Ceza hukukunda suç sonrası davranışların hukuki sonuç doğurması, modern ceza adalet sistemlerinde sıkça başvurulan bir yoldur. Bu kapsamda etkin pişmanlık, failin suç işledikten sonra ortaya koyduğu bazı davranışların ceza sorumluluğunu azaltması veya tamamen ortadan kaldırması sonucunu doğuran özel bir kurumdur. Türk Ceza Hukukunda, belirli suç tipleri bakımından özel olarak düzenlenmiş olup hem suçun aydınlatılmasına katkı sağlamayı hem de suçtan doğan zararların giderilmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır.
Ancak son yıllarda özellikle kamuoyunda tanınan kişilere yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda etkin pişmanlık hükümlerine dayanılarak verilen ifadelerin doğruluğu ve bu ifadelerin başkaları hakkında suç isnadı oluşturacak şekilde kullanılması önemli hukuki tartışmalara yol açmaktadır. Bu durum, bazı hallerde iftira suçunu oluşturur.
ETKİN PİŞMANLIK KAVRAMI VE AMACI
Etkin pişmanlık, suç işlendikten sonra suçu işleyen kişinin kendi iradesi ile adaletin gerçekleşmesi için elinden geleni yapması, gerektiğinde suç nedeniyle ortaya çıkan zararı gidermesi ve etkin bir şekilde pişmanlık göstermesi halinde söz konusu olan bir ceza hukuku kurumudur.
Etkin pişmanlık, klasik anlamda bir ceza sorumluluğunu kaldıran neden değildir. Daha çok, suçun işlendiğini kabul etmekle birlikte failin suç sonrası davranışları nedeniyle ceza hukuku bakımından daha hafif bir sonuçla karşılaşmasını sağlayan bir düzenlemedir.
Etkin pişmanlık, Türk Ceza Kanunu’nda genel hükümler arasında düzenlenmemiş olup, yalnızca bazı suç tipleri bakımından özel hükümlerde düzenlenmiştir. Bu nedenle her suçta uygulanma imkânı bulunmamakta; uygulanabildiği suç tiplerinde ise şartları ve sonuçları farklılık arz etmektedir.
Örneğin TCK m.168 ‘de malvarlığına karşı suçlarda zararın aynen iadesi veya tazmini ceza indirimi sebebi sayılırken, TCK m.192 ve TCK m.221 ‘ de düzenlenen uyuşturucu suçlarında ve örgütlü suçlarda faillerin bilgi vererek suçun aydınlatılmasına katkı sunmaları şart konmuştur. TCK m. 254’ te yer alan rüşvet suçunda tarafların yetkili makamlara kendiliğinden başvurması durumunda ceza verilmemesi kabul edilmiştir.
Farklı suç tipleri için farklı düzenlemelere tabi tutulan işbu ceza hukuku yolunun temel amacı, suçun ortaya çıkarılmasını kolaylaştırmak ve failin topluma yeniden kazandırılmasını teşvik etmektir.
Her suç bakımından uygulanma imkânı bulunmayan etkin pişmanlık müessesesi, yalnızca kanunda açıkça düzenlendiği suç tiplerinde hüküm ifade etmektedir. Örneğin TCK’da “Genel Ahlaka Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenen fuhuş suçunda etkin pişmanlık hükümlerine yer verilmemiştir. Dolayısıyla bu suça ilişkin olarak alınan ifadelerde, soruşturmaya katkı sağlayan veya açıklayıcı nitelikte beyanlarda bulunulmuş olsa dahi, şüpheli hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Bu durum, özellikle verilen beyanların fail bakımından suçun ikrarı sonucunu doğurabilmesi nedeniyle, ayrıca dikkatle değerlendirilmesi gereken bir husus olarak ortaya çıkmaktadır.
ETKİN PİŞMANLIK VE DELİL NİTELİĞİ TARTIŞMALARI
Bazı suç tiplerinde şüpheli veya sanık tarafından verilen beyanlar ile, bazı suçlarda ise mağdurun uğradığı zararın aynen iade veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şeklinde tezahür eden etkin pişmanlık müessesesi kapsamında; şüpheli tarafından verilen bu beyanların tek başına mahkûmiyete esas alınıp alınamayacağı, ceza yargılamasında değerlendirme aşamasında önemli ve tartışmalı bir husus teşkil etmektedir. Failin cezasında indirim elde etme isteği, verilen ifadelerin doğruluğu konusunda şüphe yaratabilmektedir. Bu nedenle doktrinde ve yargı kararlarında şu ilke sıklıkla vurgulanmaktadır:
Etkin pişmanlık kapsamında verilen beyanlar tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilmemeli, mutlaka başka delillerle desteklenmelidir. Bu yaklaşım, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkelerinin gereğidir.
Nitekim Yargıtay içtihatları, özellikle uyuşturucu ve örgütlü suçlara ilişkin dosyalarda, tek bir tanığın veya tek bir sanığın beyanının doğrudan mahkûmiyet hükmü kurulması için yeterli olmayacağını açıkça vurgulamaktadır. Özellikle, failin kendi lehine ceza indirimi elde etme amacıyla vereceği suçlayıcı ifadeler, tek başına hükme esas alınamaz. Bu tür beyanların, başkalarını suçlayıcı nitelikte olması halinde, yalnızca somut delillerle desteklenmeleri durumunda mahkumiyet kararına dayanak oluşturabileceği Yargıtay kararlarında ifade edilmektedir. Dolayısıyla, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde, etkin pişmanlık kapsamında alınan beyanların güvenilirliği, diğer delillerle birlikte değerlendirilmeden hükme esas alınamaz; aksi takdirde hukuka uygun bir yargılama yapılamamakla birlikte hak ve özgürlüklerin ihlali söz konusu olabilir.
KANUNA AYKIRI VAATTE BULUNMA VE ETKİN PİŞMANLIK
Bazı durumlarda şüpheli veya sanığın iradesini etkileyen bir durum ortaya çıkmaktadır. Kanuna aykırı vaatte bulunulması olarak adlandırılan bu durum ifade alma ve sorguda yasak usullerden sayılmıştır. Beyanda bulunacak şüpheli veya şahsa yönelik , kanuna aykırı olarak ileriye yönelik maddi veya manevi olarak vaatte bulunulmasını ifade eden bu usul yolu şüpheli veya sanığın beyanlarının kendi özgür iradesi ile verilip verilmediği hususunda şüphe oluşturacağı dolayısıyla yasak usullerden sayılmıştır. Ancak belirtmek gerekir ki, etkin pişmanlık hükümlerinin şüpheli veya sanığa hatırlatılması, kanuna aykırı vaatte bulunulması olarak değerlendirilemez. Zira burada söz konusu olan, kanundan doğan bir hakkın hatırlatılmasından ibaret olup, iradeyi sakatlayıcı nitelikte bir yönlendirme veya menfaat temini söz konusu değildir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 27.03.2024 tarih ve 3-93/148 sayılı içtihadında da, etkin pişmanlık hükümlerinin hatırlatılmasının yasak usul teşkil etmeyeceğini, bunun kanuni bir bilgilendirme niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.
SON DÖNEMDE ETKİN PİŞMANLIK BEYANLARI ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMALARIN HUKUKİ SORUNLARI
Kamuoyunda özellikle ünlü isimlere yönelik gerçekleştirilen “fuhşa aracılık ve yer temin etmek” ve “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma” operasyonları kapsamında, soruşturma sürecinde gözaltına alınan ve tutuklanan birçok kişinin cezaevine girdikten sonra “etkin pişmanlık kapsamında ifade vermek” talebiyle savcılıklara başvurduğu görülmektedir.
Bu kapsamda alınan ek ifadelerde, şüphelilerin çoğu zaman başka kişilerin isimlerini vererek; bu kişilerin fuhuşa aracılık ettiği, fuhuş yaptığı ya da uyuşturucu madde temin ettiği veya kullandığı yönünde beyanda bulundukları görülmektedir. Ancak uygulamada dikkat çeken husus, bu beyanların çoğu zaman savcılık tarafından yeterli araştırma yapılmaksızın, ek delil toplanmaksızın doğrudan işleme konulması ve yalnızca soyut bir beyana dayanılarak yeni operasyonların gerçekleştirilmesidir. Bu durum, ismi geçen kişilerin haksız şekilde gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına yol açabilecek bir sarmal oluşturmaktadır.
Öte yandan ilgili kanun maddeleri, TCK m. 227/2 ve TCK m. 190 incelendiğinde söz konusu suç tipleri için etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmediği görülmektedir. Bu suçlar yönünden özel bir etkin pişmanlık düzenlemesi bulunmadığından dolayı alınan beyanlar hukuken bir “etkin pişmanlık” sonucu doğurmaz.
Aksine bu tür ifadeler çoğu durumda ; şüphelinin kendi aleyhine ikrarda bulunmasına , somut ve kesin delil bulunmayan durumlarda dahi kendi beyanıyla suçun sübutuna katkı sağlamasına neden olmaktadır. Bununla birlikte, bu sistematik uygulama yalnızca ifade veren kişi açısından değil, ismi geçen üçüncü kişiler açısından da ciddi hak ihlallerine yol açmaktadır. Zira yalnızca bir başka şüphelinin beyanına dayanılarak yapılan işlemler, masumiyet karinesini zedeleyen ve kişi özgürlüğünü doğrudan etkileyen sonuçlar doğurmaktadır.
Soruşturma sürecinin bir diğer önemli problemli boyutu ise, soruşturma dosyalarında gizlilik kararı bulunmasına rağmen, şüpheli ifadelerinin savcılıkta alınır alınmaz bazı medya organlarında aynen yayımlanmasıdır. Bu durum açıkça; soruşturmanın gizliliği ilkesinin ihlali, yargılamanın sağlıklı yürütülmesine müdahale, kişilik haklarının zedelenmesi sonuçlarını doğurmaktadır.
Sonuç olarak; etkin pişmanlık kavramı bu suçlar bakımından yanlış yorumlanmakta ve uygulamada hukuki karşılığı olmayan bir beklenti üzerinden hareket edilmektedir. Bu nedenle, bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalan kişilerin, “etkin pişmanlık” adı altında verecekleri ifadelerin hukuki sonuçlarını bilerek ve dikkatle hareket etmeleri gerekir.
ETKİN PİŞMANLIK VE İFTİRA SUÇU İLİŞKİSİ
Etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelerin gerçeğe aykırı olması halinde gündeme gelebilecek önemli suçlardan biri Türk Ceza Kanunu’nda “Adliyeye Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenmiş olan TCK m.267 iftira suçudur.
İftira suçu, bir kişiye işlemediği bir suçu isnat ederek hakkında soruşturma veya kovuşturma başlatılmasına neden olmayı ifade eder. Etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelerin kasıtlı olarak gerçeğe aykırı olması ve bu beyanlar sonucunda bir kişi hakkında işlem yapılmasına neden olmaktadır.
Kişinin kendi yargılamasında cezasında indirime veya cezanın tamamen kaldırılmasını sağlayan etkin pişmanlık müessesesi, failin vereceği ifadeler doğrultusunda başka kişilerin haklarının sınırlanmasına yol açabilmektedir. Bu kapsamda, etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen kişinin, ceza indirimi elde etme amacıyla gerçeğe aykırı beyanlarda bulunması ihtimali söz konusudur.
Bu tür ifadeler, hakkında beyanda bulunulan kişilerin haksız şekilde soruşturma veya kovuşturmaya maruz kalmasına neden olabilmekte, hatta bu kişilerin mahkûmiyetine kadar varan sonuçlar doğurabilmektedir. Bu durum, etkin pişmanlık kurumunun amacı dışında bazı hallerde iftira suçunun unsurlarını oluşturabilecek nitelikte sonuçlar doğurmasına zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla, etkin pişmanlık kapsamında alınan bu beyanlara dayanılarak gözaltı ve tutukluluk kararı verilmesi sorunlu bir alan yaratmaktadır. Alınan beyanların doğruluğunun titizlikle araştırılması hem adil yargılanma hakkının korunması hem de şüpheden sanık yararlanır ilkesi açısından büyük önem taşımaktadır.