I- Giriş
Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 18 Şubat 2026 tarihli ve 282 sayılı kararıyla İstanbul’daki ticaret mahkemelerinin tek çatı altında toplanmasına karar verilmiş; düzenleme 20 Şubat 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
İfade edelim ki, söz konusu düzenleme yalnızca bir idari tasarruf değil; yargısal mimarinin bir kesitinin bilinçli bir yeniden inşasıdır. Şöyle ki:
Bakırköy, İstanbul Anadolu ve Küçükçekmece Asliye Ticaret Mahkemelerinin kaldırılarak İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri bünyesinde birleşmesi, dağınık yapıyı bütünlüğe dönüştüren stratejik bir tercihtir. Bu düzenlemeyi Alman düşünce geleneğinin “geistvoll” kavramıyla nitelemek yerindedir: Sadece teknik değil, aynı zamanda derinlikli ve öngörülü bir aklın ürünüdür.
II. Parçalı Yapıdan Kurumsal Bütünlüğe
Büyük metropollerde ticari uyuşmazlıkların farklı yargı çevrelerinde görülmesi, zaman zaman uygulama farklılıklarını beraberinde getirebilmekteydi. Aynı hukuki mesele, farklı mahkemelerde farklı yorumlara konu olabilmekte; bu durum ise ticari hayatın en esaslı ve değerli unsuru olan öngörülebilirliği zedeleyebiliyordu.
Tek merkezli yapı:
• İçtihat birliğini güçlendirir,
• Karar standardizasyonunu artırır,
• Hukuki güvenliği tahkim eder.
Ticaret hukukunda güven, ekonomik istikrarın hukuki teminatıdır. Bu düzenleme, iş dünyasının ihtiyaç duyduğu normatif istikrarı güçlendirmeye katkı sağlayacak niteliktedir.
III. Uzmanlaşmanın Derinleşmesi ve Karar Kalitesinin Artışı
Ticari uyuşmazlıklar; şirketler hukuku, finans, bankacılık, sigorta, iflas, konkordato ve uluslararası ticaret gibi teknik alanları içeren, yüksek uzmanlık gerektiren dosyalardır. Mahkemelerin tek merkezde toplanması, hâkimler arasında sistematik iş bölümü yapılmasına ve ihtisaslaşmanın kurumsal düzeyde derinleşmesine imkân tanır.
Bu durum:
• Daha teknik ve gerekçesi güçlü kararlar,
• Daha tutarlı bilirkişi süreçleri,
• Daha profesyonel bir yargılama pratiği anlamına gelir.
Nitelikli yargılama, yalnızca sürat değil; aynı zamanda entelektüel derinliktir. Yapılan düzenleme, tam da bu zemini tahkim etmektedir.
IV. Usul Ekonomisi ve Yönetimsel Rasyonalite
Modern yargı sistemlerinde başarı, sadece norm üretmekle değil; kaynakları akıllıca yönetmekle mümkündür. Dosyaların tek merkezde toplanması, iş yükünün daha dengeli dağıtılmasını, personel ve teknik altyapının daha etkin kullanılmasını sağlar.
Bu yaklaşım:
• Yargılama sürelerinin makul seviyelere çekilmesine,
• Organizasyonel karmaşanın azaltılmasına,
• Kurumsal kapasitenin güçlenmesine katkı sunar.
Bu yönüyle düzenleme, idari bir sadeleşme değil; yönetimsel bir optimizasyondur. Yönetimsel optimizasyonun sağladığı bu rasyonel yapı, süreklilik gerektirir. Kurumsal mimarinin sık aralıklarla değiştirilmesi, kazanılan organizasyonel hafızayı zedeler ve sistemin verimliliğini düşürür. Bu nedenle, popülist saiklerle yapılacak müdahalelerden kaçınılması, düzenlemenin başarısı açısından elzemdir.
V. İstanbul’un Ticaret Merkezi Kimliği ile Uyum
İstanbul, yalnızca Türkiye’nin değil, bölgenin en büyük ticari merkezidir. Böylesi bir şehirde ticaret yargısının da güçlü, bütüncül ve kurumsal bir yapıya kavuşması kaçınılmazdır. İl sınırı esaslı yargı çevresi anlayışı, büyükşehir gerçekliğiyle uyumlu, sistematik ve çağdaş bir model sunmaktadır.
Bu düzenleme:
• Uluslararası yatırımcı nezdinde hukuki güven algısını güçlendirebilir,
• İstanbul’u bölgesel bir uyuşmazlık çözüm merkezi hâline getirme vizyonuna katkı sunabilir,
• Ticaret yargısını küresel rekabet koşullarına daha hazırlıklı kılabilir.
Sonuç:
Rasyonel aklın kurumsal tezahürü olan bu düzenleme, yüzeysel bir yeniden yapılandırma değil; sistem tasarımının somutlaşmış hâlidir. Parçalı yapıyı bütünlüğe, uygulama farklılıklarını tutarlılığa, idari dağınıklığı organizasyonel berraklığa dönüştüren bir adımdır.
“Geistvoll” kavramı, sıradan bir aklı değil; düşünülmüş, tartılmış ve geleceği hesaba katan bir aklı ifade eder. İstanbul ticaret yargısındaki bu düzenleme tam olarak böyledir:
Sessiz ama güçlü, sade ama derin, teknik ama vizyoner.
Ticari hayatın ve ticaret hukukunun temel değeri olan güven ve öngörülebilirlik, güçlü bir kurumsal mimari ile mümkündür. Bu mimarinin inşasında atılan son adım, hem isabetli hem de zamanın ruhuna uygun bir düzenleme olarak hukuk tarihindeki yerini almaya adaydır. Bu kurumsal modelin korunması ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi, düzenlemenin başarısının asli şartıdır.
Hukuk ve adalet pratiğine istikrar ve güven kazandırması temennisiyle…
Bu kurumsal modelin korunması ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi, reformun başarısının asli şartıdır.