UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ SUÇLARINDA DELİLLENDİRME (İKİNCİ BÖLÜM)

Abone Ol

5271 CMK’nın 160. maddesi gereğince, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle uyuşturucu madde ticareti suçunun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kolluk vasıtasıyla yaptığı soruşturmada kapsamında kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, CMK’nın 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda başlangıç şüphesini aşan yeterli şüphe oluşturduğu takdirde iddianame düzenlemesi gerekir. Yeterli şüphe varsa Cumhuriyet savcısı iddianame düzenlemek zorunda olup mahkeme tarafından iddianamenin kabulü ile kamu davası açılmış olacaktır.

Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tanık ifadeleri çok önemli olup uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarında gizli tanık ifadelerinin manipülasyona açık olma ihtimali gözetildiğinde şüpheli ve sanık tarafından iddialar karşısında etkili bir savunma hakkı ile delillerin toplanmasını isteme hakkının işletilmesi şarttır. Adil yargılanma kapsamında silahların eşitliği ile masumiyet karinesi esas olup gizli tanık ifadelerinin bilimsel ve teknik bir delil olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.

İhbar veya şikâyetin kapsam ve içeriği, şikâyet veya ihbar sonucunda kolluk tarafından yapılan incelemelere dair tutanak içerikleri, usule uygun olarak alınan ev, iş yeri, cep telefonu, tablet veya bilgisayarda arama ve inceleme yapılmasına yönelik karar ve anılan karar uyarınca yapılan arama neticesinde ele geçen deliller incelendikten sonra uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarının işlendiğine ilişkin hayatın olağan akışı çerçevesinde şüphe oluşturan yeterli delil bulunuyorsa gözaltı kararı verilmelidir.

Suç vasfının tayini açısından delillerin titizlikle incelenmesi gerekir. Mevcut delillerin neyi temsil ettiği ve hangi delillerin hangi suçun unsurlarının oluştuğunun tespitinin göz ardı edilmemesi maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ile doğru eylemi doğru kanuni yaptırımların uygulanmasına olanak sağlayacaktır. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “Dava dosyası kapsamına göre; kolluğa gelen ihbar üzerine yapılan fiziki takip sonucu, 05.12.2022 günü saat 19.30 sırasında sanığın … köprüsü üzerinde yaya olarak bulunduğu sırada tanık C.E ile aralarında bir şey alıp verdikleri, önleme arama kararı kapsamında yapılan kaba üst aramalarında sanıktan beş parça halinde, tanıktan ise bir parça halinde uyuşturucu madde ele geçirildiği ve sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığı iddiasına ilişkin olarak; yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, kolluk tutanakları içeriği, tanık beyanı, sanığın aşamalardaki savunmaları, ele geçen maddelerin miktarı ve çeşitliliği, kriminal uzmanlık raporuna göre ele geçen maddenin Metamfetamin ve ABD-BUTINACA maddelerini içerdiğinin tespiti, telefon mesaj kayıtları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti kapsamında kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmediği, hukuka uygun olarak toplanan delillere dayanarak mahkumiyet hükmünün kurulduğu, araştırılacak başka bir hususun bulunmadığı anlaşıldığından sanık müdafisinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır[1].

Faillerin her zaman ticaret oluşturan fiilleri işlerken yakalanmaları söz konusu olmamaktadır. Başkaca hiçbir eylemi tespit edilemeyen; ancak kendisinden çeşitli miktarlarda uyuşturucu madde ele geçen bir failin kastının tespitinde, kesin çizgilerle sınır çizmek, belirli bir gramajın yahut adedin altında veya üstünde kalan rakamlara göre nitelendirmeler yapmak her zaman doğru sonucu vermeyebilecektir. Ancak uyuşturucu ticareti suçuyla etkin mücadele gereği faillerin yasanın gri noktalarından ve içtihat boşluklarından faydalanarak “kullanmak maksatlı bulundurma” görünümü altında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapmalarının önüne geçmek gerekir[2].

Soruşturmanın ve yargılamanın soruşturma ve yargılama tekniğine uygun olarak hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş deliller ışığında yapılması şarttır. İddianamede belirtilmeyen eylemlerden dolayı yargılama yapılarak hüküm kurulamaz. Hukuka uygun yöntemlerle elde edilen deliller ışığında verilen kararların ceza muhakemesine egemen ilkeler ışığında tüm tarafları tatmin etmesi ve adalet duygusunu incitmemesi amaçlanmalıdır.

Hâkimin duruşmada ileri sürülen ve taraflara diyecekleri sorularak tartışılan delilleri değerlendirmekte serbest olması, keyfi davranabileceği anlamına gelmez. Bu sistemin keyfiliğe karşı en önemli güvencesi, hâkimin açıkça ve somut verilere dayalı olarak hangi delile neden inanıp neden inanmadığını gerekçesiyle ortaya koyması zorunluluğudur. Bu şekilde delilleri serbestçe değerlendirecek olan hâkim, hangi delile hangi nedenle itibar ettiğini somut olayda hayatın olağan akışı, tecrübe kuralları ve mantık kurallarından faydalanarak gerekçelendirmesi gerekir[3]. Hâkimin bu faaliyeti yapması için hukuk fakültesinde ve stajda teknik bir eğitim alma zorunluluğu kendini göstermektedir. Hakimlerin standart düzeyde deliller ışığında mantık kurallarını uygulama yeteneğini detaylandırarak tarafları aydınlatmalıdır.

Sanıkların soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki savunmaları, yakalama tutanağı, ikamet arama tutanağı, iş yeri arama tutanağı, yer tespit tutanağı, para tespit tutanağı, ihbar tutanağı, ön ekspertiz ve değerlendirme tutanağı, tartı vezin tutanağı, şüpheli arama tutanağı, genel adli muayene raporları, uzmanlık raporu, sorgu zaptı, emanet makbuzu, nüfus ve adli sicil kayıtları, olayın oluş ve işleyiş şekli üzerinden maddi gerçeğin araştırılarak sanığın uyuşturucu ticareti suçunu işleyip işlemediğinin belirlenmesi gerekir.

Arama, el koyma veya onama işlemlerinin hukuka uygun olması, soruşturma evrakının işlem bazında belgelenerek gerçeği yansıtması, somut delil toplanması, eylemin uyuşturucu madde ticareti suçunu oluşturması ile delillerin hukuka uygun yöntemlerle toplanması gerekir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 20.09.2022 tarihli ve 2021/10-148 esas ve 2022/566 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, arama, amacına göre "adli arama" ve "önleme araması" olarak ikiye ayrılmaktadır. Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etme amacıyla yapılabileceği gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir. Birinci tür aramaya "adli arama", ikinci tür aramaya ise "önleme araması" denilmektedir. Bu itibarla arama hem koruma hem de önleme tedbiridir. Genel emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan önleme araması; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun (2559 sayılı Kanun) 9.maddesi ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 18. ve 26. maddeleri arasında düzenlenmiş olup Yönetmeliğin 19. maddesinde "Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemi" olarak tanımlanmıştır. Şüpheli ya da sanığın ya da delillerin yahut müsadere edilecek eşyaların ele geçirilmesi amacıyla yapılan araştırma işlemi olan adli arama, el koyma ile birlikte 5271 sayılı Kanunu'nun 116. ve 134. maddeleri arasında, 2559 sayılı Kanun'un 2. maddesi, Ek 4., Ek 6 ncı maddelerinde, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 9.maddesi ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5. ve 17. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5. maddesinde "bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemi" şeklinde tanımı yapılmıştır.

Arama kararının net olması, arama kararında belirtilen adreste ve saatlerde arama yapılması, aramada tanıkların bulunması ve saat itibariyle aramanın tutanak altına alınarak aramaya katılanlar ile tanıkların imzalarının alınması şarttır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 2016/20-701 esas, 2018/415 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; Önleme aramasının nasıl icra edileceği hususunda özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Yönetmeliğin "Aramaların Yapılma Şekli" başlıklı bölümündeki hükümler hem adli hem de önleme araması için geçerli ortak hükümlerdir. Bu kararların dışında ayrıca 2559 sayılı Kanun'un 4/A maddesinde polise, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması hâlinde durdurma yetkisi verilmiştir. Yönetmeliğin 27.maddesinde bu yetkinin kullanılması için "umma" derecesinde makul şüphe aranmıştır. Polisin "umma" derecesinde makul şüphe duyması halinde yapabileceği işlemlere ilişkin "durdurma ve durdurma sonrası arama ve kontrol işlemleri" başlıklı 27. maddesinin (f) ve (ğ) fıkraları gereğince kollukça durdurulan kişinin herhangi bir yerinde uyuşturucu gibi belirli bir şeyin gizlendiği düşünülüyorsa veya makul sebep oluşmuşsa önleyici kolluk yetkisi dahilinde daha geniş kapsamlı kontrol yapma imkânı doğacaktır. Şüphe üzerine arama yapılırken Polis bu yetkilerini kullanırken dikkat edilmesi gereken husus ise şu şekildedir: Kolluk gerekli tedbirleri alabilecek ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılmasını isteyemeyecektir. Yönetmeliğin "karar veya yazılı emir üzerine üst ve eşya aramasının icrası" başlığı altında 28. maddesinde önleme araması ve adli arama kararı sonrasında üst ve eşya araması ve devamında 29. maddesinde araçlarda aramanın şekli düzenlenmiştir. Arama kararı alınmadan polisin durdurma ve sonrasında yapabileceği arama ve kontrol işlemlerinde Yönetmeliğin 27. maddede belirtilen sınırlamaların, arama kararı alındıktan sonra Yönetmeliğin 28. ve 29. maddelerinde yer almadığı anlaşılmaktadır. Bunların yanında, önleme aramasına karar verilebilmesi için belirtilen konulara ilişkin somut ve öngörülebilir bir tehlike olması gerekir. 2559 sayılı Kanun bu nitelikteki tehlike hâlini "makul sebep" olarak ifade etmektedir. Suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut olgulara dayalı "makul şüphe" ile önleme aramasındaki "makul sebep" farklı kavramlardır. "Makul sebep" konunun uzmanları tarafından ortak görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu iken "makul şüphe" çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde değerlendirmeleri hâlidir. Adli arama kararı verilebilmesi için aramanın konusunu oluşturan kişi veya şeylerin, arama yapılacak yerde bulunduğu hususunda belli bir şüphenin olması gerekir. Kanun aranacak kişinin suçla ilgisine göre, bu şüphenin yoğunluğunu farklı şekillerde düzenlemiş ve suçla ilgisi olmayan kişiler nezdinde aramayı daha sıkı koşullara tâbi kılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 20.09.2022 tarihli ve 2021/10-148 esas, 2022/566 karar sayılı kararında da değinildiği üzere, adli arama kararına dayanak olan makul şüphe sebepleri somut olgulara dayanmalı ve arama sonucunda belirli bir şeyin bulunacağının veya belirli bir kişinin yakalanacağı öngörülmelidir.

Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “Dava dosyası kapsamına göre; sanık hakkında Pendik ilçesi Kuş Parkı çevresinde esrar ve uyuşturucu hap sattığı, uyuşturucu maddeleri 34 D..**** plakalı araçta sakladığı yönünde yapılan ihbar üzerine sanığın yakalanmasına yönelik çalışmalar yapıldığı halde her defasında kolluk kuvvetlerinden kaçtığı ve yakalanamadığı, 03.05.2016 tarihinde 17.30 sıralarında ihbarda geçen yerde sanığın görüldüğü, fiziki takibe başlandığı saat 21.30 da yanına gidildiğinde İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2016/2456 Değişik iş numaralı genel önleyici arama el koyma kararına istinaden kimlik kontrolü yapılarak üst aramasının yapıldığı, sanığa araçla ilgili sorular sorularak, anahtarını bir dükkana bıraktığını beyan etmesi üzerine aracın anahtarının dükkandan alınarak arama el koyma kararına istinaden Emniyet Amirliğine araç ve sanık ile intikal edildiği, araçta yapılan aramada şoför kısmında gaz ve fren pedalının üst kısmındaki boşlukta gizlenmiş poşette bulunan suça konu maddelerin ele geçirildiği olayda, yukarıdaki açıklamalar dikkate alınıp, somut olay bakımından suç delillerinin sanığın aracında yapılan arama da adli arama kararı alınmasının gerekli olduğundan, dava dosyası içerisinde bulunan "önleme araması kararı" sanığın yakalandığı yerden alınıp başka bir yere götürüldüğü anlaşıldığından yapılan aramanın hukuka uygun olmayacağından sanık durdurulduktan sonra devam eden süreçte Cumhuriyet savcısına haber verilerek usulüne uygun şekilde alınmış "adli arama kararı" ya da "yazılı arama emri" alındıktan sonra arama yapılması gerekir iken yetersiz olan önleme arama kararına istinaden sanığın yakalandığı yerden başka bir yere götürülerek, suça konu uyuşturucu maddelerin ele geçirilmiş olması nedeni ile delillerin hukuka aykırı yöntemle ele geçirilmiş olduğu anlaşılmakla Bölge Adliye Mahkemesince verilen beraat kararında

Hâkim veya mahkeme, kararını ancak hukuka uygun yöntemlerle duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; ”Hükme esas alınan iletişimin tespiti çözüm tutanakları, görüntü çözümleme tutanağı ile diğer tutanakların duruşmada sanığa okunarak diyeceklerinin sorulması, sanığın konuşmaların kendisine ait olmadığını belirtmesi durumunda ses örneklerinin alınması ve ses kayıtlarının sanığa ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesine veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması, ayrıca tanık Hasan'dan ele geçen uyuşturucu maddenin sarılı olduğu fişte sanık İ..'in parmak izinin çıkması karşısında buna ilişkin sanık İ..'in beyanının alınması ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması, hukuka aykırılık oluşturmaktadır”[4].

Soruşturma kapsamında kimin kime uyuşturucu sattığı veya verdiği, bilgi veya belgeler ışığında uyuşturucu satışına ilişkin paranın hangi yöntemle kime verildiği, taraflar arasındaki telefon ve mesaj trafiği ile içeriğinin belirlenmesi, suça konu maddenin uyuşturucu olup olmadığına ve uyuşturucunun türünün tespiti amacıyla uzmanlık raporunun ivedilikle temini, satma eyleminin gerçekleştirildiği yerin nitelikli hallerin uygulanması açısından olay tutanakları ile tespitine ve somut olayın özelliklerine göre şüphelinin beyanlarıyla başka şüpheli veya sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunun ortaya çıkmasına yardımcı olup olmadığı araştırılarak hakkında TCK'nın 192/3. maddesindeki etkin pişmanlık[5] hükümlerinin uygulanmasına yönelik etkin bir soruşturma ve delil toplama işlemlerinin yapılması gerekir.

>> UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ SUÇLARINDA DELİLLENDİRME (BİRİNCİ BÖLÜM)

----------

[1] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 18. 12. 2025 tarihli, 2024/22467 esas ve 2025/10923 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[2] Meydan, Uğur, “Uyuşturucu Madde Ticareti Suçunda Madde Miktarının Önemi”, TAAD, Y: 10, S: 37 (Ocak 2019), s. 350.

[3] Feyzioğlu, Metin, Ceza Muhakemesinde İspatın Ölçütü Olarak Vicdani Kanaat, Ankara 2015, s. 240.

[4] Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 26. 12. 2024 tarihli, 2022/11346 esas ve 2024/26568 sayılı kararı (https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202211346-e-202426568-k-sayili-karari).

[5] Etkin pişmanlık Madde 192- (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz. (2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz. (3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir. (4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz. Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının 279 uncu ve 280 inci maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz