KASTEN ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS VE KASTEN YARALAMA SUÇLARI ARASINDAKİ SINIRIN BELİRLENMESİNDE MANEVİ UNSUR SORUNU: TEORİK VE UYGULAMALI BİR İNCELEME

Abone Ol

ÖZET

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistematiğinde, kasten öldürme (m. 81) ve kasten yaralama (m. 86) suçları, korunan hukuki yarar bakımından farklılaşsa da, maddi unsur bakımından benzerlik gösterebilmektedir. Özellikle neticenin gerçekleşmediği teşebbüs aşamasında, failin kastının tespiti, ceza yargılamasının karmaşık ve tartışmalı alanlarından biri olarak nitelendirilebilir. Bu çalışmada; yargısal uygulamalarda geliştirilen "Karma Teori" eksenindeki kriterler, doktrindeki "kastın ispatı" tartışmaları, TCK m. 87/4 ile m. 81/35 arasındaki ayrımlar ve Yargıtay'ın "olası kast netice ile belirlenir" ilkesi çerçevesinde teşebbüs sorunu, genel hukuk ilkeleri ve öğretideki görüşler ışığında analiz edilmeye çalışılmıştır.

I. GİRİŞ: SUÇ VASFININ TAYİNİNDE "KAST" SORUNSALI VE MEVCUT DURUM

Ceza yargılamasının temel amaçlarından biri maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ancak maddi gerçek, sadece dış dünyada gerçekleşen fiilin tespiti ile sınırlı kalmayabilir. Failin bu fiili işlerken güttüğü saik ve kastın yoğunluğu, eylemin hukuki nitelendirmesini önemli ölçüde değiştirebilme potansiyeline sahiptir. Ağır Ceza Mahkemelerinin iş yükünün önemli bir kısmını "Hayata Karşı Suçlar" ve "Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar"ın oluşturduğu gözlemlenmektedir. Bu suç gruplarının yargılamadaki yeri değerlendirildiğinde; suç vasfının tayini konusundaki hukuki tartışmaların, yargılama süreçlerinde belirleyici bir rol oynadığı söylenebilir.

TCK m. 81’de düzenlenen "Kasten Öldürme" suçu ile TCK m. 86’da düzenlenen "Kasten Yaralama" suçu, korunan hukuki yarar bakımından birbirinden ayrılmaya çalışılsa da; ölüm neticesinin gerçekleşmediği teşebbüs aşamasında bu ayrımlar zorlaşabilmektedir. Uygulamada, failin savunması ile mağdurun iddiaları arasında kalan yargı mercileri, failin iç dünyasındaki kastı dış dünyaya yansıyan delillerle ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu ayrım, sanığın karşılaşacağı yaptırımın niteliği dikkate alındığında, adil yargılanma hakkı bakımından önem arz edebilir.

II. TEORİK ÇERÇEVE: KASTIN UNSURLARI VE İSPAT TEORİLERİ

A. Kastın Bilme ve İsteme Unsurları

TCK m. 21/1 uyarınca kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Kasten yaralama suçunda failin bilip istediği netice "mağdurun vücuduna acı vermek veya sağlığını bozmak" iken; kasten öldürme suçunda bu netice "mağdurun hayatına son vermektir". Teşebbüs aşamasında (TCK m. 35) netice gerçekleşmediği için, failin iradesinin (kastının) neye yöneldiği sorunu gündeme gelmektedir.

B. Doktrindeki Yaklaşımlar

Kastın tespiti konusunda doktrinde çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır:

1. Sübjektif Teori (Frank Formülü): Bu görüşe göre asıl olan failin iradesidir. Doktrinde "Frank Formülü" olarak bilinen yaklaşıma göre; failin kastının tespiti için varsayımsal bir test uygulanabilir. Eğer fail, "Netice gerçekleşse bile ben yine de bu eylemi gerçekleştirirdim" düşüncesiyle hareket etmişse, burada olası kastın varlığından söz edilebilir. Ancak fail, neticenin gerçekleşmeyeceğine dair şansına veya yeteneğine güvenmişse, durum bilinçli taksir kapsamında değerlendirilebilir.

2. Objektif Teori: Fiilin dış görünüşünün esas alınması gerektiğini savunur. Fiil objektif olarak öldürmeye elverişli değilse, failin ikrarının tek başına yeterli olmayabileceği ileri sürülür.

3. Karma (Eklektik) Teori: Uygulamada sıklıkla başvurulan bu yöntemde, failin ikrarı (sübjektif) ve fiilin niteliği (objektif) birlikte değerlendirilmeye çalışılır. Çelişki halinde, "fiilin dili" olarak adlandırılan objektif delillerin failin beyanına üstün tutulabileceği kabul edilmektedir. Failin iç dünyasının dış dünyaya yansıyan davranışlarla okunması gerektiği yönünde genel bir kabul bulunduğu söylenebilir.

III. YARGISAL UYGULAMALARDA KASTIN BELİRLENMESİ KRİTERLERİ

Yargısal içtihatlarda, kastın tespiti için çeşitli kriterler geliştirilmiştir. Bu kriterlerin her olayda farklı ağırlıkta uygulanabileceği ve bir bütünlük arz etmesi gerektiği düşünülmektedir.

1. Husumet: Yoğunluk Derecesi

Uygulamada husumetin varlığı tek başına yeterli görülmeyebilir; husumetin "öldürmeyi gerektirir yoğunlukta" olup olmadığı araştırılmaktadır. Basit bir tartışma veya anlık öfke patlaması genellikle yaralama kastına işaret edebilirken; köklü ve ciddi husumetlerin öldürme kastının varlığına karine teşkil edebileceği değerlendirilmektedir.

• Analiz: Husumetin yokluğu, failin öldürme saikiyle hareket etmediğine dair bir veri olabilir, ancak tek başına belirleyici olmayabilir. Ani gelişen kavgalarda, şüphenin sanık lehine yorumlanması eğilimi görülebilmektedir.

2. Silahın Elverişliliği ve Kullanım Biçimi

Silahın öldürücü nitelikte olması tek başına yeterli olmayabilir. Yargı mercileri, silahın "nasıl kullanıldığına" odaklanmaktadır.

• Ayrım: Ateşli bir silahla hayati olmayan bölgelere (örneğin bacaklara) ateş edilmesi ile hayati bölgelere (göğüs, baş) ateş edilmesi arasında kastın tayini bakımından fark gözetilebilmektedir.

• İstisna: Failin hedef gözetmeksizin rastgele ateş etmesi durumunda, isabet hayati olmayan bir bölgeye olsa dahi, olası kast netice ile belirlendiğinden, fail meydana gelen neticeden yani "Olası Kastla Yaralama" suçundan sorumlu tutulur.

3. Darbe Sayısı ve Şiddeti

Darbe sayısı ve şiddeti, kastın belirlenmesinde önemli bir gösterge olarak kabul edilir. Genellikle çok sayıda darbe öldürme kastına işaret edebilirken, tek darbe yaralama kastı olarak yorumlanabilir. Ancak bu durumun istisnaları mevcuttur.

• Değerlendirme: Darbe, batın veya göğüs gibi hayati bir bölgeye, organ harabiyetine yol açacak şiddette (nafiz) vurulmuşsa, tek darbe olsa bile öldürmeye teşebbüs olarak değerlendirilebilir. Burada "darbenin şiddeti", failin kastının yoğunluğunu gösterebilir.

4. Hedef Seçme İmkanı

Failin mağdura yakın mesafede olması, kastın tespitinde önemli bir veri olabilir. Failin yakın mesafeden hedef seçme imkanı varken hayati bölgeler yerine hayati olmayan bölgeleri hedef alması, öldürme kastının bulunmadığı yönünde bir kanaat oluşturabilir.

5. Engel Sebep vs. İradi Vazgeçme

Teşebbüs ile tamamlanmış yaralama suçu arasındaki sınırın belirlenmesinde bu ayrım kritiktir.

• Engel Sebep: Fail eylemine devam etmek isterken; mermisinin bitmesi, silahının tutukluk yapması veya dış müdahale gibi elinde olmayan nedenlerle durmuşsa, suçun vasfı değişebilir.

• İradi Son Verme: Fail, engel bir durum yokken eylemine kendiliğinden son verip olay yerinden ayrılmışsa, kastının sadece yaralamak olduğu yönünde değerlendirme yapılabilir.

IV. GRİ ALANLAR VE ÖZEL GÖRÜNÜM BİÇİMLERİ

A. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama (TCK m. 87/4) Sorunu

Fail yaralama kastıyla hareket eder ancak mağdur ölürse, TCK 87/4 ile Kasten Öldürme suçu arasındaki ayrımın yapılması gerekir.

• Uygulama Kriterleri: Failin kastının yaralamaya yönelik olduğu (örneğin bacağa ateş ettiği) ancak merminin atardamara gelmesi sonucu ölümün gerçekleştiği durumlarda TCK 87/4 maddesinin uygulanması mümkündür. Ancak failin doğrudan hayati bölgeleri hedef alması sonucu ölüm gerçekleşmişse, kasten öldürme suçunun oluştuğu kabul edilebilir.

B. Olası Kast ve Teşebbüs Sorunu: "Netice ile Belirlenme" İlkesi

Doktrinde ve uygulamada en çok tartışılan hususlardan biri, olası kastla işlenen suçlara teşebbüsün mümkün olup olmadığıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatları ve baskın görüşe göre; olası kastla işlenen suçlara teşebbüs mümkün değildir.

• Hukuki Gerekçe: Teşebbüs, failin işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaması halidir. Bu tanım, failin belirli bir neticeye yönelmiş "doğrudan kastını" gerektirir. Olası kastta ise fail, neticeyi öngörmekte ve kabullenmektedir; ancak doğrudan o neticeyi hedeflememektedir.

• Yargıtay Uygulaması: Yargıtay, "Olası kast netice ile belirlenir" ilkesini benimsemektedir. Buna göre; failin eylemi sonucunda hangi netice gerçekleşmişse, fail sadece o neticeden sorumlu tutulur. Örneğin, kalabalığa rastgele ateş eden fail kimseyi vuramazsa "Olası Kastla Öldürmeye Teşebbüs"ten değil, "Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması" (TCK m. 170) veya şartları varsa "Silahla Tehdit" suçundan sorumlu tutulabilir. Eğer bir kişi yaralanırsa "Olası Kastla Yaralama", ölüm meydana gelirse "Olası Kastla Öldürme" suçu oluşur. Dolayısıyla, gerçekleşmeyen bir netice üzerinden (öldürme ihtimali üzerinden) olası kastla teşebbüs hükümlerinin uygulanması, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre mümkün görülmemektedir.

V. UYGULAMADA KARŞILAŞILAN TİPİK GÖRÜNÜM BİÇİMLERİ

Teorik kriterlerin somut olaylara yansıması, farklı senaryolar üzerinden incelenebilir.

1. Yakın Mesafe ve Eylemin Sona Ermesi

Bir olayda failin mağdura çok yakın mesafeden ateş edip, mağdur yaralanıp yere düştükten sonra, silahında mermi olmasına ve engel bir durum bulunmamasına rağmen eylemine devam etmeyerek olay yerinden ayrılması durumu; genellikle failin kastının öldürmeye yönelik olmadığı, yaralama ile sınırlı kaldığı şeklinde yorumlanabilmektedir. Zira öldürme kastı taşıyan bir failin, engel yokken eylemini tamamlaması beklenebilir.

2. Hayati Bölgeye Yönelik Şiddetli Tek Darbe

Failin, mağduru öldüreceğine dair sözler sarf ederek bıçakla hayati bir bölgeye (örneğin karın boşluğuna) şiddetli bir şekilde vurması ve organ harabiyetine yol açması durumunda; darbe sayısı tek olsa dahi, darbenin şiddeti ve failin sözleri birlikte değerlendirilerek öldürme kastının varlığı kabul edilebilir. Eylemin tek darbede kalmasının, çevredekilerin müdahalesi gibi dış etkenlere bağlı olması durumunda teşebbüs hükümleri uygulanabilir.

3. Gönüllü Vazgeçme ve Suç Vasfı

Failin, mağduru yaraladıktan sonra, sonucu gerçekleştirme (öldürme) olanağına sahip olduğu halde eylemine kendiliğinden son vermesi durumunda, TCK m. 36 kapsamında "gönüllü vazgeçme" hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir. Bu durumda fail, teşebbüsten değil, o ana kadar gerçekleştirdiği ve suç teşkil eden eylemden (kasten yaralama) sorumlu tutulabilir.

VI. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Ceza yargılaması, maddi olgular üzerinden manevi hakikate ulaşma çabası olarak nitelendirilebilir. Kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama suçları arasındaki sınır, sanığın hukuki durumu açısından büyük önem taşımaktadır.

Failin dış dünyaya yansıyan eylemi ile bu eyleme yön veren kast unsuru arasındaki denge, adaletin tecellisi için kritik bir noktadadır. Yargı mercilerinin, failin iradesini tespit ederken sadece neticenin ağırlığına odaklanması, hukuka aykırı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, husumet, silahın niteliği, darbe sayısı ve engel sebep gibi kriterlerin, her somut olayın özelliğine göre titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Hukuk uygulayıcısının görevi, bu kriterleri mekanik bir şekilde uygulamaktan ziyade, failin eylemine neden son verdiğini ve iradi sürecini adalet terazisinde tartmak olmalıdır. Ceza hukuku, failin eylemi kadar, o eyleme yönelen iradesiyle de ilgilenir. Şüphe ile kesinlik arasındaki ince çizgide, "şüpheden sanık yararlanır" ilkesinin gözetilmesi, maddi gerçeğe ulaşılmasında yol gösterici olabilir.

Adalet kavramı, sadece normatif bir düzenleme değil, aynı zamanda toplumsal vicdanın bir yansıması olarak da görülebilir. Hukuk, insan eylemlerini kategorize ederken, o eylemin arkasındaki ruhu ıskalamamalıdır. Zira adalet, sadece suçluyu cezalandırmak değil, masum olan niyeti de korumaktır. Shakespeare'in Hamlet oyununda, eylem ile niyet arasındaki o kadim gerilimi anlatan şu sözü, belki de hukukçuların bu zorlu ayrımı yaparken akıllarında tutması gereken önemli bir düstur olabilir:

"Our thoughts are ours, their ends none of our own." (Hamlet, Act 3, Scene 2)

(Düşünceler bizimdir, ama sonuçları bize ait değildir.)

Bu bağlamda, kastın tespiti sorununa dair genel değerlendirmemizi, Shakespeare’in Hamlet oyunundaki o meşhur tiradından ilhamla şu şekilde ifade etmek mümkündür: Niyetlerimiz, biz onları düşündüğümüz anlarda bizimdir; ama eyleme döküldüklerinde artık kaderin ve ceza hukukunun hükmündedir.