Türkiye’de kentsel dönüşüm uygulamaları, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile hız kazanmış; afet riski altındaki yapıların tasfiye edilerek güvenli yaşam alanlarının oluşturulması temel amaç olarak benimsenmiştir. Bu süreçte idare tarafından tesis edilen en kritik işlemlerden biri “riskli yapı tespiti” olup, söz konusu işlem yalnızca teknik bir değerlendirme niteliği taşımamakta; aynı zamanda mülkiyet hakkı, barınma hakkı ve ekonomik değerler üzerinde doğrudan etkiler doğurmaktadır. Bu nedenle riskli yapı kararlarının hukuka uygunluğu, büyük ölçüde bu kararların dayandığı teknik incelemelerin doğruluğu, yeterliliği ve fiili durumu yansıtıp yansıtmadığı ile yakından ilişkilidir. Nitekim idari yargı yerleri de bu tür uyuşmazlıklarda, işlemin sebep unsurunu oluşturan teknik raporları ayrıntılı biçimde denetlemekte ve özellikle bilirkişi incelemelerine dayanarak karar vermektedir.
Bu çerçevede, İstanbul BİM 6. İDD 2019/1796 E., 2020/14 K. sayılı karar, riskli yapı tespitlerine karşı açılan davalarda teknik incelemenin önemi ve sınırları bakımından dikkat çekici bir örnek teşkil etmektedir. Somut olayda, İstanbul ili Bakırköy ilçesinde bulunan bir taşınmaz hakkında belediye tarafından riskli yapı kararı alınmış; bağımsız bölüm maliki olan davacı, söz konusu kararın hatalı teknik incelemeye dayandığını ileri sürerek iptal davası açmıştır. İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın teknik niteliği dikkate alınarak keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve düzenlenen bilirkişi raporunda, riskli yapı tespitine esas alınan teknik raporda ciddi eksiklikler ve hatalar bulunduğu ortaya konulmuştur.
Bilirkişi raporunda öncelikle yapının taşıyıcı sistemine ilişkin incelemenin yeterli kapsamda yapılmadığı, incelemenin büyük ölçüde yalnızca zemin katla sınırlı tutulduğu ve bina içindeki taşıyıcı unsurlara ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra, teknik raporda yer alan rölöve çizimlerinin fiili durumu yansıtmadığı; gerçekte dört katlı olan yapının, raporda bulunmayan bir bodrum kat eklenmek suretiyle beş katlı olarak modellendiği belirlenmiştir. Bu durumun, statik hesaplara doğrudan etki edebilecek nitelikte olduğu ve risk analizinin güvenilirliğini zedelediği ifade edilmiştir. Dolayısıyla bilirkişiler, eksik inceleme ve hatalı modelleme nedeniyle mevcut teknik rapora dayanılarak sağlıklı bir riskli yapı tespiti yapılamayacağı sonucuna ulaşmıştır.
İlk derece mahkemesi, söz konusu bilirkişi raporunu esas alarak dava konusu işlemlerde hukuka uygunluk bulunmadığına karar vermiş ve riskli yapı tespitini iptal etmiştir. Kararda, teknik incelemenin eksik ve hatalı olmasının işlemin sebep unsurunu sakatladığı, bu nedenle idari işlemin hukuka aykırı hale geldiği açıkça ortaya konulmuştur. Davalı idareler ise istinaf başvurusunda bulunarak, mahkeme kararına dayanak alınan bilirkişi raporunun başka bir dosya kapsamında düzenlendiğini ve kendilerine tebliğ edilmediğini ileri sürmüşlerdir. Ancak istinaf incelemesini yapan İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, bu iddiaların kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşmış ve ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bularak istinaf başvurusunu reddetmiştir.
Söz konusu karar, riskli yapı tespitlerine ilişkin yargısal denetimin sınırlarını açık biçimde ortaya koymaktadır. Buna göre, riskli yapı kararlarının hukuka uygunluğu yalnızca idarenin takdir yetkisi kapsamında değerlendirilemez; bu kararların mutlaka eksiksiz, bilimsel ve fiili duruma uygun teknik verilere dayanması gerekir. Özellikle yapının mevcut durumunu yansıtmayan rölöve çizimleri, eksik yapılan yerinde incelemeler veya hatalı statik modellemeler, işlemin dayanağını oluşturan teknik raporun güvenilirliğini ortadan kaldırmakta ve doğrudan iptal sonucunu doğurmaktadır. Bu yönüyle karar, idarenin teknik değerlendirme sürecinde azami özen yükümlülüğü bulunduğunu ve kentsel dönüşüm sürecinin hızlandırılması amacının teknik doğruluk ilkesinin önüne geçemeyeceğini vurgulamaktadır.
Dolayısıyla bu karar ışığında riskli yapı tespitlerine ilişkin temel ilke şu şekilde ortaya konulabilir; riskli yapı kararlarının hukuka uygunluğu, ancak doğru, eksiksiz ve fiili duruma uygun teknik incelemelere dayanması halinde mümkündür; aksi takdirde, söz konusu işlemler idari yargı tarafından iptal edilmektedir.