Ticaret Hukuku Yazıları - I Cari Hesap Sözleşmeleri

Abone Ol

Cari hesap sözleşmesi hukukumuzda oldukça ayrıntılı ancak dağınık bir şekilde düzenlenmiş olup yargı kararlarında da görüleceği üzere ilk derece mahkemeleri dahi cari hesap sözleşmeleri ile alakalı uyuşmazlıklara Türk Ticaret Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuatı tatbik ederken hataya düşebilmektedir. Ticari hayatta uygulaması oldukça yaygın olan cari hesap sözleşmeleri hakkında gerekli tartışmalara yeri geldikçe değinerek pratik hususların altını çizmeye ve önemli noktaları belirtmeye çalıştık.

Tanımı ve Yazılı Şekil Şartı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.89, cari hesap sözleşmesini iki kişinin karşılıklı alacaklarını ayrı ayrı talep etmekten vazgeçip kalem kalem borç-alacak şeklinde bir hesapta biriktirmeleri ve ancak hesabın dönem sonu kesiminde ortaya çıkan bakiyeyi isteyebilmeleri şeklinde tanımlar. Cari hesap sözleşmesi bir netleştirme (mahsup) anlaşmasıdır: Sözleşme süresince taraflar birbirlerine karşı tek tek alacak talep etmez; tüm alacak ve borç kalemleri hesap kesimine kadar geçici olarak hesapta toplanır. Böylece hesap devresi bitmeden önce taraflardan hiçbiri diğerine karşı alacaklı veya borçlu sayılmaz; alacak kalemleri hesap kapanmadan tek başına talep edilemez ve bu kalemler için temerrüt (gecikme) durumu da doğmaz.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2003/17436, K. 2003/21297 sayılı, 31.10.2003 tarihli kararında cari hesap sözleşmesi sona ermeden tarafların hukuken birbirlerinden alacaklı ve borçlu olamayacaklarını dolayısıyla hesap bakiyesine haciz konulabilmesi için hesap devresinin sonunun beklenmesi gerektiğini içtihat etmiştir. İlgili karar özetle şu şekildedir:

“ … Cari hesap sözleşmesi sona ermedikçe taraflar hukuken alacaklı ve borçlu değildir. Hesap bakiyesine haciz koyduran alacaklı bakiyenin ödenmesi için hesap devresinin sona ermesini beklemesi gerekir. Bu durumda, hesap devresi sona ermeden ve üçüncü şahısın borcu takip hukuku yönünden kesinleşip icra edilebilir hale gelmeden, üçüncü şahıs şirkete haciz ihbarı gönderilmemelidir. …”[i]

Cari hesap sözleşmesi, kararlaştırılan sürenin sona ermesi, bir süre kararlaştırılmadığı takdirde taraflardan birinin fesih ihbarında bulunması, taraflardan birinin iflas etmesi ya da borcundan dolayı hesap bakiyesi haczedilen tarafın on beş gün içinde haczi kaldırtmaması gibi durumların ortaya çıkması halinde sona erecektir (TTK m. 98, 100/2)

TTK m. 101’e göre cari hesap için zamanaşımı süresi beş senedir. Hesabın tasfiyesi, kabul edilen ya da mahkeme kararıyla saptanan artan tutar ya da faiz alacakları, hesap hata ve yanılmaları ile cari hesabın dışında tutulması gereken veya haksız olarak cari hesaba geçirilmiş olan kalemler veya tekrarlanan kayıtlar beş sene içerisinde dava edilebilirler. Zamanaşımı süresi, hesap sözleşmesinin sona ermesinden itibaren başlayacaktır (TTK m. 101).

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 1988/10067, K. 1989/2386 sayılı, 20.4.1989 tarihli kararında cari hesap sözleşmesinin hangi şartlarda sona ereceğini şu şekilde belirlemiştir:

“ … Taraflar arasında 1.1.1984 tarihli genel satış ve cari hesap sözleşmeleri düzenlenmiştir. Bu sözleşmelerin cari hesap sözleşmesi olduğu hususunda taraflar arasında da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. ETTK`nın 87 ve devamı maddeleri uyarınca cari hesap sözleşmesi, hesap kesilmeden alacak talep edilmeyeceğine dair bir anlaşmadır. ETTK`nın 95. maddesi uyarınca cari hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbiri alacaklı veya borçlu sayılamaz. Tarafların hukuki durumunu ancak mukavelenin sonundaki hesabın kesilmesi tayin eder. … Taraflar arasındaki cari hesap mukavelesi başlıklı sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, bu cari hesap mukavelesinin müddetinin imza tarihinden itibaren bir yıl geçerli olduğu, taraflar bir ay önceden feshi ihbar etmedikleri takdirde sözleşmenin bir yıl temdit edilmiş olacağı, 7. maddesinde ise bu cari hesap mukavelesinde zikredilmeyen hususlar hakkında ETTK`nın 87 ve müteakip maddeleri hükümlerinin tatbik olunacağı kabul edilmiştir. Yukarıda açıklanan ETTK hükümlerine ve taraflar arasındaki 1.1.1984 tarihli sözleşme hükümlerine göre, davacı yanca sözleşme süresinin bitmesi veya feshi ihbar ile cari hesap sözleşmesinin sona erdirildiği kanıtlanamamıştır. Bu nedenle icra takip tarihinde, takip konusu alacak muaccel hale gelmemiştir. …”

Hesap Devresi ve Sözleşme Süresi

Cari hesap sözleşmelerinde hesap devresi ve sözleşme dönemi ayrımını bilmek gerekmektedir, şöyle ki:

Sözleşme süresi, cari hesap sözleşmesinin geçerli olacağı süredir. Bu sürenin uzunluğu taraflarca kararlaştırılabilir. Cari hesaba geçirilen alacak ve borç kalemleri bir bütündür. (TTK m. 97) Tarafların hukuki durumunu sözleşmenin sonundaki hesabın kesilmesi belirler. Burada önemli olan bir sözleşme süresi içerisinde birden fazla hesap devresi olabileceği hususudur. Alacaklılık ve borçluluk ise hesap devrelerinin sonunda değil, anlaşma süresinin sonunda netlik kazanır, belli olur.

Buna göre TTK m.94’e göre, hesap devresi, sözleşme ve ya ticari teamülle tespit edilen hesabın incelendiği, borç ve alacak kalemleri arasındaki farkın tespit edildiği devredir. Sözleşme süresi birkaç hesap devresi bulundurabilir. TTK m.90/1-d uyarınca, her hesap devresi sonunda hesap kapatılarak bakiye ortaya çıkartılır ve bakiyenin kabul edilmesiyle de yenileme gerçekleşmiş olur. Ancak bu bakiye hemen ödenmez, yeni hesap devresinin ilk kalemine alacaklı adına alacak olarak geçirilir. Hesap devresi sözleşme ve ya ticari teamülle tespit edilemiyorsa, her takvim yılının son günü hesap kapatma günü sayılır. Banka uygulamasında hesabın üç ayda 1 (31 Mart, 30 Haziran, 30 Eylül ve 31 Aralık) kapatılması kabul edilmiştir.

Devre sonunda hesap kapatılıp, bakiye tespit edildikten sonra bakiyeyi gösteren cetvel karşı tarafa gönderilir. Karşı taraf aldığı tarihten itibaren bir ay içinde noterce, taahhütlü mektupla, telgrafla ve ya güvenli elektronik imza içeren bir yazıyla itiraz etmezse, bakiyeyi kabul etmiş sayılır. Bakiyenin kabulüyle yenileme gerçekleşir. Ancak ödeme istenemez; cari hesap sözleşmesinin sonunda istenebilir. Zira sözleşme sona ermeden taraflardan hiçbiri alacaklı veya borçlu sayılamaz.

Bu yapısı dolayısıyla cari hesap sözleşmesine “bütünlük ilkesi” hakimdir; hesaba geçirilen alacak ve borçlar hesap kesilene kadar bölünmez bir bütün teşkil eder. Bu nedenle cari hesap devam ederken sözleşmeye dahil edilmiş tekil alacaklar için ayrı dava veya icra takibi yoluna gidilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde, cari hesap içinde bulunan bir alacak artık müstakil bir alacak olmaktan çıktığı için, o kalem hakkında ayrıca takas, temlik veya haciz yoluna gidilmesi de kural olarak mümkün olmaz.

Cari Hesap Sözleşmesinin Şekli

Kanun, cari hesap sözleşmesinin geçerliliği için yazılı şekilde yapılmasını şart koşmaktadır. TTK m.89/2 hükmü, “Bu sözleşme yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz” diyerek adi yazılı şekli bir geçerlik şartı olarak öngörmüştür. Dolayısıyla, taraflar cari hesap ilişkilerini, mutlaka yazılı bir sözleşmeyle düzenlemelidir. Aksi halde sözleşme hukuken geçersiz olacak ve beklenen hukuki sonuçları doğurmayacaktır. Uygulamada bazen uzun süre devam eden mal alışverişi veya para transferleri, herhangi bir yazılı cari hesap sözleşmesi olmaksızın tarafların ticari defterlerine “cari hesap ekstresi” şeklinde kaydedilmektedir.

Böyle durumlarda taraflar çoğu kez aralarında sanki geçerli bir cari hesap sözleşmesi varmış gibi davranabilmektedir. Oysa Yargıtay’ın da vurguladığı üzere, yazılı şekilde yapılmamış bir cari hesap sözleşmesi hukuken tanınmaz; bu durumda taraflar arasındaki ilişkiye TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanmaz. Başka bir deyişle, yazılı şekil şartına uyulmadığında cari hesap sözleşmesi yok hükmündedir ve taraflar arasındaki hesaplaşma, kanuni cari hesap hükümlerinden yararlanamaz. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/19-1634 E. 2018/683 K.)

Kanun koyucu, cari hesap sözleşmesinin tarafları bakımından özel bir sınırlama da getirmemiştir. Tarafların tacir olması şart değildir: İki gerçek veya tüzel kişi arasında, aralarındaki herhangi bir hukuki ilişkiden doğan alacaklar için cari hesap sözleşmesi kurulabilir. Bu sözleşmeye taraf olmak için özel bir ehliyet aranmaz; Türk Medeni Kanunu m.9’a göre kendi fiiliyle hak edinebilen ve borç altına girebilen herkes (örneğin bir esnaf dahi) cari hesap ilişkisine girebilir. Uygulamada, cari hesap sözleşmelerine çoğunlukla tacirler arasında rastlanmakla birlikte, kanunen tacir olmayan kişilerin de bu sözleşmeyi yapabilecekleri kabul edilmektedir. Bu hususun bilinmemesi, uygulamada “cari hesap sadece tacirler arasında olur” şeklinde bir yanlış algıya yol açabilmektedir. Halbuki TTK 89 hükmü tarafların tacir olup olmamasından bağımsız şekilde “iki kişi” ibaresini kullanmıştır. Dolayısıyla, örneğin tacir olmayan bir tüketiciyle bir tacir arasında dahi (özellikle finans kuruluşlarıyla müşterileri arasındaki hesap ilişkilerinde) kanunen geçerli bir cari hesap sözleşmesi kurulması mümkündür.

Açık Hesap ile Cari Hesap Arasındaki Fark

Cari hesap sözleşmesi, yukarıda belirtildiği gibi yazılı şekil koşuluna tabi olduğundan, uygulamada en sık rastlanan hata cari hesap ile açık hesap ilişkisinin birbirine karıştırılmasıdır. “Açık hesap”, iki taraf arasında süregelen mal veya hizmet alım satımında, önceki borçlar tamamen kapanmadan ticari ilişkinin devam etmesi durumunu ifade eder. Açık hesapta da taraflar alacak vereceklerini genellikle kayda geçirip dönemsel olarak borç bakiyesini hesaplayabilir; ancak açık hesap, kanuni anlamda bir cari hesap değildir. En önemli fark, açık hesap ilişkisi için yazılı bir sözleşmeye gerek olmamasıdır. Taraflar aralarında yazılı bir cari hesap sözleşmesi yapmadıkları sürece, alacaklarını tek tek talep etmekten vazgeçtikleri kabul edilemez ve bu durumda aralarındaki ilişki hukuken açık hesap sayılır. Nitekim Yargıtay da, “taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır” diyerek bu ayrımı net biçimde ortaya koymaktadır. Yüksek Mahkeme kararlarında, yazılı sözleşme yoksa taraflar arasındaki alışverişlerin cari hesap hükümlerine tabi olmayacağı ve bunun sadece açık hesap olarak değerlendirilebileceği birçok kez vurgulanmıştır.

Özetle açık hesap, tarafların tek taraflı veya karşılıklı alacaklarını hesaba kaydedip, belirli hesap dönemleri olmaksızın hesaplaştıkları bir hesap türüdür. Açık hesap, cari hesap değildir. Zira cari hesaptaki belirli hesap devrelerinin sonunda yapılan bakiyeyi tespit etme işlemi, açık hesapta her zaman yapılabilir. Ayrıca cari hesaba kaydedilen alacakların niteliklerini kaybetmesi gibi bir sonuç açık hesaplarda gerçekleşmemektedir. Başka bir anlatımla, açık hesaba kaydedilen alacakların ayrı ayrı ödenmesi istenebilir. Herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan devir, rehin ve haciz de edilebilirler. Ayrıca açık hesap pozisyonları uyuşmazlık halinde ayrı ayrı açıklanmak ve ispatlanmak zorundadır. Şunu da vurgulamak gerekir ki tacirler arasında basit hesaplaşmalarda da kullanılan açık hesaplarda, taraflardan birine ait alacakların belirli aralıklarla toplanarak ödendiği de olmaktadır. Bu tür açık hesaplarda cari hesap sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanması söz konusu değildir.

Bu farkın uygulamadaki sonucu oldukça önemlidir. Cari hesap sözleşmesi geçerli şekilde kurulmuşsa, artık taraflar sözleşme dönemi sonuna dek tek tek alacak için dava veya icra takibi yapamaz (bütünlük ilkesi gereği) ve sadece hesap bakiyesi talep edilebilir. Buna karşılık, aralarında yazılı cari hesap sözleşmesi olmayan taraflar, birbirlerinden doğan her bir faturayı veya alacağı ayrıca talep ve dava edebilirler. Örneğin, uzun süreli mal satışı ilişkisinde herhangi bir yazılı cari hesap sözleşmesi yoksa, satıcı her bir fatura bedelini ayrı ayrı (kısım kısım) talep etme hakkını saklı tutar. Böyle bir durumda borçlu, “cari hesap sözleşmesi var, bütün borçlar netleşmeden ödeme yapmam” diyerek toplam borcun ödenmesini hesap sonuna erteleyemez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018 tarihli bir kararında da (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/19-1634 E. 2018/683 K) bu durum açıkça ortaya konmuştur:

Somut olayda taraflar arasındaki ticari ilişki boyunca yazılı cari hesap sözleşmesi bulunmadığından, ilişkinin hukuken açık hesap kabul edilmesi gerektiği; bu halde mahkemenin tüm hesap hareketlerini topluca değerlendirmek yerine sadece davaya konu edilen faturalar ve bunlara ilişkin ödeme savunmasıyla sınırlı bir inceleme yapması gerektiği…

Görüldüğü üzere, yazılı bir sözleşme olmadığında hukuk sistemi taraflar arasındaki alışverişi cari hesap olarak değil, açık hesap olarak ele almaktadır. Bu ayrımı bilmemek, uygulamada ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Örneğin, gerçekte yazılı bir cari hesap anlaşması bulunmadığı halde alacaklı tarafın sadece bakiye için dava açması veya borçlunun “cari hesap var, tek tek ödeme yapmam” diyerek borcu sürüncemede bırakması, Yargıtay denetiminde doğru bulunmayan tutumlardır. Sonuç olarak, cari hesap ile açık hesap kavramlarının farkı net bilinmeli; yazılı sözleşme yoksa hukuki ilişkinin cari hesap hükümlerine göre değerlendirilemeyeceği her zaman akılda tutulmalıdır.

Cari Hesaba Kaydedilemeyecek Alacaklar

Cari hesap sözleşmesi taraflara geniş bir hesaplaşma serbestisi tanımakla birlikte, TTK m.92 ve 93 bazı alacak kalemlerinin cari hesaba geçirilemeyeceğini öngörmüştür. Bu yasal sınırlamalardan haberdar olunmaması, uygulamada önemli hatalara yol açabilir. TTK m.93 uyarınca: Takas edilemeyen alacaklar ile belirli bir amaca harcanmak veya ayrıca emre hazır tutulmak üzere teslim olunan para ve mallardan doğan alacaklar, cari hesaba kaydedilemez. “Takas edilemeyen alacaklar” ifadesi, kanunen veya niteliği gereği takas (mahsup) edilebilmesi mümkün olmayan alacakları ifade eder. Örneğin, nafaka alacakları veya kanunen haczedilemeyen işçi ücretleri gibi alacaklar kural olarak takas edilemez; dolayısıyla bu tür alacakların cari hesaba konu edilmesi de yasaktır. Benzer şekilde, belirli bir amaca özgülenmiş para veya maldan doğan alacaklar da cari hesaba konulamaz. Örneğin, bir kimseye belirli bir ürün veya hizmeti satın alması için verilen avans niteliğindeki para veya emanet olarak belli bir amacı gerçekleştirmek üzere teslim edilen mallar söz konusu ise, bunların iadesinden doğan alacak cari hesapta gösterilemez. Çünkü bu tip alacaklar, özel amaçları gereği ayrı tutulmalı ve genel hesaba karıştırılmamalıdır. Uygulamada bazen taraflar bu yasağı bilmeden, örneğin depozito/emanet paraları veya benzeri amaçlı ödemeleri de cari hesap ekstresine dahil edebilmektedir. Böyle bir hata, cari hesap sözleşmesinin o kısmını hükümsüz kılacak ve ilerde çıkacak uyuşmazlıklarda ilgili kalemin hesaptan çıkarılmasına neden olacaktır. Dolayısıyla, cari hesaba kaydedilecek alacakların niteliği dikkatlice değerlendirilmeli, m.93’teki yasak kapsamına giren kalemler hesap dışında tutulmalıdır.

Öte yandan, kanun cari hesap sözleşmesinin geçmişe etkisini de sınırlandırmıştır. TTK m.90/1-(b) bendine göre, tarafların onayı olmadıkça cari hesap sözleşmesinin yapılmasından önce doğmuş bir alacak cari hesaba kaydedilemez. Yani, cari hesap ilişkisi kural olarak sözleşmenin kuruluşundan sonraki işlemler için geçerlidir. Taraflar geçmiş tarihli borç ve alacaklarını da hesaba dahil etmek istiyorlarsa, bunun açıkça karşılıklı onayla kararlaştırılması gerekir. Uygulamada sık yapılan bir hata, yazılı cari hesap sözleşmesi imzalandığında otomatik olarak tarafların eski borçlarının da bu hesaba dahil olduğunu varsaymaktır. Oysa kanuna göre önceki alacakların hesaba geçirilmesi ancak tarafların mutabakatıyla mümkündür; aksi takdirde eski alacaklar ayrı kalmaya devam eder. Örneğin, A firması ile B firması 2024 yılı için yazılı bir cari hesap sözleşmesi imzaladıklarında, 2023 yılından kalan ödenmemiş bir fatura borcu ancak taraflar açıkça anlaştıysa cari hesaba yazılabilir; aksi halde 2023 borcu geçmişe yönelik ayrı bir alacak olarak kalır. Bu hususa dikkat edilmemesi, ileride bakiye hesabının doğru belirlenmemesi ve bazı alacakların zamanaşımı riskine açık hale gelmesi gibi sonuçlar doğurabilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 1974/820, K. 1974/1363 sayılı, 16.4.1974 tarihli kararında cari hesap sözleşmesinin yapılmasından önce doğmuş bulunan alacakların tarafların yazılı antlaşması ile cari hesaba geçirilebileceğini belirtmiştir. Karar özetle şu şekildedir:

“ … Davacı banka ile dava dışı M. Ş. arasında 25.11.1968 tarihli bir cari hesap mukavelenamesi akdedilmiştir. … Sözü edilen hesabı cari mukavelesinin 20. maddesi gereğince taraflar arasında bu mukavelenamenin akdinden önce mevcut olan bir matlup tarafların rızası ile cari hesaba kaydedilebilecek, ancak bu takdirde matlup yenilenmiş sayılmayacaktır. … Borçlunun önceki hesap bakiyesinin bu mukavele gereğince açılan hesabı cariye borç kaydedilmesi, diğer bir deyişle bankanın diğer bir hesaptan mütevellit matlubunun 25.11.1968 tarihinde açılan davalının müteselsil kefili olduğu hesabı caride dava dışı borçlu Ş. in zimmeti olarak kaydedilmesi ve bu hesaba ciro veya tevdi edilen senetlerin diğer hesapların da teminatı olması zikri geçen 20 ve 14. maddeler hükümleri ile davalının muvafakati inzimam etmiş hususlardır. … Bu itibarla Ş. in eski hesaplarındaki borç bakiyesinin bu hesabı cariye alacak kaydı sebebiyle bu hesabın limiti dahilinde de olsa davalı müteselsil kefilin sorumlu tutulamayacağına ilişkin ve hukuki mütalaa beyan eden bilirkişilerin raporlarına müstenit mahkeme kararında isabet görülmemiştir.”

TTK m.92 hükmü ise cari hesap sözleşmesiyle ilgili bir özel durumu düzenler. Kanun, “Taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin bulunması, komisyon sözleşmesinden kaynaklanan ücretin ve her türlü giderin istenmesine engel oluşturmaz.” demektedir. Bu maddeyle, bir acentelik/komisyon ilişkisi varsa, komisyoncunun ücret ve masraflarının cari hesaba kaydedilmiş olmasının onların talep edilmesine engel teşkil etmeyeceği belirtilmiştir. Başka bir deyişle, komisyon sözleşmesinden doğan alacaklar cari hesaba yazılmış olsa bile, komisyoncu sözleşme sona ermeden de bu alacaklarını isteyebilir. Bu, cari hesap sözleşmesinin genel kuralına bir istisna getirir. Normalde cari hesaba giren kalemler hesap kapanana kadar talep edilemezken, kanun komisyon ücreti ve giderler açısından farklı bir yaklaşım benimsemiştir. Uygulamada nadir de olsa taraflar, cari hesaba bu tür alacakları dahil ettiklerinde bunları hesap sonuna dek talep edemeyecekleri yanılgısına düşebilmektedir. TTK 92 bu yanılgıyı önleyerek, komisyon ücreti gibi kalemlerin hesaba yazılsa bile dönem bitimi beklenmeden talep edilebileceğini açıkça hükme bağlamıştır. Bu nedenle, özellikle acente, komisyoncu veya temsilciyle çalışan tacirlerin bu maddeyi dikkate alarak sözleşme yapmaları ve komisyon alacaklarının durumunu netleştirmeleri önemlidir.

Sonuç

Yukarıda ele alınan konular, Yargıtay kararlarında da defalarca vurgulanmış ve açıklığa kavuşturulmuştur. Yargıtay’ın bakış açısıyla en sık karşılaşılan hata, cari hesap sözleşmesi bulunmadığı halde hukuki ilişkinin cari hesapmış gibi sunulmasıdır. Bu tür davalarda Yargıtay, öncelikle yazılı bir sözleşmenin varlığını sorgulamakta; eğer yoksa “cari hesap hükümleri uygulanamaz” diyerek açık hesap hukukuna göre sonuca gitmektedir. Bu durum, uygulamada bazen ilk derece mahkemelerinin de kavramları karıştırabildiğini, ancak Yargıtay denetiminde doğru terminoloji ve hukuki rejime dönüldüğünü göstermektedir. Dolayısıyla uygulayıcılar, daha en baştan Yargıtay’ın bu yaklaşımını bilerek dava ve sözleşmelerini doğru temellendirmelidir.

Uygulamada bazı tacirler, sözleşme yapmadan sadece hesap ekstreleri üzerinden çalıştıklarında dahi ilişkilerini “cari hesap” zannetmektedir. Ancak Yargıtay, böyle durumlarda ilişkide cari hesap sözleşmesi olmadığını tespit ederek, örneğin hesap dönemleri sonunda bakiye kabulü gibi hükümlerin uygulanamayacağına karar vermektedir. Bu noktada yüksek mahkeme, “açık hesap ilişkisi” kavramını kullanarak, tarafların önceki borçlar kapanmasa bile ticarete devam edebileceklerini ancak bunun cari hesap sayılmayacağını net bir dille ortaya koymuştur.

Sonuç itibariyle, Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili maddelerinin uygulamasını yapan Yargıtay uygulaması cari hesap sözleşmesi konusunda belirli hataların altını çizmektedir. Bu hataların önüne geçmek için, uygulamada sözleşme yaparken ve dava aşamalarında belirli hususlara dikkat etmek gerekmektedir.

Esasen sui generis nitelikli bir sözleşme türü olan cari hesap sözleşmelerine dair bu sözleşmelerin

-hukuki vasıf ve mahiyeti,

-süreleri,

-hesap devreleri,

-faize dair tartışmalar

-belirli yahut belirsiz süreli olmalarına bağlı olarak sona erdirilme usulleri, bakiyenin haczi ve

-cari hesap sözleşmesine dayalı icra takibi ve bu takipler dolayısıyla vuku bulan itirazın iptali davalarında ispat ve usule dair

birçok husus yazılabilecekse de bu vb konuları başka bir yazıya havale ederek bu yazımız kapsamında pratik bir liste ile yazımızı sonlandıralım:

Uygulamacılar İçin Pratik Kontrol Listesi

Yazılı Sözleşme: Cari hesap ilişkisi kurulacaksa mutlaka yazılı bir cari hesap sözleşmesi imzalayın. Yazılı şekil şartına uyulmadığı takdirde sözleşme geçersiz olup açık hesap hükümleri geçerli olacaktır.

Açık Hesap Ayrımı: Yazılı sözleşme yoksa, taraflar arasındaki ilişkiyi cari hesap zannetmeyin. Bu durumda her bir fatura veya alacak ayrı ayrı talep edilebilir ve kanunen cari hesap sayılmaz.

Tekil Taleplerde Bulunmayın: Geçerli bir cari hesap sözleşmesi varsa, tek tek alacaklar için dava/icra takibi yoluna gitmeyin. Cari hesap devam ederken hiçbir kalem bağımsız talep edilemez, ancak hesap kapanıp sözleşme sona erdikten sonra net bakiye istenebilir.

Kaydedilemeyecek Alacaklar: Cari hesaba konulması yasak olan alacakları sözleşmeye dahil etmeyin. Özellikle takas yasağına tabi alacaklar ile belirli amaca özgülenmiş paralar/mallardan doğan alacaklar kesinlikle hesaba geçirilemez. Bu kuralı bilmeden böyle kalemleri dahil etmek ileride kayıtların hükümsüz sayılmasına yol açabilir.

Geçmiş Dönem Alacakları: Sözleşme yapılmadan önceki döneme ait borç ve alacakları cari hesaba katmak istiyorsanız, bunun için karşılıklı açık onay alın. Aksi halde, önceki alacaklar otomatik olarak hesaba dahil olmaz ve ayrı kalır.

Hesap Ekstresi ve Mutabakat: Cari hesap sözleşmesi uyarınca her hesap devresi sonunda karşı tarafa hesap özeti gönderip bakiye tutarı yazılı olarak teyit ettirin. TTK’ya göre bir ay içinde itiraz edilmeyen bakiye kabul edilmiş sayılır ve bakiyenin kabulüyle yenileme gerçekleşir. Bu süreyi ve prosedürü atlamamak, ileride çıkabilecek uyuşmazlıkları önleyecektir.

Faiz ve Masraf Kalemleri: Cari hesap sözleşmesinde faiz ve komisyon hususlarını açıkça düzenleyin. Ticari teamüle uygun olmak kaydıyla hesap bakiyesine, belirlenip hesaba geçtiği[ii] tarihten itibaren faiz yürütülebilir; ancak bileşik faiz yasağına dikkat edin (TTK m.95).[iii] Ayrıca komisyon sözleşmesi kaynaklı ücret ve giderlerin cari hesaba yazılsa bile istenebileceğini (TTK m.92) aklınızda bulundurun; bu tür alacaklar için sözleşmede özel hüküm yoksa dahi kanun onları korur.

Terminolojiye Dikkat: Dava dilekçelerinizde veya sözleşme hazırlarken “cari hesap” terimini doğru kullanın. Yazılı bir sözleşme yoksa, “açık hesap” tabirini tercih edin. Yanlış niteleme, yargılama sırasında gereksiz tartışmalara sebep olabilir. Yargıtay, yazılı sözleşme yoksa kararlarında ilişkiyi açık hesap olarak nitelendirecektir.

Uzman Görüşü: Cari hesap sözleşmesi hukukumuzda oldukça ayrıntılı ancak dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Her halükarda uzman bir avukattan destek alınması gerekmektedir. Bununla birlikte cari hesap uyuşmazlıkları detay ve hesap teknikleri barındırabilir. Tarafların defter kayıtları, hesap ekstresi mutabakatları, faiz hesapları gibi konularda hata yapmamak için ticaret hukuku konusunda uzman bir avukat ile birlikte bir finans/muhasebe uzmanından da destek alın. Yargıtay kararları, ticari defter incelemeleri ve hesap bilirkişi raporlarının da davalarda önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

------------

[i] Kural olarak cari hesap sözleşmesi devam ettiği için, hesap devresi sonunda bakiyenin bulunması bir tespit işlemi olup, tarafların alacaklılık ve borçluluk sıfatını belirlemeye yönelik bir işlem değildir. TTK’nın “bütünlük ilkesi” kenar başlıklı 97. maddesinde cari hesaba geçirilen alacak ve borç kalemlerinin ayrılmaz bir bütün oluşturduğu, cari hesabın kesilmesi olarak ifade edilen sözleşmenin sona ermesinden önce taraflardan hiçbirinin alacaklı veya borçlu sayılamayacakları ve tarafların hukuki durumunun ancak sözleşmenin sona ermesi ile hesabın kesilmesi sonucunda belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre cari hesap sözleşmesi süresi sona ermeden, taraflar birbirlerinden cari hesaba geçirilen bir alacak dolayısıyla ödeme talep edemeyeceklerdir.

Ancak bu kararda istisnai bir durum söz konusudur o da taraflardan birinin alacaklısı için tanınmış olup bu karar taraflara tanınan bir alacak talep etme yahut bu talebe bağlı bir haciz hakkı olarak anlaşılmamalıdır, şöyle ki:

Cari hesaba kaydedilen bir alacağın haczi mümkün olmamakla birlikte TTK’nın 100. maddesi uyarınca sözleşmenin taraflarından birinin alacaklısının borcu dolayısıyla hesap bakiyesini haczettirmesi mümkündür. İlgili düzenlemeye göre taraflardan birinin alacaklısının ona ait artan tutarı haczettirdiği gün hesap kapatılarak artan tutar saptanır (TTK m. 100/1). Borcundan dolayı kendisine ait artan tutar haczedilen tarafın on beş gün içinde haczi kaldırtmaması durumunda, sözleşmenin diğer tarafının fesih hakkı doğar. Fesih hakkı kullanılmazsa, haczettiren kimsenin durumu, cari hesaba yeni kalemler geçirilmek suretiyle ağırlaştırılamaz ancak hesaba geçirilen kalemler haciz tarihinden önce doğmuş bulunuyorsa bunların hesaba geçirilmesi mümkündür (TTK m. 100/2). Haciz talep eden alacaklı, hesaptan alacağını karşılayan kısmın ödenmesini ancak hesap devresi sonunda isteyebilir (TTK m. 100/3).

Haczi gerçekleştiren alacaklıya tanınmış olan bu talep hakkı süreli cari hesap sözleşmeleri açısından sözleşme sona ermeden önce hesaptan ödeme yapılması sonucunu doğurabilecek istisnai bir durumdur (TTK m. 90/1-d).

[ii] Esasen buradaki tartışma borcun doğumu ve kaydı arasındaki farka dairdir. Bu itibarla kanunun lafzı gayesine ve esas manasına göre okunduğunda cari hesaba kaydedilen alacağa hesaba kaydedilmesi gereken günden itibaren faiz işletilmelidir. Zira alacağın hesap kaydı muhasebe ile ilgili bir durumdur. TTK 90’da kanun koyucunun kastı alacağın cari hesaba kaydı değil cari hesap kapsamına alınması olsa gerektir.

[iii] Tarafların her ikisi de tacir ise bileşik faiz işletilebilir.

III – Ticari işlerde faiz

Oran serbestisi ve bileşik faizin şartları

MADDE 8– (1) Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir.

(2) Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz.

(3) Tüketicinin korunmasına ilişkin hükümler saklıdır.

(4) Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı olarak işletilen faiz yok hükmündedir.

Faiz

MADDE 95– (1) 8 inci maddedeki şartların varlığı hâlinde, alacak ile borç kalemlerinin birbirinden çıkarılması sonucunda bulunan bakiyeye, belirlenip hesaba kaydedildiği tarihten itibaren faiz işler; bileşik faize yol açabilecek uygulama yapılamaz; bu hükme aykırı sözleşme öngörülemez.

Bileşik faiz ve sözleşme ile belirlenebilecek hükümler

MADDE 96– (1) Taraflar, üç aydan aşağı olmamak şartıyla, diledikleri andan başlamak üzere faizlerin ana paraya eklenmesini kararlaştırabilecekleri gibi hesap devreleri ile faiz ve komisyon miktarlarını da sözleşme ile belirleyebilirler.

(2) 8 inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri saklıdır.

Bu noktada altı çizilmesi gereken bir husus da şöyledir:

“Cari hesaba kaydedilen alacak ve borç tutarlarına sözleşme veya ticari teamüller gereğince faiz işletilebilir (YTK 90/1e); aksi takdirde faiz işletilemez. Aynı şekilde sonraki hesap devresine alacak olarak kaydedilen ara bakiyelere de, sözleşme veya ticari teamüller gereğince faiz işletilir (YTK 95). Ayrıca cari hesaba kaydedilen alacak ve borç tutarları ile bakiyelere bileşik faiz de işletmek mümkündür (YTK 8/2, 96). Ancak bileşik faiz için, cari hesap sözleşmesinin her iki tarafının da tacir, faiz işletilecek sürenin en az üç ay ve bileşik faiz işletileceğinin sözleşmede kararlaştırılmış olması gerekir (YTK 8/2, 96).

Ancak cari hesapta faizle ilgili hükümler birbirleriyle uyumlu olmadıkları gibi, bakiyeye faiz işletilmesiyle ilgili YTK 95 hükmü de kendi içinde çelişmektedir.

YTK 95’in başında bileşik faizle ilgili YTK 8’e yollamada bulunulurken, hükmün sonunda bileşik faiz işletilemeyeceği belirtilmektedir. Bu yönüyle hüküm uygulanamaz nitelikte olup, değiştirilmesi gerekmektedir.”

Bkz: DURGUT, Ramazan: Cari Hesap Sözleşmesi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Doktora Tezi, İstanbul 2012.