T.C.
Yargıtay
4. Ceza Dairesi
2023/15693 E., 2025/18292 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/562 E., 2023/2070 K.
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde, sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği ve temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilip, duruşmalı inceleme talebinin 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereğince reddine karar verilerek gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında, hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına, ses kayıtlarının incelemesinin yapıldığı bilirkişi raporunda müvekkili aleyhine tespit yapılmadığına, müvekkilinin üzerine atılı hakaret suçuna ilişkin söylemlerin soyut iddialardan ibaret olduğuna, tanıklar ve katılan beyanlarının çelişkili olduğuna ilişkindir.
III. GEREKÇE
Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, yapılan incelemede isabetsizlik görülmemiştir.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair yönlerden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık olmadığından, 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, tebliğname'ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
17.11.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
I) OLAY:
Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 17.01.2023 tarihli karar ile sanık hakkında Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan dolayı verilen Mahkumiyet kararının, istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesi'nce istinaf başvurusunun esatan reddine karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi ile Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Hukuka aykırılık olmadığından 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin esastan reddi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Daire kararının ONANMASINA karar verdiği,
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin ONAMA kararına aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı katılmıyorum.
II) DELİLLER:
A) Hukuksal Değerlendirme:
TCK'nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi incelendiğinde:
TCK'nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi incelendiğinde:
"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklindeki düzenlenmelere yer verildiği görülmektedir.
Bu düzenlemeyle, 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler,
Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430.).
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.
Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Bununla birlikle demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasa'dan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.
Öte yandan, her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
TCK'nın "Mağdurun belirlenmesi" başlığını taşıyan 126. maddesi; (Sanığın Hakaret İçerikli İfadelerinin TCK'nın 126. maddesinde Belirtildiği Üzere Duraksamaya Yer Vermeyecek Biçimde Katılana Yöneltilip Yöneltilmediğinin Değerlendirilmesi)
"Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır."
Şeklinde düzenlenmiş olup madde gerekçesinde de;
"Hakaret suçunun oluşabilmesi için mağdurun belli veya belirlenmesinin olanaklı bulunması gereklidir. İşte bu maddeyle suçu işleyen tarafından mağdurun kimliğinin açıkça belirtilmediğinde, ne gibi bir durumun varlığı hâlinde ismin belirtilmiş ve hakaretin açıklanmış sayılacağına ait ölçü gösterilmektedir.
Madde, aslında usûl hukuku bakımından ispata yönelik, karineye benzer bir ölçü getirmiş bulunmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Buna göre hakaret suçunun oluşabilmesi için muhatabının belirli olmasında zorunluluk bulunmakta olup Ceza Genel Kurulu ve Dairemizin yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır.
Anayasa Mahkemesi Hakaretin oluşması için gerekli olan şartları 15/5/2025 tarihli 20022/62422 Başvuru no'lu kararında ve diğer kararlarında açıkça belirtmiştir.
Esas Yönünden Aranan Şartlar
a.Müdahalenin Varlığı gerekir
Sanığın kullandığı hakaret sözleri nedeniyle mahkeme kararıyla mahkumiyet kararı verilerek ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulması gerekir
b.Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı araştırılmalıdır.
Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,... demokratik toplum düzeninin... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Yukarıda anılan müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk şartlarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
1.Kanunilik
5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
2.Meşru Amaç
Müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı kanaatine ulaşılmıştır.
3.Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
Anayasa Mahkemesi demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 51-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 68-72; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).
4.Orantılılık ise; sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Kamu gücünü kullanan organların düşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifade özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan, korunması gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, §§ 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit [2. B.], B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 59, 68).
Bununla birlikte ifade özgürlüğü, sıkı bir şekilde yorumlanması gereken istisnalara tabidir ve herhangi bir kısıtlama ihtiyacı ikna edici bir şekilde tesis edilmelidir.
Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014,§ 44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Adnan Oktar (3)[2. B.],B. No: 2013/1123, 2/10/2013,§ 33;Nilgün Halloran[2. B.],B. No: 2012/1184, 16/7/2014,§ 41;Bekir Coşkun,§ 45;Önder Balıkçı[2. B.],B. No: 2014/6009, 15/2/2017,§ 44).
Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında bu iki hak arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir (İlhan Cihaner (2),§ 49;Nilgün Halloran,§ 27). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için kullanılan ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kim tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin, tarafların ünlülük derecelerinin, ilgili kişilerin önceki davranışlarının ve kamu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran,§ 44;İlhan Cihaner (2),§§ 66-73;Kadir Sağdıç[GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66;Ergün Poyraz (2)[GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015,§ 56).
AİHM'de Eon Fransa ve diğer kararlarında hakaret suçunun oluşabilmesi için; Müdahalenin “kanun tarafından öngörülmüş” olup olmadığı, söz konusu fıkrada sayılan amaç veya amaçlara hizmet edip etmediği ve bu amaçlara ulaşmak adına [müdahalenin] “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı belirlenmelidir. şeklinde belirterek Anayasa Mahkemesinin yukarıda aradığı kriterleri aramıştır.
B) İncelenen Dosyada:
Avukat olan sanığın, Bakırköy Adliyesi girişinde bulunan özel güvenlik görevlileri tarafından çantasının x-rey cihazından geçirmesi istenmesine tepki olarak Katılan olan özel güvenlik görevlisine karşı ''geri zekalı beyin yoksunu ''şeklinde söylemesi nedeniyle Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan dolayı İstanbul Anadolu Başsavcılığı tarafından kamu davasının açıldığı, Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 17.01.2023 tarihli karar ile sanık hakkında Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan dolayı verilen mahkumiyet kararının, istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesi'nce istinaf başvurusunun esatan reddine karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi ile Yargıtay 4. Ceza Dairesi ''Hukuka aykırılık olmadığından 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin esastan reddi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Daire kararının ONANMASINA karar verdiği,
C) Dosya kapsamı tüm açıklamalar ile birlikte değerlendirildiğinde;
Öncelikle Sanık hakkında Kamu Görevlisi olan Katılan'a karşı söylediği Dairemizce kabul edilen sözlerin suç olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 26.06.2024 tarihli 2021/33302 -esas 2024/9209 sayılı kararında; Kamu görevlisine karşı söylenen geri zekalı sözünün katılanın onur şeref ve saygınlığını rencide edici mahiyette olmayıp, ağır eleştiri niteliğinde olduğu belirtilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.10.2025 tarihli 2025/2 74... /439 sayılı kararında; Kamu görevlisi olan Belediye Başkanına karşı ''son çırpınışlar bunlar, yalancının mumu yatsıya kalmıyor geri zekalı bunu bile bilmiyor'' şeklindeki söz nedeniyle geri zekalı sözünün suç oluşturmadığına dair karar verilmiştir.
AİHM'nin 14.03.2013 tarihli Başvuru no:16118/10 sayılı Eon Fıransa kararında; Fransa Cumhurbaşkanının 28 Ağustos 2008 tarihinde yaptığı Laval ziyareti sırasında ve tam cumhurbaşkanlığı kortejinin geçeceği sırada başvuranın üzerinde “defol git, geri zekâlı” yazan bir levha kaldırması nedeniyle Fıransa Yargı makamları tarafından Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkum olması üzerine Başvuranın AİHM'ne yaptığı başvuru neticesinde, AİHM; Devlet başkanına hakaret sebebiyle verilen mahkûmiyetin yararını ve başvuran üzerindeki etkisini tarttıktan sonra Mahkeme, kamu yetkililerinin cezalandırma yoluna başvurmalarının hedeflenen amaç ile orantılı olmadığına ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığına bu nedenlerle Sözleşmenin 10 .maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay yerleşik uygulamalarında, siyasetçiler ve toplumda tanınan kişilere yapılan eleştirilerin hoşgörü ile karşılanması gerektiği belirtilirken kamu görevlilerinin de yaptıkları görevler nedeniyle yapılan eleştirilere hoşgörü ile bakılması gerektiği açıklanmıştır.
Somut olayda; Avukat olan Sanığın .. Adliyesi girişinde bulunan özel güvenlik görevlileri tarafından çantasının x-rey cihazından geçirmesinin istenmesine tepki olarak Katılan olan özel güvenlik görevlisine karşı söylediği ''geri zekalı beyin yoksunu" şeklindeki sözlerinin Yargıtay 4.Ceza Dairesi 26.06.2024 tarihli 2021/33302 -esas 2024/9209 sayılı kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30/10/2025 tarihli 2025/2 74... /439 sayılı kararı ve AİHM'nin 14.03.2013 tarihli Başvuru no:16118/10 sayılı Eon Fıransa kararı birlikte değerledirildiğinde, katılanın onur şeref ve saygınlığını rencide edici mahiyette olmayıp, kamu görevlisi olan katılanın yaptığı uygulamaya tepki olarak ağır eleştiri niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla sanık hakkında ilk derece Mahkemesince verilen mahkumiyet kararının istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Daire tarafından verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının temyiz edilmesi üzerine dairemizce verilen Onama kararının yukarıda belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
SONUÇ:
Yukarıda belirtilen gerekçelerle;
Anayasa Mahkemesi 15/05/2025 tarihli 20022/62422 Başvuru no'lu kararı, AİHM'nin Eon/Türkiye kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları ile Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda;
Sanık hakkında ilk derece Mahkemesince verilen mahkumiyet kararının istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Daire tarafından verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının açıklanan gerekçeler ile BOZULMASINA karar verilmesi gerekirken ONANMASINA karşıyım.
---
T.C.
Yargıtay
4. Ceza Dairesi
2021/33302 E., 2024/9209 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2018/2381 E., 2019/1107 K.
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın temyizin kapsamını oluşturduğu ve bu kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Bolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.03.2018 tarih ve 2017/682 Esas, 2018/172 Karar sayılı kararıyla, sanık hakkında hakaret suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat hükmü kurulmuştur.
2. (1) nolu bölümde belirtilen karara yönelik katılan vekilinin istinaf başvurusu üzerine duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 30.04.2019 tarih ve 2018/2381 Esas, 2019/1107 Karar sayılı kararıyla, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm kaldırılarak, sanık hakkında hakaret suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 62 ve 52 nci maddeleri uyarınca 7080 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezanın 24 eşit taksitte tahsiline, karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz sebepleri; kararın usûl ve yasaya aykırı olduğuna ve eksik inceleme yapıldığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Sanığın, facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde, katılana yönelik hakaret niteliğinde ifadeler içeren yorumlar yazdığından bahisle açılan kamu davasına ilişkin, sanık savunması, katılan vekili beyanı, paylaşımlara dair çıktılar ve tüm dosya kapsamıyla İlk Derece Mahkemesince, Bolu Belediye Başkanı olan katılanın, topluma mal olmuş kişilerden olması nedeniyle ağır şok edici sarsıcı eleştirilere katlanma yükümlülüğünün bulunduğu ve ifadelerin ağır eleştiri olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul olunup, sanık hakkında beraat kararı verildiği anlaşılmıştır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince sanığın, 27.03.2014 tarihli paylaşımın altına yaptığı yorumun katılanı incitecek ve küçük düşürecek nitelikte olması nedeniyle sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluştuğu kabul edilerek, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
IV. GEREKÇE
Sanığın belirttiği hukuka aykırılık nedenleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289 uncu maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri de gözetilerek maddi ceza hukukuna ilişkin sair yönlerden yapılan incelemede;
1. Dairemizce de benimsenen, Ceza Genel Kurulu’nun 14/10/2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin ..., haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin ..., ... ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
2. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, ..., ... ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
3. Öncelikle belirtilmelidir ki, sanığın sözlerindeki ifadelerin rahatsız edici olduğu açık bir şekilde anlaşılmakla birlikte, bu ifadelerin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özel bir önem atfedilen, ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
4. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.
5. Anayasa'nın 26 ncı maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Sözleşme'nin 10 uncu maddesinin 2 nci paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.
6. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.
7. Nitekim Anayasa'nın 26 ncı maddesinde koruma altına alınan ifade özgürüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasa'nın 13 üncü maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
8. Sözleşme’nin 10 uncu maddesinin 2 nci paragrafı, kamu makamlarının bu özgürlüğün kullanılmasına getirebilecekleri sınırlama rejimini düzenlemektedir. Önemine binaen, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler çok istisnai hallerde kabul görmekte ve Sözleşme’nin 10 uncu maddesinin 2 nci paragrafının öngördüğü sınırlama kayıtları dar yorumlanmaktadır. Bu nedenle, bir kamu makamının ifade özgürlüğüne yaptığı “müdahalenin gerekliliği” mutlaka ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır. Sözleşme’nin anılan maddesinde, belirtilen “gerekli” olma koşulu, müdahalenin bir toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu kriterleri yerine getirdiği ve dolayısıyla haklı olduğu, ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olmasıyla anlaşılabilecektir.
9. Gerek Anayasa gerekse Sözleşme hükümlerine uygun davranılmaması, devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerine aykırı hareket etmesi anlamına gelebilecektir. Zira, negatif yükümlülük kapsamında yetkili makamlar, zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalı ve denge unsurunu sağlamalıdırlar. Aksi takdirde AİHM, kişinin ... ve itibarının haksız bir saldırı altında olmasına rağmen ulusal mahkemeler tarafından gereken ölçüde korunmadığı gerekçesiyle Sözleşme'nin 8 inci maddesi açısından ihlal kararı verebilmektedir. Zira AİHM açısından, başvuranların özel hayata saygı ... ve ifade özgürlüğü eşit derecede önemlidir. Denge unsurunun sağlanmasında içtihatlara göre göz önünde bulundurulması gereken temel ilkeler ise, başvuruya konu ifadelerin kamu yararına ilişkin tartışmaya katkısı, ifade sahibinin tanınırlığı ve daha önceki tutumları, ifadenin içeriği, şekli ve etkileridir.
10. AİHM, birçok içtihadında Sözleşme’nin 10. maddesinin sadece ifade edilen düşünce veya bilginin esasını değil, aynı zamanda bunların aktarılma biçimlerini de güvence altına aldığını belirtmiştir. Bu anlamda, AİHM içtihatlarında, basın, toplumun sözcülerinden biri olarak kabul edilmekte ve herkesin kamuoyunu ilgilendiren bilgileri edinme ... bulunduğu düşüncesiyle, kamuoyunu ilgilendiren konulara dair bilgi ve fikirleri vermeyi sağlayan basın özgürlüğüne ayrı bir önem atfedilmektedir.
11. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapının' mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.
12. Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.
13. Basında yayınlanan bilginin tüm yönleri ile doğruluğunun ortaya koyulması gerekmez. Thorgeir Thorgeirson/İzlanda davasında başvuranın mahkûmiyeti, polis şiddetine ilişkin iddiaların gerçekliğini ortaya koyamamasına dayanmaktadır. AİHM, başvurucuyu sert bir dille dile getirdiği bazı iddiaların doğruluğunu ortaya koyma yükünden muaf tutmuştur. AİHM’e göre, başvurucu başkaları tarafından söylenenleri haberleştirmiştir. Bu nedenle, iddiaların içeriği ile ilgili olarak sorumlu görülmemiştir. Ayrıca iddiaların tamamen asılsız olduğu da ortaya koyulamamıştır. Ayrıca, başvurucunun amacı polisin itibarına zarar vermek değil, ... Bakanlığını polis şiddetine ilişkin iddialarla ilgili bir soruşturma başlatmaya sevk etmektir. (Thorgeir Thorgeirson v/İzlanda, 13778/88, 25/06/1992)
14. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Siyasetçiler bu nedenle basın ve gazeteciler tarafından getirilen eleştirilere daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadırlar.
15. Dabrowski/Polonya davasında, bir gazeteci yerel bir siyasetçi ile ilgili devam etmekte olan ceza yargılamasına dair yazdığı yazıların gazetede yayınlanmasının ardından hakaret suçundan mahkûm olmuştur. Başvuran, hakaret ettiği iddia edilen belediye başkanının, hırsızlık suçundan ceza almasının ardından 'soyguncu belediye başkanı' olarak tanımlamıştır. AİHM, bu başvuruda, 10 uncu maddenin ihlal edildiğine karar verirken, gazetecinin bir dereceye kadar abartma hakkına sahip olmasına ve belediye başkanının kamuya mal olmuş bir kişi olarak, bazıları olgusal temelden yoksun olmayan değer yargısı olarak değerlendirilebilecek eleştirilere karşı, daha fazla hoşgörü göstermek zorunda olmasına özel bir ağırlık vermiştir. (Dabrowski/Polonya,18235/02, 19/12/2006)
16. Lingens/Avusturya davasına konu olan olayda ise, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran Lingens, geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye Bruno Kereiski’yi eleştiren yazılarında, “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkum olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetli siyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir. (Lingens/Avusturya, 9815/82, 08/07/1986)
17. Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı'nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz. (Eon / Fransa, 26118/10, 14/03/2013)
18. Oberschlick/Avusturya (2) kararında, başvurucu tarafından kullanılan "geri zekâlı" kelimesinin davanın bütün koşulları ışığında bu ifadenin geçtiği makale ve makalenin yazıldığı koşullar gözetilerek değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. AİHM, "geri zekâlı" ifadesi polemiğe açık olsa da bu ifadenin Parti Lideri ve Eyalet Valisi Jörg Halder'in kendisinin de provokatif olan bir konuşmasına yanıt olarak hazırlanan bir makalede geçtiğine dikkat çekmiştir. AİHM'e göre, olgusal bir temel olmasa aşırı olarak nitelendirilebilecek bu ifade olayın şartları altında aşırı olarak değerlendirilemez. (Oberschlick/Avusturya (2), 20834/92, 1/7/1997)
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; "İmdat Aslan" kullanıcı isimli kişinin facebook hesabında yapmış olduğu 27.03.2014 tarihli paylaşımında, "Bugün ulusal yayın yapan tv kanallarının canlı yayınlarına bağlanarak ... Paşanın Bolu'daki gazeteleri kapatma girişimini Türkiye'ye anlattık" başlığına yer verip, bu hususta Bolu Belediye Başkanı olan katılan tarafından yapılan açıklamaları belirterek katılanın doğruyu söylemediğini ifade etmesi üzerine bu paylaşımın altına sanık tarafından yapılan yorumda yer alan ifadelerin, siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu da gözetildiğinde, katılanın ..., ... ve saygınlığını rencide edici boyutta bulunmayıp, ağır eleştiri niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. Aksi düşünce, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu itibarla, hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yasal olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçe ile mahkûmiyet kararı verilmesi,
B. Kabule göre de; Sanığın, soruşturma aşamasındaki beyanında, Köroğlu, Bolu Gündem ve Bolu Havadis Gazetelerindeki yazıları nedeniyle katılanın kendisine düşmanlığı olduğunu, katılanla arasında önceye dayalı husumet bulunduğunu, eşiyle birlikte işlettiği dükkanın önüne moloz döktürdüğünü, başka bir gün dükkanına gelerek kendisine küfür ettiğini ve düşmanlık duyduğunu ifade etmesi karşısında, katılanın husumete yönelik iddialarının kuşkuya yer vermeyecek şekilde araştırılıp belirlenmesi ve eylemlerin öncelik sonralık ilişkisi de dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiği gözetilmeden, eksik incelemeyle haksız tahrik hükümlerinin uygulanmamasına karar verilmesi,
Hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
26.06.2024 tarihinde karar verildi.