MİRAS HUKUKUNDA MİRASÇILIKTAN ÇIKARMA VE MİRASIN REDDİ: TEORİ, UYGULAMA VE YARGI KARARLARI

Abone Ol

GİRİŞ

Miras hukuku, bir gerçek kişinin ölümü veya gaipliğine karar verilmesi halinde, malvarlığının kimlere ve nasıl intikal edeceğini düzenleyen hukuk dalıdır. Bu intikal sürecinde iki temel irade çatışabilir: Mirasbırakanın (muris) malvarlığı üzerindeki tasarruf özgürlüğü ve mirasçıların (varis) kendilerine kalan mirası (özellikle borçları) kabul etmeme özgürlüğü. Bu makale, mirasbırakanın iradesiyle gerçekleşen "Mirasçılıktan Çıkarma" (Iskat) ve mirasçının iradesiyle gerçekleşen "Mirasın Reddi" kurumlarını, yasal şartları, doktrinel görüşleri ve güncel Yargıtay içtihatları çerçevesinde ele almaktadır.

BÖLÜM I: MİRASÇILIKTAN ÇIKARMA (ISKAT)

Mirasçılıktan çıkarma, saklı paylı mirasçının, mirasbırakanın tek taraflı bir ölüme bağlı tasarrufu (genellikle vasiyetname) ile saklı payından yoksun bırakılmasıdır. Türk Medeni Kanunu, mirasbırakanın keyfi kararlarını engellemek adına bu kurumu sıkı şekil ve esas şartlarına bağlamıştır.

1. Hukuki Niteliği ve Türleri

Mirasçılıktan çıkarma, "cezai" ve "koruyucu" olmak üzere ikiye ayrılır. Uygulamada en sık karşılaşılan tür, mirasçının kusurlu davranışlarına dayanan Cezai Mirasçılıktan Çıkarmadır.

2. Cezai Mirasçılıktan Çıkarma Sebepleri (TMK m. 510)

Kanun koyucu, mirasçılıktan çıkarma sebeplerini sınırlı sayıda (numerus clausus) saymamış, genel çerçeveyi çizmiştir. Buna göre mirasçı;

1. Mirasbırakana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse,

2. Mirasbırakana veya ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse,

Mirasbırakan, yapacağı bir ölüme bağlı tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir.

Doktrinel Bakış: Doktrinde "aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali" kavramı geniş yorumlanmaktadır. Sadece nafaka ödememek veya bakım borcunu ihlal etmek değil; mirasbırakanın hastalığında ilgisiz kalmak, onu manevi olarak yalnız bırakmak, aile şerefini zedeleyen hayat sürmek gibi durumlar da bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak Yargıtay, bu sebeplerin somut, inandırıcı ve ispatlanabilir olmasını aramaktadır.

3. Şekil Şartları ve Sebebin Belirtilmesi

Mirasçılıktan çıkarma tasarrufu, geçerli bir vasiyetname (resmi, el yazılı veya sözlü) ile yapılmalıdır. En kritik husus, çıkarma sebebinin vasiyetnamede açıkça belirtilmesidir. Sebebin belirtilmediği veya muğlak ifadelerin kullanıldığı ("hayırsız evlat olduğu için" gibi genel ifadeler) durumlarda, çıkarma işlemi geçersiz sayılır ve mirasçı saklı payını talep edebilir.

4. İspat Yükü

Mirasçılıktan çıkarma işlemine itiraz edilmesi (tenkis davası açılması) halinde, çıkarma sebebinin varlığını ispat yükü, çıkarmadan yararlanan diğer mirasçılara veya vasiyet alacaklılarına düşer. Mirasbırakanın beyanı tek başına delil teşkil etmez; bu beyanın somut olgularla desteklenmesi gerekir.

BÖLÜM II: MİRASIN REDDİ (REDDİ MİRAS)

Mirasın reddi, mirasçının kendi özgür iradesiyle mirasçılık sıfatını ve buna bağlı hak ve borçları kabul etmemesidir. Türk hukukunda mirasın reddi, "Gerçek (Hakiki) Ret" ve "Hükmen Ret" olmak üzere iki ana başlıkta incelenir.

A. Gerçek (Hakiki) Ret

Mirasçılar, mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten itibaren kanuni süre içinde mirası reddedebilirler.

1. Süre ve Başlangıcı:

Türk Medeni Kanunu'nun 606. maddesi uyarınca miras, üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten başlar.

2. Reddin Şekli ve Usulü:

TMK m. 609 uyarınca mirasın reddi, mirasçılar tarafından Sulh Hukuk Mahkemesi'ne sözlü veya yazılı beyanla yapılır. Reddin kayıtsız ve şartsız olması zorunludur.

3. Özel Vekaletname Şartı:

Uygulamada en çok dikkat edilmesi gereken hususlardan biri vekaletname türüdür. Yargıtay kararları ve ilgili Tüzük hükümleri uyarınca, vekil aracılığıyla yapılan ret işlemlerinde vekaletnamenin "mirasın reddi yetkisini" açıkça içermesi (özel yetki) zorunludur.

B. Hükmen Ret (Terekenin Borca Batıklığı)

Mirasbırakanın ölümü tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır (TMK m. 605/2). Buna "Hükmen Ret" denir.

1. Hukuki Niteliği (Karine Oluşu):

Hükmen ret, bir irade beyanına ihtiyaç duymaz. Kanun koyucu, borca batık bir terekeyi mirasçının kabul etmeyeceğini varsayar (karine). Bu nedenle, hükmen reddin tespiti için açılan davalar "inşai" değil, "tespit" niteliğindedir.

2. Süre:

Hükmen ret, herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir. Tereke alacaklılarının mirasçılara karşı başlattığı icra takiplerinde veya açtığı davalarda, mirasçılar her zaman terekenin borca batık olduğunu savunma olarak ileri sürebilir veya ayrı bir tespit davası açabilirler.

C. Ret Hakkının Düşmesi (Terekeyi Sahiplenme)

TMK m. 610 uyarınca, yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur. Ancak daha önemlisi; ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan işler yapan veya tereke mallarını gizleyen mirasçı, artık mirası reddedemez.

BÖLÜM III: YARGI KARARLARI VE MEVZUAT IŞIĞINDA DETAYLI İNCELEME

Bu bölümde, yukarıda açıklanan teorik bilgilerin mahkemelerce nasıl uygulandığı, ilgili kanun maddeleri ve içtihatlarla desteklenerek sunulmuştur.

1. Hükmen Reddin Niteliği ve İspatı

Yargıtay, hükmen reddin bir "karine" olduğunu ve mirasçıların irade beyanına gerek kalmaksızın sonuç doğurduğunu istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır.

İlgili Yargıtay Kararı:

"Ölümü halinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır. Bu hüküm bir karinedir. Bir çok yargı kararlarında ve ilmi görüşlerde bu red, hükmi red olarak isimlendirilmektedir. Türk Medeni Kanunu, “hakiki redde” süre ile kayıtlı ve mirasçıların tek taraflı irade açıklamasını öngördüğü halde, söz konusu “hükmi reddin” sonuç doğurması için herhangi bir irade açıklaması, ya da dava yolu öngörmemiştir." (17. Hukuk Dairesi 2015/15938 E. , 2015/13802 K.)

Bu karar, hükmen reddin otomatik gerçekleştiğini, ancak ispat açısından mirasçıların tespit davası açmasında hukuki yarar bulunduğunu göstermektedir.

2. Terekenin Borca Batıklığının Araştırılması

Hükmen ret davalarında mahkemenin yapması gereken en önemli iş, terekenin aktif ve pasifini (malvarlığı ve borçlarını) ölüm tarihi itibarıyla net olarak belirlemektir.

İlgili Yargıtay Kararı:

"Mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davalarda, terekenin açıkça borca batık olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. İcra takibi sonunda aciz vesikası düzenlenmesi halinde terekenin borca batık olduğu kabul edilir." (14. Hukuk Dairesi 2016/11767 E. , 2017/1059 K.)

Mahkeme, sadece tanık beyanlarıyla yetinmemeli, banka kayıtları, tapu kayıtları, trafik tescil kayıtları ve icra dosyalarını celbederek bilirkişi incelemesi yaptırmalıdır.

3. Özel Vekaletname Zorunluluğu

Mirasın reddi, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğu veya önemli mali sonuçlar doğurduğu için, vekilin bu işlemi yapabilmesi özel yetkiye bağlanmıştır.

İlgili Yargıtay Kararı:

"Ayrıca Türk Medeni Kanununun Velayet Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 39/3. maddesi gereğince mirasın reddi yetkisini içeren özel vekaletname sunulması da zorunludur." (14. Hukuk Dairesi 2016/10111 E. , 2019/4348 K.)

Bu içtihat, genel vekaletname ile yapılan ret başvurularının veya açılan davaların usulden reddedilebileceğini veya eksikliğin giderilmesi için süre verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

4. Ret Hakkının Düşmesi: Terekeye Karışma Kavramı

Mirasçının, tereke mallarını sahiplenmesi veya olağan yönetim dışı işlemler yapması, zımni kabul (örtülü kabul) sayılır.

İlgili Yargıtay Kararı:

"Red süresi bitmeden, mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı mirası reddedemez (TMK m. 610/2). Red hakkının yitirilmesine ilişkin bu hüküm, sadece normal terekeler hakkında değil, hükmen red durumunda da uygulanır." (2. Hukuk Dairesi 2009/6082 E., 2009/12 K.)

Bu karar, borca batık bir terekede dahi, mirasçının tereke malını (örneğin murisin arabasını) satması veya kendi adına kullanması durumunda, hükmen ret hakkını kaybedeceğini ve borçlardan sorumlu olacağını belirtmektedir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Türk hukukunda mirasçılık sıfatı, hem hakları hem de borçları kapsayan bir bütündür.

1. Mirasçılıktan Çıkarma, mirasbırakanın elindeki en güçlü silahtır ancak geçerliliği sıkı şekil şartlarına (vasiyetname, açık sebep) ve ispatlanabilir olgulara bağlıdır.

2. Mirasın Reddi ise mirasçıyı koruyan bir kalkan niteliğindedir.

* Mirasçı, 3 aylık süre içinde Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvurarak mirası kayıtsız şartsız reddedebilir (Hakiki Ret).

* Eğer tereke borca batıksa, süreye bağlı olmaksızın Hükmen Ret tespiti istenebilir.

1. Her iki durumda da, mirasçıların terekeye karışmamaları, tereke mallarını sahiplenmemeleri hayati önem taşır. Aksi takdirde, TMK m. 610 uyarınca ret hakkı düşer ve mirasçı tüm borçlardan şahsi malvarlığı ile sorumlu hale gelir.

Uygulamada hak kayıplarının önüne geçmek için, özellikle hükmen ret davalarında terekenin aktif/pasif durumunun detaylıca araştırılması ve vekil aracılığıyla yürütülen işlemlerde mutlaka "mirasın reddi yetkisini içeren özel vekaletname" kullanılması gerekmektedir.