Yargıtay Beraatı Müebbete Bozarsa

Abone Ol

Yargıtayın Doğru Bildiği Yanlışlar[1]’dan sonra okuyucularımızdan Sayın Songül ÖRS aradı. Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği beraat kararını Yargıtay bozmuş, bozmaya uyan BAM da otuz üç yıl hapis cezası vermiş; bu nasıl bir yanlışlıktır, hiç beraatten müebbete dönebilir mi bir dosya?

Olabilir bazen. CMK m. 223 beraat her zaman yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması hallerinde değil, bazen de işlendiğinin sabit olmaması hallerinde verilir; yani yüzde yüz emin değilim suçun senin tarafından işlendiğinden, var bazı olgular, ama tam ispat edemiyorum, hani AY m. 38 in dubio pro reo. Daha sonradan ortaya çıkan bir delil, tanık ifadesi artık kuşkuyu ortadan kaldırırsa ceza verilebilir.

Hayır, hiç yeni bir tanık çıkmadı, yeni bir delil olmadı, sadece dosyadan olanlardan dolayı değiştirildi hüküm dedi Songül Hanım.

Değildir öyle, bir dosyayı görelim, işin aslını anlarız.

Gördük gördük de, aynen Songül Hanım’ın anlattığı gibiymiş. Nasıl mı? Bakın ben size hukuki ve sosyolojik gerçekleriyle anlatayım.

Genç jandarmalarımız hal ve hareketlerinden şüphelendikleri iki kişiyi durduruyorlar. PVSK m. 4/A diyor ya polis tecrübesinden dolayı şüphelendiği bir durum varsa durdurup kimlik sorabilir. Buradaki tecrübe polisin mesleki kıdemi değil; o muhitte çok fazla olay oluyordur, mesela hırsızlık yaygındır, gece vakti de biri elinde çuvalla dolaşıyorsa artık tecrübesinden dolayı durdurma yapabilir polis. Dosyadan anlaşılmıyor böyle bir tecrübe durumu var mı diye ama çok da önemli değil, işler çığırından çıkacak biraz sonra çünkü.

Karakolda klasik telefonu almalar, aç şifresini içini göster derken o sırada kahramanımız arıyor. Evet, durdurulan kişiler bildiğimiz torbacı, kahramanımız da müşteri. Jandarma randevu veriyor uyuşturucu satıcılarının telefon mesajlarıyla.

Genç jandarmalarımız çok heyecanlı uyuşturucu müptelalarını yakalamak için. Ee, hep mi ünlüler içeri alınacak, biraz da sıradan halk alınsın tabii. Operasyona gidilecek de, araç yok. Kendi araçlarıyla, sivil kıyafetleriyle, komutanlarından izin almadan gidiyorlar. Filmlerde gördüğümüz şekilde elinde silahları araçtan inip karşılarına çıkıyorlar, silahı doğrultuyorlar. Hiç öyle polis, jandarma, dur, teslim ol yok; filmlerden farkı burada.

Tamam da, ufak bir sorun var. Karşımızdaki müşteriler de öyle şeytana uyup o günlük içmeye gelenler değil. Alkollü mekan işleten, yıllarca içeri girip çıkmış, kısaca bu yolun yolcusu gençler. Hasımları çok yani. Hani Mafya Avukatı[2]’nda bahsettiğimiz geleceğin mafya babası adayları.

Hal böyle olunca, karanlıkta, sivil araçtan, sivil kıyafetleriyle, hiçbir uyarıda bulunmadan ellerinde silahlarıyla inenleri hasımları sanıp ateş açmaya başlıyorlar. Açılan ateş sonucu bir jandarmamız ağır derecede yaralanıyor.

Ondan sonra soruşturma, kovuşturma, sağlam işkence (evet, öyle kovuşturmanın sonucunu beklemeyiz polise ateş açmalara karşı) derken ufak bir sorun daha ortaya çıkıyor; şimdi o jandarmayı atılan kurşunun o araçtan atıldığı sabit de, hangisinin silahından çıktığı sabit değil. Bir de üstüne kahramanımızın arkadaşı hapisten mektup yazıp suçu da itiraf ediyor mu vicdan azabıyla, haliyle onu hükmediyorlar bizimkini serbest bırakıyorlar.

Daha sonradan itirafımı baskıyla verdim, aile bana para gönderdi diyor ama dedik ya, zaten hangisinin silahından çıkan kurşunla yaralandığı kesin değil, dinlemiyorlar bunun üzerine daha çok.

Şimdi ceza yargılamasında yüzde yüz şüpheden uzaklık çok önemlidir. Suçlu birinin hapis yatmamasında kamu vicdanını daha rahatsız eden bir olgu varsa, o da masum birinin hapis yatmasıdır. Okuyoruz haberlerde, işlemediği tecavüzden dolayı otuz yıl yattıktan sonra suçsuz olduğu ortaya çıktı, bilmem kaç milyon dolar tazminat aldı.

Bütün gençliğin içeride geçtiyse, hele burası da bir federal hapishaneyse, tecavüz mahkumlarının başına ne geldiği belli, hatta tecavüz olmasına da gerek yok, hatırlayın Esaretin Bedeli’ni, milyar dolar alsan n’olacak?

Kolluk görevini iyi yapacak. Hukuka aykırı elde edilen deliller ceza yargılamasında zehirli ağacın meyvesi olacak; bunlar suçluları korumak için değil masumları korumak içindir. Unutmayın, her masum bir suçlu adayı olabilir.

Neyse efendim tabii basın da ayağa kalkıyor, nasıl olur da kimin tarafından atıldığı ispat edilemiyor diye cezasızlık derken otuz üç yıl veriliyor. Hani bizde CMK m. 100 tutuklama nedenlerini saymıştır tahdidi olarak ama halk bir galeyana gelmişse bunlara bakılmaz ya; burada da aynısı olmuş, vermişler cezayı.

Vermişler, vermişler de, bir de el arttırarak vermişler; kişiyi yerine getirdiği kamu görevinden dolayı öldürmeye teşebbüs TCK m. 82.

Şimdi bakın kimden çıktığı belli değil diye kurşun kişiyi cezalandıramamanın vicdanınızı rahatsız etmesi farklı bir şey, unsurları oluşmamış bir suçtan dolayı cezalandırmak apayrı bir şey. Suçun maddi unsurlarından sonra bir de manevi unsurları vardır ki burada kast devreye girer; karşınızda sivil bir araç var, sivil bir kişi var, eli silahlı, size karşı silahını doğrultmuş, herhangi bir uyarıda bulunmuyor polis olduğuna dair ve siz de zaten oraya kimseyi öldürmek, yaralamak amacıyla değil uyuşturucu satın almak için gitmişsiniz. Yani şeriklikti, yardım edendi, katılandı çok anlamsız tartışmalar bunlar. Azmettiren filan olamaz, o amaç yok ortada. Sırf bu nedenden ötürü Yargıtayın bozması gerekir Bursa BAM 1. CD 2025/3695 Esas 24.11.25 Tarih ve 3850 Sayılı Kararını.

Kahramanımız da şu anda yeni bir hayat kurmak için ailesiyle beraber yurtdışında. Tabii bu hicret bozma sonrasına denk geldiği için CMK m. 247 kaçak kabul ediliyor; hani hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak için yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kişi. Biliyor musunuz böyle durumlarda CMK m. 248 gereği kişinin mallarına el koyabiliyoruz velev ki suç katalog suçlardan olsun.

Yani TCK m. 76 soykırım, TCK m. 77 insanlığa karşı suçlar, TCK m. 79 göçmen kaçakçılığı, TCK m. 80 insan ticareti, TCK m. 141 hırsızlık, TCK m. 148 yağma, TCK m. 155 güveni kötüye kullanma, TCK m. 157 dolandırıcılık, TCK m. 161 hileli iflas, TCK m. 188 uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, TCK m. 197 parada sahtecilik, TCK m. 220 suç işleme amacıyla örgüt kurmak, TCK m. 236 edimin ifasına fesat karıştırma (haliyle TCK m. 235 ihaleye fesat karıştırma), TCK m. 247 zimmet, TCK m. 250 irtikap, TCK m. 252 rüşvet, tüm devletin güvenliğine karşı olan suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı olan suçlar, TCK m. 232 askeri yasak bölgelere girme hariç…Aman efendim neredeyse tüm TCK!

Tüm suçlar ama bir ciddi suç hariç. Cinayet. Evet, hırsızlıktan teröre ne yaparsanız kaçak olduğunuz durumda tüm mal varlığınıza el koyuyoruz ancak adam öldürdünüz mü değil. İlginç…Değil mi?

Değil. Bu doktrinde çok eleştiriliyor da bana da sormuş olsalardı eleştirmeyi bırakırlardı; hayat hukuktan ibaret değil, bir de sosyolojik olgular var, hani oturduğumuz yerde Yargıtayı eleştiriyoruz ya nasıl hukuka bu kadar aykırı karar verir diye, işte bu da onlardan biri. Her asistan nasıl bir gün profesörlüğü tadacaksa[3] hepimiz de bir gün katil olabiliriz, illa kasıt da olması gerekmez, trafikte taksirle de olabilir bu, bu yüzden DMK m. 48 bir yıl hapis cezası alanı memur yapmazken kaç yıl olursa olsun taksirli suçları vareste tutuyor.

Gerçek kader kurbanlığı budur. Ha, örneğimize dönersek, evet, eski dosyalara baktığımızda bunu söylemek çok zor. Neden eski dosyalara bakıyoruz? Bir kere TCK m. 62 gereği takdir indirimi yapmak için bakmak zorundayız. Sonra, her hakim bakar. CMK m. 206 delil kanuna aykırı elde edilmişse reddolunur diyor, dosyadan çıkarılır demiyor.

Eski bir dostum aklıma geldi. Milli judocu. Defalarca ülkemizi Avrasya’da temsil etti. Beden eğitimi ve antrenörlük mezunu Marmara’dan. Gençlik, o da mafya babalığına soyundu. Tabii bizim örnekte daha çok yeğenliğine. Bir bakıyor mekan basıyor, adam dövüyor, hiçbir şey olmuyor! CMK m. 231 hükmün açıklanmasının geri bırakılması. Hep böyle gidecek sanıyor, dokunulmaz olduğunu düşünüyor.

Haliyle el arttıra attıra işleniyor suçlar. Bir gün kırılıyor su testisi. Yıllarca içeride yatıyor, Covid sayesinde çıkabiliyor. Özünde o kadar değerli bir antrenör ama memur olamıyor, haliyle belediyede de çalışamaması gerekiyor ancak meclisi toplanıyor, karar alıyorlar, yüz kızartıcı suç değildir, çalışabilir diye.

O demişti bir keresinde bana, ağabey, eğer beni ilk suçumda, şöyle çok değil, iki ay içeride yatırmış olsalardı hiç iş bu duruma gelmeyecekti. O hükmün açıklanmasının geri bırakılmalarını ben hep cezasızlık olarak algılıyordum, bana diyorlardı avukat da bizim hakim de, devam. Ama öyle değilmiş.

Bu yüzden suçlu çocuk yoktur; suçlu ana, baba, eğitimci, toplum vardır. Örneğimizde de ilk suçunda bir ıslahevi macerası olsaydı, çok değil birkaç ay, şimdi böyle zincirleme birikmeyecekti bu suçlar.

---------

[1] https://www.hukukihaber.net/yargitayin-dogru-bildigi-yanlislar-ozgur-turkes

[2] https://www.hukukihaber.net/mafya-avukati-ozgur-turkes

[3] https://www.hukukihaber.net/borclu-oldugun-parayi-odememek-ozgur-turkes