Adalet (yani Adaletin gözetilmesinden oluşan fayda) beklentiye dayanır ve beklenti de yasanın parmağını izler. . . Bentham, UC lxx(a). 21
Bentham’ı (1748-1832) kamu ahlaki sorunlarıyla etkin biçimde ilgilenmeye yönelten şey, bir hukuk öğrencisiyken işbaşında gördüğü yaygın sosyal adaletsizlikler oldu. Bentham, XVIII. Yüzyıl başında İskoç-İrlandalı filozof Francis Hutcheson’un şu düsturunu “En iyi edim, en fazla sayıda insana en büyük mutluluk sağlayan edimdir”i ilke olarak benimsedi. Bentham bu düsturu geliştirerek bir ahlak felsefesine dönüştürdü.
O’na göre hukuk egemen gücün iradesidir ve hukukça yasaklanmayana izin verilmektedir. Acı beklentisi vatandaşları hukuka uymaya zorlamaktadır. Zevk ve acıyı içeren doğa imparatorluğunda vazgeçilemez türden haklar yoktur. Bentham, doğal haklar idesini de saçma olarak dışlamıştır. Bu yaklaşımın bir nedeni, O’nun, doğal haklara ilişkin belli kuramları (örneğin doğanın sunması ve doğal ussun saf ışığında keşfedilmesini) reddetmesidir. Doğal hakları da içeren ahlaki hakları reddetmesinin en direkt ve resmi nedeni ise, haklar ve yükümlülükler hakkındaki söylemlerin analizinden çıkmaktadır. O’na göre, “haklar” hakkındaki anlamlı söylemleri, “yararlı yükümlülükler” hakkındaki söylemler olarak anlaşılmalıdır. Kişi, diğer bir kişinin zorlayıcı hukuk kuralına uyması ile yarar sağlanabildiğinde hak sahibi olmaktadır: A’nın B’ye karşı X’e bir hakkı olması, B’nin X’i yapma görevi A’ya yarar sağlaması anlamındadır. Bunun çıkarımı olarak, Bentham, sosyal tanıma veya infazdan (enforcement) bağımsız olan ahlaki hakları, hak olarak tanıyamamaktadır.
Erken dönem yararcı kuramcıları Hume, Helvétius ve Beccaria yer alırken Beccaria(1738-94) ceza adaletinin reformu için birkaç somut öneri sunmuş olsa da bu erken dönem yazarları çoğunlukla daha büyük ölçekli sorunlarla ilgileniyorlardı. Ceza adalet reformunun ince ayrıntılarına geçmeden önce, öncelikle meşru devlet gücünün temellerini ve sınırlarını yeniden yapılandırmak ve pozitif hukuk ile ahlak ve din konuları arasındaki bağlantıyı kurmak için büyük ölçekli hedeflerini belirlemeye yöneldiler. Gelişiminin bu erken evresinde, yararcılık, Locke'un liberalizmi, Rousseau ve Kant'ın toplumsal sözleşmesi ve Montesquieu'nun anayasacılık çalışmasıyla birlikte, yerleşik hukuk ve siyasi düzenin Aydınlanma eleştirilerinden biri olarak en iyi şekilde anlaşılabilir. Yararcılık, gerçekte, Beccaria'nın geçiş figürü ve Jeremy Bentham ile John Stuart Mill'in merkezi oyuncular olduğu ikinci bir gelişim aşamasında, on dokuzuncu yüzyılda kimliğini buldu.1 Yararcılık, ceza adaleti de dahil olmak üzere insan çabasının neredeyse her yönünü reforme etmek için son derece ayrıntılı bir dizi ilke ortaya koydu: Kanıt hukuku, ceza usul hukuku, ceza rejimleri, cezaevi tasarımı, polis uygulamaları ve daha birçok alanda değişiklikler. Son olarak, yirminci ve yirmi birinci yüzyıllarda, üçüncü bir aşamada, yararcılık, ceza adaleti reformu da dahil olmak üzere çok çeşitli hukuk alanlarında siyaset analizi için standart bir çerçeve haline geldi. Bu üçüncü aşamada en dikkat çekici olan şey, yararcı düşüncenin hukuk reformu sürecinde standart bir anlayış haline gelmiş olmasıdır. Birçok önemli kuramcı, yararcı yöntemlerin masumları cezalandırmak veya gizlilik ya da masumiyet karinesi gibi hakların önemini zayıflatmak anlamına gelmediğini göstermek için büyük çaba sarf etse de yararcı ceza adaleti yazarlarının çoğu, yalnızca iyi bir sosyal siyaset yaptıklarını varsaymaktadır. Sonuç olarak, enerjilerini yararcı davayı pratik yollarla ilerletmeye, mevcut ceza adaleti kurumlarının yararcı siyaset düşüncesinin taleplerini karşılamakta hâlâ başarısız olduğu birçok yolu, genellikle gelişmiş ampirik yöntemlerin yardımıyla, ortaya koymaya çalışırlar.
Felsefi Temeller: Hume ve Helvétius
Bentham'ın Helvétius'un düşüncesinden etkilendiği yaygın olarak kabul edilmektedir. Bentham'ın otobiyografik ifadelerine göre, Helvétius'un başyapıtı De l'esprit'i okuduktan sonra hukuk felsefesi, siyaset teorisi ve siyaset üzerine yoğunlaşmaya karar vermiştir.2
En eski yararcı düşünürler, dikkatlerinin büyük bir kısmını ceza adalet reformuna odaklamamışlardır. İskoç Aydınlanmasının önde gelen filozoflarından ve "yarar" terimine modern anlamını kazandıran kişi olarak kabul edilen David Hume(1711-1776), ahlakın olumlu bir sosyal kurum olduğunu ve genel refahı destekleyen davranışları teşvik ettiğini savunmuştur. Hume'a göre, ahlak rasyonel olarak gerekçelendirilebildiği ölçüde, yararı en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan bir dizi emir olarak düşünülmelidir. Ahlakı aydınlanmış öz çıkarla bağlayan ve ahlakın görünüşte birbirinden farklı birçok talebine tutarlı bir açıklama getiren şey faydacılıktır. Hume şöyle yazıyor: "Yararcılık durumu ... adalete, sadakate, onura, bağlılığa ve iffete duyulan bu yüksek saygının tek kaynağıdır ... kısacası, ahlakın temel bir unsurudur." Hume'un görüşü hem gücü hem de sadeliğiyle devrim niteliğindeydi. Aynı zamanda çok tartışmalıydı: 1761'de Hume'un tüm eserleri Engizisyon'un yasaklı kitaplar listesine (Index Liberum Prohibitorum) alındı. Ahlakın dinden ziyade aydınlanmış öz çıkardan kaynaklanabileceği düşüncesi, kurulu düzene ciddi bir tehdit olarak görülüyordu. Ancak Hume'un hukuka olan ilgisi çok daha az radikaldi. Buradaki temel ilgisi, çağdaş hukuk teorisyenlerinin 'rasyonel yeniden yapılandırma' olarak adlandıracağı şeydi: Mülkiyet, sözleşme ve benzeri geleneksel öğretilerin rasyonel temelini bulmak. 2
“Uygun bir amacı veya hedefi olmayan ceza, iyilik ve adalet anlayışımızla bağdaşmaz ve tüm olay bittikten sonra da hiçbir amaca hizmet etmez. Bizim anlayışımıza göre ceza, suça orantılı olmalıdır” (Hume. Denemeler).3
Hume göre adaletin ideali veya biçimi, adaletin kendisinin gerekli ve yeterli koşulları olabilir. Birincisi apriori yöntem olarak deneyim öncesi saf matematikte olduğu gibi saf aklın ilkelerini kullanım yöntemi idi. İkincisi ise, farklı toplulukların ve farklı insanların adalet terimini veya eşdeğerini dillerinde nasıl kullandıklarına bakılarak ve bu adalet kavramının topluluklarında ne gibi bir rol oynadığını gözlemek idi. Hume'un kullanmak istediği yöntem ikincisi idi. Hume etrafına bakarak insanların adalet gibi terimleri kullandığını, ancak bunların farklı şeylere atıfta bulunduğunu fark etti ve yapabileceğimiz şeyin, insan toplumlarının gelişmesine, insanların gelişmesine olanak sağlayan şeylere bakarak, hangi adalet anlayışlarının diğerlerinden daha iyi olduğunu bulmak olduğunu düşündü.
Ceza Adaleti Reformunun İlk Öncüleri: Beccaria ve Bentham
XVIII. asrın sonuna doğru Beccaria’dan esinlenen İngiliz filozofu Jeremey Bentham’da (1748-1832) yarar ve acı arasındaki bir dengenin suçlu bir davranışı özgürce seçmesine rehberlik edeceğini ileri sürdü. Bentham, cezaların düzenlenmesine egemen olacak şu kuralları formüle etti:
1. Suç için saptanan ceza değeri, hiçbir halde, suçun sağladığı yararı gidermek için yeterli olan- dan az olmamalıdır.
2. Suçun neden olduğu zararın büyüklüğü oranında ceza bağlamındaki bedel de büyük olmalıdır.
3. İki suçun cezası karşılaştırıldığında, daha ağır suç için öngörülen ceza insanı hafif suçu işlemeye yöneltici yeterlikte vazedilmelidir.3 Aksi takdirde, bir suçlu ırzına geçtiği mağduru öldürebilir.
Anahtar kavram orantılılıktır: Yaptırımların etkili olması bakımından suçlu davranışa orantılı olduğu geniş ölçüde kabul görmelidir. Bu ilke, cezaların aşırı sert veya aşırı hafif olmamasını ve ceza siyasetinde adalet ve etkinliği sağlamayı amaçlamaktadır. Bu, yalnızca hukuk sistemine olan kamu güvenini korumakla kalmayıp, toplumun temel ahlak ve değerlerini de güvence altına aldığı var sayılmaktadır.
J. Bentham’a göre, cezaların affı, yasaların sert ve şiddetli olması gerekçesine dayanıyorsa, yapılacak şey cezaların hafifletilmesidir. Cezanın toplum korunması açsından gerekli olduğu kabul edildikten sonra, af yoluna gidilmesi ne mantıki ve de yararlıdır. Yasa koyucu ancak ayaklanmalar, ihtilaller ve genel karışıklıklardan sonra af yetkisini kullanabilir. Bu durumlarda af yoluna başvurmak da zaruridir. Bu yolla toplumun geçirdiği buhranın etkilerini azaltmak mümkün olur.4
J. Bentham’un meşhur tutumluluk(parsimony) ilkesi doğrultusunda, gösterilen çabaların, hükmedilen hukuki ve cezai tedbirlerin en az bedelli, en az zararlı ve arzulanan sonuçları sağlayıcı nitelikte olması sağlanmalıdır.5 Bu doğrultuda toplumda işlenen suçların büyük bir yüzdesinin mükerrir ve itiyadı suçlu grupları tarafından işlendiği ve bunların yıllar itibariyle yargı sistemi ve cezaevlerine olan yüksek maliyeti göz önüne alınarak tahliye sonrası her hükümlüye özgü sorun kaynağına denetimli serbesti kurumu ve kolluk kuvvetleri işbirliği ile katkıda bulunarak CAS’a yeniden giriş yapmasının önlenmesi hem insani ve hem de toplum savunması açısından olduğu kadar bütçe giderleri açısından da rasyonel bir yaklaşım olacaktır.6
İşte yararcılığın önemli bir niteliği radikal bir sonuçsallık sergilemesidir. Niyet değil, sonuca bakılmaktadır. Bunun karşıtı ise niyet, süreç ve usul olmaktadır-deontolojik yaklaşımda Kant’ın takipçileri olarak R. Nozick ve J. Rawls yer almaktadır.
Bentham, yarar ilkesinin doğrudan kanıtlanamayacağını kabul etmekte; “başkaca her şeyi kanıtlamak için kullanılanın kendisi kanıtlanamaz: Kanıtlar zincirinin başlangıcı başka bir yerde olmalıdır. Böyle bir kanıtı vermek olanaksız olduğu kadar da gereksiz olduğunu” belirtmektedir. Kelsen’in temel norm’ un mantıki bir gereklilik olduğunu belirtmesi de aynı yaklaşımı sergilemektedir.
Yukarda değinildiği üzere, Hume ve Helvétius, ahlak ve hatta genel olarak yasama hakkında düşünme biçimi olarak faydacılığın doğuşunda merkezi figürler olsalar da ceza adalet kurumlarının yararcı reform fikriyle bağlantılı isim Cesare Beccaria'dır. Başlıca eseri Suçlar ve Cezalar Üzerine'de(1764) amacı, ceza adaletinin "daha büyük sayıda insan arasında paylaşılan en büyük mutluluğu" sağlamasını sağlamaktı. Ancak Hume veya Helvétius gibi daha sistematik kuramcılardan farklı olarak, Beccaria'nın asıl ilgisi yararcılık fikrini geliştirmek ve ahlaki akıl yürütmeyi rasyonelleştirmek değildi. Beccaria'nın odak noktası kesinlikle pratikti: Yararcılık fikrini, kendi döneminin ceza adalet kurumlarında gördüğü adaletsizliklere saldırmak için bir silah olarak kullanmayı amaçlıyordu. Beccaria, Rousseau'nun sosyal sözleşme yaklaşımı veya Montesquieu'nun kodifikasyon ve idari takdirin ortadan kaldırılmasına verdiği önem gibi, on sekizinci yüzyılın sonlarında geçerli olan diğer fikirleri de kullanmaktan aynı derecede memnuniyet duyuyordu. Bu nedenle, Beccaria, çağdaşları tarafından, Helvétius geleneğinde bir yararcı olarak nitelendirildiği kadar, Rousseau'nun veya Montesquieu'nun bir takipçisi olarak da okunmuştur.
Eliseo Sala'nın Cesare Beccaria'nın portresi, c.1864.
Beccaria'ya göre, faydacı fikirler, ceza adaletinin beş farklı boyutta reformu için hayati öneme sahipti. Bunlardan ilki, suç yaratma ilkeleriyle ilgilidir. Geleneksel ceza hukuku, dini veya ahlaki ilkeler ve kişisel şeref fikrine dayalı davranışları yasaklarken, Beccaria, "suçun gerçek ölçüsü ... topluma verilen zarardır" diye ısrar etti. Beccaria'nın modern zarar ilkesine benzer bir şeyi önemli ölçüde kabul etmesine rağmen, Beccaria'nın zarar anlayışının bireysel zararların toplamı değil, toplumsal zarar – yani toplumun tamamına verilen zarar – olduğunu görmek önemlidir. Bu nedenle, en ciddi suçların, örneğin adam öldürme veya belirli bireylere zarar veren diğer suçlar yerine, toplumu yok etmeyi amaçlayan isyan suçları olduğunu ısrarla vurgular.
Beccaria'nın reform önerilerinin belki de en önemlisi ceza usul hukukuyla ilgilidir. Tüm yasalar, özellikle de ceza yasaları, önceden açık ve net bir şekilde düzenlenmeli ki, vatandaşlar buna göre hareket edebilsin ve yasaların uygulanmasında resmi takdir yetkisi neredeyse tamamen ortadan kaldırılabilsin. Bu şekilde, ceza adalet sistemi verimli bir makine gibi işleyebilir, açık caydırıcı önlemler belirleyebilir ve suçluları kamuoyunun gözü önünde, açık ve öngörülebilir bir şekilde yargılayabilir. Beccaria, gizli kanıtların, işkenceyle elde edilen kanıtların ve çoğu duyuma dayalı kanıtın kabul edilmemesi gerektiğini savundu ve zina ve gizli eşcinsel eylemler gibi özel bilgilerin toplanmasına yönelik suçların da ortadan kaldırılması gerektiğini belirtti. Ayrıca, Beccaria, yargılamaların hızlı olması ve cezaların hızla uygulanması gerektiğini savundu. Bunun nedeni, etkili caydırıcılıkla ilgili bir gerçektir: Cezanın şiddeti kadar, hızı ve öngörülebilirliği de bizi caydırır. Bu ilke, suça karşı hızlı yasal yanıtların önemini vurgulamakta; yakalama ve cezalandırmadaki gecikmeler, cezanın caydırıcı etkisini önemli ölçüde zayıflatabileceğinden hızlı cezalandırma, daha fazla suç işlenmesini önlemede hayati önem taşımaktadır.
Beccaria'nın ceza usulü için önerdiği tüm bu reformların, Helvétius'un faydacılığından ziyade Montesquieu'nun De l'Esprit des Lois(Kanunların Ruhu) adlı eserinde açıkça kökleri vardır. Bununla birlikte, Beccaria, Montesquieu'nun yazılarının merkezinde yer alan hukukun üstünlüğü faydalarından ziyade, ortaya çıkan verimliliği vurgulayarak, bunlara belirgin bir yararcı savunma getirdi.7
“Ölçüm, kontrole ve nihayetinde geliştirmeye giden ilk adımdır.
Ölçemediğinizi anlayamazsınız. Anlayamadığınızı kontrol edemezsiniz.
Kontrol edemediğinizi ise geliştiremezsiniz.” H. James Harrington
Ernst ve Young Şirket İçi
Kalite Danışmanı
“Suçların doğru ölçüsü topluma verilen zarardır.” Beccaria,1764.
Beccaria'nın en ünlü ceza adaleti reformu önerisi ise, cezai yaptırımlarla ilgili olup, ölüm cezasının kaldırılmasıdır. Burada da argümanı genel olarak yararcıdır. Cezanın amacı, intikamcıların savunduğu gibi, suçluya hak ettiğini vermek değildir. Bunun yerine, Beccaria'ya göre, bu yalnızca değerli bir toplumsal amacı gerçekleştirmek sorunudur. 'İstenen şey, her insandaki despot ruhun toplumun yasalarını eski kaosa yeniden gömmesini önleyecek kadar somut nedenlerdi. Bu somut nedenler, kanunu ihlal edenlere karşı uygulanan cezalardır.' Ona göre, cezalandırmada en yüksek caydırıcılığı en düşük sosyal maliyetle hedeflemeliyiz. Ancak ölüm cezası, her iki boyutta da ömür boyu hapis cezasından daha düşüktür: "İnsanların her zaman belirsiz ve uzak olarak gördüğü ölüm fikrinden çok daha güçlü olan şey, benzer bir suç işlersem ben de böyle kasvetli ve acınası bir duruma düşeceğim düşüncesidir; bu düşünce sık sık tekrarlanır ve etkilidir."
XIX. yüzyılın yararcılıkla en yakından ilişkilendirilen reformcusu kuşkusuz Jeremy Bentham'dır. Bentham, Beccaria gibi, kendisinden önceki birçok yazarın eserlerinden ilham almıştır. Şöyle yazmıştır: "Montesquieu, Barrington, Beccaria ve Helvetius, ama en çok da Helvetius, beni yararcılık ilkesine yönlendirdi." Ancak Beccaria'dan farklı olarak Bentham, insan çabasının neredeyse her alanında bir rehber olarak yararcılık ilkesini benimseyen, sürdüren sistematik bir düşünürdü. Beccaria'nın Rousseau'- nun sosyal sözleşme teorisine olan ilgisini veya Montesquieu'nun yararcılıkla tutarsız olduğunu düşündüğü teorisinin herhangi bir yönünü paylaşmadı. Bentham'a göre, tehdit etme ve cezai yaptırım uygulama pratiği, en büyük sayıda insanın mutluluğunu en üst düzeye çıkarmanın bir aracı olarak tamamen haklıdır. Bentham, "Tüm yasaların ortak amacı, ya da olması gereken amaç, toplumun toplam mutluluğunu artırmaktır" diye ısrar etti.
Bentham, suçun baştan önlenmesini sağlayan veya caydıran "önleyici tedbirleri" çoğu durumda en iyi seçenek olarak görüyordu, çünkü bu tedbirler zararın en ufak olasılığını bile ortadan kaldırıyordu.
Son olarak, Bentham'ın sayısız ceza adaleti reformu önerisi arasında, XVIII. yüzyılın sonlarında İngiltere'de var olan kanıt yasalarına yönelik radikal meydan okumasıdır. Çok sayıda yazısında, aksi takdirde ilgili kanıtların (ayrıcalık, söylenti, tanıkların yetkinliği vb. gerekçelerle) dışlanmasını haklı çıkaran neredeyse tüm delil kurallarının kaldırılması gerektiğinde ısrar etti.8 “Usul hukuku” olarak adlandırdığı şeyin amacı, basitçe olgusal olarak doğru karar vermeyi sağlamaktı. İlgili delilleri dışlamaya eğilimli herhangi bir kural, doğru kararların alınma olasılığını azaltır ve bu nedenle ortadan kaldırılmalıdır. Bentham'ın “serbest ispat ilkesi”ni savunması ne kadar radikal görünse de çalıştığı bağlamı hatırlamalıyız. XVIII. yüzyılın sonlarında İngiltere'deki kanıt hukuku, gerçekten de birçok önemli ve oldukça güvenilir kanıtı dışlamaya meyilli, esnek olmayan kurallarla doluydu. Ünlü kanıt hukukçusu William Twining'in belirttiği gibi, “Bentham'ın zamanından bu yana kanıt hukukundaki neredeyse tüm değişiklikler, onun çizdiği yönde ilerledi, ancak parça parça ve yavaş bir şekilde gerçekleşti ki bu da onun kınayacağı bir durum olurdu.”
Modern Yararcı Tutumlar
Günümüzde de suç yaratma tartışmaları, Mill'in faydacılığı bireysel özgürlüğün maksimizasyonuyla ilişkilendirdiği "zarar ilkesi" söylemiyle domine edilmektedir; oysa Bentham'ın eğilimi güvenlik maksimizasyonuyla (güvenlik maksimizasyonuyla) ilgiliydi. Bentham (Beccaria gibi) yararcılığı, XVIII yüzyılda Avrupa'daki mutlakiyetçi devletlerin aşırılıklarına saldırmak için bir araç olarak görse de amacı onları etkili "iyi polis" ile değiştirmekti: Ağır cezalar yerine yaygın ve bazen müdahaleci polis önlemleriyle suç oranını en aza indiren devletler. Mill ise bunun aksine, yararcılığı kendi XIX yüzyıl sonu İngiliz liberalizmiyle ilişkilendirmeye çalıştı. Mill'in liberalizm ve yararcılığın bazen garip bir şekilde bir araya gelmesi, insanlığın bireysel veya toplu olarak herhangi birinin eylem özgürlüğüne müdahale etme hakkının tek gerekçesinin öz koruma olduğunu belirten ünlü zarar ilkesi ifadesinde özetlenir. Uygar bir toplumun herhangi bir üyesi üzerinde, onun iradesine karşı, gücün haklı olarak kullanılabileceği tek amaç, başkalarına zarar verilmesini önlemektir.
John Stuart Mill babasına teoride güzel de uygulamada öyle değil! diyor. Yani bazı
şeyler teoride yanlış olabiliyor. İşte önemli olan bu yanlış/yanlışları görebilmektir.
Ancak yirmi birinci yüzyılda Mill'in zarar ilkesinin suç yaratma üzerinde önemli bir etkisi olmamıştır. Teorik düzeyde, Gardner gibi onu kullanan birçok etkili yazar, bunu büyük ölçüde onu önemli bir kısıtlama olmaktan çıkarmak için yapmaktadır. Hatta Bernard Harcourt ile, zarar ilkesinin suç yaratma üzerindeki anlamlı bir kısıtlama olarak tamamen çöktüğünü söylemek bile cazip gelebilir. Bunun yerine, Gardner, diğer birçok çağdaş ceza hukuku teorisyeni gibi, herhangi bir yarar zarar fikrinden çok, davranışın ahlaki yanlışlığını (deontolojik terimlerle anlaşılan) suç yaratmanın birincil itici gücü olarak ele almaktadır. Dahası, pratik düzeyde, zarar ilkesi hiçbir zaman suç haline getirmenin gerçek bir sınırlayıcı ilkesi olarak benimsenmemiştir. Kanada'da uyuşturucu bulundurmanın suç haline getirilmesi, Mill'in zarar ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle anayasaya aykırı olarak sorgulanmış, ancak bu argüman Kanada Yüksek Mahkemesi tarafından kesin bir dille reddedilmiştir. Hatta hem gerekçelendirme hem de cezalandırma ilkelerinde yararcı fikirleri çok açık bir şekilde benimseyen Amerikan Model Ceza Kanunu bile, suç haline getirme konusunda böyle bir kısıtlama getirmemekte, bunun yerine ceza hukukundaki suçların geleneksel sınıflandırılmasını izlemektedir.
Yaptırım
Yararcılık, suç yaratma konularındaki tartışmalara hakim olmamış olsa da, cezalandırma tartışmalarındaki önemi rakipsizdir. Yirminci yüzyılın büyük bir bölümünde, cezai yaptırımların tek saygın savunması, caydırıcılık veya rehabilitasyon çerçevesinde ele alınan yararcı yaklaşım olmuştur. Cezalandırmanın temel amacının, Bentham'ı takip ederek, bir tür ahlaki yeniden eğitim olarak kavrandığı rehabilitasyon ideali, cezai hüküm verme açıklamalarına egemen olmuştur. Ceza hukukçuları arasındaki temel tartışmalar, bunun cezai hüküm vermenin uygun amacı olup olmadığıyla ilgili değil, yalnızca bu amacın ceza hukukunun bireysel sorumluluğa dayalı ceza dağıtımına olan bağlılığıyla bağdaştırılıp bağdaştırılamayacağıyla ilgiliydi.
Yasama organınca ceza yasalarında yer alan suçların ağırlık derecesine göre cezaların derecelendirilmesi geniş ölçüde cezada ödeşmeye (lex talionis) yöneliktir. Bu işlem, suçun/cezanın nesnel ciddiyet ve ağırlığına göre yapılmaktadır: Suçun ağırlığı mağdura verilen zararın derecesi ile cezanın ağırlığı da suçluya verilen zarar derecesi ile ölçülebilir. Derecelendirme böylece müşterek bir standarda–zarar derecesine-oranla yapılmaktadır. Bu süreçte, cezanın yararcı amaçlarının temel vasfı olan ceza- landırılan suçlunun gelecekteki davranışı üzerindeki etkisi, yasalaştırma sırasında suçlunun kimliği ve şahsına özgü faktörler bilinmediğinden, göz ardı edilmektedir. Ceza yaptırımlarının yasama organınca suçun neden olduğu zararın derecesine uyarlı olarak saptandığı dile getiriliyorsa ise de gerçekte mağdurun bir suç karşısında gösterebileceği tepkiye tercüman olduğu var sayılabilir. Yasama kendini mağdurun yerine koyarak kefaret miktarını olası zarar göre ayarlamaktadır (bu evrede farazi yaklaşım). Yalnız, bu süreçte suçlunun veya potansiyel suçluların gelecekteki olası davranışları üzerindeki etkisi yerine geçmişteki davranışına eğinilmektedir. Yalnız zarara oranlılık her zaman geçerli değildir. Nitekim, genel ahlaka karşı işlenen suçlar ile müşterek iyilik için insanın yapması gerekeni yapmakta isteksiz olması/yerine getirmemesi hallerinde standart devre dışı kalmaktadır. Öte yandan zararın eşit olmasına karşın manevi unsurdaki (mens rea) farklılık nedeniyle kasten adam öldürme ile taksirle adam öldürmelerin cezaları farklı olmaktadır. Teşebbüs halinde kalan suçlarda da standart dışı kalmak sürmektedir. Bu tür suçlarda zarar-merminin vatandaşın vücudunu sıyırıp gitmesi, kişinin bunu duymaması örneğinde olduğu gibi- ekseriye yoktur.
Çağdaş siyaset tartışmalarında, ceza vermenin temel gerekçesi, Rawls, Hart, Ashworth ve von Hirsch tarafından ortaya konan sınırlamalar dahilinde olsa da belirgin bir şekilde yararcı olmaya devam etmektedir. Örneğin Kanada'da, ceza vermenin 'temel ilkesi' 'cezanın suçun ağırlığı ve suçlunun sorumluluk derecesiyle orantılı olması' olsa da her ceza, sayılan politika amaçlarından bir veya daha fazlasını (genel ve özel caydırıcılık ve rehabilitasyon dahil) teşvik etmelidir. Böyle bir yararcı gerekçe olmaksızın, bir ceza hükmü geçerli olamaz. Benzer şekilde, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yeni Model Ceza Kanunu'nun ceza hükümleri, “sınırlayıcı cezalandırıcılık” yararcı ilkesini açıkça desteklemektedir. Hükmedilen cezalar, caydırmayı amaçladıkları yanlışla orantılı olandan daha fazla zarar veremez ve bir siyaset amacına göre gerekçelendirilmedikçe hiçbir zarar içermemelidir.9
“Yararcılık Türk Ceza Adalet Sistemini İyileştirebilir mi?” 10
Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel
------------
1 Ayrıca bk. Mustafa T. Yücel. “Yararcılık” Hukuk Felsefesi, 6. Bası, 2025. N. Uygur. Bunalımdan Yaşama Kültürü YKY 1997, s.352: “Bunalım esmeye görsün, patır-kütür dökülür erdemler. Ya erdemini dökmeyen insanlar: hep yapraklı ağaçlar gibi öyle az ki onlar.”
2 Helvétius'un 'dahilik' üzerine yaptığı değerlendirmelerin ardından Bentham genç yaşta kendine şu soruyu sormuştur: ' Herhangi bir konuda dahi yeteneğim var mı? ... Ve gerçekten de yasama konusunda dahi yeteneğim var mı? Korkuyla ve titreyerek kendime şu cevabı verdim: “Evet!'.
2 Mustafa T. Yücel. https://hukuki.haber.net/Yararcılık-ve-Hukuk-Utilitarianism-and-Law
3 Paul Russell. “Hume'un Sorumluluk ve Ceza Üzerine Görüşleri” Kanada Felsefe Dergisi Cilt 20, Sayı 4 Aralık 1990), ss. 539-563.
3 Marjinal caydırma kuramı: Para elde etmek için hırsızlık, adam öldürme veya yangın çıkartma arasında bir seçim yapmak konumunda olan bir kişiye yasaca daha ağır bir suç işlemekten kaçınmak için saik sağlamalıdır. Yasada ağır suç için daha ağır bir ceza öngörüldüğünde böyle bir saike sahip olunacak ve ceza miktarları karşılaştırılacaktır. Bu suçların hepsi için ağır ceza var olduğunda ise, karşılaştırılacak bir şey olmadığından, kişi işlenmesi kolay ve yakalanma olasılığı en az olan suçu seçme özgürlüğü içinde olacaktır. Ne var ki, çeşitli suçlara ait ceza miktarlarının suçlularca karşılaştırıldığına ait kanıta tanık olunmamıştır. Bk. Güvel, E.A. Suç ve Ceza Ekonomisi Roma Yayınları Ankara, 2004, s.74. Ayrıca bk. R.Nozick. Anarşi, Devlet ve Ütopya İst. Bilgi Üniv. Yayını, Aralık 2000, ss.97-101. M. Foucault. Hapishanenin Doğuşu (Çev.M.A.Kılıçbay) İmge Kitapevi, 1992; J. Bentham. Principles of Morals and Legislation A Dolphın Books, 1961, ss.162-168. Bentham, panoptik cezaevi mimarisi planları dışında güvenliği, çevre- sel tasarım ve risk azaltılması projesi olarak daha kapsamlı olarak kavramlaştırdı. The Bentham Projesi bk. http://www.ucl.ac.uk/Bentham-Project/index.htm J.Bentham. Panoptican, Letter V.
4 J. Bentham. Theory of Legislation (C.K.Ogden. Editor) London, 1931, pp.356-357.
5 J.Bentham. The Rationale of Punishment,Heward, London, 1830. J. Bentham. Panopticon veya Denetleme Evi. İrlanda: 1791.
6 https://hukukihaber.net/Ceza-Siyasetinde-Paradokslar-PARADOXES-IN-CRIMINAL-POLICY
7 Beccaria. Suçlar ve Cezalar Hakkında (Terc. S.Selçuk) İmge, 2004. Çalışması doğuya Rusya'ya yayıldı, burada Büyük Catherine, imparatoriçe, bunu alenen onayladı ve Nakaz'ını (Talimatını) Rus yasa koyucusuna vererek, kolluk, savcılık, hâkimler ve cezaevlerinden oluşan modern bir ceza adaleti sistemi yaratılmasını istedi. Beccaria'nın etkisi batıya ABD'ye de yayıldı ve Amerikalı devrimcilerden Thomas Jefferson, George Washington ve John Adams'a ve onların yeni yasalar konusundaki fikirlerine ilham verdi. Beccaria'nın ölümünden sonra çalışmaları, 1810'da Fransa'nın Napolyon Ceza Kanunu ve Victor Hugo'nun 1848'de ölüm cezasını kaldırma kampanyası da dahil olmak üzere büyük ceza hukuku reformlarını ve hareketlerini etkilemeye devam etti. Ölüm cezası verildikten sonra kalemin ucu bir daha kullanılamayacak şekilde kırılır.
8 Mustafa T. Yücel. https://www.hukukihaber.net/yalan-ve-taniklik-psikolojisi-the-psychology-of-lies-and-witnesses-mustafa-toren-yucel
9 “Ceza yaptırımı basit bir fikir olmayıp; oldukça girifttir. Yaptırım sadece masum bir kişinin suçlu kişiye bir miktar zarar vermesi ve suçlu kişinin de iktidarındaki her vasıtayı kullanarak ondan kaçınması değildir. Aynı zamanda insanın ruhuyla barışık hale gelmesidir. Kimse ellerinden bu işi almadığında, suçlu kişiler de kendilerine zarar verirler. İşte itiraflar, ruhu öldürmeyen türdeki yaptırım uygulaması durumundan az olmakla beraber, oldukça olağandır. Suçlu açısından ceza, kefaretini ödemedir. Onların adaletsizlik konusundaki en acı şikayetleri ceza mahkûmiyetlerine karşı olmayıp, suçun bedelini ödemelerine karşın toplumun onları halen suçlu olarak görerek dürüst bir yaklaşım sergilememesidir.” B.Shaw. The Crime of Imprisonment The Citadel Press, New York 1961, pp.91-92.
10 Ulvi Saran. “Aşırı cezaevi doluluğu, hangi gerçeklerin aynası? Af çözüm mü?” Karar (25/07/2025); Ulvi Saran “Tahliyelere rağmen, cezaevi nüfusumuz dünyada ilklerde...” Karar (9/01/2026):“…sorunun infaz tekniklerinden çok cezalandırma sisteminin mantığı, yapısal işleyişi ve sürekliliği üzerinden radikal biçimde sorgulanmasını gerekli kılıyor”. Ayrıca bk. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Ceza-Siyasetinde-Paradokslar-PARADOXES-IN-CRIMINAL-POLICY