(Philosophy of Thought System)
Doğruluk, diğer anlamıyla hakikat belki toplumsal değerlerin çatısını oluşturur. Harvard Üniversitesi logosu üzerinde de yazar hem de tane tane... V E R I T A S diye.
Değer ve anlam insanlardan gelir. İnsanla çevresi arasında kurulan ilişki, eşanlamda bilgi, ilk düşüncelerden bu yana çeşitli açılardan değerlendirilmiştir. Bir tarafta şeylerin birbiriyle ilişkilendirilmesi bilim adamlarının; öte yandan şeylerin değerlerle ilişkisi felsefecilerin ilgi odağı olmuştur: Materyalistler (her şeyin madde olduğunu söyleyenler), idealistler (her şeyin zihin olduğunu öne sürenler); ikiciler/düalistler (iki şey olduğunu belirtenler). En sonuncusu da, çoğulcu olarak, nesnel anlamda bilgi ya da düşünce ile öznel anlamda bilgi hali ya da davranış eğilimini içeren filozof Karl R. Popper’ın (1902-1994) ontolojik1 üç dünya kuramıdır: Birinci dünyayı, fiziksel nesneler ve durumlar (ağaçlar, hayvanlar, yıldızlar/ radyasyon, enerji) oluştururken, öznel zihinsel hal ya da eğilimler (düşünceler, duyumlar, istekler ve öteki zihinsel olaylar) ikinci dünyayı, düşüncenin nesnel içerikleri/insan aklının ürünleri/nesnel anlamda fikirler de (diller, öyküler, bilimsel kuramlar, ahlaki değerler, senfoniler, resimler vb.) üçüncü dünyayı meydana getirmektedir.
Şimdi bu farklı dünyaları kapsayan Avrupa merkezli düşünce sistemine egemen olan vasıfları irdeleyelim.2
· Karşıt düşünme. Dünya uyumsuz karşıtların karşılaştırılması ile bilinmekte ve tasvir edilmektedir. Hemen hemen tüm gerçeklik çift karşıtlara ayrılmaktadır. Bu ayrıştırma insanın kendisinin “öteki”nden ayrılması ile başlayıp, “kendinin” çeşitli karşıtlara (akıl/ duygu, akıl/ vücut, zekâ/doğa) ayrılması ile devam etmekte; soyut-somut, özne-nesne, deney öncesi ve sonrası arasındaki diyalektikle süregelmekte; eski değerler yeni değerlerle irdelenerek bireşimlere (sentezlere) ulaşılmaktadır. Bu olgunun en canlı örneği ortak kuşkuların giderilme- sini sağlayan ve vicdani kanaatle sonlanan ceza yargılaması3 diyalektiğidir. Değerler, arzulanan amaçlar ve bu amaçları elde ediş yolları üzerine soyut, genel nitelikte inançlardır.4
"Dışsal bir şeyden dolayı sıkıntı çekiyorsanız, acı o şeyin kendisinden değil, ona verdiğiniz değerden kaynaklanır ve bunu istediğiniz an ortadan kaldırma gücüne sahipsiniz." Marcus Aurelius
· Hiyerarşik yaklaşım. Maddi dünyayı parçalama süreciyle irdeleyen akıl, sonuçta beliren karşıtları daha fazla veya daha az değerdeki hiyerarşilere göre organize etmektedir. Değer duygusu, yaşama anlam ve dinamizm katan şeydir. İyi ve kötü, doğru ve yanlış değer duygusundan çıkmaktadır. Akıl, karşıtı olan duyguya göre daha üstün konuma yerleştirilmekte; tüm gerçeklik hiyerarşik terimlerle tasvir edilmekte, sonuçta, akıl bir şeyi bazı şeylerden daha iyi veya kötü olarak algılamaktadır. Bu şekilde, daha üstün bir biçim veya olgunun daha düşük algılanan üzerindeki hakimiyeti güce dayalı ilişkiler için zeminler oluştur- maktadır. Bu durum bize değerlerin kalıcı ve değişmez bir hiyerarşiyi izlediğini belirtmektedir. M. Scheller’e (1874-1928) göre, yüksek değerler aşağıdaki değerler için temel oluşturmakta; değerin derecesi ile onun gerçekleştirilmesinden alınan doyumun derinleştiği; değer duygusu, ne kadar az taşıyıcısına ilişkin ise değerin daha da yükseldiği; değerler devamlılık sergiledikleri, “zaman içinde var olmayı becerdikleri oranda” yükseldikleri gibi ilkeler değerler hiyerarşisine egemen olmaktadır.5 Bu ilkeler uyarınca Scheller değerleri (aşağıdan yukarıya) şu dört kategoriye ayırmıştır: 1) Zevk ve zevksizlik(duygusal değer), 2) Yaşam duygusu, 3) Akli değer (algılama, güzellik, adalet) ve 4) Kutsal değer.6
Değerler, şeylerin nasıl yapılması gerektiği (nasıl yaşamalı ve öteki insanlara nasıl davranmalıyız) ile ilgili tasarımlardır. Teorik dünyada şeylerin değeri yalnızca yöneldiği amaçtan çıkarılabilir. Bir şeyin amacı bilinmedikçe ona değer verilemez. Değerleri deneyimle öğrenir, yavaş yavaş keşfeder ve daha ince bir değerlendirme yapabilecek duruma geliriz-oluşan değer duygusu. Değerler tanımı gereği, yüz yıllar içinde oluşmuş ahlaki standartlar olmalıdır. Bu kadar kolay çöp tenekesini boyluyorlarsa öyle bir "değerden" zaten söz edilemez.
Her değerin temel özelliği olumluluk veya olumsuzluktur; ikisinin ortası yoktur. Adalet olumlu bir değer iken, adaletsizlik olumsuz bir değerdir. Değerler hiyerarşisi bağlamında tercihimizde yanılıp alttakini üsttekinin yerine geçirmemiz, sayısal hesapta yapılan hata ile sayıların kesin gerçeğinin değişmeyeceği gibi fark etmez. Yalnız bu tür “yeğleme” bir insan/çağ/halkta bir alış- kanlık halini alırsa, bu değerlendirme yeteneği kaygı verici bir nitelik kazanır.7 İnsanlar, çoğunlukla değerlerini karıştırdıkları için sonuç karmaşasına düşerler.
Değerlerin öznel olduğu ileri sürülemez. İşkencenin yanlış/insanlık suçu olduğu inancımız işkencenin gerçekten yanlış olduğu inancımızdan kaynaklanmaktadır. Bu inanca onun nesnel olarak doğru olmadığını düşünmeksizin sahip olamayız. Değer inançları, hakikatliğinden kuşkulandırıcı kanıtlar olmadığı sürece varlıklarını sürdürürler-Hume İlkesi. Değerler yerel olduğu gibi insan hakları örneğinde olduğu gibi trans-kültüreldir. Değer duygusu yaşama anlam ve dinamizm katan şeydir. İyi ve kötü, değer duygusundan çıkmaktadır. Değerler yeniden değerlendirilerek yeni değerler de yaratılmaktadır. Değer üzerine entelektüel sorumluluğun kendisi de önemli bir değerdir.8 Özetle, insan, hayvan gibi, günü gününe yaşamaz. Eylemlerini düzenleyen bir organa gereksinimi var. Bu da değer organıdır/değer duygusudur. Sorun oradaki problemi görmemekten kaynaklanmaktadır. Kazanç hırsı, ahlaki değerlerimizi görmezden gelmemize ya da “bir süre için ertelememize” neden olabilir. İnsanlar, ahlaki ya da resmi kuralları başkası çiğnediğinde fark etmeye daha çok eğilimlidirler.
- Analitik düşünce. Ele alınan konu veya sorun, her bir parçanın ayrı olarak incelenmesi öncesi, yapısal öğelerine ayrılmaktadır. Bütünü anlamak için onu parçalarında tanımak gerekir. Açıklamanın yönü girift olandan basite, büyükten küçüğe doğrudur. Analitik düşünce yöntemi ile önemli bilgiler edinilmekte ise de bazı şeylerin bütünlüğü tahrip edilmeden bölünemeyeceği de bilinmelidir. Avrupa merkezli toplumlarda analitik düşünce, sentezci (bireşim) düşünce süreçlerine ek olarak değil, onun dışlanması olarak kullanılmaktadır. Böylece, karşılıklı ilişkileri algılamak zorlaşmakta ve realitenin parçalanması ve görünürdeki irtibatsızlığı kolaylaştırılmaktadır.
· Nesnelcilik. Bu olguda “kendi” ötesindeki dünya, kontrol edilebilecek bir nesneler koleksiyonu olarak görülmektedir. Gerçekten de Avrupa merkezli kültürlerde en değerli ilişki, kişi ile nesne arasındaki olanıdır. Kişinin değeri ekseriya kontrolünde olan nesnelerle algılanmakta; paradigma9 olarak, paraya, güce ve maddeye iman egemen olmaktadır (Erkeksi bir yaklaşım).
- Soyutlama. Nesneleştirme süreciyle yakından ilişkili bir yaklaşım da soyutlamadır: Bilgilenme sürecinin en yetkin aşamasını gerçekleştiren soyut kavramlar elde etmek için yapılır; gerçekte yapılan, ayrılmayanı düşüncede ayırmaktır. Damıtılmış fikirler, muhtevaya özgü fikirlere üstün gelmektedir. Her toplum için değerli bir vasıta olan bu soyutlama Avrupa toplumunda ayrı bir biçim almakta ve kaynaklandığı somut deneyimden daha önemli görülmektedir. Soyutlama, böylece, bir kontrol aleti olmaktadır. O’nun rolü, epistemolojik10 otorite tesis etmek ve doğal olarak diğer türden otoriteye kaynaklık yapmak ve desteklemektir.
- Aşırı rasyonellik(ussallık). Bu süreçte, evren tümüyle akılcı terimlerle açıklanabilir biçimde algılanmaktadır. Her şey düzenli ve yapısallık içinde irtibatlıdır. Tüm gerçeklik, sanki Avrupaî akıl tarafından kontrol amaçlı yaratılmış gibi açıklanmak üzere neden-sonuç ilişkileri/ ilkeleri etrafında organize edilmiştir. Akıl başlıca bilgi kaynağı ve test ölçeridir. Bu yaklaşım Fransız filozof ve matematikçi René Descartes ile başlamıştır.
“Uygulamada rasyonellik o anda yalnızca en kuvvetlisi olarak görüleni değil, tüm ilgili istekleri hatırlama itiyadı olarak tanımlanabilir. O da düşüncede olduğu gibi bir derece meselesidir. Kuşkusuz, tam bir rasyonellik erişilemez bir idealdir. Yalnız bazı insanları akıl hastası olarak sınıflandırdıkça bazı insanları diğerlerinden daha rasyonel olacağını düşünmemiz belirgin olacaktır. Bir insan arzularını zekasının bilgilendirmesi ve kontrol etmesi oranında rasyoneldir.” (B.Russel)
- Desacralization. Nesneleştirilen ve rasyonalize edilen doğa, ruhtan yoksun bir evren aldatmacasına yöneltmiş ve Avrupa merkezli dünya görüşünde ilahi güçlerin etkilemesine izin verilmemiştir. Doğa insanlığa hizmet edebilecek şekilde işlenecek şey olarak ele alınmış ve Batı felsefelerinde görülen Tanrı da günlük yaşamda etkisi olmayan ayrı bir ruhsal alana inhisar ettirilmiştir.11
Bu vasıflar materyalist yaklaşımdan türemiş ve onunla doldurulmuştur. Anılan vasıflar Avrupa kültürünün tamamı olmadığı gibi diğer kültürlerin de yoksun olduğu vasıflar değildir. Yalnız, bu vasıflar genelde materyalist bir kültürde belirdiğinde, kolektif nitelikte oldukça özgün bir inanç ve davranış kalıbı oluşturarak işe koyulduğu görülmektedir. İşte uygar bir toplumda yaşayan herkes sosyalleşme modu ve ödüllendirme yapısıyla insan gibi davranmaya ve düşünmeye yatkın olmaktadır.
“Fikirlere saygı duyulmaz. İnanlara saygı duyulur. Fikirler değerlendirme konusudur.”
Yuana Kuçuradi
Öte yandan, toplumdaki değer ve inançların sorgulanması ve eleştirisini içeren felsefi aşılanma12için gerekli olan düşünce ve iletişim de kendini temelinde özgürlük yatan şu haklarla vurgulamaktadır:
- Sessiz kalabilmek13 (T.C. Anayasası md. 25/2, AİHS md.10),
- Sözlü veya yazılı olarak kendini ifade etmek (T.C. Anayasası md. 26/1),14
- İkna etme veya bilgilendirmek (T.C.Anayasası md. 27/1),
- İşitmeme (Hâkim Louis D. Brandeis’in ifade ettiği “rahat bırakılma hakkı”),
- Dinleyerek ve okuyarak kendini ifade etmek (T.C.Anayasası md. 25/1),
- İkna edilmek veya bilgilendirilmek (T.C.Anayasası md 26/1,27/1)
- İdeolojik çeşitliliğe sahip olabilme (T.C.Anayasası md. 25/1) hakkıdır.
İşte felsefe ve insan hakları konusunda aşılanmak, yalnızca hakları ihlal edilenlerin ve yakınlarının sorunu olmayıp, kamu hizmet eyleyicilerini de içermek üzere herkesin sorunudur. Bu hakların getirisi olan demokratik ortamda yetişen insanlar seçenekli davranışlar arasında körü körüne değil, akıllı bir seçim (rational choice theory) yaptıklarında yaptıkları seçimin nedenlerini kendilerine ve başkalarına açıklamalıdırlar. Bireysel veya sosyal ahlak alanına ilişkin bir davranış seçimi yapıldığında da akıl (hikmet) devreye girmektedir. Bu yetiyi kullanan insanlara “akıllı” ve “feylozof” etiketi yapıştırılmak- tadır. Bilgi ve akıl ayırt edilmekte ise de bunlar ilişkilidir. Birileri bilmeyebilir ve akıllı olmayabilirse de hem akıllı ve hem de cahil olamazlar. Belli bir davranışın diğerine göre daha akıllı bir yol olduğunu haklı gören kişi bu seçimi için bilgisel nedenleri/kanıtları olduğunu var saymaktadır. İşte bu bağlamda her zeki insanın bazı zamanlar feylesofça davrandığı belirtilebilir. Bu süreçte ortaya konulan vargılar da önerme olarak adlandırılmaktadır. Bu süreçte ortaya çıkan tablo aşağıda sergilenmiştir.
Kuşkusuz, bilim, boşlukta gerçekleşmez. Yeni ve gelişmekte olan teknolojilerin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken değerler, sosyal uygulamalar, ekonomik koşullar ve tarihi gelenekler bağlamına yerleşmiştir.15 Bir şeyin içsel değeri, "kendi başına" veya "olduğu gibi" değerli olması, yani kendi başına bir amaç olarak peşinden koşulması durumunda söz konusudur. Felsefi tartışmalarda, içsel değer varsayımı genellikle bireyin iyiliğinin nereden oluştuğu, iyi bir yaşamın neyi oluşturduğu veya hangi hedeflerin özünde arzu edilir olduğu konusu tartışmalı olduğunda kullanılır. Buna karşılık, bir şeyin araçsal değeri, kendisi bir amaca ulaşmanın aracı olması durumunda söz konusudur.
Bir şey değerliyse iyidir: yani bir durumu veya başka bir şeyi değerli olarak nitelendirdiğimizde, onun hakkında değerlendirici bir yargıda bulunuruz. Dolayısıyla, Anayasa ve Anayasa Mahkemesi kararlarında özgürlük, demokrasi, insan onuru veya hukukun üstünlüğü gibi değerlerden bahsedildiğin- de, bu öncelikle bu terimlerin atıfta bulunduğu durumların iyi ve değer verilmeye değer olduğu ifadesiyle eş anlamlıdır.
Sistemsel Düşünce
Bütün, parçalarının bir kısmından daha fazla olup, bu, sistem düşüncesinin temel bir unsurudur. Ceza adaletinde dinamiklerin neyle ilgili olduğunu gerçekten anlamak için, öğelerine sistem perspektifinden bütünsel olarak bakmalısınız. Diğer bir anlatımla, sistem birimini ve aralarındaki etkileşimi anlaşılabilir kılarak sistem dinamiklerini ortaya çıkarabiliriz.
Bu yaklaşım, zihninizde yarattığınız ve taşıdığınız gerçekliğin "seçici bir soyutlamasıdır". Kafalarımız ne kadar büyük olursa olsun, gerçekliği oraya sığdıramayız. Bunun yerine, gerçekliğin çeşitli yönlerinin modellerine sahibiz. Yaşadıklarımızdan "anlam çıkarmak" ve eylemlerimizi yönlendiren kararlara varmamıza yardımcı olmak üzere sistem düşüncesi yeğlenmelidir.. Bu sistemin adımlarına aşağıda yer verilmiştir.15
Bir sistem ulaştığı sonuçla değil, o sonuca giderken tükettiği değerlerle yargılanır. Toplum sermayesi de, insanların bir araya gelip değer yaratma yeteneğidir. Toplum sermayesinin en anlamlı ölçüsü insanların birbirine güvenidir. 16 Bu doğrultuda yargı etiği de, hâkimin davranışının belli değerler ve erdemler ile belli niteliklere veya özelliklere uygun olmasını gerektirir. Özellikle, bağımsızlık, dürüstlük, tarafsızlık, ihtiyat ve takdir yetkisi konusunda özenli olunması, saygı ve dinleme becerisi, eşit muamele, yetkinlik ve şeffaflık, (hâkimlik için esas olarak) belirlenen ortak değerlerdir. Hâkim ayrıca bilgelik, bağlılık, insaniyet duygusu, cesaret, ciddiyet ve ihtiyat, çalışma ve dinleme becerisi ve etkili bir şekilde iletişim kurma özelliklerini sergiler. Hâkim Waldemar Żurek’in başına gelenler İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin önüne taşındığında Mahkemenin verdiği yanıt önemliydi:
“Hâkimlerin adalet sisteminin işleyişiyle ilgili meseleleri ele alma konusundaki genel ifade özgürlüğü hakkı, bu temel değerler tehdit altında olduğunda hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını savunmak için seslerini yükseltme görevine dönüşebilir”.17
“İnsanları farklı türde aletlerle tanıştırmak kolaydır, fakat onların nasıl çalışacağını bilen zenaatkarlara dönüştürmek daha zordur. Aletin yüksek yüzdesi aleti kullanan kişidedir.”
Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel
--------------
1 Var olanın incelenmesi olan maddi ontoloji/formal ontoloji (formal kategoriler örneğin birey, nitelik, ilişki). Hukuk ontolojisi şunları içermektedir: yasalar gibi özel varlıklar, hukuki geçerlilik gibi nitelikler ve bir kişinin diğerine hukuki borcu gibi ilişkilerdir.
2 K.Popper, çürütebilirliğin bilimsel çalışmanın ölçütü olması gerektiğini iddia etmiştir. Hipotezlerin, onları çürütmeye yönelik teşebbüsleri teşvik edecek biçimde tasarlanması gerektiğini söylemiştir. Bkz. K.Popper. On the Theory of Objective Mind, ss.106-190; J. Huxley. Knowledge, Morality and Destiny, Mentor Book, New York,1960, ss.221-252; K.B.Nunn. “Law as a Eurocentric Enterprise” Critical Theory (Ed. by R.Delgado & J. Stefacıc) Temple University Press, Philadelphia, 2000, pp.430-432; Batılı/Doğulu toplum için bkz. S. Selçuk. Zorba Devletten Hukukun Üstünlüğüne Yeni Türkiye Yayınları, Ank., 1998, ss. 352-356, 265-272. Değerler ve Değerler Bilgisi- Konuk: Prof. Dr. Yasemin Yalım YouTube; Değerler araştırması için bkz. European Values at the Turn of the Millennium edited by Wil Arts and Loek Halman, Brılle Leiden • Boston, 2004.
3 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu md. 217: “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir.” Bkz. M. Feyzioğlu. Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat Yetkin Yayınları, 2002; Önemli olan yöntemin güvenilir ve adil olduğunun (veya kullanılan diğer yöntemlerden daha kötü olmadığını) yeterince gösteren bilginin kamuoyunda yer etmesidir. R.Nozick. Anarşi, Devlet ve Ütopya İst. Bilgi Üniv. Yayını, Aralık 2000, s.145.
4 İnançlarımız, istek ve gözlemlerin değişik derecede birleştirilmesi sonucudur. Bazı inançlarımızda etkenlerden birinin, bazılarında da ötekinin oranı azdır. Bu konudaki soru belirgindir: 1) İnançlar eylemlerin nedeni olarak ne ölçüde etkili olurlar? 2) İnançlar ne ölçüde mantıksal açıdan yeterli kanıtlardan kaynaklanmakta ve kaynaklanabilmektedir? Bu ikinci soru iki yönlü olmaktadır: a) İnançlar gerçekten ne ölçüde kanıtlara dayanır? b) Öyle olmaları ne ölçüde olanaklı veya arzu edilen bir şeydir? Bkz. B.Russel. Sorgulayan Denemeler, Say, 2105, ss.19-26.
5 “Bir bilme etkinliği olarak değerlendirme, değer biçme ve değer atfetmeden farklıdır. Oysa değer yargılarını esas alan bir yargılama, değer biçmeden başka bir şey değildir”: I. Kuçuradi. İnsan ve Değerleri, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara 1988, ss.12-14. Değişmekte olan nesnel değer değil yalnızca öznel ve somut değerlendirmelerdir. Değişimler özdeş değerin özünün görünüşlerini deyimler. Sanki her birimiz aynı değere ayrı bir pencereden bakıyor ve bu çerçevede ayrı bir perspektif ediniyormuşuz gibidir. Görecelik değer yargılarının değiştiği anlamında doğrudur, yanlışlığı ise tek yanlı gözlem ve yanlış yorumlarla, değer yargılarının dayalı bulunduğu doğrudan doğruya değerlerin değiştiği biçimindeki yargısıdır.
“İnsan yaşamında çok asil şeyler var ise de onların ekserisi bulaşan kötülüklerle bozulmakta ve çürümektedir. Adalet, insanlığı uygarlaştırıcı olarak asil değil midir? Ve avukatlık mesleğinin de asil olması gerekmez mi? Ne var ki, sanat adı altına gizlenmiş kötü bir şöhret var oldu. Her şeyden önce, hukukun icadı olarak, ortaya çıkan ihtilaflar ve avukatın becerileri ile haklı veya haksız özel bir davayı kazanabilmesi; sanat ve konuşma gücünü ödemeye istekli olanın hizmetine sunmasına tanık olmaktayız. Şimdi bizim devlette bu sözde sanat, ya gerçekten bir sanat veya yalnızca bir tecrübe ve herhangi bir sanatın yoksul pratiği olsun, mümkün olsa hiç var olmamalı veya aramızda olduğunda yasa koyucunun istemine kulak vererek başka bir ülkeye gitmeli ve adalete karşı konuşmamalıyız.”(Book XI). The Dialogues of Plato-Laws Jowett Edition, Oxford, 1861, p.449. Kuşkusuz, kötümser bir yaklaşımla, meşhur bir ineğin mülkiyeti üzerine tartışan iki çiftçiye ait (Punch) karikatürü hatırlayabilirsiniz: Bir çiftçi ineği boyundan diğeri kuyruğundan çekerken avukat ortada mutlu bir şekilde oturmuş, ineği sağmakta idi.
6 Ayrıca bkz. T.Mengüçoğlu. İnsan Felsefesi, Doğubatı, ss.152-168; G.Sartori. Demokrasi Teorisine Geri Dönüş (Terc. T.Karamustafaoğlu ve M.Turhan) 2. Baskı, Sentez, 2014, ss.332-336. T. Mengüşoğlu. “Değişmez Değerler Değişen Davranışlar” Yeni Türkiye, 2018, sayı: 104. Philipp Schink. “Wo Sind EUre Werte?” Remarks on the Practical Response to Values” Cosmopolitan Norms and European Values Ethical Perspectives on Europe’s Refugee Policy Edited by Marie Göbel and Andreas Niederberger, Routledge, 2024, p. 118: İlkeler, genel olarak ve hukuk, siyaset veya felsefe terminolojisinde, bireysel eylemleri yönlendirmek ve düzenlemek işlevine sahip temel kurallardır. Özgürlük, demokrasi, insan onuru vb. ilkeler olarak anlaşılacaksa, bu terimlerin, ilgili bağlamda neyin önemli olduğunu ve neyin göz ardı edilmesi gerektiğini göstererek, yargı ve eylem için doğrudan rehberlik sunan genel kurallar içerdiği anlamına gelir. Bir ilkenin açıklayıcı bir örneği, örneğin, "Öldürmek ahlaki olarak yanlıştır" olabilir. Veya Kant'ın insanlık ilkesi: "Öyle davran ki, ister kendi şahsınızda ister başkasının şahsında olsun, insanlığı her zaman aynı zamanda bir amaç olarak kullan, asla sadece bir araç olarak kullanma." (Kant)
7 Değerlerin sıralaması için bkz. Kelsen, H. Justice, Law, and Politics in the Mirror of Science Essays University of California Press: Berkeley and Los Angeles 1960, ss.1-24; O. Y Gasset. Tarihsel Bunalım ve İnsan, metis yayınları,1992, ss.88-89; “Tercihimizde yanılıp alttakini üsttekinin yerine geçirmemiz fark etmez; tıpkı biz hesabı şaşıracak olsak, sayıların kesin gerçeğinin değişmeyeceği gibi. Ancak bir insanda, çağda ya da halkta herhangi bir yanlış tercih yerleşir kalır, nesnel değer basamakları altüst edilir, üsttekini alttakinin gerisinde bırakma bir alışkanlık halini alırsa, bu değerlendirme yeteneğinin kaygı verici bir illeti olur, çıkar.” Ortega Y Gassset. Tarihsel Bunalım ve İnsan Metis Yayınları, 1992, s.87.
8 Değerlerimizi bilmek önemlidir çünkü kararlar almamıza, harekete geçmemize ve yaşamak istediğimiz hayata doğru ilerlemeye odaklanmamıza yardımcı olur. Bu kaynak, değerlerinizi belirlemenize ve bazı değerlere çok fazla, diğerlerine ise çok az ilgi gösterip göstermediğinizi belirlemenize yardımcı olur. Değer ve değer yargıları arasındaki ayrım için bkz. A.Kaygı. “Değer Yargıları ve Değerler” Tutarsızlığın İz Sürücüleri (Derl. Z. Kutlusoy), İmge, 2103, ss.403-409. Ayrıca bkz. H.Kelsen “Adalet Nedir?” (Ter.A. Acar) TBBD Y.26, S.107, 2013, ss.431-454. Tolga Şirin. “Zor zamanlarda yargıç olmak” T 24 (8/04/2025: CASE OF ŻUREK v. POLAND (Application no. 39650/18); CASE OF EMİNAĞAOĞLU v. TURKEY (Application no. 76521/12) Yargıç Waldemar Żurek’in başına gelenler İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin önüne taşındığında Mahkemenin verdiği şu yanıt önemliydi:
“Yargıçların adalet sisteminin işleyişiyle ilgili meseleleri ele alma konusundaki genel ifade özgürlüğü hakkı, bu temel değerler tehdit altında olduğunda hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını savunmak için seslerini yükseltme görevine dönüşebilir”. Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i bir varilin içine koyup canlı canlı yakan katil ile ilgili karar Yargıtay tarafından bozuldu. Yargıtay’ın saygıdeğer bir dairesi, katilin bu eylemi “canavarca bir hisle” yapmadığına karar verdi. Yargıtay’daki yargıçlar, 27 yaşındaki bir kadının önce dövülmesi, ardından boğazının önce elle, sonra bir halatla sıkılması, ardından da canlı canlı bir varile konulup üzerine benzin dökülen odun parçalarıyla yakılarak öldürülmesini “canavarca bir eylem” olarak görmüyorlar. Yargıtay’ın ilgili dairesi katilin “haksız tahrik indirimi” de uygulanarak cezalandırılmasını istiyor. Mehmet Y. Yılmaz “Yargıçlara korku filmi seyretme yasağı” T 24 (3/02/2025).
9 Paradigma kelimesi Yunanca para’dan (göstermek’ten) gelmekte, model, teori, algı, varsayım, referans veya açıklama anlamında kullanılmaktadır.
10 Bilginin tabiatı ve gerekli koşullarına ilişkin soruları irdeleyen epistemoloji (bilgi teori- si) Yunanca ēpisteme (bilmek)’den gelmektedir. Bilgi teorisi neyi bilebileceğimiz, bildiğimizi nasıl bilebileceğimiz ve sahip olduğumuz inançları benimserken nasıl haklı kılındığımız konusu üzerinde odaklanmıştır. Felsefenin bilgiyi sorgulayan alanıdır. Ontoloji ve epistemoloji için bkz. G. Skirbekk/N.Gilje. Felsefe Tarihi Üniversite Kitabevi, ss.97-98; N.Mehdiyev(Hazl.) Çağdaş Epistemolojiye Giriş, İnsan Yayınları, 2011. Aristotele’ın tekrarı içeren duyumlara dayalı bir bilgi teorisi şöyledir: Duyumlar kendini yineler-algılamaya götürür; algılamalar kendini yineler-deneyime götürür; deneyimler kendini yineler-bilgiye götürür.
11 Bkz. İ. Kucuradi. “Laiklik ve İnsan Hakları” TBBD, S. 52, Mayıs-Haziran 2004, ss.92-3.
12 Gerçeklik nedir sorusuna Kant’ın yanıtı, realitenin iki biçimi vardır: Birincisi, ampirik, ikincisi, metafiziktir. Ampirik gerçeklik yalnızca gözlerimle gördüğüm bir şeyin varlığına, inanabilirliğine işaret etmektedir. Klasik bir deyişle bir ormanda düşen bir ağaç, duyan bir insan veya hayvanın işitme mesafesinde ise yalnızca bir ses çıkarmaktadır. Metafizikte ise düşen ağaç, onun duyulabilmesine bakılmaksızın bir ses çıkaracaktır; zira, ses işitilmekten bağımsız, atmosferin fiziki titreşimi olarak vardır. Bu gerçeklik kavramının boyutlarına ayrıntılı olarak aşağıdaki tabloya yer verilmiştir.
Felsefenin Bölümleri İç Ayrımı Sorunları
|
Varlık bilimi (ontoloji)ikiye ayrılır: |
1.Metafizik 2.Fizik |
Varlık madde kökenli midir? Varlık ide kökenli midir? Maddeyi ide mi yarattı? Yoksa, ide’yi madde mi yarattı? |
|
Bilgi kuramı (epistemoloji) yöntem açısından üçe ayrı- lır: |
1.Akıl 2.Deney 3.Sezgi |
Bilgi elde etmek olanaklı mı, yoksa bir rüyalar evreninde mi yaşıyoruz? Bu evrende görülen şeyler aldatıcı gölgeler mi? Bizler asıl gerçekliğin çarpık yansıma- larını mı görmekteyiz? Her şeyin aslını bilebilir miyiz? |
|
Değer kuramı (aksiyoloji) |
1.Estetik 2.Etik: Ahlak /hukuk |
Mutlak değerler var mıdır? Yoksa, her şey göreceli midir? Değerler, zamandan zamana, kişiden kişiye toplumdan topluma değişmekte midir? |
E. Hirş. Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyoloji Dersleri (İkinci Bası)) Ank., 1996, s.58.
13 Susmak da bir çeşit konuşmaktır. Dilsizin sustuğu söylenebilir mi? Ayrıca Ceza usulü ilkeleri (delil ikamesi) arasında şüpheli suçlunun da susma hakkına yer verilmiş; “suçsuzluk karinesi” ile susma hakkı arasında bir “bağlantı”nın varlığına işaret edilmiştir.
14 Bkz. Yargı Kararlarında Laiklik ve İfade Özgürlüğü (Derl. H. Y.Aktan ve L.Ünsal) Adalet, 2009; Türkiye Adalet Akademisi. Çağdaş Demokrasilerde Yargı ve Medya İlişkisi (Sempozyum 24-25 Mayıs 2010), 2011.
15 Bkz. Goran Hermeren “European Values– and Others. Europe’s Shared Values: Towards an ever-closer Union?” European Review, Vol. 16, No. 3, 373–385 r 2008 Academia Europæa doi:10.1017/S1062798708000318 Printed in the United Kingdom.
15 Barry Richmond. The “Thinking” in Systems Thinking: How Can We Make It Easier to Master? Ayrıca bkz. Mastering Systems Thinking Skills YouTube
16 Bkz. Akın Atalay “Adaletin çöküşü” T24 (9/02/2026). İskender Öksüz “İnsanlar bizi kazıklar” Karar 4/01/2026. Cezaevlerinde çekilen acılar ve bu acıların sosyal adaletle ilişkisi konusunda önemli çalışmaları olan Nils Christie (1993) “yüksek güvenlikli” ceza infaz kurumlarını "Batı tipi Gulaglar" olarak tanımlıyor. “Ona göre "uygun acı miktarı"nı belirleyen, o toplumdaki insani değerler üzerinde gelişen standartlardır, bu bütünüyle kültürel ve politik bir meseledir.”
17 Tolga Şirin. “Zor zamanlarda yargıç olmak” T 24 (8/04/2025: CASE OF ŻUREK v. POLAND (Application no. 39650/18); CASE OF EMİNAĞAOĞLU v. TURKEY (Application no. 76521/12) İ. Kuçuradi. "Hukukun dediğini yapmalı, ama hukuk da yanlış olabilir. Bugün "hukukun üstünlüğü" deniliyor ama demokratik ülkelerde hukuk da değer harcayıcı olabiliyor. Ben olaya hep insan hakları perspektiften bakmak gerektiğini düşünüyorum. Görüyoruz ki parlamentolardan "hak yok edici yasalar" da çıkabiliyor. Gülersiniz belki ama ben milletvekili olmanın şartlarından biri de doğru dürüst insan hakları eğitimi almış olmak derim." Olay ve olgu da karıştırılabiliyor. Olgu olarak dile getirirseniz kimse bir şey diyemez. İoanna Kuçuradi, "Ciddiye almamak gerekir" derken kimi kastetti? T24 (22/02/2024).