MAKALE

BELEDİYELERİN YOL AĞLARINDAKİ BAKIM YÜKÜMLÜLÜKLERİ İHLALİNDEN DOĞAN KÜMÜLATİF ARAÇ ZARARLARI VE İDARENİN SORUMLULUĞU

Abone Ol

ÖZET

Bu akademik inceleme yerel yönetimlerin ulaştırma ve altyapı hizmetlerindeki bakım-onarım yükümlülüklerinin ihlali neticesinde motorlu taşıtlarda meydana gelen kümülatif(zamana yayılı) zararların idare hukuku prensipleri çerçevesindeki tazmin edilebilirliğini ele almaktadır. Şehir içi yol ağlarında sıklıkla karşılaşılan yapısal bozulmalar, çukurlar ve asfalt deformasyonları araçlarda yalnızca anlık çarpma hasarlarına değil, aynı zamanda uzun vadeli mekanik yıpranmalara da sebebiyet vermektedir. Çalışma kapsamında, Anayasa'nın 125. maddesi başta olmak üzere 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri detaylıca irdelenmiştir. Hizmet kusuru ve tehlike ilkesine dayalı kusursuz sorumluluk kavramları arasındaki teorik sınırlar tartışılarak idari yargı pratiğinde ispat külfeti ve uygun illiyet bağının kümülatif zararlar yönünden nasıl esnetilmesi gerektiği yüksek yargı içtihatları eşliğinde analiz edilmiştir.

1. GİRİŞ VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Hukuk devleti ilkesinin en önemli yansımalarından biri, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları tazmin etme yükümlülüğüdür. Toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanan kamu hizmetleri, süreklilik, düzenlilik ve eşitlik prensipleri doğrultusunda yürütülmek zorundadır. İdarenin asli görevleri arasında yer alan kentsel altyapı ve ulaştırma hizmetleri modern yaşamın kesintisiz akışı için büyük bir öneme sahiptir. Karayollarının inşası, bakımı ve güvenliğinin sağlanması yerel yönetimler ile merkezi idarenin ortak sorumluluk alanına girmektedir. Günümüzde kentleşmenin ve motorlu araç kullanımının büyük bir hızla artması şehir içi yol ağları üzerindeki fiziki yükü ve yıpranma payını artırmıştır. Belediyelerin bütçelerinin yetersizliği, düzenli bakımlarının yapılmaması veya yol kalitesinin yeterli seviyede olmaması sebebiyle yollarda oluşan derin çukurlar, rögar kapaklarının yol seviyesiyle eşit düzeyde yapılmaması ve yollarda meydana gelen bölgesel çökmeler trafik güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Bu durum ayrıca bireylerin mülkiyet hakkına doğrudan zarar veren idari bir kusur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Uygulamada, söz konusu yol kusurlarından kaynaklanan araç hasarları iki farklı kategoride ortaya koyabiliriz. Bunlardan ilki araçlarda meydana gelen "ani ve statik hasarlar"dır. Bu tip durumlarda kaza tespit tutanakları ve olay yeri fotoğrafları ile illiyet bağı kolaylıkla kurulabilmektedir. İkinci kategori ise bu çalışmanın asıl konusunu oluşturan "zamana bağlı kümülatif hasarlar"dır.

Sürücünün ikametgâhı ile iş yeri arasında yer alan ve idarece uzun süre bakımsız bırakılan bir güzergâhı düzenli olarak kullanması neticesinde, aracın süspansiyon ve yürür aksamında meydana gelen olağan dışı, hızlandırılmış yıpranmalar bu gruba girmektedir. Bu makale, klasik hizmet kusuru anlayışının kümülatif zararları tazmin noktasındaki yetersizliklerini aşmayı ve modern ispat hukuku teorileriyle konuya yeni bir perspektif kazandırmayı amaçlamaktadır.

2. YOL BAKIM VE ONARIM HİZMETLERİNE İLİŞKİN NORMATİF ALTYAPI

Türkiye'de karayolu ağlarının yönetimi ve bakımı yolun hukuki statüsüne ve coğrafi konumuna göre çeşitli idari makamlar arasında paylaştırılmıştır. Sorumluluğun tespiti ve husumetin doğru idareye yöneltilmesi açısından bu paylaşımın sınırlarının net olarak çizilmesi gerekmektedir. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 14/1-a maddesi uyarınca kentsel altyapı ve ulaşım hizmetleri belediyelerin asli görevleri arasında yer almaktadır. Bu madde uyarınca belediyenin yalnızca yol inşa etme görevi yoktur; aynı zamanda o yolun ekonomik ömrü boyunca ulusal standartlara (TSE) uygun, sürüş güvenliğini tehdit etmeyecek kondisyonda tutulması görevini de yüklemektedir. Belediyeler bu kapsamda gereken her türlü tedbiri almakla yükümlüdür.

Büyükşehir statüsüne sahip illerde ise 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu hükümleri uygulama alanı bulacaktır. 5216 sayılı Kanunun 7/1-g maddesi "Büyükşehir belediyesinin yetki alanındaki mahalleleri ilçe merkezine bağlayan yollar, meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak, yaptırmak, bakım ve onarımı ile bu yolların temizliği ve karla mücadele çalışmalarını yürütmek; kentsel tasarım projelerine uygun olarak bu yerlere cephesi bulunan yapılara ilişkin yükümlülükler koymak; ilân ve reklam asılacak yerleri ve bunların şekil ve ebadını belirlemek; meydan, bulvar, cadde, yol ve sokak ad ve numaraları ile bunlar üzerindeki binalara numara verilmesi işlerini gerçekleştirmek" yetki sınırları çizilmiştir. Buna göre bulvarlar, meydanlar ve geniş caddelerin yapım, bakım ve onarımı doğrudan büyükşehir belediyeleri üzerine bırakılırken; mahalle aralarında kalan tali yollar ve dar sokakların sorumluluğu ilçe belediyeleri üzerine bırakılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca şehir içinden geçse dahi devlet yolları ve il yolları statüsündeki transit güzergâhların bakım, onarım ve trafik güvenliğinin Karayolları Genel Müdürlüğüne ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla idari başvuru aşamasında yolun niteliğinin doğru tespit edilmesi sorumlu idarenin tespiti açısından büyük önem taşımaktadır.

3. İDARİ SORUMLULUĞUN TEMELLERİ: KUSUR VE RİSK

İdarenin hukuki sorumluluğu özel hukuktaki haksız fiil sorumluluğundan farklı olarak, kamu hukukunun kendine has dinamikleri üzerine inşa edilmiştir. T.C. Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" hükmü bu sorumluluğun anayasal temelini oluşturur. İdare hukukunda mali sorumluluk, kural olarak "hizmet kusuru", istisnai olarak ise "kusursuz sorumluluk" esasına dayanır.

Hizmet kusuru idarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda, işleyişinde veya teşkilatında meydana gelen objektif aksaklıklarda sorumluluğunu ortaya koymaktadır. Yol bakım hizmetleri bağlamında hizmet kusuru üç şekilde ortaya çıkabilir. Hizmetin hiç işlememesi (Bozulan veya çöken bir yolun idare tarafından tamamen kaderine terk edilmesi ve hiçbir müdahalede bulunulmaması) Hizmetin geç işlemesi (Vatandaşların CİMER veya yerel şikâyet hatları üzerinden bildirimde bulunmasına rağmen, yoldaki derin bir çukurun uzun süreler boyunca onarılmaması) Hizmetin kötü işlemesi (Onarımın standartlara aykırı yapılmasıdır. Niteliksiz asfalt kullanımı, zemin etüdünün yapılmaması veya yamaların ilk yağışta tekrar açılarak daha tehlikeli çukurlar oluşturması bu kapsamda değerlendirilebilir.) İdarenin yol ağını sürekli denetim altında tutma yükümlülüğü bulunduğundan "çukurdan haberimiz yoktu" savunması idari yargıda kabul görmemektedir.

İdarenin kusursuz sorumluluğu, devletin ve idari kurumların eylem veya işlemlerinden doğan zararları, herhangi bir hizmet kusuru aranmaksızın tazmin etmesi yükümlülüğü anlamına gelmektedir. Yolların idaresi, doğası gereği bünyesinde potansiyel tehlikeler barındıran kompleks bir faaliyettir. Bazı hallerde idare tüm bakım ve onarım süreçlerini gerektiği gibi yürütmesine rağmen zararın doğmasını engelleyemeyebilir. Bu noktada, idarenin "fedakârlığın denkleştirilmesi" ve "kamu külfetleri karşısında eşitlik" prensipleri gereği kusuru bulunmasa dahi sorumluluğuna gidilebilecektir. Ağır tonajlı araçların ve yoğun iklim koşullarının yıprattığı yolların yönetimi potansiyel bir risk yaratır. Bu riskin gerçekleşerek bireyin mal varlığında zararlar yaratması getirmesi durumunda idarenin tehlike ilkesi uyarınca kusursuz sorumluluğu doğabilecektir.

4. KÜMÜLATİF ZARAR KAVRAMI VE UYGUN İLLİYET BAĞININ İSPATI

Araçlarda çukurlar ve yapısal bozukluklar nedeniyle meydana gelen zamana bağlı kümülatif hasarlar ispat hukuku açısından sorunlu bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Geleneksel zarar teorisi eylem ile sonuç arasında kesintisiz bağ arar. Oysa kümülatif zararlarda süreç küçük mikro-travmaların zaman içerisinde birikmesiyle oluşur. Bu noktada güzergâhtaki kusurlu geçiş sayısı, yolun bozukluğundan kaynaklanan her bir dikey ivme etkisini, parçada oluşan anlık mikro deformasyonu, malzemenin olağan yorulma payını göz önünde bulundurarak araçta meydana gelen kümülatif zararın tespit edilmesi gerekmektedir. Bu noktada "uygun illiyet bağı" teorisinin modern yorumlarına başvurulması gerekmektedir. İdari eylemin tek bir olay değil, "süregelen bir eylemsizlik hali" olduğu kabul edilmelidir.

Kümülatif zarar iddiasının ispatını temel 3 madde altında ortaya koyabilmektedir. Bunlardan ilki güzegahın ortaya konulmasıdır. Zarara uğrayan taraf araç güzergahını Plaka Tanıma Sistemi (PTS), Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) kayıtları, ev-işyeri adres bilgileri, tanık ve kamera kayıtları ile ortaya koyabilmektedir. Burada önemli olan husus kişinin bozuk güzergahı kullanma zorunluluğunun ve kullandığı gerçeğinin ortaya konulmasıdır. Ayrıca belirtmemiz gerekir ki ev-işyeri bilgileri ispat açısından fiili karine oluşturabilecektir.

Kümülatif zararı iddiasını ortaya koymada ikinci önemli maddemiz eksper incelemesidir. Araçların kusurlu yollar nedeniyle zarara uğrayabilecek parçaları arasında lastik, jantlar, süspansiyon sistemi, amortisörler, rot ayarı, tabla ve burçlar, egzoz sistemi ve motor karteri sayılabilir. Bu noktada aracın eski muayene kayıtları, varsa eksper raporu, yenilenen parçalar var ise bunlara dair fatura ve servis kayıtları, aracın yaşı ve kilometre bilgileri eşliğinde eksper raporu alınması ve meydana gelen zarar ile idarenin kusuru arasındaki illiyet bağının ortaya konulması büyük önem taşımaktadır.

Kümülatif zararı ortaya koymada bir diğer önemli maddemiz ise idareye yapılan talep ve şikayetlere ilişkin kayıtlardır. Bu sayede idarenin bilme ve onarım yapma yükümlülüğünü ihlal ettiği ve hizmet kusuruna neden olduğu ortaya konulmuş olacaktır.

5. YÜKSEK YARGI İÇTİHATLARI VE YARGI YOLU

Türkiye'de karayollarındaki bakım eksikliklerinden doğan zararların tazmini konusunda yüksek yargı organları zaman zaman görüş ayrılıkları yaşamış olsa da, uyuşmazlıkların çözüm yeri ve esası konusunda artık yerleşik bir içtihat hukuku oluşmuştur.

Karayollarındaki fiziki kusurlar veya yapısal hatalar nedeniyle talep edilecek tazminat uyuşmazlıklarında hangi mahkemenin görevli olduğu, olayın şartlarına göre farklılık gösterir. Ne var ki, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun açık hükmü gereği bu davaların çözüm yeri istisnasız olarak adli yargı mercileridir. Eğer kazanın yaşandığı kusurlu yolun bakım ve onarım sorumluluğu kamuya (Belediyelere veya Karayolları Genel Müdürlüğü'ne) aitse, söz konusu davaların adresi adli yargı kolunda yer alan Asliye Hukuk Mahkemeleri olmalıdır. Diğer taraftan, güzergahın yap-işlet-devret modeliyle özel firmalar tarafından yönetildiği otoyollarda durum farklılaşır. Bu tür özel yollardaki bozukluklardan kaynaklanan zararlarda, aracı kullanan kişinin seyahat amacı belirleyici bir kriterdir. Şayet sürücü şahsi, yani ticari veya mesleki olmayan bir nedenle seyahat ediyorsa dava Tüketici Mahkemelerinde açılmalıdır. Ancak yapılan yolculuğun temelinde ticari ya da mesleki bir faaliyet yatıyorsa, uyuşmazlığın çözüm yeri yine Asliye Hukuk Mahkemeleri olacaktır.

Belediye veya Karayolları Genel Müdürlüğü'nün sorumluluğunda olan bir yolda, idarenin yoldaki çukuru kapatmaması, gerekli uyarı levhalarını yerleştirmemesi veya bakım çalışmalarını standartlara uygun yapmaması neticesinde meydana gelen araç zararları ile diğer maddi zararlar, doğrudan doğruya kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin bir "hizmet kusuru" teşkil eder. Danıştay'ın bu konuda vermiş olduğu kararlar illiyet bağı ve idarenin sorumluluğunun sınırları konusunda yol göstericidir. Danıştay 15. Dairesi’nin T.20/02/2017, E.2013/9890, K.2017/807 sayılı kararında yol zeminindeki bozukluk ve ıslaklık nedeniyle meydana gelen kazada gerekli bakım-onarımı yapmayan ve uyarıcı işaret koymayan idarenin hizmet kusuru bulunduğu kabul edilmiştir. Bu kapsamda öncelikli olarak olayın meydana geliş şekli, idarenin hizmet kusurunun ağırlığı, zararın niteliği araştırılmalıdır.

Danıştay 15. Dairesinin T.18/04/2017 E.2013/14422 K.2017/1836 sayılı kararında İzmir'de yoldaki çukur sebebiyle meydana gelen ölümlü kazada geride kalanların, ceza mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda idarenin hizmet kusuru olduğunun anlaşıldığını belirterek belediyeye tazminat davası açtığına yer verilmiştir. Adli Tıp Kurumu raporuyla yolda gerekli aydınlatma ve işaretleme tedbirlerini almayan idarenin %60 oranında hizmet kusuru işlediği; kask takmayıp hızını ayarlamayan sürücünün ise %40 oranında kusur taşıdığı tespit edilmiştir. Danıştay, İdare Mahkemesi'nin bu kusur oranları ışığında idarenin sorumluluğuna hükmederek hesapladığı maddi ve manevi tazminatların yasal faiziyle birlikte ödenmesi kararını hukuka uygun bularak onamıştır.

6. USUL HUKUKU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRMELER (ZORUNLU İDARİ BAŞVURU)

İdari yargıda açılacak tam yargı (tazminat) davaları bir takım katı usul kurallarına tabidir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu md. 13/1'e göre "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir." Bu zorunlu idari başvuru süreci işletilmeden doğrudan mahkemeye gidilmesi, davanın usulden reddi ile sonuçlanacaktır.

İYUK md. 13 uyarınca mağdur, eylemi ve zararı öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili belediyeye veya idareye yazılı olarak başvurmalıdır. Ani hasarlarda bu süre olayın gerçekleştiği gün başlarken; makalemizin konusu olan kümülatif zararlarda "zararı öğrenme tarihi" hukuki bir tartışma yaratmaktadır. Doktrindeki baskın görüşe ve yargısal eğilimlere göre, kümülatif hasarlarda öğrenme tarihi, aracın mekanik bir incelemeye tabi tutularak arızanın yol kaynaklı olduğunun yetkili bir ekspertiz veya servis raporuyla somutlaştırıldığı tarihtir

7. SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRAN VEYA AZALTAN HUKUKİ HALLERİ

İdari eylem ve işlemlerden kaynaklanan tazminat yükümlülüğü, nedensellik (illiyet) bağını kesen birtakım harici faktörlerin varlığında bütünüyle ortadan kalkabileceği gibi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan hükümlerin idare hukukuna kıyasen uygulanması yoluyla oransal olarak da azaltılabilmektedir. Bu kapsamda öne çıkan temel etkenlerden ilki mücbir sebeptir.

Kamu idaresinin önceden tahmin edip tedbir almasının ve karşı koymasının fiilen imkânsız olduğu olağanüstü tabiat olayları mücbir sebep olarak nitelendirilebilir. Örneğin, ansızın gelişen yıkıcı bir depremin karayolunda meydana getirdiği derin yarıkların araçlara verdiği zararlarda idareye kusur atfedilemez. Buna karşılık, bölgenin iklim standartları dahilinde gerçekleşen yağışların ardından asfalt yüzeyinde meydana gelen erime ve bozulmalar mücbir sebep şemsiyesi altına alınamaz; bu tür deformasyonlar açıkça projelendirme, mühendislik veya hatalı malzeme kullanımından kaynaklanan birer hizmet kusurudur.

İlliyet bağını kesen veya azaltan unsurlardan bir diğeri ise üçüncü kişinin ağır kusurudur. Yol güzergâhında altyapı, doğalgaz veya telekomünikasyon çalışması yürüten taşeron firmaların ya da kurumların, çalışma sahasını usulüne uygun kapatmayarak çukur veya hafriyat bırakması neticesinde doğan zararları bu kapsamda değerlendirebiliriz. Yine üçüncü kişilerin kendi hatalarıyla yollara verdikleri zararlar da bu kapsama dahildir. Ne var ki mahkemeler, belediyelerin kendi yetki havzalarındaki her türlü kazı ve yapım işini denetleme mükellefiyetine sahip olmasından yola çıkarak, genellikle idareyi mağdura karşı "müteselsilen (zincirleme) sorumlu" kabul etmektedir. Belediyenin, mağdura ödemek zorunda kaldığı tazminat bedelini daha sonra asıl kusurlu işletmeye veya müteahhide rücu etme (yansıtma) hakkı ise saklıdır

İlliyet bağını kesen veya azaltan unsurlardan üçüncüsü ise zarar görenin ağır kusurudur. Sürücünün söz konusu yolun fiziki eksikliklerini ve tehlikelerini bilmesine rağmen hız sınırlarını aşması, aracın taşıma kapasitesinin üzerinde yük yüklemesi yahut gerekli trafik dikkatini sergilememesi hallerini bu kapsamda değerlendirebiliriz. Yargılama aşamasında mahkemece görevlendirilen bilirkişi heyeti, olayın oluşumuna göre taraflar arasında matematiksel bir kusur dağılımı (örneğin idare %71, zarar gören %29) belirler ve hükmedilecek tazminat miktarından davacının kusuru oranında hakkaniyet indirimi (tenzilat) yapılır. Bu kapsamda somut olayın tüm unsurları göz önünde bulundurulmalı ve ondan sonra eksper raporu eşliğinde karar verilmelidir.

8. SONUÇ

İdarenin varoluş amacından doğan en temel ödevlerinden biri; çağdaş standartlara uygun ulaşım ağları inşa etmek, bu yolların periyodik onarımını sağlamak ve ortaya çıkan fiziki riskleri gecikmeksizin ortadan kaldırmaktır. Yerel yönetimlerin bu kamusal yükümlülüğü ihmal etmesi neticesinde yollarda süreklilik kazanan çukurlar ve yapısal bozukluklar, yurttaşların mülkiyet hakkını ihlal etmesinin yanı sıra motorlu taşıtlarda zamanla biriken (kümülatif) mekanik zararlara zemin hazırlamaktadır.

Aniden gerçekleşen kaza kaynaklı hasarlarla kıyaslandığında, zamana yayılan kümülatif yıpranmaların hukuken ispatlanması daha karmaşık bir süreçtir. Buna rağmen; aracın söz konusu güzergâhı sürekli kullandığını teyit eden elektronik veriler, bağımsız bilirkişi incelemeleri ve idareye yapılmış şikâyet bildirimleri vasıtasıyla "uygun illiyet bağı" rahatlıkla kurulabilmektedir. Hukuk devleti ilkesi, idari yargı makamlarının "hizmet kusuru" kavramını katı ve durağan bir çerçeveden çıkararak, mütemadi idari eylemsizliklerin birikimli sonuçlarını da kapsayacak modern ve dinamik bir yorum metodolojisine geçiş yapmasını zorunlu kılmaktadır.

Artan hukuki ihtilafları asgariye indirmek ve kamu bütçesinin tazminat yüküyle tükenmesinin önüne geçmek için, belediyelerin önleyici bakım stratejilerini benimsemesi şarttır. Bu bağlamda, çöp kamyonları veya belediye otobüsleri gibi sahada sürekli aktif olan araçlara yapay zekâ destekli yüzey tarama sistemlerinin entegre edilmesi asfalt deformasyonlarının büyümeden tespitini sağlayacaktır. Ek olarak, Sayıştay denetim raporlarında "yol bakım kalitesinin" bağımsız bir performans kriteri haline getirilmesi yerel yöneticilerin hesap verebilirliğini artıracak ve hizmet standardını yükseltecektir.

Hasılı sağlam altyapıya sahip ve sürüş güvenliği sağlanan kentlerin inşası, sadece idarenin karşılaşacağı mali külfetleri engellemekle kalmayacak, aynı zamanda bireylerin devlete duyduğu anayasal güven hissini de kalıcı olarak sağlamada büyük rol oynayacaktır.

Av. Tarık Buğra KAYA

KAYNAKÇA

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982).5393 Sayılı Belediye Kanunu, 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü E.2019/543, K.2019/675, Danıştay 15. Daire E.2015/8023, K.2017/1402, Reyhan Kayışlı Arslanbuğa Bozuk Yolda Meydana Gelen Trafik Kazasında İdarenin Tazminat Sorumluluğu 18/02/2021, Yoldaki Çukur, Bozuk Asfalt ve Açık Rögar Nedeniyle Oluşan Zararlarda Belediyenin Hukuki Sorumluluğu Onur Küçükyetim, Çağlayan, R. (2019) İdari Yargılama Hukuku ve İdari Sorumluluk (5. Baskı), Seçkin Yayıncılık, Ankara.Gözler, K. (2022). İdare Hukuku Dersleri (21. Baskı). Ekin Yayınları, Bursa.Giritli, K., Bilgen, P., & Akgüner, T. (2015). İdare Hukuku. Der Yayınları, İstanbul.Yıldırım, T. (2018). Türkiye'de İdari Yargı Sistemi ve Sorumluluk Hukuku Esasları. Yetkin Yayınları, Ankara