Mahkeme kararlarında sıkça geçen “karşı vekâlet ücreti” konusu, vatandaşlar arasında çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır. Davayı kazanan kişi, bu ücretin kendisine ait olduğunu düşünebilir. Oysa Türk hukukunda bu konuda kural açıktır: Karşı vekâlet ücreti avukata aittir. Kural olarak dava sonunda mahkemece hükmedilen karşı vekâlet ücreti avukata aittir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddesi “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir.” hükmünü kesin olarak öngörür.
Müvekkillerin gözden kaçırdığı en temel gerçek şudur: Karşı vekâlet ücreti, davanın kazanılmasından ziyade, o davanın bir "avukat" aracılığıyla takip edilmesinin bir sonucudur. Eğer bir vatandaş davasını avukatsız takip ederse, davayı kazansa bile mahkeme lehine vekâlet ücretine hükmetmez. Dolayısıyla, dava sonunda lehine vekâlet ücreti hükmedilen taraf değil, o davayı takip eden vekil (avukat) bu ücreti tahsil eder.
Yargıtay da bu ilkeyi defalarca teyit etmiştir. Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Avukatlık Kanunu’na atıfla “kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir” diye hükmetmiş, bu ücretin haksız çıkan tarafın borcundan ayrı tutulacağını ve icrada haczedilemeyeceğini kabul etmiştir. Benzer şekilde farklı tarihlerdeki bir Yargıtay kararlarında da aynı hüküm anılarak “karşı taraf vekâlet ücreti avukata aittir, bu ücret takas ve mahsup edilemez, haczedilemez” denilmiştir.
Avukatlık Kanunu m.164/son: 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin son fıkrası çok açık bir düzenleme getirmiştir: “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.”. Bu hüküm, taraflar arasındaki vekalet sözleşmesi ne olursa olsun uygulama alanı bulur. Yargıtay kararlarında da vurgulandığı gibi, avukatlık ücretinin bu kısmı “sadece taraflar arasında geçerli değildir, kazanılan karşı vekâlet ücreti her koşulda avukata ödenecektir”.
Anayasa Mahkemesi de bu konudaki tartışmalara son vererek 2019’da bu hükmün anayasaya aykırı olmadığına hükmederek ( AYM 2017/154 Esas ve 2019/18 Karar Sayılı) sözleşme özgürlüğünü kısıtlamadığına dikkat çekmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK): HMK m.323/ğ ve m.330 hükmü, vekalet ücretini davayı kazanan taraf lehine yargılama giderleri arasında sayar. HMK m.330’a göre; “Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir.”. Yani mahkeme, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre hesaplanan vekalet ücretini (tarafın kazandığı miktar üzerinden) bu taraf lehine yargılama gideri olarak tayin eder. Kanun gerekçesine göre, bu hüküm avukat ile müvekkil arasındaki özel ücret sözleşmesine müdahale etmez; hükmedilen “yargılama gideri vekalet ücreti” ise sadece dava masrafları arasında yer alır. Dolayısıyla, dava sonunda mahkemece hükmedilen vekalet ücreti aynı zamanda Avukatlık Kanunu 164/son kapsamında karşı vekalet ücreti teşkil eder ve mutlaka avukata ödenir.
Uygulamada bu husustan doğabilecek sorunların önüne geçebilmek için Vekalet sözleşmelerinde, mahkemece takdir edilecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğu açıkça belirtilmelidir. Örneğin: “Hükmedilen vekalet ücreti, Avukatlık Kanunu 164. madde hükmü gereğince avukatın hakkıdır ve müvekkile ödenmez.” gibi bir hüküm eklenebilir.
Sonuç
Hukuki düzenlemeler ve hakim kararları açıkça göstermektedir ki, dava sonunda mahkemece takdir edilen karşı vekâlet ücreti avukatın hakkıdır. Bu ücret müvekkile değil, avukata ödenir ve müvekkilin borcundan düşülemez. Bu durum, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesi ile HMK hükümleri bu sonucu güvence altına almıştır. Yargıtay kararları da aynı doğrultudadır. Avukatlık sözleşmelerinde ve uygulamalarda bu gerçek gözetilmeli, müvekkile gereken bilgilendirme yapılmalı; ödeme sırasında vergi stopajı ihmal edilmemeli ve icra işlemleri bu doğrultuda olacak şekilde takip edilmelidir.