gıdanın niteliği, tüketim şekli, zararın ortaya çıkış zamanı, bilimsel veriler ve olayın özellikleri birlikte değerlendirilmelidir. Ürün sorumluluğu hukukunun koruyucu amacı da dikkate alındığında, zarar görenin ispat yükünü yerine getirmesinde fiilî karinelerden ve somut olayın olağan akışından yararlanılması, gıda kaynaklı zararların adil biçimde çözülmesi bakımından daha uygun görünmektedir.
SONUÇ
Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu, modern ürün sorumluluğu hukukunun en hassas ve en karmaşık alanlarından birini oluşturmaktadır. 7223 sayılı Kanun ile benimsenen kusursuz sorumluluk yaklaşımı, tüketicinin korunması bakımından önemli bir güvence sağlamakla birlikte, bu sorumluluğun kurulabilmesi için ürünün uygunsuzluğu, zararın varlığı ve bu iki unsur arasındaki nedensellik bağının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Çalışmada ortaya konulduğu üzere, gıdanın uygunsuzluğu yalnızca teknik düzenlemelere aykırılıkla sınırlı olmayıp; ürünün içeriği, üretim süreci, tüketiciye sunuluş biçimi ve genel güvenlik düzeyi birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gereken çok boyutlu bir kavramdır. Özellikle gıda ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin kimi zaman gecikmeli ve dolaylı olarak ortaya çıkması, nedensellik bağının ispatını güçleştirmekte; bu durum ürün sorumluluğu hukukunda ispat yükü ve ispat kolaylıkları tartışmalarını daha da önemli hâle getirmektedir.
Bu bağlamda, gıda üreticisinin sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlıklarda, yalnızca katı ispat kurallarıyla hareket edilmesi yerine, somut olayın özellikleri, bilimsel veriler ve hayatın olağan akışı birlikte değerlendirilerek fiilî karinelerden yararlanılması, hakkaniyete daha uygun sonuçlara ulaşılmasını sağlayacaktır. Nitekim ürün sorumluluğu hukukunun temel amacı, yalnızca üreticiyi sorumlu tutmak değil, aynı zamanda tüketicinin güvenli ürünlere erişimini sağlamak ve ortaya çıkan zararları adil bir şekilde telafi etmektir.
Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu, teknik düzenlemeler ile genel sorumluluk hukuku ilkelerinin kesişim noktasında yer almakta; bu nedenle her somut olayda hem hukuki hem de bilimsel değerlendirmeyi birlikte gerektiren dinamik bir alan olarak önemini korumaktadır.
-----------
[1] SANLI Kerem Cem / ATAMER Yeşim, “Hukuk ve Ekonomi Perspektifinden İmalatçının Kusursuz Sorumluluğuna Dair Bir Değerlendirme”, Prof. Dr. Belgin Erdoğmuş Armağan, İstanbul, Der Yayınları, 2012, s. 782
[2] YAVUZ Cevdet, Türk Borçlar Kanunu Tasarısına Göre Kusursuz Sorumluluk Halleri ve İlkeleri” Hukukundan MÜHFHAD, Modern Roma Hukuka Sorumluluk (Sempozyum Özel Sayısı) Y. 2008, C. 14, S. 4, s. 29-61.
[3] EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2021, s. 549
[4] KANIŞLI Erhan, “Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu (ÜGTDK) Uyarınca Üreticinin Sorumluluğu”, İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 78, S. 3, 2020, s. 1421-1422
[5] ÇALIŞKAN, Gıda Üreticisinin Hukuki Sorumluluğu, s.93-95
[6] ÇELT, Damla Özden, “Ürün Sorumluluğunda Yaşanan Güncel Gelişme: 7223 Sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu”, AndHD, C. 7, S. 1, Ocak 2021, s. 98-99
POLAT, Cemre, “Türk ve Avrupa Birliği Hukukunda Ürün Sorumluluğu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 70, S. 4, 2021, s. 978
[7] MADEN, Mehmet, “Gıda Ceza Hukukunun Bazı Temel Kavramları ve Genel Yapısı Üzerine Mukayeseli Bir İnceleme”, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, C. 7, S. 1, 2019, s. 79
[8] KOÇ Emin, Gıda Güvenliği ve İdarenin Yetkileri, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir, 2014, s. 60
[9] TÜRKOĞLU H. Gökçe, “Avrupa Birliği Gıda Hukukunun Temel İlkelerine Dair Kısa Bir Değerlendirme”, Journal of Yaşar University, C.8, Özel Sayı, 2013, s. 2800
[10] TÜZÜNER, Özlem, “Türkiye Cumhuriyeti’nde Radura (Işınlanmış Gıda) Logosu ve Tüketicinin Bilgilendirilmesi Çerçevesinde İdarenin Faaliyetleri”, SDÜHFD, C. 10, S. 1, 2020, s. 103
[11] OĞUZMAN M. Kemal/ ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 2, 18. Bs., İstanbul, Vedat Kitapçılık 2020, s.96
[12] KIRCA Çiğdem, Ürün Sorumluluğu, Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 2007, s.164
[13] ÇEKİN, Mesut Serdar, “Güncel Gelişmeler Işığında AB ve Türk Hukukunda Dijital Ürünlere İlişkin Ürün Sorumluluğu ve Ürün Güvenliği Düzenlemeleri Üzerine Değerlendirme”, TAÜHFD, C. 7, S. 1, 2025, s. 188-189
[14] KARAŞAHİN Yasin Alperen, “Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nda Yer Alan Ürün Sorumluluğu Kuralları ile Ürün Güvenliği Kurallarının İlişkisi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 72, S. 3, 2023, s. 1417-1419; ÇELT, Damla Özden, “Ürün Sorumluluğunda Yaşanan Güncel Gelişme: 7223 Sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu” s.98-99