T.C.
Yargıtay
3. Hukuk Dairesi
2024/4249 E., 2025/4620 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1455 E., 2024/1778 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 12. Sulh Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/486 E., 2021/1059 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmiş incelemenin duruşmalı yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 07.10.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... .. ile davalı vekili Avukat ...’un sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkiline ait akaryakıt istasyonunun kiralanması konusunda taraflar arasında 08.07.2015 tarihli kira sözleşmesinin imzalandığını, eski kiracının sözleşmesinin sona ermesi ve kiralananı tahliye etmesi üzerine 22.09.2015 tarihli ihtarname ile kiralananın fiilen teslime hazır hale getirildiğini, taşınmazda inşaat/tadilat faaliyetlerine başlanabileceğinin davalıya bildirildiğini, davalının 09.10.2015 tarihli cevabında; mevcut durumunun ilgili mevzuata uygun olmaması nedeniyle taşınmazın teslim alınmadığı, en geç 30.10.2015 tarihine kadar sözleşmedeki kullanım amacına uygun hale getirilmesi, mevzuata uygunluğun sağlanması ve gerekli izin, ruhsat ve belgelerin alınarak devri mümkün olanların devredilmesini ihtar ettiğini, müvekkilinin üstlendiği yükümlülüğünü yerine getirmek için gerekli başvuruları zamanında yaptığını, idari işlemlerin sonucunda 11.11.2015 tarihinde işyeri açma ve çalışma ruhsatı alındığını, ruhsatın güncellendiği ve fiili durum ile ruhsatın tamamen uyumlu hale getirildiğinin davalıya 19.11.2015 tarihli ihtarname ile bildirildiğini, kiralanan taşınmazda akaryakıt ve otogaz satış istasyonu faaliyetinde bulunabilmesine imkân tanıyan 11.11.2015 tarihli iş yeri açma ve çalışma ruhsatından doğan hakların, 16.12.2015 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesi ile müvekkili tarafından davalıya devredildiğini, davalının bu devir sözleşmesi sonrasında 23.12.2015 tarihli yönetim kurulu kararıyla, kiralanan taşınmazın bulunduğu yerde şube açılmasını kararlaştırdığını ve şube açılışını 11.01.2016 tarihinde ticaret sicil gazetesine tescil ettirdiğini, davalının şube açılışının ilanını takiben anlaşmalı olduğu şirket aracılığıyla kiralananda tadilat işlerine başladığını, daha önceki işletme sırasında kullanılan alanların dahi bu şirket tarafından yıkıldığını, ancak tadilat işleri tamamlanmadan davalının kiralanan taşınmazdan ayrıldığını, davalının 29.02.2016 tarihli ihtarname ile müvekkilinin taşınmazı sözleşmedeki kullanım amacına uygun olarak hazır hale getirerek teslim etmediğini, sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürerek, kira sözleşmesini tek taraflı olarak haklı nedenlerle feshettiğini beyan ettiğini, davalının sözleşmeyi feshetmesinin haksız olduğunu, zira 30.10.2015 tarihi geçmesine rağmen sözleşmeyi feshetmediğini, hatta sözleşme ilişkisinin devam edeceği intibaı yaratacak şekilde hukuki işlemlerde bulunduğunu, sözleşmeyi feshetmeyen kiracının kiraya verenin yükümlülüklerini tamamlamasından sonra önceki sebeplere dayanarak sözleşmeyi feshetmesinin hukuken haklı olarak nitelendirilemeyeceğini, davalının kiralananda yıkım işlemleri gerçekleştirdikten sonra mevcut haliyle bırakması nedeniyle müvekkilinin söz konusu alanları yeniden inşa etmek zorunda kaldığını, davalının bu yıkım işlemi nedeniyle müvekkiline verdiği zararın da tazmini gerektiğini ileri sürerek; davalının kira sözleşmesini feshetmesinin haksız olduğunun, fesih tarihine kadar ödenmesi gereken kira bedellerinin, fesih tarihinden sonra ödenmesi gereken kira bedellerinin, davalı şirketin tadilat amacıyla yıktırdığı ve fesih sebebi ile müvekkil tarafından yeniden yaptırılması gereken alanların ve yaptırılma bedellerinin, fesih sebebi ile müvekkilinin işçilerine ödediği tazminatların ve kiralananın bugüne kadar kapalı kalmasından dolayı oluşan gelir kaybının tespit edilerek hüküm altına alınmasına; fazlaya dair her türlü hakkı saklı kalmak kaydıyla, kira alacağı için şimdilik talep ettikleri 10.000,00 TL'lik belirsiz alacak davasının kabulüne, kira alacağı için faturanın tebliğ edildiği tarihten itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesine göre faiz işletilmesine, kira alacağı dışındaki alacakları için şimdilik talep ettikleri 10.000,00 TL'lik belirsiz alacak davasının kabulüne, hükmedilecek alacağa ticari faiz işletilmesine karar verilmesini talep etmiş, 05.10.2021 tarihli dilekçesiyle; bilirkişi raporunda, fesih tarihine kadar tahakkuk eden ve fesih sonrası makul sürede kiralama süresince tahakkuk eden 6,5 aylık kira bedeli toplamının 747.500 USD + KDV olarak belirlendiğini, dava değerini 747.500 USD + KDV'ye tekabül eden Türk Lirası tutarında arttırdıklarını, bu alacağa faturanın tebliğ edildiği tarihten itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre faiz işletilmesine, kira alacağı dışındaki taleplerini de her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla 120.944,10 TL'ye arttırdıklarını, bu alacağa ticari faiz işletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; taraflar arasında 18.07.2015 tarihli kira sözleşmesinin düzenlendiğini, davacının kiralananı en geç 19.09.2015 tarihine kadar sözleşme ile belirlenen kullanım amacına uygun olarak hazır hale getirme ve müvekkiline teslim etmekle yükümlü olmasına rağmen bu yükümlülüklerini süresinde yerine getirmediğini, sözleşmenin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini, bu nedenle davacının tazminat talep etme hakkının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; uyuşmazlığın, taraflar arasında düzenlenmiş olan ürün kirası sözleşmesinin konusunu oluşturan taşınmazın, davacı/kiraya veren tarafından davalı/kiracıya ayıplı şekilde teslim edilip edilmediği ve dolayısıyla kiracının ayıplı ifa nedeniyle sözleşmeyi haklı olarak feshedip etmediği noktasında toplandığı, davacının 11.11.2015 tarihinde işyeri açma ve çalışma ruhsatını aldığı, davalının 16.12.2015 tarihinde akdedilen işletme hakkı devir sözleşmesi ile işyeri açma ve çalışma ruhsatın davacıdan devraldığı, 15.01.2016 tarihinde kiralanan taşınmazda açtığı merkez benzin istasyonu şubesinin ticaret sicilinde ilanını yaptığı, kira sözleşmesini 19.02.2016 tarihinde feshettiği görüldüğünden kiralananın taşınmazın ayıpsız olarak teslim edildiği ve bulundurulduğu tespit edilmekle davalının kira sözleşmesini haksız olarak feshettiğinin anlaşıldığı, bu nedenle davalının 16.12.2015 taşınmazın teslim tarihi ile 29.02.2016 fesih tarihine kira bedellerinden sorumlu olduğu, davacının alması gereken kira bedeli miktarı ile taşınmazın yeniden kiraya verilmesi için gerekli olan makul sürenin tespiti bakımından mahallinde uzman kişiler marifetiyle keşif yapıldığı, alınan raporda; sözleşme konusu taşınmazın yeni bir akaryakıt şirketine kiraya verilmesi için gerekli olan makul sürenin 4 ay olarak tespit edildiği, davalının 6,5 aylık kira alacağı ve makul süre kira bedeli toplamı olan 747.500,00 USD'den sorumlu olduğu, bu miktarın bedel arttırım dilekçesindeki kur üzerinden 6.606.555,00 TL'ye tekabül ettiği, davacının kira alacağı dışındaki alacaklarına yönelik talebin ise ispatlanmadığı gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, davacı vekilinin sözleşmenin haksız feshedildiğinin tespitine yönelik talebinin kabulü ile 747.500,00 USD karşılığı 6.606.555,00 TL kira alacağından 10.000,00 TL'lik kısmı için dava tarihinden, geriye kalan miktarın ise bedel arttırım tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, diğer taleplerin reddine karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; 08.07.2015 tarihinde akdedilen kira sözleşmesinin 19.09.2015 başlangıç tarihli olduğu, kira konusu taşınmazın davalı tarafından işletme devir hakkı devir sözleşmesinin akdedildiği 16.12.2015 tarihinde teslim alındığı, davalının 15.01.2016 tarihinde kiralanan taşınmazda açtığı merkez benzin istasyonu şubesinin ticaret sicilinde ilanını yaptığı, akabinde kira sözleşmesini 19.02.2016 tarihinde feshettiği, davalı kiracının taşınmazı iddia ettiği şekilde ayıplı olarak teslim edildiğini ve bulundurduğunu ispat etmekle yükümlü olduğu, ancak dosyadaki delillerden taşınmazın ayıplı şekilde teslim edildiği ve bulundurulduğunu ispatlayamadığı, kira sözleşmesini haksız olarak feshettiği, bu nedenle davalının 16.12.2015 taşınmazın teslim tarihi ile 29.02.2016 fesih tarihine kadarki kira bedellerinden sorumlu olacağı, taşınmazın yeniden kiraya verilmesi için gerekli olan makul sürenin tespiti bakımından mahallinde uzman kişiler marifetiyle keşif yapıldığı, keşif neticesinde hazırlanan bilirkişi raporlarının gerekçeli, yeterli ve denetlemeye elverişli olduğu, Mahkeme kararının bu raporlar esas alınarak verildiği, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmakla zamanaşımı itirazının ve tarafların istinaf başvurularının yerinde olmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili; davalının kiralananı teslim aldıktan sonra tadilat işlemlerine başladığını, taşınmazı kullanılmaz hale getiren davalının eski hale getirme masraflarına da katlanması gerektiğini, Mahkemenin eski hale getirme masraflarına hükmetmemesi hatalı olduğu gibi kararın bu yönüyle gerekçesiz olduğunu, kira sözleşmesinin eki olan “BP tarafından yapılacak işlerin listesi” başlığını taşıyan belgede kiralananın tespit edilen hale getirilmesi için yapılacak tüm inşai çalışmaların davalıya ait olduğunun belirtildiğini, müvekkilinin noter aracılığı ile kiralananda yaptırılan tespitin fesih tarihinden önce olduğunu, taşınmaz gerekçeli kararda da belirtildiği üzere davalıya eksiksiz teslim edildiğine göre, taşınmazdaki inşai faaliyetlerin davalı tarafından yapıldığı sonucuna ulaşıldığını, taraflar arasındaki sözleşme kira bedelinin döviz cinsinden olup; kira bedeline ilişkin talep ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirası iken Mahkemenin bedel arttırım tarihindeki kuru esas almasının hatalı olduğunu, kira alacağına ilişkin talepte faiz türü olarak 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesine göre talepte bulunulmuş olmasının alacağın fiili ödeme tarihinde TL olarak ödenmesinin talep edildiğini gösterdiğini, yeniden aynı şartlarda kiralama süresinin çok az olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili; davacının taşınmazı kullanıma elverişli şekilde teslim etme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden kira sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı sebeple feshedildiğini, her ne kadar ruhsat devri gerçekleştirmiş ise de taşınmaz akaryakıt-otogaz istasyonu olarak kullanılabilecek şekilde teslim edilmediğinden müvekkilinin davacıya kira sözleşmesinden kaynaklanan bir borcu bulunmadığını, taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi akdedilmiş olması ve müvekkilinin şube açılış bildiriminde bulunmasının taşınmazın fiilen teslim alındığını göstermeyeceğini, davacının istasyonun onaylı projesine uygun hale getirilebilmesi için yapılması gereken işlemleri gerçekleştirmediğini, kira sözleşmesi uyarınca müvekkilinin fesihten sonraki dönem için davacıya bir bedel ödemekle yükümlü olmadığını, ayrıca makul sürenin 4 ay olduğu yönündeki kabulün maddi gerçekliğe aykırı olduğunu, davacının dava dilekçesinde kira alacağını Türk Lirası cinsinden talep ederek seçimlik hakkını bu yönde kullandığından, ıslah dilekçesi ile talebini yabancı paraya çevirmesi hukuken mümkün olmadığı gibi kabul anlamına gelmemek üzere dava tarihindeki kur yerine ıslah tarihindeki kura göre karar verilmesinin de açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, kira alacağı ve zarar talebinin belirli olup, bu talepler için belirsiz alacak davası ikame edilmeyeceğini bu bakımdan ıslah tarihi itibarıyla beş yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan zamanaşımı defi'nin reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, davacının iddia ettiği alacak için yasal faize hükmedilmesi gerekirken avans faizine hükmedildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, kira alacağı, kira sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle makul süre kira bedeli ile bu kapsamda uğranılan zararların tazmini istemine ilişkindir.
1.Taraflar arasında düzenlenen 08.07.2015 tarihli kira sözleşmesinde, kiralananın en geç 18.09.2015 tarihine kadar kullanıma hazır halde kiracıya teslim edilmesi gerektiğinin düzenlendiği, belirtilen tarihte kira sözleşmesinde belirtilen şartlarda kiralananın teslime hazır olmadığının, davalı kiracı tarafından keşide edilen ihtarname ile davacı kiraya verene bildirilerek 30.10.2015 tarihine kadar süre verildiği, aksi halde sözleşmesini feshedileceğinin ihtar edildiği, kiracı tarafından verilen süre sona erdiği halde makul bir süre içerisinde kira sözleşmesinin feshedilmediği, kiralanana ilişkin 11.11.2015 tarihinde iş yeri açma ve çalışma ruhsatının alındığı ve söz konusu ruhsatın kira sözleşmesi uyarınca davalı kiracıya 16.12.2015 tarihinde işletme devir sözleşmesi ile devredildiği, bu kapsamda davalı kiracı tarafından, ruhsat devri gerçekleştirildikten sonra, 29.02.2016 tarihli ihtarname ile kiralananın 30.10.2015 tarihine kadar kullanıma elverişli hale getirilmediğinden bahisle kira sözleşmesinin feshedilmesinin haklı bir fesih olarak değerlendirilmeyeceği, kira sözleşmesini haklı bir neden olmadan fesheden davalı kiracının, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için kira bedellerini ödemesi gerekir. Makul süre denetime elverişli bilirkişi raporları ile 4 ay olarak belirlenmiştir. Kira sözleşmesinde kira bedeli döviz cinsinden kararlaştırılmış ise de, davacın dava dilekçesinde alacağını Türk Lirası olarak talep etmiştir. 6100 sayılı Kanunun 26. maddesine göre Hâkim tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye karar vermiştir. Bu nedenle davacı talebini aşar şekilde alacağın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden tahsiline karar verilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, tarafların sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2.Davalı temyizi yönünden yapılan incelemede;
Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklının, hukuki ilişki ile asgari bir miktar ya da değer belirterek alacak davası açabilmesi belirsiz alacak davası ile mümkündür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasında, davacının iddianın genişletilmesi yasağı olmadan ve karşı tarafın rızasına ve ıslaha da gerek kalmaksızın talep sonucunu artırabileceği kabul edilmiş, maddenin gerekçesinde de bu dava ile ilk dava tarihinde zamanaşımının kesileceği belirtilmiştir.
Alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkânlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Taraflar arasında alacak miktarı konusunda uyuşmazlık bulunması ya da tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve mahkeme önüne gelmektedir.
6100 sayılı Kanunun 109. maddesinde, kısmi dava alacağın yalnızca bir bölümü için açılan dava olarak tanımlanmaktadır. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 147. maddesi gereğince; kira bedellerine ilişkin davalar beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, bu beş yıllık süre dava (veya ıslah ve yahut ek dava) tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Kısmi dava açılması halinde de alacağın yalnız dava konusu edilen kısmı için zamanaşımı kesilir, dava dışı kalan bölümü içinse zamanaşımı işlemeye devam eder.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı, davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirtmek suretiyle fesih tarihine kadar ödenmesi gereken kira bedeli ile kira sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle makul süre kira bedeli olarak 10.000,00 TL’nin tahsilini talep etmiş, talebini yargılamada arttırmıştır. Davacının, fesih tarihinden sonra kiralananın benzer koşullarda yeniden kiralanması için gereken makul süre için kira kaybına ilişkin talebin, taşınmazın yeniden aynı koşullarla kiraya verilebileceği sürenin ancak bilirkişi marifeti ile tespitinin mümkün olması, yani davacının, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilmesi mümkün olmadığından belirsiz alacak davası olarak kabülünde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, dava konusu edilen kira alacağı, kira sözleşmesinde, kira bedelinin maktu olarak belirlenmiş olması karşısında belirlenebilir niteliktedir. Kiralananın kullanıma uygun teslim edilip edilmediği, davalı kiracının hangi tarihi itibariyle kira bedelini ödemekle yükümlü olduğu hususları uyuşmazlık konusu olmakla birlikte, yukarıda açıklandığı üzere taraflar arasında alacak miktarı konusunda uyuşmazlık bulunması ya da tartışmalı olması belirsiz alacak davası açılması için yeterli kabul edilemez. Bu nedenle kira alacağına ilişkin davanın, belirsiz alacak davası değil kısmi dava olarak kabulü gerekmektedir.
Davacı vekilinin, 05.10.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini arttırması üzerine, davalı vekili ıslah tarihi itibariyle talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür. Davacı kira alacağı ve makul süre kira bedeli olarak toplam 10.000,00 TL talep etmiş olup her bir talebi için alacak miktarını ayrı ayrı açıklamadığından, 5.000,00 TL’nin kira alacağı, 5.000,00 TL’nin ise makul süre kira bedeli olarak talep edildiğinin kabulü gerekir. Makul süre kira bedeline ilişkin dava, belirsiz alacak davası olarak açılmış olduğu gibi aynı zamanda niteliği itibariyle tazminat olduğundan 6098 sayılı Kanunun 146. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak kira alacağına ilişkin dava beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir. İlk Derece Mahkemesince, hüküm altına alınan kira alacağı 16.12.2015- 29.02.2016 dönemine ilişkin olup ıslah tarihi itibariyle beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş, ıslahla artırılan kira alacağı ise zamanaşımına uğramıştır. Bu nedenle İlk Derece Mahkemesince; sadece kısmi davaya konu edilen 5.000,00 TL kira alacağı yönünden talebin kabulüne karar verilmesi gerekirken, ıslah ile artırılan miktar esas alınarak fazla kira alacağının tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3.Davacı temyizi yönünden yapılan incelemede;
6100 sayılı Kanunun 297/2 maddesi hükmü gereği, İlk Derece Mahkemesince hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Davacı, kiralananda tadilata başlayan davalının, tadilatı yarım bırakarak kiralanana zarar verdiğini, müvekkilinin yıkılan alanları yeniden inşa etmek zorunda kaldığını ileri sürerek; kiralananın yeniden kullanılabilir hale getirilmesi için yaptığı tadilatlar nedeniyle uğradığı zararın tazminini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince; talebin ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de delil değerlendirilmesine ve hukuki sebep-sonuç ilişkilerine dair açıklamalara yer verilmemiş, eksik gerekçelendirme ile hüküm kurulmuştur.
Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesine uygun, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli şekilde karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması da usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Tarafların sair temyiz itirazlarının reddine,
2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca taraflar yararına BOZULMASINA,
28.000,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin karşılıklı alınarak birbirlerine verilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.10.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.