MAKALE

Leasing (Sat-Geri Kirala) İşlemleri Gerçekten Bir Kiralama mı? Hukuki Niteliği ve Uygulama Riskleri

Abone Ol

Finansal kiralama uygulamasında sat-geri kirala (sale & leaseback) işlemleri, özellikle likidite ihtiyacı bulunan şirketler açısından önemli bir finansman yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Bu modelde, şirket aktifinde yer alan bir varlık finansal kiralama şirketine devredilmekte ve aynı varlık kiracı sıfatıyla kullanılmaya devam edilmektedir. Bu yönüyle işlem, mülkiyet devri ile kullanım hakkının ayrıştığı kendine özgü bir hukuki yapı ortaya koymaktadır.

Sat-geri kirala işlemleri, normatif dayanağını 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında bulmakla birlikte, uygulamada ortaya çıkan uyuşmazlıklar, işlemin yalnızca klasik bir finansal kiralama ilişkisi olarak değerlendirilmesinin her zaman yeterli olmadığını göstermektedir. Bu yönüyle sat-geri kirala işlemleri, yalnızca taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiyi değil; mülkiyet hakkı, alacaklıların korunması ve icra hukuku bakımından üçüncü kişileri de etkileyebilen sonuçlar doğurmaktadır.

Bu işlemlerde görünürde bir satış sözleşmesi kurulmakta; ancak ekonomik gerçeklik çoğu zaman bir finansman sağlanmasına yönelmektedir. Bu durum, sat-geri kirala işlemlerinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde yalnızca sözleşme metnine bağlı kalınmasının yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Nitekim uygulamada tarafların iradesi ile işlemin ekonomik amacı her zaman örtüşmemekte; bu da işlemin bazı durumlarda teminat amaçlı mülkiyet devri olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmasını gündeme getirmektedir.

Kanaatimce, sat-geri kirala işlemleri kural olarak geçerli bir finansal kiralama ilişkisi kurmakla birlikte, özellikle finansman amacının ağır bastığı durumlarda teminat ilişkisine yaklaşan sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle, bu tür işlemlerde hukuki nitelendirme yapılırken yalnızca şekli unsurların değil, işlemin ekonomik amacının ve tarafların gerçek iradesinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yargıtay uygulamasında finansal kiralama sözleşmeleri genel olarak geçerli kabul edilmekte; ancak uyuşmazlık halinde taraflar arasındaki ilişkinin gerçek mahiyetinin araştırılması gerektiği vurgulanmaktadır. İşlemin görünürdeki hukuki niteliği ile ekonomik amacı arasında farklılık bulunması halinde, hukuki değerlendirmenin işlemin gerçek niteliğine göre yapılması gerektiği yönündeki yaklaşım, sat-geri kirala işlemleri bakımından da önem taşımaktadır. Zira bu işlemler, şeklen bir satış ve kira ilişkisi gibi görünmekle birlikte, çoğu zaman bir finansman ilişkisi kurma amacına hizmet etmektedir.

Uygulamada bu işlemler çoğu zaman finansman ihtiyacı doğrultusunda hızlı şekilde planlanmakta; ancak hukuki altyapının yeterince oluşturulmaması ilerleyen aşamalarda ciddi uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Özellikle temerrüt hükümlerinin açık olmaması, fesih şartlarının net düzenlenmemesi ve malın geri alınmasına ilişkin prosedürlerin belirsiz bırakılması, uygulamada sürecin uzamasına ve taraflar açısından hak kayıplarına neden olabilmektedir.

Sat-geri kirala işlemlerinde en kritik aşamalardan biri temerrüt sürecidir. İhtarların usulüne uygun yapılmaması, ileride başlatılacak hukuki süreçleri doğrudan etkilemektedir. Bununla birlikte uygulamada en fazla sorun yaşanan alanlardan biri de malın geri alınması sürecidir. Özellikle taşınmazlarda tahliye sürecinin beklenenden uzun sürmesi, bu işlemlerin teoride sunduğu hızlı geri alma avantajının pratikte her zaman gerçekleşmediğini göstermektedir.

Uygulamada edinilen tecrübeler, sat-geri kirala işlemlerinin çoğu zaman yalnızca finansal avantajları dikkate alınarak yapılandırıldığını; buna karşılık hukuki risklerin ikinci planda kaldığını ortaya koymaktadır. Oysa bu işlemler, mülkiyet devrini de içermesi nedeniyle klasik kira ilişkilerinden daha karmaşık bir yapı arz etmekte ve uyuşmazlık halinde tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesini güçleştirmektedir.

Sonuç olarak, sat-geri kirala işlemleri doğru kurgulandığında şirketler açısından etkili bir finansman aracı olmakla birlikte, hukuki altyapının eksik kurulması halinde önemli riskler barındırmaktadır. Bu nedenle, sözleşme hazırlanırken yalnızca finansal koşulların değil; temerrüt, fesih ve malın geri alınması süreçlerinin de ayrıntılı şekilde düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde, taraflar açısından öngörülen faydanın sağlanması güçleşebilecek ve süreç uzun süren uyuşmazlıklara dönüşebilecektir.

Av. Filiz Sütçigil