NORM VE OLGU ARASINDA SIKIŞAN EMEK: BİR HUKUKİ PARADOKS OLARAK "STAJYERLİK" VE MÜSTAKİL KANUN ZORUNLULUĞU

Abone Ol

GİRİŞ

Mesleki eğitimin en hayati aşaması olan stajyerlik; teorik bilginin pratikle sınandığı, öğrencinin profesyonel hayata ilk adımını attığı bir geçiş sürecidir. Hukuki düzlemde, Yükseköğretim Uygulamalı Eğitimler Çerçeve Yönetmeliği’nin 3. maddesinde staj; "Öğretim programlarında belirlenen mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışların geliştirilmesi, iş hayatına uyum sağlanması, gerçek üretim ve hizmet ortamında yetişilmesi amacıyla işletmede yapılan mesleki çalışma" şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım, stajın ontolojik amacının "üretimden kar elde etmek" değil, "eğitim ve gelişim" olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ancak günümüz Türkiye’sinde stajyerlik kurumu, bu ideal yasal tanımın çok ötesine geçerek, denetimsiz bir "ucuz iş gücü" piyasasına evrilmiştir. Ankara’da düzenlenen Stajyer Hakları Forumu’nda farklı disiplinlerden stajyerlerin aktardığı deneyimler ve sahadaki veriler; stajın eğitim amacından saptığını, stajyerin "öğrenen" statüsünden çıkarılıp "sömürülen" bir ara elemana dönüştürüldüğünü göstermektedir. Bu makale, sadece belirli bir meslek grubunu değil, çalışma hayatına adım atan tüm gençleri ilgilendiren bu yapısal sorunu; yasal çerçeve ile fiili uygulama arasındaki uçurum, ücret adaletsizliği ve mevzuat birliği zorunluluğu ekseninde irdelemeyi amaçlamaktadır.

I. MEVZUAT LABİRENTİ VE ÜCRET EŞİTSİZLİĞİ TABLOSU: KİM, HANGİ HAKKA SAHİP?

Türkiye’de stajyerler arasındaki eşitsizlik, sübjektif uygulamalardan ziyade, bizzat mevzuatın kendisinden kaynaklanan yapısal bir sorundur. Yasal statüleri ve buna bağlı gelir durumları incelendiğinde, stajyerlerin keskin çizgilerle ayrılmış farklı ve adaletsiz kategorilere hapsedildiği görülmektedir:

Mesleki Eğitim ve Zorunlu Üniversite Stajları (3308 Sayılı Kanun): Temel dayanağını 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’ndan alan bu gruptaki stajyerlere, Kanun'un 25. maddesi uyarınca net asgari ücretin %30’undan az olmamak üzere ücret ödenmesi yasal zorunluluktur. Cumhurbaşkanlığı Ulusal Staj Programı (USP) kapsamında kamu kurumlarında staj yapan öğrencilere genellikle asgari ücret ödenmesi hedeflense de, yasal alt sınır halen %30 seviyesindedir ve kurumların bütçe politikalarına (tasarruf tedbirleri vb.) göre bu tutar değişiklik gösterebilmektedir.

Stajyer Avukatlar (1136 Sayılı Kanun): Hukukun koruyucusu olacak stajyer avukatlar, sistemin en büyük paradoksudur. Avukatlık Kanunu, stajyerin sigortalı çalışmasını yasaklarken, staj yaptığı bürodan ücret almasını da zorunlu kılmamıştır. Bir mühendislik öğrencisi en az %30 gelir güvencesine sahipken, stajyer avukatın yasal geliri 0 (Sıfır) TL'dir. Bu durum, Anayasa'nın "Eşitlik" ve "Ücrette Adalet" ilkelerinin açık ihlalidir.

Tıp ve Sağlık İntörnleri (2547 Sayılı Kanun): Tıp fakültesi son sınıf öğrencileri, kendilerine özgü yönetmeliklerle (Ek Madde 29) belirli bir maaş ödemesi alarak diğer stajyerlerden statü olarak ayrılmaktadır.

İŞKUR ve Kısmi Zamanlı Öğrenci Programları: Üniversitelerde veya kamu yararına projelerde İŞKUR destekli çalışan öğrenciler ise bambaşka bir statüdedir. "Günlük yevmiye" usulüyle (Örn: 2025 yılı için günlük 1375 TL bandında) çalışan bu gençler, resmi tatillerde veya bayramlarda ücret alamazlar. Haftalık çalışma günleri sınırlıdır (maksimum 3 gün gibi) ve işçi statüsünde sayılmadıkları için kıdem tazminatı gibi haklardan yararlanamazlar.

Gönüllü Stajlar ve "Sahte Stajyerler" (Gri Alan): Herhangi bir zorunluluk olmaksızın yapılan bu stajlar, iş kanunu açısından net bir statüye sahip değildir. Doktrinde ve yargı kararlarında "sahte stajyer" olarak nitelendirilen bu grup, istismara en açık ve denetimsiz alandır.

II. NORMLAR HİYERARŞİSİNİN ÇÖKÜŞÜ: ANAYASAL BİR İHLAL VE MESLEKİ YOZLAŞMA OLARAK "ANGARYA"

Hukuk devletinin temeli olan "Normlar Hiyerarşisi" ilkesi gereği, Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Bu hiyerarşinin tepesinde yer alan T.C. Anayasası’nın 18. maddesi, tartışmaya kapalı bir kesinlikle hükmeder: "Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır." Anayasa, sadece hukukçuların değil, 85 milyon vatandaşın ve çalışma hayatına adım atan her gencin sığındığı ortak çatıdır.

Bu amir hükme rağmen stajyerlik pratiğinde, Anayasa’nın en temel insan haklarını düzenleyen maddelerinin, "sektörel alışkanlıklar" veya "üstat-çırak geleneği" gibi hukuki dayanağı olmayan kılıflarla fiilen askıya alındığı vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. Angarya; sadece bedelsiz çalıştırma değil, kişinin rızası olsa dahi emeğinin karşılığının ödenmediği, insan onuruyla bağdaşmayan ve kişinin metalaştırıldığı her türlü çalıştırma biçimidir.

Stajın hukuki ve ontolojik meşruiyeti, yapılan iş ile mesleki eğitim arasındaki "illiyet bağı"dır. İster bir hukuk bürosunda ister bir inşaat şantiyesinde, isterse bir medya kuruluşunda olsun; stajyerin yaptığı iş, onun mesleki gelişimine hizmet etmek zorundadır. Bir mühendis adayının şantiye şefinin özel işlerini takip etmesi, bir gazeteci adayının sadece kahve servisi yapması veya bir hukukçunun kurye gibi kullanılması; "staj" kılıfına sokulmuş açık birer anayasal ihlaldir. Mesleki formasyonla uzaktan yakından ilgisi olmayan bu eylemlerin gençlere "görev" olarak dayatılması, Anayasa'nın açıkça yasakladığı bir fiilin pervasızca işlenmesidir. Unutulmamalıdır ki angarya yasağı, meslek ayrımı gözetmeksizin, insan onurunu koruyan mutlak bir normdur.

III. ÇARESİZLİĞİN TİCARİLEŞMESİ: "GEÇİCİLİK" İLLÜZYONU, MESLEKİ İLGİSİZLİK VE SATILIK STAJLAR

Mevcut sömürü düzeninin en güçlü dayanağı, stajyerliğin "geçici" bir statü olduğu algısı ve bu algının yarattığı zorunlu sessizliktir. "Dişini sık, ruhsatı alana kadar dayan" söylemi, stajyerler üzerinde ağır hak ihlallerini meşrulaştıran psikolojik bir baskı aracı haline gelmiştir. Gelecek kaygısı, referans bulamama korkusu ve mesleki dışlanma endişesi; stajyerleri Anayasa’ya aykırı çalışma koşullarına rıza göstermiş gibi görünmeye itmektedir. Oysa hukuken, iradenin sakatlandığı yerde (TBK m. 30 vd.) rızadan söz edilemez. Bir hak ihlalinin "süreli" olması, onun ihlal olduğu gerçeğini değiştirmez; hukukta "katlanılabilir ihlal" diye bir kavram yoktur.

Bu geçicilik algısı, sahada çok daha yaralayıcı bir "ilgisizlik" ve "eğitimden kaçınma" pratiğine dönüşmektedir. Mesleğin inceliklerini öğretmekle yükümlü olanların; "Zaten birkaç ay sonra gideceksin, seninle mi vakit harcayacağım?" veya "İşimiz başımızdan aşkın, ayak altında dolaşma" şeklindeki yaklaşımları, stajyerin mesleki onurunu zedelemektedir. Usta-çırak ilişkisinin yerini, "kendi başının çaresine bakma" zorunluluğu almıştır. İşin bizzat öğretilmesi gereken stajyerler, kaderlerine terk edilmekte; hiçbir rehberlik almadan, deneme-yanılma yoluyla veya sadece uzaktan gözlemleyerek, kör topal bir yetkinlik kazanmaya mahkûm edilmektedir. Öğretilmeden iş beklenmesi, stajyerlik kurumunun eğitim vasfını yok etmektedir.

Bu denetimsizlik ortamı, bugün "akıl tutulması" olarak nitelendirilebilecek bir piyasa da yaratmıştır. Stajyerlerin emekleri karşılığında ücret almaları gerekirken; staj yeri bulamayan gençlere "paket staj programları" satan ve üstüne para talep eden şirketlerin türediği gözlemlenmektedir. Hukukun ve emeğin ticarileştiği, deneyimin parayla satılan bir metaya dönüştüğü bu distopik tablo, mevcut parçalı

Mevzuatın iflas ettiğinin en somut kanıtıdır. Stajyerin hem emeğini sömüren hem öğretmeyen hem de cebindeki paraya göz diken bu sistemin ortadan kaldırılması, ancak ve ancak tüm boşlukları kapatan Mevzuat Birliği ile mümkündür.

IV. ÇÖZÜM ÖNERİSİ VE MANİFESTO: "MÜSTAKİL STAJYERLER KANUNU"

Mevcut parçalı hukuk sistemi (İş Kanunu, Borçlar Kanunu, Mesleki Eğitim Kanunu ve dağınık yönetmelikler); stajyer sorununu çözmek bir yana, yarattığı boşluklarla sömürüyü derinleştirmektedir. Çözüm, yamalı bohçaya dönen yönetmeliklerde revizyon yapmak değil; TBMM iradesiyle çıkarılacak, sektörel fark gözetmeksizin tüm stajyerleri tek çatı altında toplayan ve güvence altına alan MÜSTAKİL BİR STAJYERLER KANUNU'nun ihdasıdır.

Bu kanun, "tavsiye" niteliğinde değil, "amir" hükümler içeren şu beş temel sütun üzerine inşa edilmelidir:

1. Statüde Teklik ve Norm Birliği: "Zorunlu staj", "gönüllü staj", "yaz stajı" veya "ofis içi eğitim" gibi ayrımlar, sömürüye açık kapı bırakmayacak şekilde tek bir yasal statüde birleştirilmelidir. Kanun önünde hukuk fakültesi öğrencisi ile tıp fakültesi öğrencisinin, "emek sömürüsü" karşısındaki koruma kalkanı eşitlenmelidir.

2. Ekonomik Özgürlük: İnsan Onuruna Yaraşır Taban Ücret Stajyer ücretleri, işverenin veya üstadın "gönlünden kopan" bir harçlık olmaktan çıkarılarak yasal bir hakka dönüştürülmelidir. Kanunla belirlenecek taban ücret, net asgari ücretin %50’sinden az olmamak kaydıyla sabitlenmelidir. Stajyer avukatlar için bu yükün bir kısmı, Türkiye Barolar Birliği tarafından oluşturulacak fonlar veya Adli Yardım bütçesinden sübvanse edilmelidir.

3. "Başına Bir Şey Gelirse" Korkusu: Tam Kapsamlı Sosyal Güvenlik Mevcut sistemde sigortasız veya sadece "meslek hastalığı" kapsamında çalıştırılan stajyerlerin can güvenliği denetimden uzak bir şekilde tamamen tesadüflere terk edilmiştir. Bir stajyerin iş yerinde düşüp başını çarpması veya bir kaza geçirmesi durumunda, "bu kişi burada çalışmıyor" denilerek sorumluluktan kaçılmasının önüne geçilmelidir. Kanunla; staj başlangıç tarihi sigorta başlangıç tarihi sayılmalı, stajyerler Genel Sağlık Sigortası ve uzun vadeli sigorta kolları kapsamına alınarak, hem bugünleri hem de gelecekleri güvence altına alınmalıdır.

4. "Baroyu Baroya Şikâyet Etmek": Bağımsız ve Anonim Denetim Mekanizması Mevcut şikayet yolları (Barolar, Üniversiteler veya CİMER), stajyeri korumaktan uzaktır. Stajyer avukatın, kendisini sömüren avukatı yine avukatlardan oluşan Baro'ya şikâyet etmesi, çıkar çatışması doğurmaktadır. CİMER başvurularında ise şikayetçinin kimliğinin kurum yöneticisine bildirilmesi, stajyeri "afişe etmekte" ve "stajı yakma/puan silme" gibi misillemelere açık hale getirmektedir. Çözüm; meslek örgütlerinden bağımsız, Çalışma Bakanlığı veya Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık) bünyesinde kurulacak, kimlik gizliliği esaslı (anonim) bir "Stajyer Şikâyet Hattı" ve özel denetim birimidir. İfşa korkusu olmadan yapılan şikayetler, stajyerin stajını yakma tehdidi olmadan incelenmelidir.

5. Caydırıcı Yaptırımlar: "Staj eğitimi satmak" (pay-to-work) gibi hukuku ticarileştiren uygulamalar, kanun kapsamında suç sayılarak ağır idari para cezası ile cezalandırılmalıdır. Stajyerin eğitim planına uymayan, mobbing uygulayan veya angarya yaptıran işletmelere ve bürolara, belirli bir süreyle "Stajyer Kabul Etme Yasağı" getirilmelidir.

SONUÇ VE ÇAĞRI: MESLEĞE KÜSTÜRÜLEN NESİLLER VE TOPLUMSAL BEDEL

Stajyerlik, mesleğe atılan ilk adımdır; mesleki kölelik değildir. Gençlerin umudunu ve emeğini korumak, devletin anayasal, meslek örgütlerinin ise vicdani borcudur. Ancak unutulmamalıdır ki; staj döneminde yıldırılan, onuru kırılan ve meslekten soğutulan bir insan, sadece kendi hayatını değil, tüm toplumu etkiler. Türkiye, maalesef işini sevmeyerek, nefretle veya zorunluluktan yapan insanlar cehennemine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Buna birlikte "dur" demeliyiz. Çünkü bugün işini sevmeyerek yapan bir sağlıkçının ilgisizliği, en savunmasız anımızda bizi hastane köşelerinde çaresiz bırakır. İşini sevmeyen, stajında "baştan savılan" bir mimarın dikkatsizliği, bir depremde bizi beton blokların altında, enkazda bırakır. İşini sevmeyen, mesleğe küstürülmüş bir avukatın dosyadaki küçük bir ayrıntıyı umursamaması, geri dönülmez hak ihlalleriyle hayatları karartır. Stajyer sömürüsü, sadece bir "emek" sorunu değil, bir "toplum güvenliği" sorunudur.

Yol Arkadaşım Olan Stajyerlere: O fakülte sıralarını 4 sene boyunca boşuna eskitmediniz. Kanun maddelerini ezberlemeyin, hazmedin. Çünkü bugün kanunları bildiği halde kendini ezdiren bir hukukçu, yarın başkası ezilmesin diye savaşamaz. Unutmayın ki tarihte hiçbir hak, altın tepside sunulmamıştır. "Hak" verilmez, adı üzerindedir; mücadele ile "hak edilir". Bugün İş Kanunu işçiyi güçlü bir şekilde koruyorsa, bu Sanayi Devrimi'nden beri süregelen direnişin mirasıdır. Bizler de bu mirasa sahip çıkmalı, kendimizi ezdirmemeliyiz. Belki "Stajımın bitmesine 20 gün kaldı, bana ne?" diyenleriniz olabilir.

Avukatlık, tanımadığın insanların hakkı için gece gündüz dertlenmektir. Bugün verdiğimiz mücadele senin stajına yetişmese bile, senden sonra o kapıdan girecek meslektaşının onurunu kurtaracaktır. Buna vesile olmak, o cübbeyi giymekten daha büyük bir şereftir.

Ve Sözüm Yanında Staj Yaptığımız Büyüklerimize: Lütfen "Patron Avukat" değil, "Üstad Avukat" olun. Bizi en iyi anlayacak olan sizlersiniz; çünkü bu yollardan, bu tozlu arşivlerin arasından siz de geçtiniz.

Ancak geçmişte yaşadığınız zorlukları, bir "intikam aracı" olarak kullanmayın. "Ben süründüm, o da sürünsün" zihniyeti ne sizi yüceltir ne de mesleği. Bu kısır döngü, hiçbir sorunun çözümü değildir. Gelin, bu "devranı" birlikte değiştirelim; stajyerinize "ucuz işçi" değil, "geleceğin meslektaşı" gözüyle bakın.

Çünkü cübbesinde ilik olmayan bu mesleğin onuru; stajyerken eğilen başlarla değil, ancak haksızlığa karşı gösterilen o dik duruşla hak edilir...

Staj. Av. Alperen AKYÜZ

Samsun Barosu

KAYNAKÇA VE DAYANAK

Hukuki Zemin:

T.C. Anayasası (m. 18 Angarya Yasağı, m. 55 Ücrette Adalet) 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu & TBB Meslek Kuralları

3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu

Yükseköğretim Uygulamalı Eğitimler Çerçeve Yönetmeliği

Esas İlham ve Manevi Dayanak: Bu makale; kütüphanelerdeki tozlu raflardan değil, Ankara'nın soğuğunda bir araya gelen, adliye koridorlarında, şantiyelerde ve hastanelerde "geleceğini tırnaklarıyla kazıyan" ve bu ülkede inadına bir şeyler değiştirmeye çalışan Türk Gençliğinin haklı isyanından referans alınmıştır.