Tahliye Davalarında İhtarname Hataları: Davanın Reddine Götüren Yanlışlar

Abone Ol

1. Giriş

Kira hukuku bakımından ihtarname, kiraya verenin kiracıya yaptığı yazılı bir bildirim olarak, tahliye davalarında dava türüne göre farklı hukuki nitelikler taşır. Yargıtay kararlarında; temerrüt (kira bedelinin ödenmemesi) nedeniyle tahliye davalarında (TBK m. 315) ihtarname dava şartı niteliğinde, yani sözleşmenin feshi ve tahliye için zorunlu bir ön koşul olarak kabul edilmektedir. Öte yandan, iki haklı ihtar nedeniyle açılan tahliye davalarında (TBK m. 352/2) ihtarname, kiracının kira bedelini ödemediğini belgeleyen ve davaya gerekçe teşkil eden bir ispat aracı fonksiyonundadır. Yeni malikin ihtiyacı nedeniyle tahliye davalarında (TBK m. 351) ise ihtarname, kiracıyı durumdan haberdar eden ve dava açma süresini başlatan kurucu bir unsur işlevi görür.

Bu farklı fonksiyonları nedeniyle, kira sözleşmesinin tahliyesine yönelik davalarda ihtarnamenin şekil ve içerik bakımından doğru düzenlenmesi hayati önem taşır. İhtarname, basit bir formalite olmayıp, çoğu zaman davanın kaderini belirleyen asli unsurdur. Aşağıda, Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararları ışığında, kira tahliye davalarında ihtarnamelerde sıkça yapılan şekil ve içerik hataları ile bunların hukuki sonuçları incelenecektir.

2. Şekil ve İçerik Hatalarının Hukuki Sonuçları

Yargı kararları incelendiğinde, ihtarnamedeki hata türlerinin davanın sonucuna etkisinin, hatanın niteliğine ve dayanılan tahliye sebebine göre değiştiği görülmektedir. Bazı hatalar davanın hemen reddine yol açan “ölümcül” nitelikte iken, bazı eksiklikler belirli durumlarda tolere edilebilmektedir. Bu bölümde, en sık rastlanan hata kategorileri ele alınmıştır:

A. Taraf Teşkili ve İmza Eksiklikleri

İhtarnamenin en kritik şekil şartı, gönderen ve muhatap tarafların tam ve doğru gösterilmesidir. Özellikle birden fazla kişi kiraya veren veya kiracı sıfatını taşıyorsa, tüm tarafların usulüne uygun şekilde ihtar sürecine dahil edilmesi gerekir. Aksi halde, ihtarname amacına ulaşamaz ve tahliye talebine temel oluşturamaz.

Birden Fazla Kiraya Veren Durumu: Kiraya verenlerin birden çok olması (örneğin paylı veya elbirliğiyle mülkiyet hâlinde) durumunda aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Yargıtay, ihtarnamenin tüm kiraya verenler tarafından birlikte gönderilmesini zorunlu görmektedir. Kiraya verenlerden sadece birinin veya bir kısmının gönderdiği ihtarname “hukuki sonuç doğurmaz” ve bu eksiklik sonradan giderilemez. Bu durum, davanın esasa girilmeksizin reddine yol açan ölümcül bir hata olarak kabul edilmektedir[1][2][3][4].

Birden Fazla Kiracı Durumu: Benzer şekilde, kiracılar birden fazla ise (örneğin kiracının vefatıyla mirasçıların kiracı sıfatını alması halinde), ihtarnamenin tüm kiracılara veya mirasçılara ayrı ayrı tebliğ edilmesi şarttır. Sadece bir kiracıya gönderilen ihtarnameyle temerrüt durumu oluşmaz; bu eksiklik giderilmediği takdirde mahkeme tahliye kararı veremez[5][6]. Dolayısıyla, birden fazla kiracının olduğu durumlarda tek bir kişiye yapılan ihtar, dava açısından hiçbir hukuki etki doğurmayacaktır.

Taraf teşkili ve imza eksiklikleri, genellikle dava şartı noksanlığı olarak değerlendirildiğinden, mahkeme tarafından esasa girilmeksizin davanın reddi ile sonuçlanır. Özellikle mirasçıların veya ortak maliklerin bulunduğu kira ilişkilerinde, ihtar sürecinde tüm ilgili tarafların dahil edilmesi hukuki bir zorunluluktur.

B. İrade Beyanı ve İçerik Hataları

İhtarname içeriğinde, kiraya verenin tahliye iradesini net bir şekilde ortaya koyması ve dayandığı sebebe uygun beyanlarda bulunması gerekir. Aksi takdirde, ihtarname amacına ulaşamayarak hukuki sonuç doğurmaz.

Tahliye İradesinin Açıkça Belirtilmemesi: Temerrüt nedeniyle tahliye davalarında (TBK m. 315), ihtarnamede sadece kira borcunun ödenmesini talep etmek veya genel ifadelerle “yasal yollara başvurulacağı”nı belirtmek yeterli görülmez. Yargıtay, ihtar metninde açıkça “ödenmediği takdirde sözleşmenin feshedileceği ve tahliye davası açılacağı” hususunun yazılmasını aramaktadır. Bu açık uyarının bulunmaması, kiraya verenin tahliye konusundaki kesin iradesinin gösterilmemesi anlamına gelir ve bu durumda ihtarname hukuken sonuç doğurmaz; dolayısıyla tahliye davası da bu eksiklik nedeniyle reddedilir[7][8].

Yeni Malikin İhtiyaç İddiası: Yeni malikin, satın aldığı kiralananı kendi ihtiyacı için kullanmak amacıyla kira sözleşmesini sonlandırmak istemesi durumunda (TBK m. 351), kiracıya gönderdiği ihtarnamede durumu doğru ifade etmesi zorunludur. Yalnızca taşınmazın satın alındığını bildirmek yeterli değildir; ayrıca “yeni malikin gereksinimi (ihtiyacı) nedeniyle taşınmazı kullanmak isteyeceği” açıkça belirtilmelidir. Bu hayati bilginin ihtar metninde yer almaması halinde ihtarname geçersiz sayılır ve bu eksikliğin ardından açılacak tahliye davası da dayanaksız kalacaktır[9].

İrade beyanına ilişkin bu tür içerik hataları, davanın esası bakımından kiraya verenin talebini boşa düşürür. Mahkemeler, ihtarnamenin içeriğindeki eksiklikleri genellikle kiraya verenin tahliye talebindeki samimiyet eksikliği veya usuli şart noksanlığı olarak değerlendirir ve davayı reddeder.

C. Süre ve Miktar Hataları

İhtarname, kanunen öngörülen sürelerin doğru uygulanması ve kira borcunun doğru belirtilmesi açısından da hatasız olmalıdır. Süre verilmesine ilişkin hatalar veya maddi hesap yanlışlıkları, duruma göre ihtarnamenin geçersizliğine yol açabilir.

Ödeme Süresinin Hatalı Belirtilmesi:

- Temerrüt Davalarında: Konut ve çatılı işyeri kiralarında (TBK m. 315) kiracıya en az 30 gün ödeme süresi tanıyan bir ihtar göndermek dava şartıdır. İhtarnamede 30 günden daha kısa bir süre verilmesi (örneğin 3, 7 veya 10 gün gibi) ya da hiç süre belirtilmemesi halinde ihtarname geçersiz kabul edilir. Bu durumda kiracı temerrüde düşmüş sayılmaz ve tahliye talebi esasen koşulu gerçekleşmediği için dava reddedilir[10][11]. “Kanuni süre içinde öde” gibi muğlak ifadeler de Yargıtay tarafından yeterli görülmemektedir; sürenin gün olarak açıkça yazılması gerekir.

- İki Haklı İhtar Davalarında: İki haklı ihtara dayalı tahliye davalarında (TBK m. 352/2) ihtarnamenin fonksiyonu farklı olduğundan, Yargıtay bu tür davalarda ihtarnamede süre verilmemesini veya yanlış süre belirtilmesini sonuca etkili bir eksiklik olarak görmemektedir. Önemli olan, aynı kira yılı içinde iki ayrı haklı ihtarın kiracıya tebliğ edilmiş olması ve kiracının bu ihtarlara konu borçları ihtar üzerine ödememiş olmasıdır. Dolayısıyla, süre hatası bulunsa bile kiracı ihtarı almış ve ödeme yapmamışsa tahliye davası bu noktada reddedilmez[12][13]. Bu esnek yaklaşım, ihtarnamenin burada daha ziyade bir uyarı ve belgeleme aracı olmasından kaynaklanmaktadır.

Maddi Hatalar: İhtarnamenin metnindeki yazım veya hesap hataları da davaya etkili olabilir. Örneğin, ihtarnamede kira döneminin yılı gibi unsurlarda yapılan bariz yazım yanlışları (tarih kısmında 2014 yerine 1914 yazılması gibi) mevcutsa, fakat talep edilen aylık kira bedeli ve dönem aslında anlaşılıyorsa, bu tür bir maddi hata tek başına davanın reddini gerektirmez. Mahkeme bu durumda işin esasını incelemeye devam edebilir, zira ihtarın muhatabı, talebin hangi döneme ait olduğunu makul şekilde anlayabilmektedir[14].

Öte yandan, kira borcunun miktarının yanlış belirtilmesi de sıkça karşılaşılan bir içerik hatasıdır. İhtarnamede talep edilen tutarın, gerçekte ödenmemiş borçtan daha fazla olması halinde, kural olarak ihtarname tamamen hükümsüz sayılmaz; ihtarname, gerçekte hak kazanılan borç miktarı için geçerli sonuç doğurur. Aynı şekilde, çok küçük ölçüdeki (örneğin birkaç kuruşluk) hesap hataları da dürüstlük kuralı gereği ihtarın geçerliliğini ortadan kaldırmaz. Bu durumda kiracının, eksik ödemenin bilerek yapılması gibi bir savunması olmadıkça, ihtarın haklılığı korunur. Ancak, tutarın eksik belirtilmesi (kiracıyı yanıltacak şekilde düşük gösterilmesi) gibi kiraya veren lehine olmayan hatalar, kiraya vereni bağlayacağından, talep edilenden fazlası için hak iddia edilemez.

D. Tebligat Usulsüzlükleri

İhtarnamenin muhataba usulüne uygun tebliğ edilmesi de hukuki sonuç doğurması için vazgeçilmezdir. Tebligat işlemlerindeki usulsüzlükler, ihtarın geçerliliğini doğrudan etkiler.

Tebliğ Edilmemesi veya Usulsüz Tebliğ: İhtarname, kanunun öngördüğü şekilde ve doğru adrese muhatabın kendisine teslim edilmelidir. Eğer ihtarname, muhataba hiç tebliğ edilmemişse ya da usule aykırı şekilde tebliğ edilmişse hukuki etki doğurmaz. Örneğin, tüzel kişi kiracılarda ihtarnamenin şirketin yetkili temsilcisi yerine sıradan bir çalışanına tebliğ edilmesi ve tebligat evrakında temsilcinin yokluğunun usule uygun şekilde belirtilmemesi durumunda, bu ihtarnameye dayanılarak tahliye kararı verilemez. Tebligat eksikliği veya usulsüzlüğü, ihtarın sonuç doğurmasını engeller ve bu nedenle tahliye davası dava şartı yokluğu sebebiyle reddedilir[15][16].

Müttali Olma (Öğrenme): Tebligat usulüne aykırı yapılmış olsa bile kiracının ihtarname içeriğinden fiilen haberdar olması (“müttali” olması) ve buna rağmen itiraz etmeden gereğini yapmış olması, bazı hallerde tebligat eksikliğini fiilen telafi edebilir. Yargıtay, tebligat kanuna aykırı olsa da eğer kiracı ihtarı öğrenmiş ve bu duruma göre davranmışsa (örneğin usulsüz tebligata rağmen içerikteki borcu ödememiş ve tebligatın usulsüzlüğüne de itiraz etmemişse), tebligatın geçerli sayılabileceğini kabul etmektedir[17]. Bu durumda kiracı, sonradan tebligatın usulsüzlüğünü ileri sürerek davanın reddini sağlayamayabilir; zira Tebligat Kanunu’na göre usulsüz tebligatın öğrenildiği tarih tebliğ tarihi olduğu gibi, iyi niyet kuralları gereği, kişinin öğrendiği ihtarı yok saymış gibi davranması korunmaz.

Yeni Malik İçin 1 Aylık Süre Şartı: Yeni malikin gereksinim iddiasına dayalı tahliye davalarında (TBK m. 351), kanun koyucu yeni malik için katı bir süre şartı öngörmüştür. Yeni malik, taşınmazı edindiği tarihten itibaren bir ay içinde kiracıya ihtarname göndermekle yükümlüdür. Yargıtay, bu bir aylık sürenin hak düşürücü süre niteliğinde olduğunu ve en ufak bir gecikmeyi dahi hoşgörmediğini vurgulamaktadır. Örneğin, ihtarname bir aylık süre dolduktan sonra kiracıya ulaşırsa (PTT kaynaklı gecikmeler dahi olsa), dava şartı gerçekleşmediğinden tahliye davası esasa girilmeden reddedilir[18][19]. Bu bakımdan, yeni malikin gereksinimi nedeni ile açılan tahliye davalarında ihtarnamenin zamanında ve doğru muhataba tebliği, davanın görülebilmesi için olmazsa olmazdır.

3. Dava Türlerine Göre Yargıtay'ın Yaklaşımı ve Kriterler

Kira tahliye uyuşmazlıklarında Yargıtay, ihtarnamenin şekil ve içeriğine ilişkin kriterleri davanın dayandığı hukuki sebebe göre farklı değerlendirmektedir. Aşağıda, üç temel tahliye sebebi açısından Yargıtay’ın benimsediği yaklaşım ve tolerans sınırları özetlenmiştir.

A. Temerrüt Nedeniyle Tahliye (TBK m. 315)

Kiracının kira bedelini ödememesi nedeniyle açılan tahliye davalarında Yargıtay, ihtarname şartlarına son derece katı bir yaklaşım sergilemektedir. Bu davalarda, ihtarnamede kanuni şekil şartlarının eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekmektedir. Kritik noktalar; kiracıya en az 30 günlük kesin ödeme süresi verilmesi, ihtar metninde “akdin feshedileceği ve tahliye talep edileceği” hususunun açıkça yazılması ve birden fazla kiraya veren varsa tümünün ihtarı göndermiş olması şeklinde özetlenebilir. Bu unsurlardan herhangi birindeki eksiklik, Yargıtay içtihadına göre “sonradan tamamlanamaz” ve doğrudan davanın reddini gerektirir. Temerrüt ihtarındaki şekil şartları, adeta davanın anahtarı konumundadır.

Bu sıkı yaklaşım çerçevesinde tolerans sıfırdır: Örneğin 30 günlük sürenin 29 gün bile verilmesi, ihtarda tahliye iradesinin ifade edilmemesi veya ihtarın eksik tarafla gönderilmesi gibi hatalar, kiraya verene sonradan düzeltme imkânı tanımaksızın davanın kaybedilmesine yol açmaktadır.

Özel Durum - Yeni Malik: Kiralananı devralan yeni malik, eğer eski kira borçları nedeniyle (TBK m. 315’e dayalı) temerrüt nedeniyle tahliye davası açacaksa, öncelikle kiracıya kiranın artık kendisine ödenmesi gerektiğini bildiren bir ihtar/ihbar göndermek zorundadır. Yargıtay’ın içtihatlarına göre, bu bildirim yapılmaksızın doğrudan yeni malik sıfatıyla gönderilen temerrüt ihtarı geçersizdir. Başka bir deyişle, yeni malik önce kiracıya muhatabın değiştiğini ve kira ödemelerini kendisine yapmasını ihtar etmeli, ardından ödeme yapılmazsa fesih ve tahliye ihtarı çekmelidir. Bu ön bildirim yapılmaksızın çekilen ihtarname, temerrüt sürecini başlatmadığı için tahliye davasında geçerli sayılmaz[20].

B. İki Haklı İhtar Nedeniyle Tahliye (TBK m. 352/2)

Kiracının belirli bir kira yılı içinde iki defa haklı ihtarla uyarılmasına rağmen ödemelerini aksatmaya devam etmesi nedeniyle açılan tahliye davalarında Yargıtay, ihtarnamenin şekil şartlarından ziyade ihtarların ispat gücüne odaklanmaktadır. Bu davalarda kiraya verenin amacı, kiracının ödeme alışkanlığının bozuk olduğunu belgelemek olduğundan, şekil eksikliklerine daha esnek yaklaşılmaktadır.

Bu tür davalarda kritik koşul, bir kira yılı içinde iki ayrı haklı ihtarın kiracıya tebliğ edilmiş olması ve bu ihtarlar sonrasında ödemelerin yapılmamış olmasıdır. İhtarların yazılı yapılması zorunlu olmakla birlikte, ihtar metinlerinde temerrüt davalarındaki gibi 30 gün süre verilmesi veya “fesih ihtarı” ibaresi bulunması şart değildir. Nitekim Yargıtay, iki haklı ihtar prosedüründe, ihtarnamede ödeme için belirli bir süre konulmamasını ya da örneğin 10 gün gibi daha kısa bir süre yazılmasını sonuca etkili eksiklik saymamaktadır. Keza ihtarın noter yerine telgrafla gönderilmesi gibi şekil farklılıkları da, yeter ki kiracıya ulaşmış olsun, davayı etkilemez. Önemli olan kiracının bu ihtarları alması ve ilgili kira bedellerini süresi içinde ödememiş olmasıdır[21].

Yargıtay’ın bu esnek tutumunun bazı sınırları da vardır. Kötüye kullanımın önlenmesi adına geliştirilen bir kriter olarak, aynı kira dönemine ait birikmiş borçların bölünerek iki ayrı ihtar konusu yapılması kabul edilmemektedir. Başka deyişle, kiracının aslında tek dönem için ödemediği borç, yapay olarak iki parçaya ayrılıp iki ayrı ihtar çekilirse bu durum iki haklı ihtar sayılmaz. Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere, bu tür bir uygulama hâkim tarafından tespit edilirse tahliye davası reddedilir[22].

C. Yeni Malik ve İhtiyaç Nedeniyle Tahliye

Yeni malikin ihtiyaç sebebiyle tahliye istemesi (TBK m. 351) durumunda, ihtarname hem bilgilendirme hem süre şartı işlevi gördüğü için önemlidir. Bu davalarda Yargıtay, özellikle süre şartı konusunda katı, şekil konularında ise sınırlı bir esneklik göstermektedir.

Kritik noktalar, yeni malikin iktisap tarihinden itibaren 1 ay içinde ihtarnameyi kiracıya tebliğ ettirmesi ve ihtar metninde mutlaka ihtiyaç sebebinin belirtilmesidir. İhtarname, kiracıya ulaşmak suretiyle bir ay içinde tebliğ edilmelidir; yalnızca postaya verilmesi yeterli görülmez. Bir aylık süre geçtikten sonra kiracıya ulaşan ihtarname, dava şartı gerçekleşmediği için tahliye talebine temel olamaz.

Diğer yandan, Yargıtay bazı şekil konularında kiraya verenin lehine yorum yapmaktadır. Örneğin, yeni malik ihtarnamesinin, kiracının resmi adresi yerine kiralananın adresine gönderilmesi durumunda bile, eğer ihtarname fiilen kiracıya tebliğ edilmişse geçerli sayılabileceği kabul edilmiştir[23]. Bu, kiracının kiralanandaki varlığının bilindiği durumlarda, tebligatın amacına ulaştığı gerekçesiyle yapılmış bir yorumdur.

Ancak, ihtarnamede muhatabın yanlış gösterilmesi bir hatadır. Örneğin kiracının kendisi yerine eşine hitaben gönderilen bir ihtarname, kiracı yönünden hiçbir hukuki sonuç doğurmaz ve bir aylık hak düşürücü süre içinde dava şartı yerine getirilmiş olmaz. Bu durumda, süresi içinde usulüne uygun bir ihtar çekilmemiş sayılacağından, yeni malik süresinde ihtar şartını yerine getirmemiş kabul edilir ve dava hakkını kaybeder[24].

4. Avukat Hataları ve Uygulamadaki Kırılma Noktaları

Yukarıdaki yargı kararları ışığında, uygulamada avukatların yaptığı tipik hatalar ve mahkemelerin özellikle dikkat ettiği kritik noktalar şu şekilde özetlenebilir:

- Taraf Teşkili Hatası: İhtarname gönderilirken veya dava açılırken tüm gerekli tarafların sürece dahil edilmemesi en sık yapılan ve telafisi mümkün olmayan hatalardandır. Özellikle mirasçıların bulunduğu veya birden fazla malikin söz konusu olduğu hallerde, ihtarnamenin sadece bir mirasçı veya ortak tarafından gönderilmesi ya da kiracılardan yalnızca birine tebliğ edilmesi, mahkemenin davayı esasa girmeden reddetmesine yol açmaktadır. Bu nedenle, ihtar sürecinde tüm kiralayanlar ile tüm kiracıların eksiksiz şekilde muhatap alınması şarttır.

- İhtarname ile Dava Türü Uyumsuzluğu: Gönderilen ihtarname ile açılan davanın hukuki sebebinin birbiriyle örtüşmemesi, uygulamada karşılaşılan bir diğer hatadır. Örneğin avukatın, müvekkili adına 30 günlük süreli bir temerrüt ihtarı çekip ardından “iki haklı ihtar” sebebine dayalı tahliye davası açması veya bunun tam tersi, yargılamada karmaşaya ve davanın yanlış nitelendirilmesine neden olabilmektedir. Bu uyumsuzluk, ihtar ve dava arasında kopukluk yarattığından davanın reddine bile yol açabilmektedir (Yargıtay 6. HD-2015/6998)[25].

- “Fesih ve Tahliye” İbaresinin Unutulması: Özellikle temerrüt ihtarnamelerinde, avukatlar bazen sadece borcun ödenmesini talep etmekte, ancak ödeme yapılmaması halinde sözleşmenin feshedileceği ve tahliye davası açılacağının ihtarını açıkça yazmayı ihmal etmektedir. Muğlak ifadeler, kiraya verenin tahliye konusundaki kararlılığını göstermediği için Yargıtay tarafından yeterli bulunmamaktadır. Bu tür eksiklikler, yukarıda belirtildiği gibi, davanın sırf ihtarname yetersizliği nedeniyle reddedilmesine sebebiyet verir.

- Süre Hesaplama Hataları: Tahliye süreçlerinde süreler hassasiyetle takip edilmelidir. Uygulamada bazen, 30 günlük temerrüt süresi dolmadan tahliye davası açılması gibi hatalar görülmektedir (örneğin icra takibinde ödeme emri tebliğ tarihine dikkat edilmeden dava açılması). Benzer şekilde, yeni malik davalarında bir aylık ihtar süresinin kaçırılması veya yanlış hesaplanması söz konusu olabilmektedir. Bu tür hesaplama hataları, hak düşürücü sürelerin kaçırılmasıyla sonuçlanarak davayı başlamadan bitirmektedir.

- Tebligat Takibinin Yapılmaması: Avukatların, gönderdikleri ihtarnamenin kiracıya tebliğ edilip edilmediğini, edildi ise kime ve hangi tarihte tebliğ edildiğini dikkatle takip etmesi gerekir. Özellikle tüzel kişi kiracıların söz konusu olduğu durumlarda, tebligatın şirket yetkilisine yapılıp yapılmadığı kontrol edilmelidir.

5. Sonuç ve Pratik Çıkarımlar

Kiraya Veren Açısından: İhtarname göndermeden önce kiraya verenin titiz bir hazırlık yapması şarttır. Öncelikle kira sözleşmesi, tapu kayıtları ve gerekirse veraset ilamları incelenerek tüm malikler veya kiraya verenler tespit edilmeli ve sürece dahil edilmelidir. İhtarnamede, kira bedelinin ödenmesi talebinin yanında “akdin feshi ve tahliye” iradesi açıkça ortaya konulmalıdır. Kanunen öngörülen süreler (temerrüt için 30 gün, yeni malik için 1 ay gibi) net bir şekilde belirtilmeli ve bu sürelerin başlangıç ve bitiş tarihleri doğru hesaplanmalıdır. Ayrıca ihtarnamenin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi sağlanmalıdır.

Kiracı Açısından: Kendisine bir ihtarname ulaşan kiracı ise metni dikkatlice incelemelidir. İhtarnamenin kim(ler) tarafından gönderildiği (tüm malikler tarafından imzalanıp imzalanmadığı), ödeme için verilen sürenin kanuna uygun olup olmadığı ve tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığı gibi noktalar, kiracı için önemli savunma argümanları oluşturabilir. Örneğin, ihtarname eksik tarafça gönderilmiş veya 30 günden az süre verilmişse ya da tebligat usulsüzse, kiracı bu eksiklikleri mahkemede dile getirerek davanın reddini sağlayabilir.

Sonuç itibariyle, özellikle temerrüt ve yeni malikin ihtiyacı gibi tahliye davalarında ihtarnamedeki usulsüzlükler telafi edilemez nitelikte olup sonradan düzeltilemezken; iki haklı ihtar nedeniyle tahliye davalarında şekil eksikliklerine karşı Yargıtay görece daha esnek bir yaklaşım sergilemektedir. Bu farklı yaklaşımlar, uygulayıcılar için ihtarnamenin ilgili dava türüne göre hazırlanıp incelenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Hem avukatlar hem taraflar, küçük bir ihtarname hatasının dahi büyük hak kayıplarına yol açabileceğini unutmadan hareket etmelidir.

--------------

Dipnotlar:

[1] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2014/13154, K. 2014/14575, T. 25.12.2014.
[2] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/2690, K. 2010/6054, T. 24.05.2010.
[3] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2011/14375, K. 2012/2741, T. 23.02.2012.
[4] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2014/8426, K. 2014/10530, T. 29.09.2014.
[5] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2009/5651, K. 2009/9354, T. 03.11.2009.
[6] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2018/1049, K. 2018/3155, T. 28.03.2018.

[7] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/14141, K. 2018/4525, T. 25.04.2018.
[8] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2009/2946, K. 2009/5200, T. 02.06.2009.

[9] Konya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/166, K. 2023/1083, T. 10.05.2023.
[10] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2015/3123, K. 2016/373, T. 26.01.2016.
[11] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/2294, K. 2017/6035, T. 26.04.2017.

[12] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2014/8591, K. 2014/10734, T. 01.10.2014.
[13] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2015/12656, K. 2016/6319, T. 31.10.2016.

[14] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2015/9293, K. 2015/9914, T. 16.11.2015.
[15] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/3491, K. 2010/5372, T. 04.05.2010.
[16] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/5258, K. 2010/9873, T. 28.09.2010.
[17] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/6764, K. 2010/11185, T. 20.10.2010.

[18] Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2018/5128, K. 2019/1071, T. 04.02.2019.
[19] Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/147, K. 2017/275, T. 16.03.2017.
[20] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2006/10771, K. 2007/12861, T. 27.11.2007.
[21] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2001/4392, K. 2001/4638, T. 04.06.2001.
[22] İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, E. 2019/3006, K. 2021/2265, T. 19.10.2021.
[23] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2015/5676, K. 2015/8397, T. 13.10.2015.
[24] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2015/12654, K. 2016/1345, T. 25.02.2016.
[25] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2015/6998, K. 2015/10273, T. 23.11.2015.