İdari yargının insan haklarıyla olan ilişkisi ve güncel sorunlarının ele alındığı sempozyumun açılış konuşmasını, TBB İdare ve Vergi Hukuku Komisyonu Üyesi Av. Ahmet Ertan Yılmaztekin yaptı. İdari yargının bir devletin hukuk devleti sıfatını ne ölçüde hak ettiğinin en somut aynası olduğunu kaydeden Yılmaztekin, idari yargının işlevinin yalnızca uyuşmazlıkları çözmekten ibaret olmadığına dikkat çekerek, “Aynı zamanda idarenin hukuka bağlılığını teminat altına alan asli bir denetim mekanizmasıdır. Böylelikle idari yargı, hem hukuk devleti ilkesinin somutlaşmasını sağlar hem de idarenin kudretini hukukun sınırları içinde tutar” ifadelerini kullandı.
Yılmaztekin, “Hukuk güvenliğinin olmadığı bir yerde ne idari istikrardan ne de toplumsal barıştan söz edilebilir. Çıkış yolu ise elbette insan hakları eksenli bir yargılamadır” şeklinde konuştu.
Beş oturumdan oluşan sempozyumda, idari yargıda kurumsal değişimin insan haklarına etkisi, idari yargıda muhakemenin insan haklarını korumanın mı yoksa sınırlandırmanın mı aracı olduğu, sulh ceza hâkimlikleri bağlamında idari yargının daralan alanı, idari yargıda haklar rejimi ile güncel kararlarda maddi hukuk yaklaşımları ve insan hakları içtihadının idari yargıya yansımaları geniş bir perspektifle ele alındı.
Sempozyumda oturum başkanlıklarını; Av. Kemal Vuraldoğan, Av. Dr. İnci Solak Akman, Av. Ziynet Özçelik, Av. Dr. Kerem Altıparmak ve Doç. Dr. Dinçer Demirkent yaptı.
Sempozyumda, Dr. Öğr. Üyesi Abbas Kılıç, Prof. Dr. Ali Ulusoy, Hâkim Emine Aktepe, Doç. Dr. M. Ayhan Tekinsoy, Doç. Dr. K. Burak Öztürk, Av. Semra Demir, Prof. Dr. Zeynel T. Kangal, Av. Çağlar Çağlayan, Dr. Ilgın Özkaya Özlüer, Doç. Dr. Berke Özenç, Doç. Dr. Elvin Evrim Dalkılıç, Hâkim Suna Türkoğlu, Dr. Evren Altay, Doç. Dr. Ulaş Karan ve Dr. Öğr. Üyesi Zülfiye Yılmaz’ın yanı sıra oturum başkanları da konuşmacı olarak yer aldı.
Sempozyum, soru-cevap bölümünün ardından, Sonuç Bildirgesi’nin TBB Başkan Danışmanı Av. Dr. Kasım Akbaş tarafından okunmasıyla tamamladı.
İnsan Hakları Bağlamında İdari Yargının Güncel Sorunları Sempozyumu
11–12 Nisan 2026, Ankara
Sonuç Bildirgesi
Türkiye Barolar Birliği İdare ve Vergi Hukuku Komisyonu tarafından düzenlenen “İdari Yargının Güncel Sorunları” sempozyumunda, idari yargının gelişimi ve bugün içinde bulunduğu koşullar tüm yönleriyle değerlendirilmiş, kurumsal, yapısal ve konjonktürel sorunları ele alınmıştır. İki gün süren toplantıda sunulan tebliğler, genel olarak yargı sisteminde, özel olarak ise idari yargıda yaşanan sorunların yapısal hâle gelmeden müdahale edilmesi gereken meseleler olduğunu ortaya koymuştur.
İdari yargının kurumsal yapısında son yıllarda gerçekleşen dönüşümler insan hakları üzerinde çok boyutlu sonuçlar yaratmaktadır. Özellikle 2010 sonrası anayasa değişiklikleri ile Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yapısında meydana gelen değişimlerin yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına olumsuz yansımaları olmuştur. Danıştayda gerçekleştirilen yapısal dönüşümlerle içtihat birliği ve yargısal etkinliği aşındırılmıştır. Bölge idare mahkemelerinin kurulmasıyla birlikte idari yargıda iş yükünün dağılımı, kararların öngörülebilirliği ve hak arama özgürlüğü açısından da çeşitli sonuçlar ortaya çıkmıştır. Oysa yargı alanındaki kurumsal reformların yargının insan hakları standartlarıyla uyumunun güçlendirilmesine yönelmesi esas olmalıdır.
İdari Yargıda "muhakeme"nin insan haklarının korunmasının mı sınırlandırılmasının mı aracı hâline geldiği sorusu giderek daha fazla ağırlık kazanmaktadır. Bu anlamda re’sen araştırma ilkesinin, sebep ikamesi ve idarenin yerine geçme yasağının önem kazandığı görülmektedir. Bu hususlar, yargılama faaliyetini doğrudan etkileyerek yargılama yetkisinin kullanımında sistematik sorun alanları yaratmaktadır. Barış için Akademisyenler bildirisi imzacılarının dosyalarını da içermek üzere, olağanüstü hâl kapsamındaki davalarda idari yargıda insan hakları açısından yaşanan sorunların hem normatif düzenlemelerden hem de bu düzenlemelerle birlikte yargılama ilkelerinin yorumlanma ve uygulanma biçiminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Sulh Ceza Mahkemeleri, 2005’e kadar sınırlı alanlarda idari yaptırımlara itiraz mercii iken, Kabahatler Kanunu ile genel görevli hale gelmiş; 2014’te kaldırılarak yerlerine Sulh Ceza Hakimlikleri kurulmuştur. Ancak özü itibarıyla bir idari işlem olan idari yaptırımların tek bir hâkim tarafından yeterli hukukilik denetimine tabi tutulamaması, denetimin yüzeyselleşmesine yol açmıştır. Ayrıca bu hâkimliklerin ceza tedbirleri ve erişim engellemeleri yoluyla adil yargılanma, ifade ve haber alma özgürlüklerini zedelediği; kararlarına etkili itiraz yolu bulunmamasının da adil yargılanma hakkını sistematik olarak ihlal ettiği görülmektedir.
İdari yargılama pratiklerinin akademik özgürlük ve basın özgürlüğü özelinde ifade özgürlüğü üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Öte yandan, Kartalkaya Davası örneğinde görüldüğü üzere, kamu ajanlarının sorumluluğunun belirlenmesinde, dolayısıyla adalete erişim hakkının sağlanmasında da idari yargı önemli bir işlev kazanmış durumdadır. İdari yargı yerlerinin sadakat kavramını, anayasaya sadakat yerine siyasi iktidara sadakat anlamına gelebilecek şekilde yorumlamaları, ifade özgürlüğünün önünde engel oluşturmaktadır. Danıştayın son dönemde RTÜK kararlarını demokratik toplumda zorunluluk ölçütü çerçevesinde değerlendirdiği görülmektedir. Nihayet, kamu ajanlarının sorumluluğunun belirlenmesinde özellikle üst düzey kamu görevlilerinin soruşturulmasına izin verilmemesi ceza hukuku açısından sorumluluk süreçlerinin işletilememesine sebep olmaktadır.
Anayasal düzen açısından, yüksek yargı kararlarının uygulanmamasının söz konusu bile yapılamaması gerekir. Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları bağlayıcıdır. Ayrıca bireysel başvuru kararlarının objektif etkisi de göz önüne alınmalıdır. Keza Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uyup uymamak da bir tercihe bırakılamaz. AYM ve AİHM kararlarının uygulanma yükümlülüğü tartışma konusu yapılmamalıdır. Aksi bir durum, kuvvetler ayrılığı ilkesini fiilen ortadan kaldıran bir sonuç doğurmaktadır.
Bu çerçevede, idari yargının insan haklarının güvencesi olma işlevini yeniden ve etkin biçimde yerine getirebilmesi için; yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını güçlendiren kurumsal düzenlemelerin hayata geçirilmesi, yargılama ilkelerinin insan hakları odaklı yorumlanması ve uygulanması, etkili başvuru yollarının tesis edilmesi zorunludur. İdari yargının, bireyin hak ve özgürlüklerini koruyan bir denge ve denetim mekanizması olarak işlev görmesi; Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması, ifade özgürlüğü başta olmak üzere temel haklara yönelik müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk denetimine tabi tutulması ile mümkündür. Sempozyumda yapılan değerlendirmeler ışığında, idari yargının mevcut sorunlarının giderilmesi yönünde ortak bir irade ortaya konulmuş; hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve insan haklarının etkin korunması için gerekli adımların ivedilikle atılması gerektiği vurgulanmıştır.
Haber ile ilgili Görseller
Görüntüle