MAKALE

TÜRK BORÇLAR HUKUKUNDA İFA İMKANSIZLIĞI

Abone Ol

GİRİŞ

Sözleşme hukukunda borcun ifasını engelleyen hâller, borç ilişkisinin akıbetini doğrudan etkileyen temel sorunlar arasında yer almakta olup, bu bağlamda ifa imkânsızlığı hem sözleşmenin geçerliliği hem de tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nda imkânsızlık farklı maddelerde düzenlenmiş olmakla birlikte kavramın kendisinin açıkça tanımlanmamış olması, doktrinde çeşitli ayrımların yapılmasına ve farklı yorumların geliştirilmesine neden olmuştur.

Bu çalışmada öncelikle imkânsızlık kavramı genel hatlarıyla ele alınmış, ardından başlangıçtaki imkânsızlık ile sonraki imkânsızlık ayrımı, bu ayrımın unsurları ve hukuki sonuçları Türk Borçlar Kanunu hükümleri ve doktrindeki görüşler ışığında incelenmiş, bu çerçevede imkânsızlığın sözleşmenin geçerliliği üzerindeki etkisi ile borçlunun sorumluluğuna yansıyan sonuçları değerlendirilmiştir.

I. İMKANSIZLIK KAVRAMI

A. Genel Olarak
İfa engelleri sistemi içerisinde önemli bir yere sahip olan imkânsızlık engeli, Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri arasında TBK m. 27/1, 112, 136 ve 137 hükümlerinde düzenlenmiş olup, söz konusu hükümlerde imkânsızlığın sonuçlarına yer verilmiş olmasına rağmen kavramın ne anlama geldiği açıkça tanımlanmamıştır (Çavuşoğlu, 2020, s. 15).Doktrinde bir görüş imkânsızlığı, edimin içeriği değişmeden borçlunun fiiliyle sürekli olarak aynen ifa edilememesi şeklinde tanımlarken; diğer görüş, imkânsızlığı edimin baştan geçerli doğmasını veya sonradan objektif, sürekli ve kesin biçimde ifasını engelleyen fiilî ya da hukukî engeller olarak açıklamaktadır (Topuz & Canbolat, 2008, s. 675)

II. TÜRK BORÇLAR KANUNU’NDA İMKANSIZLIK

Türk Borçlar Kanunu’nda imkânsızlık, sözleşmenin kurulmasından önce mevcut olduğunda TBK m. 27/1 uyarınca konusu imkânsız olan sözleşmeyi kesin hükümsüz kılmakta ve bu imkânsızlığın objektif ve sürekli nitelikte olması aranmaktadır; sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlık hallerinde ise TBK m. 112 borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun sorumluluğunu düzenlerken, TBK m. 136 borçlunun kusuru olmaksızın meydana gelen imkânsızlıkta borcun sona ereceğini hükme bağlamaktadır (Özçelik, 2014, s. 571).

A. Başlangıçtaki İmkansızlık

Başlangıçtaki imkânsızlık, sözleşme anında edimin objektif ve kalıcı olarak ifa edilememesi nedeniyle sözleşmenin kesin hükümsüz sayılmasını ifade eder; bunun için imkânsızlığın sözleşme anında mevcut, objektif ve kalıcı olması gerekir.Bu çerçevede imkânsızlık fiilî veya hukukî sebeplerden doğabilir; tarafların bunu bilip bilmemesi sözleşmenin hükümsüzlüğünü etkilemez, ancak bilen veya bilmesi gereken tarafın güven zararından sorumluluğu gündeme gelebilir. Objektif imkânsızlıkta sözleşme kesin hükümsüz sayılırken, yalnızca borçluya özgü engellerden kaynaklanan sübjektif imkânsızlıkta sözleşme geçerliliğini korur (Ediz, 2021, s. 22). Bu yaklaşım, “impossibilium nulla obligatio est” ilkesi uyarınca imkânsız edimin borç doğurmamasına dayanır; nitekim sözleşme kurulmadan önce kiralananın yanmış veya satılanın yok olmuş olması hâllerinde sözleşme kesin hükümsüzdür (Çavuşoğlu, 2020, s. 34).

Hakim görüşe göre başlangıçtaki imkânsızlığın tespitinde esas alınacak an sözleşmenin kurulduğu an olup, bu durumda sözleşme baştan itibaren hükümsüz sayılmakta, taraflar elde ettikleri edimleri iade etmekle yükümlü olmakta ve kusurlu tarafın güven zararını tazmin etmesi gerekmektedir.

B. Başlangıçtaki Sübjektif İmkansızlık

Başlangıçtaki imkânsızlığın yalnızca borçluya özgü sebeplerden kaynaklanması durumunda sübjektif imkânsızlık söz konusu olmakta ve bu durumda sözleşmenin kesin hükümsüzlüğünden söz edilmemekte, aksine sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilmekte ve borçlu ifa edememenin sonuçlarına katlanmakla yükümlü olmaktadır.

III. SONRAKİ İMKANSIZLIK

A. Genel Olarak Sonraki imkânsızlık, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan ve edimin ifasını sürekli ve kesin biçimde engelleyen durumu ifade eder; bu yönüyle başlangıçtaki imkânsızlıktan ayrılır ve farklı hukuki sonuçlara tabidir (Topuz & Canbolat, 2008, s. 679).Bu kapsamda sonraki imkânsızlık, imkânsızlığın borçlunun kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmamasına göre kusursuz ve kusurlu imkânsızlık olarak ikiye ayrılmaktadır.

B. Kusursuz Sonraki İmkansızlık (TBK m. 136)

İmkânsızlığın borçlunun kusurundan kaynaklanmadığı hallerde kusursuz imkânsızlık söz konusu olmakta olup, bu durumda borçlu ifayı engelleyen durumdan sorumlu tutulmamakta ve borç kendiliğinden sona ermektedir; dolayısıyla borçlu bakımından herhangi bir tazminat yükümlülüğü doğmamaktadır.Ancak bu sonucun doğabilmesi için imkânsızlığın objektif, kaçınılmaz ve öngörülemez nitelikte olması gerekmekte olup, borçlunun önleyebileceği veya öngörebileceği durumlar bakımından sorumluluğun devam edeceği kabul edilmektedir (Ediz, 2021, s. 49).

C. Kusurlu Sonraki İmkansızlık (TBK m. 112)

İmkânsızlığın borçlunun kusurundan kaynaklanması halinde ise kusurlu imkânsızlık söz konusu olmakta ve bu durum borca aykırılık teşkil ederek borçlunun sorumluluğunu doğurmakta, bu çerçevede borçlu TBK m. 112 uyarınca alacaklının uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olmaktadır.Bu durumda edimin ifası imkânsızlaşsa da borç ilişkisi sona ermez; yalnızca alacak hakkının içeriği değişir ve edimin yerini tazminat borcu alır. Kısmi imkânsızlıkta ise borçlunun sorumluluğu sürer; alacaklı, kısmi ifa kendisi için değer taşımıyorsa bunu reddederek zararın tamamını talep edebilir. (Turan Başara, 2010, s. 7).Bunun yanında, imkânsızlığın sözleşmeyi sona erdirici etki doğurabilmesi için hasarın borçluya ait olması gerekmekte olup, hasarın alacaklıya ait olduğu durumlarda sözleşme varlığını sürdürmekte ve alacaklı karşı edimini ifa etmekle yükümlü olmaktadır (Ediz, 2021, s. 50).

SONUÇ

Bu çalışmada, borçlar hukukunda ifa engelleri arasında önemli bir yere sahip olan imkânsızlık kavramı ele alınmış ve Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde imkânsızlığın hukuki niteliği incelenmiştir. Özellikle başlangıçtaki imkânsızlık ile sonraki imkânsızlık ayrımı üzerinde durulmuş; bu ayrımın sözleşmenin geçerliliği ve tarafların sorumluluğu bakımından doğurduğu farklı sonuçlar ortaya konulmuştur.

Başlangıçtaki imkânsızlığın, edimin objektif ve sürekli olarak ifa edilememesi hâlinde sözleşmenin kesin hükümsüzlüğüne yol açtığı, sonraki imkânsızlıkta ise imkânsızlığın kusura dayanıp dayanmamasına göre borcun sona ermesi veya borçlunun tazminat sorumluluğunun söz konusu olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, imkânsızlığın türlerinin ve ortaya çıkış zamanının doğru şekilde belirlenmesi, hem hukuki güvenliğin sağlanması hem de adil çözümlere ulaşılması açısından büyük önem taşımaktadır.

Hilal TÜRKMEN

KAYNAKÇA

-Başara, G. T. (2010). Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkansızlık Sebebiyle Borcun Sona Ermesi. Cankaya University Journal of Law, 7(1), 1-22.

-Çavuşoğlu, A. (2020). Geçici ifa imkânsızlığı. Ankara: Yetkin Yayınları.

-Ediz, K. E. (2021). Geçici ifa imkânsızlığı ve hukuki sonuçları (Yüksek lisans tezi, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü). Kayseri: Erciyes Üniversitesi.

-Özçelik, Ş. Barış. “Sözleşmeden doğan borçların ifasında hukukî imkânsızlık ve sonuçları.” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 63, Sayı 3 (Eylül 2014): 569-622

-Topuz, S., & Canbolat, F. (2008). Türk-İsviçre ve Alman borçlar hukukunda imkânsızlığın düzenlenişi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 57(3), 673–718

-Helvacı, İ. (t.y.). İlhan Helvacı Dersleri. Erişim: https://www.ilhanhelvacidersleri.com/