T.C.
Yargıtay
5. Ceza Dairesi
2024/10505 E., 2025/9261 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/963 Esas, 2024/351 Karar
SUÇ : İcbar suretiyle irtikap
HÜKÜM : İlk Derece Mahkemesince atılı suçtan verilen mahkumiyet hükmünün kaldırılarak sanık hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün temyizi üzerine yapılan ön incelemede;
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.03.2013 tarihli ve 2013/15-278 Esas, 2014/109 sayılı Kararında belirtildiği üzere, kesin nitelikteki hükümlerin ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırları içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecekleri; somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile katılan vekilinin hükmü sanığın eyleminin icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturabileceğinden bahisle aleyhe temyiz ettikleri anlaşılmakla, kararın temyiz kanun yoluna tabi olduğu belirlenerek esasın incelenmesine karar verilmiştir.
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece
Hatay 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2021 tarihli ve 2020/259 Esas, 2021/178 sayılı Kararı ile sanığın icbar suretiyle irtikap suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 250/1 ve 62. maddeleri gereği 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 53/1-2-3-5. madde ve fıkraları gereğince hak yoksunluklarına hükmolunmuştur.
B. İstinaf
Duruşmada yapılan inceleme sonucunda; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 28.02.2024 tarihli ve 2021/963 Esas, 2024/351 sayılı Kararı ile İlk Derece Mahkemesince icbar suretiyle irtikap suçundan verilen mahkumiyet hükmü kaldırılarak, sanığın icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 257/1, 62, 50/1-a ve 52/2. maddeleri gereği 300 tam gün karşılığı 12.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 53/5. maddesi gereğince hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının Temyiz İstemi
Sanığın nüfuzunu kötüye kullanarak şikayetçiyi para vermeye zorladığına, şikayetçinin sanığa ameliyat için para vermemesi halinde kardeşinin ameliyat olamayacağı endişesiyle sanığa istediği miktarda parayı verdiğine, sanığın böylelikle müsnet suçu işlediğine, bu haliyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi yerine sanık hakkında görevi kötüye kullanılma suçundan mahkumiyet kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ve sair hususlara,
Katılan ... Vekilinin Temyiz İstemi
Mağdurun hayati tehlikesi bulunmasa da almış olduğu yaralar nedeniyle dış görünüşü hakkında endişe ve panik içinde olduğuna, sanığın para vermezseniz tedavi uygulamam şeklindeki beyanının icbar boyutunda olduğuna, görevi kötüye kullanma suçundan daha az ceza tayininin hukuka aykırı olduğuna ve sair hususlara,
İlişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
....Üniversitesi Hastanesinde doktor olan sanığın, katılan ...'un kardeşini ameliyat etmek için 7.500,00 TL isteyerek katılanı para vermeye zorladığı, katılanın ise kardeşinin ameliyat olamayacağı endişesiyle sanığa istediği miktarı verdiği iddiasıyla icbar suretiyle irtikap suçundan açılan kamu davasında; Bölge Adliye Mahkemesince sanığın icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığından bahisle atılı suçtan kurulan mahkumiyet hükmünün kaldırılarak sanığın görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 sayılı Kararında da açıklandığı üzere, icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebirin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, katılanın kardeşinin hayati tehlikesinin bulunmaması ve hastanede aynı branşta başka doktorların da görevli olması hususları göz önünde bulundurulduğunda sanığın öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere Kanun'un öngördüğü anlamda icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığından icbar suretiyle irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, dosya kapsamından katılanın ilk görüşme sırasında sanığa 5.000 TL para verdiğinin sübuta ermediği, sanığın yapması gereken bir iş için para istemesi şeklinde sübut bulan eyleminin katılanın 2.500 TL'yi vermeden önce Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunup sanığı seri numaraları alınan paralarla yakalatmış olması da nazara alındığında rüşvet alma suçuna teşebbüs olduğu gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme ile görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,
Kabule göre de;
5237 sayılı Kanun'un 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken, söz konusu maddede sayılan hususlar göz önünde bulundurularak ve somut gerekçeler tek tek belirtilmek suretiyle ilgili kanun maddesindeki cezanın alt ve üst sınırları arasında takdir hakkının kullanılması gerektiği dikkate alınmadan "suçun işleniş şekli, sanığın kastının yoğunluğu, meydana gelen zarar" şeklindeki maddede yazılı ibarelerin soyut tekrarıyla yetinilip teşdit gerekçesi olarak kullanılmak suretiyle aynı Kanun'un 61. maddesine muhalefet edilmesi,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 231/5. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi için aynı maddenin 6. fıkrasında zararın ödenmesi koşulu öngörülmüş ise de, bu koşulun aranabilmesi için suçun niteliği veya işleniş biçimine ve doğurduğu sonuçlarına göre ortada maddi bir zararın bulunmasının zorunlu olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 03.02.2009 tarihli ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 sayılı Kararında da açıklandığı üzere, 5271 sayılı Kanun'un 231/6-c maddesinde düzenlenen "giderilmesi gereken zarar" kavramının, somut, belirlenebilir maddi zarar olduğu, buna karşın dava konusu edilen eylemin, katılanın mağduriyetine yol açtığı, giderilmesi gereken somut ve maddi bir zararın belirlenmediği gözetilerek, aynı Kanun'un 231. maddesinin uygulanmasına engel sabıkası bulunmayan sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanaate göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken, 231/6. maddedeki objektif ve subjektif koşullar değerlendirilmeksizin, "sanığın zararı gidermediği" şeklindeki yeterli olmayan gerekçe ile 5271 sayılı Kanun'un 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a madde, fıkra ve bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında, hak yoksunluğu süresinin hükümde belirtilen gün sayısı olan "300 gün" yerine "10 ay" olarak fazla belirlenmesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
Değerlendirme ve gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle kararda Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri yerinde görüldüğünden hükmün 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, bozma kararının içeriği doğrultusunda 5271 sayılı Kanun'un 304/2-b maddesi gereği Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.09.2025 tarihinde karar verildi.