I. Giriş
Daha önce kaleme aldığımız “Hukuken Geçerli Rıza Olmaksızın Organ Alma Suçu ve TCK m.91/8 Kapsamında İçtima Sorunu” başlıklı yazımızda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Organ ve doku ticareti” başlıklı 91. maddesinde beş farklı suçun tanımlandığını belirtip, TCK m.91/1’de düzenlenen hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın kişiden organ veya doku alınması suçunu, m.91/1’de tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi halinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağını düzenleyen TCK m.91/8’i ve TCK m.91/1’de düzenlenen suç ile m.91/3’de yer verilen organ ve doku ticareti suçunun temel farklarını açıklamıştık. Bu yazımızda ise; TCK m.91/3’de düzenlenen organ ve doku ticareti suçunun unsurları, yargı kararları kapsamında incelenecektir.
II. Organ ve Doku Ticareti Suçu
TCK m.91/3’e göre; “Organ veya doku satın alan, satan, satılmasına aracılık eden kişi hakkında, birinci fıkrada belirtilen cezalara hükmolunur”.
Hükmün gerekçesinde ise; “Üçüncü fıkrada, organ ve doku ticareti, suç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu suçun oluşabilmesi açısından kişiden veya ölüden organ veya dokunun, hukuka uygun bir şekilde alınmış olup olmamasının önemi yoktur. Burada önemli olan, organ veya dokunun para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi tutulmasıdır. Bu bakımdan, söz konusu suç, çok failli bir suç niteliği taşımaktadır.” ifadelerine yer verilmiştir.
a) Suçu Oluşturan Fiiller
2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun m.3’de “Bir bedel veya başkaca çıkar karşılığı, organ ve doku alınması ve satılması yasaktır.” şeklinde düzenlemeye gidilerek, organın veya dokunun para veya sair bir maddi bedel karşılığında satışı açıkça yasaklanmış, bu yasağın ihlalinin sonucu olarak da organın veya dokunun satılması, satın alınması ve satılmasına aracılık edilmesi seçimlik fiilleri TCK m.91/3’de suç olarak düzenlenmiştir.
TCK m.91/3’de organın veya dokunun satılmasından bahsedilmiş olup, Türk Dil Kurumu’na göre bu fiil, satılan şeyin bir bedel karşılığında alıcıya verilmesini gerektirmektedir. Dolayısıyla; Kanunun lafzı, suçun oluşması için satılan organın veya dokunun naklinin yapılması gerektiğine işaret etmektedir. Ancak gerekçede; “organ veya dokunun para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi tutulması” ifadesine yer verilerek, tarafların satış konusunda anlaşmalarının, suçun oluşması için yeterli olduğuna dikkat çekilmiştir. Bir başka ifadeyle; organın nakli zorunlu olmadığı gibi, suçun oluşması için menfaatin sağlanmasına da gerek yoktur, tarafların bu hususta anlaşmaları yeterlidir.
Doktrinde de bir görüşe göre, organ veya dokunun para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi tutulması suçun oluşması için yeterli iken[1]; diğer bir görüşe göre, nakil tamamlanmadan suçun oluştuğundan bahsedilemeyecektir[2].
Belirtmeliyiz ki; Kanunun gerekçesi bağlayıcı olmayıp, Kanunun lafzının “satış” fiilini suç olarak düzenlemesi, organın verilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Ne var ki uygulamada Kanunun gerekçesi dikkate alınarak, tarafların organın veya dokunun satışı konusunda anlaşmaları, suçun oluşması için yeterli kabul edilmektedir[3]. Satışa ilişkin anlaşma, organ/doku naklinden önce yapılmalıdır. Aksi halde, organın veya dokunun para veya sair bir maddi menfaat karşılığında nakledildiği sonucuna varmak mümkün olmayacaktır.
Buna göre; vericinin hukuken geçerli rızasının olup olmadığına bakılmaksızın, organın veya dokunun para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi tutulması, suçun oluşmasına yol açacaktır. Suçun oluşması için ayrıca organın veya dokunun vücuttan alınması gerekli olmayıp, organın veya dokunun satılmasına ilişkin bir anlaşmanın bulunması yeterlidir.
Anlaşmanın varlığı suçun oluşması için yeterli olmakla birlikte, böyle bir anlaşmanın ispatının güç olduğu açıktır. Yargı kararlarında; genellikle alıcının veya vericinin sonradan anlaşmadan bahsettiği, bu hususta anlaşılan meblağın kaç olduğuna, ödemenin nasıl yapıldığına veya yapılacağına kadar detaylara yer verdiği, bu şekilde suçun ispat edildiğinin kabul edildiği görülmektedir[4]. Bunun dışında; kimliğe başka fotoğraf yapıştırmak gibi hileli hareketler bulunsa bile, maddi menfaate ilişkin anlaşma tespit edilemediğinde, suçun oluşmadığı kabul edilmektedir[5].
Yeri gelmişken; sadece kişinin organını veya dokusunu satmak istediğine dair tek taraflı beyanda bulunmasının veya bu yönde ilan vermesinin suç olarak düzenlenmediğini, kanun koyucunun TCK m.91/4’de sadece belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişinin cezalandırılmasını öngördüğünü, TCK m.91/3’ün ise çok failli bir suç olduğunu, buna göre suçun işlenmesi için satan ve satın alan arasında organın veya dokunun satışına ilişkin bir anlaşmanın bulunmasının zorunlu olduğunu, ifade etmek isteriz.
b) Faillik
Suçun oluşması için organın veya dokunun satışından bahsedildiğinden ve bunun için en azından bir satanın ve bir de satın alanın varlığı gerektiğinden, TCK m.91/3’ün çok failli bir suç olduğu, yani suçun işlenmesi için en az iki failin bulunmasının zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.
TCK m.91/3’de; dokuyu veya organı satan ve alan kişiler haricinde, varsa aracılık eden kişinin de cezalandırılması öngörülmüştür. Her ne kadar aracılık etme fiili normalde TCK m.39’da düzenlenen yardım etme kapsamında değerlendirilebilecek olsa da, TCK m.91/3’de bu hususa özel olarak yer verilerek, TCK m.39’un uygulanmasının önüne geçilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.11.2023 tarihli, 2018/543 E. ve 2023/606 K. sayılı kararında, aracılık eden kişinin fiilleri şu şekilde tanımlanmıştır:
“Organ ve doku naklinde yer alan aracılık etmek terimi organ vericisi- organ alıcısı ve organ alma ve nakletme işlemini yapan kişiler arasındaki hukuk dışı ilişkileri düzenlemek, rol almak anlamında kullanılmış ve aracılık etmek terimine olumsuz bir anlam yüklenmiştir. Satış işlemine aracılık etmek satış işlemine yardımcı hareketlerdir. Organı satacak veya satın alacak kişiyi bulmak, tanıştırmak, satış ve alışa ilişkin gerekli işlemleri yapmak buna örnek olarak gösterilebilecek hareketlerdir (Köksal Bayraktar, Keskin Kirizoğlu, Ali Kemal Yıldız, Pınar Memiş Kartal, Sinan Altuç, Gülşah Bostancı Bozbayındır, Barış Erman, Fulya Eroğlu Erman, Gülşah Kurt, Hasan Sınar, Özel Ceza Hukuku İstanbul, 2017, 1. bası, On İki Levha Yayınevi, Cilt II, s. 297)”.
Bu açıklamaya göre; doku veya organ satmak isteyen kişi ile satın almak isteyen kişiyi bulan veya tanıştıran veya satışın gerçekleşebilmesi için gerekli diğer işlemlerde bulunan kişilerin TCK m.91/3 kapsamında aracılık eden kişi oldukları kabulü ile cezalandırılmaları yoluna gidilecektir.
c) Teşebbüs
Uygulamada; satış konusunda anlaşma ile suçun tamamlanacağına işaret edildiğinden, suçun teşebbüse elverişli olmadığı anlaşılmaktadır; zira organın/dokunun satışına ilişkin tüm görüşmeler, hazırlık hareketi niteliğindedir ve kişinin her an anlaşma yapmaktan vazgeçebileceği bu görüşme kısmının icra hareketi olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla, sırf görüşme yapması sebebiyle kişinin TCK m.91/3 uyarınca suça teşebbüs ettiği kabul edilmemelidir. Ancak burada; satma, satın alma veya aracılık etme fiillerine başlanması ile suçun icra hareketlerine başlandığını, anlaşma sağlanmadan vazgeçilmesi halinde ise gönüllü vazgeçme hükümlerinin tatbikinin gerektiğini belirten, yani suçun teşebbüse elverişli olduğunu kabul eden bir görüşün de bulunduğunu ifade etmek gerekir[6].
Suçun nakil ile oluşacağını kabul eden görüşe göre ise; satış konusunda anlaşma yapıldığında, fakat henüz para veya sair menfaat temin edilmediğinde, fiilin teşebbüs aşamasında kaldığından bahsedilebilecektir[7].
d) İçtima
“Hukuken Geçerli Rıza Olmaksızın Organ Alma Suçu ve TCK m.91/8 Kapsamında İçtima Sorunu” başlıklı yazımızda TCK m.91/1 ve sadece birinci fıkra yönünden özel olarak öngörülen içtima hükmü olan m.91/8’i detayları ile ele almıştık.
TCK m.91/3 yönünden ise ayrıca öngörülen bir içtima düzenlemesi bulunmamaktadır. Bu durumda; para karşılığı organını veya dokusunu satan kişinin ameliyat sırasında hayatını kaybetmesi durumunda, TCK m.91/8 uyarınca kasten öldürmeye ilişkin hükümler tatbik edilemeyecek, sadece şartları oluşursa, hekim yönünden taksirle yaralama veya görevi kötüye kullanma gibi suçlar sebebiyle ceza sorumluluğu doğabilecektir.
Ayrıca; tarafların bir organın satışı konusunda anlaşıp, organ naklini gerçekleştirdikleri durumda, kişiler sadece anlaşma nedeniyle TCK m.91/3’den sorumlu tutulacaktır; zira organ naklinin gerçekleştirilmesi, tek başına bir suç teşkil etmemektedir. Böyle bir durumda, organ naklinin gerçekleştirilmesi sebebiyle TCK m.91/1 uyarınca hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın naklin gerçekleştirildiğinden bahsedilemeyecektir. TCK m.91/1 ile m.91/3’ün temel farklarına aşağıda ayrıca yer verilmekle birlikte, para veya sair maddi menfaat karşılığı anlaşma yapmanın TCK m.91/3’de özel olarak düzenlendiği ve sırf maddi menfaat karşılığı organın veriliyor olmasının, hukuken geçerli rızayı ortadan kaldırdığının kabulü mümkün değildir.
e) TCK m.92 Uyarınca Zorunluluk Hali
TCK m.92’ye göre; “Organ veya dokularını satan kişinin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak, hakkında verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir”.
TCK m.92’de düzenlenen zorunluluk hali, TCK m.25/2’de düzenlenen zorunluluk halinden farklıdır. TCK m.92; dokusunu veya organını içinde bulunduğu iktisadi koşullar sebebiyle satmak zorunda kalan kişi yönünden değerlendirilecek iken, TCK m.25/2 ise hayatta kalmak için doku veya organ nakline ihtiyacı olan kişi veya bu sebeple ona aracılık eden kişi yönünden uygulanabilecektir.
TCK m.92’nin tatbik edilip edilmeyeceği, somut olayın şartları dikkate alınarak belirlenmekte olup, bu kapsamda; iktisadi sorunun nasıl oluştuğu, bu sorunun organın veya dokunun satışı dışında bir yöntem ile giderilmesinin mümkün olup olmadığı, orantılılığı ve kişinin bedeni üzerindeki tasarruf yetkisini aşıp aşmadığı hususlarının tartışıldığı görülmektedir[8].
TCK m.25/2 yönünden ise uygulamada; Adli Tıp Kurumu’ndan, kişinin organ veya doku nakli haricinde bir yöntem ile hayatta kalıp kalamayacağı hususunda rapor alındığı ve bu rapor dikkate alınarak karar verildiği bilinmektedir.
f) TCK m.93 Uyarınca Etkin Pişmanlık
TCK m.91’de birden fazla suç tanımlamasına gidilmekle birlikte, TCK m.93’de sadece organ ve doku ticareti suçu, yani TCK m.91/3 yönünden etkin pişmanlık düzenlemelerine gidilmiştir. Bir başka ifadeyle, TCK m.91’de düzenlenen diğer fiiller ile ilgili etkin pişmanlık hükümleri bulunmamaktadır.
TCK m.93’e göre;
“Organ veya dokularını satan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce durumu merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.
Bu suç haber alındıktan sonra, organ veya dokularını satan kişi, gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım ederse; hakkında verilecek cezanın, yardımın niteliğine göre, dörtte birden yarısına kadarı indirilir”.
Görüleceği üzere; etkin pişmanlığa ilişkin hükümler sadece organını veya dokusunu satan fail yönünden öngörülmüştür. Bunun haricinde Kanun; organı veya dokuyu satın alanın veya bu fiillere aracılık edenin, suçun ortaya çıkmasına hizmet etmesine sonuç bağlamamıştır.
Uygulamada; genellikle organını veya dokusunu satma konusunda anlaşma yapan kişinin, daha sonra istediği karşılığı alamaması üzerine suçtan ihbarcı olduğu ve bu şekilde etkin pişmanlık hükmünden faydalanabildiği görülmektedir.
g) TCK m.91/1 ve m.91/3 Karşılaştırması
Esasen, TCK m.91/1 ile m.91/3’de tanımlanan suçların birbirlerinden tamamen farklı oldukları ve TCK m.91/3’de sadece uygulanacak yaptırım yönünden TCK m.91/1’e atıfta bulunulduğu görülmektedir.
TCK m.91/3’de vericinin hukuken geçerli rızasının olup olmadığının ayrıca tartışılmamasının sebebinin, vericinin organını/dokusunu maddi menfaat elde edeceği için sattığı düşüncesi olduğu ileri sürülebilecek ise de, TCK m.91/3 bu şekilde Kanunun lafzını aşacak şekilde geniş yoruma tabi tutulmamalı, maddi menfaat karşılığı satılan organın/dokunun nakli yapıldığında, TCK m.91/1 uyarınca hukuken geçerli rıza bulunmadan naklin yapıldığı kabulüne gidilmemeli ve failler sadece TCK m.91/3 uyarınca cezalandırılmalıdır[9].
Netice itibariyle;
Organ/doku satılmasına ilişkin bir fiil bulunduğunda, bu fiilin özel olarak düzenlenmesi sebebiyle TCK m.91/3’ün tatbikinin gerektiği, bu kapsamda sadece organı/dokuyu satanın ve satın alanın değil, satış işlemine aracılık edenin, yani satacak ve satın alacak kişileri bulmak, tanıştırmak ve satışa ilişkin gerekli işlemleri yapmak gibi yardımcı hareketlerde bulunan kişilerin de cezalandırılacağı[10],
Satışa ilişkin anlaşmadan sonra gerçekleşen naklin ayrıca TCK m.91/1 uyarınca cezalandırılamayacağı, çünkü kanun koyucunun hukuken geçerli rıza ile organ/doku satışını ayrı ayrı düzenleme yoluna giderek, organın/dokunun satılmasını, hukuken geçerli rızadan farklı değerlendirdiği,
Hukuken geçerli rıza olmaksızın organ alınması sırasında veya bunun sonucu olarak mağdurun hayatını kaybetmesi halinde, TCK m.91/8’e göre kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanacak iken; TCK m.91/3 uyarınca organın/dokunun satılması ile yapılan nakil sonucunda kişinin öldüğü durumda, somut olayın şartlarına göre hekimin sorumluluğuna gidilebileceği, ancak dokuyu/organı satan alan kişinin, satan kişiye karşı kasten yaralama suçunu işlemiş olmayacağı, çünkü dokusunu/organını satan kişinin aynı zamanda fail olduğu, aynı kişinin, hem suçun faili ve hem de mağduru olamayacağı,
Özellikle organ ve doku ticareti yönünden; organı/dokuyu satın alan kişi için TCK m.25/2’de düzenlenen ve bir hukuka uygunluk sebebi olan zorunluluk halinin, organını/dokusunu satan kişi yönünden ise TCK m.92’de özel bir hal olarak düzenlenen “Zorunluluk hali” başlıklı TCK m.93’ün değerlendirilebileceği, buna göre organ veya dokularını satan kişinin içinde bulunduğu sosyal ve iktisadi koşulların araştırılıp, bunun sonucuna bağlı olarak failin cezasında indirime gidilebileceği veya cezalandırılmasından vazgeçilebileceği,
Sadece organ ve doku ticareti yönünden TCK m.93’de düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin tatbik edilebileceği,
Anlaşılmaktadır.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Doğa Ceylan
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
----------
[1] Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi 3. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.3492-3499.
[2] Ahmet Gökcen, Murat Balcı, Organ ve Doku Ticareti Suçları (TCK m.91-93), Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan, 2013, s.140.
[3] Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 26.03.2025 tarihli, 2022/4947 E. ve 2025/3312 K. sayılı kararına göre; “(…) aralarında böbreğin satımı konusunda 30.000 TL’ye anlaştıkları, sanık ...’nın, ...’dan 3.000 TL kapora aldığı ve hastanedeki işlemler için ...’tan vesikalık fotoğraflarının alındığı, ...’dan alınan bu fotoğraflar söz konusu böbrek naklinin oğuldan babaya nakil gibi gösterilmek için ...’ın fotoğrafının yapıştırılmak sureti ile söz konusu sahte olarak oluşturulan nüfus cüzdanının kullanılması sureti ile Antalya ... Hastanesi’ne müracaat yapıldığı, hastanede yapılan inceleme sırasında organ verecek kişi olarak gösterilen ... ile ...’ın biyolojik akrabalığı tespit edilemeyince gerçek durumun ortaya çıktığı hastane tarafından yapılan ihbar üzerine sanıklar hakkında adli soruşturma başlatıldığı olayda, tüm dosya kapsamında mevcut bulunan sanık beyanları, teşhis tutanağı, bilirkişi raporu , sosyal inceleme raporu , kriminal inceleme ekspertiz raporu ve tüm dosya kapsamı itibariyle sanıklar hakkında organ ticareti suçundan eylemlerine uyan TCK.nun 91/3 maddesi delaleti ile TCK.nun 91/1 maddesi gereğince cezalandırılmalarına karar verilmiş, sanıkların eylemlerinin teşebbüs aşamasında kaldığının kabulüyle, TCK’nın 35. maddesi uygulanmıştır”.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 17.02.2015 tarihli, 2014/2281 E. ve 2015/2805 K. sayılı kararında; Organ veya doku ticareti yapılmasının suç olarak tanımlandığı TCK’nın 91/3. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, burada önemli olan hususun organ veya dokunun para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi tutulması olup, suçun oluşması için ödemenin ne zaman yapıldığının ya da yapılıp yapılmadığının öneminin olmaması, hatta organ veya dokunun alınmasına dahi gerek bulunmaması karşısında, suçun tamamlandığı gözetilmeksizin sanıklara tayin edilen cezalardan teşebbüs nedeniyle TCK’nın 35/2. maddesi gereğince indirim yapılması,” bozma sebebi yapılmıştır.
[4] Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 26.03.2025 tarihli, 2022/4947 E. ve 2025/3312 K. sayılı kararında; “(…) temyize gelmeyen sanık ...’un Adana ilinde yaşadığı ve içinde bulunduğu ekonomik koşullar gereğince böbreğini satmaya karar verdiği ve bu kararı doğrultusunda ... ile tanıştığı ve durumu ona anlattığı, ...’ın 30.000 TL’ye ...’un böbreğini satmak konusunda anlaştıkları, (…) sanık ...’nın, ...’dan 3.000 TL kapora aldığı ve hastanedeki işlemler için ...’tan vesikalık fotoğraflarının alındığı,” tespitlerine yer verilmiştir.
Benzer yönde kararlar için bkz.: Y.12 CD, 26.03.2025, 2022/4947 E., 2025/3312 K.; Y.12 CD, 17.02.2015, 2014/2281 E., 2015/2805 K.
[5] Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 11.03.2014 tarihli, 2013/13718 E. ve 2014/6023 K. sayılı kararında; “Sanık T.. B..’ın sanık M.. K..’a ait çiftlikte uzun zamandır hayvancılık ve çiftçilik yaptığı, sanık Mehmet’in böbrek hastası olması sebebiyle babası gibi sevdiğini söylediği sanık Mehmet’e böbreğini vermek amacıyla Mehmet’in oğlu sanık Teyfik’in kimliğine kendi fotoğrafını yapıştırarak birlikte Antalya Medikalpark Hastanesine müracaat ederek, Mehmet’in oğlu olduğunu beyanla Mehmet’e böbrek naklinin yapılmasını sağlamaları şeklinde gerçekleşen eylemde, dosya içindeki hiçbir maddi karşılık beklenmeden, hukuka uygun rızaya dayanılarak organ verildiğine ilişkin evraklar ve sanıkların bunu doğrulayan aşama savunmalarının aksine, mahkumiyetlerine yeterli başkaca delil bulunmadığı gözetilerek atılı suçtan beraatleri yerine, yazılı şekilde dosya kapsamına uygun düşmeyen, varsayıma dayalı gerekçeyle mahkumiyetlerine hükmedilmesi,” bozma sebebi yapılmıştır.
[6] Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2017, 4. Baskı, s. 238.
[7] Gökcen, Balcı, a.g.e., s.142.
[8] Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 17.02.2015 tarihli, 2014/2281 E. ve 2015/2805 K. sayılı kararında; “Sanık ...’in savunmalarında da belirttiği üzere, işleri dolayısıyla bankalardan almış olduğu kredi borçlarını ödemek için böbreğini satmaya karar verip, başka bir kişi aracılığıyla tanıştığı organ ticareti yapan sanık ... ile irtibata geçerek anlatılan şekilde atılı suçun işlendiği olayda, kendi eylemiyle bilerek ve isteyerek neden olduğu ekonomik sıkıntısını, hayati önem taşıyan bir organını para karşılığında satmak dışında başka bir yolla giderebilme imkanının bulunması, öte yandan kişinin ekonomik sıkıntısını bu şekilde gidermeyi tercih etmesinde tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasındaki orantıdan da söz edebilme imkanının bulunmaması ve söz konusu eylemin hukukun genel ilkeleri gereğince kişinin bedeni üzerindeki tasarruf yetkisinin sınırlarının aşılması niteliğinde olması karşısında, TCK’nın 92. maddesinin uygulanmasına yeterli şartların oluşmadığı gözetilmeden, TCK’nın 91/1. maddesi gereğince tayin edilen cezada söz konusu madde gereğince indirim yapılması,” bozma sebebi yapılmıştır.
[9] Ersan Şen, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu Cilt I (m. 1-140), Vedat Kitapçılık, 2006, s.320.
[10] Köksal Bayraktar, Keskin Kirizoğlu, Ali Kemal Yıldız, Pınar Memiş Kartal, Sinan Altuç, Gülşah Bostancı Bozbayındır, Barış Erman, Fulya Eroğlu Erman, Gülşah Kurt, Hasan Sınar, Özel Ceza Hukuku Cilt II, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2017, s.297.