T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
2025/218 E., 2026/142 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 1642-1801
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanıklardan ... ve ...'un çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları ile sanık ...'in ayrıca tehdit suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Usul Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine; ...'in ise çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 53, 63... . maddeleri uyarınca 16 yıl; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/1, 109/3.f, 109/5, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, mahsuba, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu yönünden tekerrür hükümlerinin uygulanmasına ilişkin Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2020 tarihli ve 57-395 sayılı hükümlere yönelik Cumhuriyet savcısı, sanık ... müdafii ve katılan mağdur vekili tarafından istinaf talebinde bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 29.11.2021 tarih ve 1478-2429 sayı ile sanık ... hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hüküm yönünden istinaf başvurularının esastan reddine, diğer hükümlerin kaldırılarak; sanıklar ... ve ... hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/2, 103/3.a, 53... . maddeleri uyarınca 24 yıl; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/1, 109/3.b.f, 109/5, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, sanık ... bakımından anılan mahkûmiyetler yönünden tekerrür hükümlerinin uygulanmasına, sanık ...'in tehdit suçundan TCK'nın 106/1-1.cümle, 53... . maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğu ile mahsuba, sanık ...'in kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise TCK'nın 109/1, 109/3.f, 109/5, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına dair verilen kararların sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmeleri üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.12.2022 tarih ve 10914-11389 sayı ile; "...Sanıklar müdafilerinin mağdurenin on beş yaşından büyük göründüğüne ilişkin savunmaları, sanık ...'un mağdure ile ilk tanıştıklarında kendisine 01.04.1997 doğumlu olduğunu söylediğini beyan etmesi, sanık ...'in ilk celse alınan beyanında, diğer sanıklar ... ve ...'in mağdure ile yaşadıkları ilişkileri kendisine anlatmalarından sonra sanıklara, kızın yaşının küçük olup olmadığını sorduğunda, sanıkların mağdurenin yaşının küçük olmadığını söylediklerine ilişkin beyanı, mağdurenin mahkemedeki ifadesinde, sanıklar ... ve ...'a yaşını on altı olarak söylediğine ilişkin açıklaması, mağdurenin mahkeme ifadesi sırasında yanında bulunan pedagogun, mağdurenin dış görünümüyle alakalı olarak; görünümü, kilo alması ve saçını boyatması nedeniyle yaşından bir yaş kadar büyük gözüktüğüne ilişkin değerlendirmesi, Dairemizde heyetçe izlenen ifade CD'sine göre de kayıt anında yaşına göre daha büyük göründüğünün anlaşılması ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanık ... açısından ilk derece mahkemesince olayda 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğu nazara alınıp hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde uygulama yapılması karşısında, anılan karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi ve ayrıca sanıklar ... ve ... açısından ise Bölge Adliye Mahkemesince olayda 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı tartışıldıktan sonra hükme varılması gerekirken bu konuda herhangi bir gözlem ve değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde mahkûmiyet hükümleri kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 230. maddesine muhalefet edilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi 29.05.2023 tarih ve 819-1084 sayı ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanıkların mahkûmiyetlerine karar vermiştir.
Bu hükümlerin de sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmeleri üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 28.03.2024 tarih ve 13286-2873 sayı ile; "Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 13.12.2022 tarihli ve 2022/10914 Esas, 2022/11389 Karar sayılı kararı ile sanıklar ... ve ... hakkında hata hükümlerinin tartışılması, sanık ... hakkında da hata hükümlerinin uygulanması gerektiğinden bahisle hükümlerin bozulmasına karar verildiği, bozma kararı sonrası Bölge Adliye Mahkemesinin direnme olarak belirttiği kararının gerekçesinde sanıklar hakkında hata hükümlerinin neden uygulanamayacağı yönünde ilk kararında bulunmayan yeni gerekçelere yer vermesi nedeniyle söz konusu kararın direnme mahiyetinde olmayıp her bir sanık açısından yeni hüküm niteliği taşıdığı gözetilerek yapılan incelemede;
1. Yargıtay ilamında, sanık ... hakkında hata hükümlerinin uygulanması, sanıklar ... ve ... hakkında ise hata hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun tartışılması gerektiğinden bahisle bozma kararı verildiği ancak Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, sanık ... için bozma niteliğine göre ayrı bir gerekçe, diğer sanıklar ... ve ... için de yine bozma niteliğine göre ayrı gerekçeler yazması gerekirken ... ve ... isimli sanıkların adlarını karıştırarak ... için hata hükümlerini uygulanmaması gerekçesini belirtirken, sanıklar ... ve ... için hata hükümlerini tartışarak bu sanıklar yönünden de hata hükümlerini uygulamama gerekçesini yazarak sanıklar ... ve ... hakkındaki gerekçeleri karıştırması,
2. İlk Derece Mahkemesinin yargılaması sırasında 10.03.2016 tarihli celsede mağdurenin ifadesi sırasında hazır bulunan psikolog bilirkişinin, mağdurenin fiziki görünümüyle alakalı olarak 'Mağdurenin görünümü, kilo alması ve saçını boyatması nedeniyle yaşından 1 yaş kadar büyük gözükmektedir' şeklindeki tespiti de göz önünde bulundurularak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşmalı olarak yapılan yargılamaya mağdurenin bizzat çağrılarak mahkeme heyeti tarafından mağdurenin fiziki görününüşüyle alakalı bir tespit yapılmasından sonra sanıklar hakkında hata hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmesi gerekirken eksik kovuşturma sonucu hükümler kurulması hukuka aykırı bulunmuştur." isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi 30.09.2024 tarih ve 1642-1801 sayı ile bozmaya direnerek sanıkların önceki hükümler gibi mahkûmiyetlerine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanıklar müdafilerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.12.2024 tarihli ve 121420 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.03.2025 tarih ve 80-2210 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve tehdit suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; direnme kararına konu hüküm kurulmadan önce Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünden sonra hazır bulunan sanık ... ve sanıklar müdafilerine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan ve ayrıca sanık ...’e hazır bulunduğu oturumda son söz hakkı verilmeden yargılamaya son verilip hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurup doğurmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER
İncelenen dosya kapsamından;
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince bozmadan sonra yapılan yargılamada, 30.09.2024 tarihli oturumda bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan sanık ... ve sanıklar müdafileri ve Cumhuriyet savcısına bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısının bu beyanı ve esas hakkındaki görüşünden sonra oturumda hazır bulunan sanık ... ve sanıklar müdafilerine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan ve hükümden önceki son söz hazır bulunan sanık ...'e verilmeden duruşmaya son verilip direnme kararına konu hükmün kurulduğu anlaşılmaktadır.
IV. GEREKÇE
Ön Sorun ile ilgili CMK'da yer alan yasal düzenlemeler şöyledir:
"Kararların verilmesi usulü
Madde 33 – (1) Duruşmada verilecek kararlar, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafi, vekil ve diğer ilgililer dinlendikten; duruşma dışındaki kararlar, Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü görüşü alındıktan sonra verilir."
"Delillerin tartışılması
Madde 216 –1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.
2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir. Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez."
"Davaya yeniden bakacak mahkemenin işlemleri
Madde 307 – (1) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
...
(4) Yargıtaydan verilen bozma kararına bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı vardır. .."
Amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmak olan ceza yargılamasının özünü; yargılamanın asıl sujeleri tarafından, silahların eşitliği, yüzyüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkeleri doğrultusunda icra edilecek olan ve çelişmeli yargılamaya imkan sağlayan kolektif bir kurum olan aleni duruşma/celse oluşturur.
Duruşmaya ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilir (CMK madde 190). CMK'nın 191. madesinde öngörülen usule göre başlayan duruşmada sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır. Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır (CMK madde 206/1). Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir (CMK madde 201/1). Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir (CMK madde 201/1).
Hüküm, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafii/müdafiler ve diğer ilgililer dinlendikten sonra verilebilir (CMK madde 33). Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir (CMK madde 216/3). Savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı emredici nitelikte olup, uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup, hazır olduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm tesisi savunma hakkının sınırlanması sonucunu doğurmaktadır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son sözün hazır bulunan sanığa verilmesi kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamada da kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkelerinin doğal sonucu olarak aynen geçerlidir.
Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasından sonra hazır bulunan sanık ve müdafii/müdafiler dinlenmeli, her halûkârda hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde:
Bozmadan sonra yapılan yargılamada, bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan sanık ..., sanıklar müdafileri ve Cumhuriyet savcısının bozma ilamına ilişkin görüşlerini açıklamalarının ardından yargılamanın bitirilerek hükmün tefhim edildiği anlaşılmaktadır. İddia makamının esas hakkındaki mütalaasından sonra hazır bulunan sanık ... ve sanıklar müdafilerine söz hakkı verilmemesinin yanı sıra hazır bulunan sanık ...'e de son sözünün sorulmaması CMK'nın 216/1-2-3. maddesine aykırılık oluşturduğundan, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılıklar nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararında isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün yukarıda açıklanan usule aykırılıklar nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 30.09.2024 tarihli ve 1642-1801 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü alındıktan sonra hazır bulunan sanık ... ve sanıklar müdafilerine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan, sanık ...'e son sözü sorulmadan yargılamaya son verilip hüküm tesis ve tefhim edilmesi suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliklerinden, diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihli müzakerede oy birliğiyle karar verildi.