Savcı “Sayyâd-ı Bîinsaf” Değildir

Abone Ol

Toplumda ceza soruşturmalarıyla ilgili tartışmalar yapılırken savcılık makamı hakkında zaman zaman yanlış değerlendirmeler yapılabilmektedir. Özellikle bazı olaylar üzerinden savcıların sadece suç isnadı peşinde koşan, ne olursa olsun mahkûmiyet hedefleyen bir makam gibi gösterilmeye çalışıldığı görülmektedir. Oysa ceza muhakemesi sistemimizde savcının konumu, kamuoyunda zaman zaman oluşturulan bu algının çok ötesindedir.

Eski literatürde kullanılan “Sayyâd-ı Bîinsaf” tabiri, kelime anlamı itibarıyla “insafsız avcı” anlamına gelmektedir. Yani önüne çıkan her şeyi gözetmeksizin avlayan, yalnızca hedefe kilitlenen ve hakkaniyet ölçüsünü dikkate almayan bir anlayışı ifade eder. Ancak savcılık makamının hukuk düzenindeki yeri ve görevi, tam aksine adaletin gerçekleşmesine hizmet eden objektif bir kamu görevidir.

Savcılar, yargının iddia makamını temsil etmekle birlikte aynı zamanda adil yargılanma hakkının da en önemli unsurlarından biridir. Ceza muhakemesi sisteminde savcının görevi yalnızca suç isnadını destekleyen delilleri toplamak değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince savcı; şüphelinin lehine ve aleyhine olan bütün delilleri toplamak, muhafaza etmek ve maddi gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlamakla yükümlüdür. Dolayısıyla savcılık makamı, yalnızca cezalandırmayı hedefleyen bir yapı değil; gerçeğe ve hukuka ulaşmayı amaçlayan bir makamdır.

Ayrıca hukuk devleti ilkesinin doğal sonucu olarak savcıların hukuka aykırı yöntemlerle delil elde etmeleri mümkün değildir. Hukuka aykırı şekilde elde edilmiş delillerin kullanılması da hukuk sistemimizde açık biçimde yasaklanmıştır. Bu nedenle savcı, hukuka aykırı bir delili mahkemeye sunamayacağı gibi, böyle bir delilin hükme esas alınmasını da talep edemez. Çünkü ceza muhakemesinin amacı her şart altında mahkûmiyet değil; hukuka uygun şekilde maddi gerçeğe ulaşmaktır.

Elbette uygulamada zaman zaman hatalı işlemler veya tartışmalı soruşturmalar gündeme gelebilmektedir. Ancak bu durumlar, savcılık makamının sistematik olarak “Sayyâd-ı Bîinsaf” şeklinde nitelendirilmesini haklı kılmaz. Zira hukuk düzeni, olası hata ve ihlaller karşısında kendi denetim ve düzeltme mekanizmalarını da oluşturmuştur. İtiraz, istinaf, temyiz, disiplin mekanizmaları ve hatta tazminat yolları bu sistemin parçalarıdır.

Nadiren de olsa görev sınırlarını aşan veya objektiflik ilkesinden uzaklaşan uygulamalar söz konusu olabilir. Ancak bu tür istisnai örneklerden hareketle bütün savcılık teşkilatını “insafsız avcı” şeklinde nitelendirmek, hem hukuk sistemine hem de adalet duygusuna zarar verir. Çünkü yargı sisteminde esas olan kişisel öfke veya peşin hüküm değil; hukuk, ölçülülük ve adalettir.

Unutulmamalıdır ki savcı, yalnızca kamu adına iddiada bulunan kişi değildir; aynı zamanda hukukun uygulanmasını ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamakla yükümlü bir yargı görevlisidir. Bu sebeple savcılık makamını “Sayyâd-ı Bîinsaf” olarak değil, hak ve hakikatin tahakkukuna hukukun sınırları içinde hizmet eden bir makam olarak değerlendirmek gerekir.