İMZA İNCELEMESİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLARA KISA BİR BAKIŞ

Abone Ol

A-GENEL OLARAK

Bu çalışmamızda, uyuşmazlık konusu olması halinde, genel mahkemelerde, adi belgelerde imzanın aidiyetine ilişkin mahkemelerce yapılacak araştırma ve alınacak bilirkişi raporu, uzman görüşü vb. teknik incelemeler sonucunda hazırlanacak delil niteliğindeki araştırmalarda özellikle Yargıtay’ın hukuk davalarında aradığı esaslı ve önemli kriterlere değinilecektir.

İmzanın inkârına ilişkin usul, belgenin niteliğine göre değişmektedir. Adi senetlerde imzanın aidiyeti genel sahtelik incelemesi çerçevesinde değerlendirilebilirken, resmî senetlerdeki yazı veya imza inkârı HMK m. 208/4 gereği ilgili evraka resmiyet kazandıran kişinin de taraf gösterileceği ayrı bir davada incelenir. Bu nedenle imza incelemesine ilişkin değerlendirmelerde öncelikle belge türünün doğru tespiti gerekir.

Yine bu çalışmamızın geniş kapsamlı olmaması adına elektronik imza konusuna değinilmeyecektir. Ancak kısaca bahsetmemiz gerekirse klasik el yazısı imza incelemesinden farklı olarak, güvenli elektronik imza ile oluşturulmuş verinin inkârı halinde HMK m. 210 devreye girmektedir. Bu durumda hâkim, veriyi inkâr eden tarafı dinledikten sonra kanaate varamazsa bilirkişi incelemesine başvurur. Dolayısıyla elektronik imza uyuşmazlıklarında grafolojik karşılaştırmadan ziyade teknik doğrulama ve dijital delil incelemesi ön plana çıkar.

İmza yer aldığı metnin o kişi tarafından bilinip onaylandığını, bu belgenin doğuracağı hukuki sonuçları kabul ettiğini belirten, kişiyi alacak, borç ya da taahhüt altına sokan ayırt edici bir işarettir.[1]

İmza, belirli bir konudaki iradeyi dışa yansıtan bir araçtır. İmza sayesinde bir beyanın veya işlemin sahibine olan aidiyeti tespit edilebilir. İmzanın bu denli önemli oluşu, imza atamayanların hukuki işlem yapabilmesi veya uyuşmazlık çıkması halinde bu kişilerin delil sağlaması bakımından da özellik taşımaktadır.[2] İmza, kişinin kişiliğini, kimliğini gösteren, onu belirleyen ve diğerlerinden ayıran işarettir[3]

Ayrıca belirtmek ve hatırlatmak isteriz ki, uyuşmazlık konusu belgedeki imzaya itiraz edilmesi halinde ispat yükü yer değiştirecek olup imzaya itiraz eden değil belgeye dayanarak hak iddia eden taraf, inkar edilen imzanın ilgili kişiye ait olduğunu usulüne uygun delillerle ispat etmek durumundadır

Türk hukukunda imza konusu, özellikle sözleşmeler, çek, bono gibi kıymetli evraklar ve ibranameler üzerindeki imzalar ile bu imzaların inkârı nedeniyle sıkça uyuşmazlığa yol açar. Bu tür belgelerdeki imzalar hem hukuk hem de ceza mahkemelerinde dava konusu olabilir. Taraflar arasındaki ticari veya günlük ilişkiler genellikle maddi menfaat içerdiğinden, imza konusunda sahtecilik ve hukuki ihtilaflar da sıkça ortaya çıkmaktadır. İmza, metnin kabulü anlamına gelmektedir.

Ülkemizde aynı imza hakkında farklı kararlar verilmesinin (bazen bir mahkeme dosyasında birbirine zıt üç-dört bilirkişi raporu dahi görülmektedir.) en önemli sebebi yazarak imza atma alışkanlığının olmayışıdır. [4]

B-MAHKEMELERCE YAPILACAK İMZA İNCELEMESİ USULÜ

Konuyla ilgili yasal mevzuata baktığımızda HMK’nın 211. Maddesi aynen;

“MADDE 211- (1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:

a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.

b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.” şeklindedir.

Şunu da ifade etmek isteriz ki, uygulamada HMK’nın 211. maddesinin (a) bendi uyarınca her ne kadar hâkim, başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek olsa da imza itirazı olması halinde, hakimler; sahtelik konusunda kendince bir inceleme dahi yapmaksızın bilirkişi incelemesine karar vererek bu yönde rapor aldırmaktadır.

İmza incelemesine dair rapor hazırlayan başlıca kurumlar; Jandarma Kriminal Müdürlükleri, Adli Tıp Kurumu ve Yargıtay’ın da belirttiği üzere son mercii Adli Tıp Kurumu olmayıp grafoloji uzmanıdır.

C-HAZIRLANACAK BİLİRKİŞİ RAPORLARINDA YARGITAY TARAFINDAN ARANAN KRİTERLER

C.1-İMZA ÖRNEKLERİNİN TOPLANMASI

Yargıtay yerleşik içtihatlarında da belirttiği üzere, imza incelemesi yapılacak olması halinde, itiraz konusu imza tarihine yakın tarihli, samimi imza örneklerini tarafların ve re’sen kendisi tarafından belirlenecek kurumlardan evrak asıllarını toplar.

Yani öncelikli kriter; imza incelemesinde, imzaya itiraz eden kişinin, Mahkeme huzurunda da alınacak imza örnekleriyle birlikte çeşitli kurumlardan itiraz konusu imza tarihine yakın tarihli imzaların toplanmış olmasıdır.

Burada ayrıca görüş belirtmek isteriz, Yargıtay’ın kararlarında -samimi- denmesinin kanaatimizce anlamı şudur. Her ne kadar, uygulamada kişinin imza örnekleri toplanırken “abonelik sözleşmeleri” ve “seçmen kağıt/kütükleri” bizce -samimi- kriterini karşılamadığı için yani imza atan tarafından pek özen gösterilmeden imza atıldığı için inceleme kapsamına alınmamalıdır.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı ilamında, “bu belirleme bakımından elindeki tek hareket noktasının da eğer mevcut ise yetkili otorite huzurunda tespit edilmiş örnek imzaların sıhhati olup, bu imzalara grafolojik uyumu saptanabilen diğer imzaların da sıhhatli (samimi) kabul etmesinin teknik bir gereklilik olduğu” şeklinde tanım yapılarak atılan imzanın kişiye ait olup olmadığının imza atılma esnasında denetlenip denetlenmediği şeklinde tanımlama yapmıştır.

Yine aynı karar metninde; “Özetlemek gerekir ise, imza incelemesinde öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise, borçlunun duruşmada alınan medarı tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır.” şeklinde açıklamalarla imza incelemesinde esas alınacak belgelerin sıralamasına ilişkin detaylı izahat yapılmıştır.

C.2-İMZA İNCELEMESİNİN EVRAK ASILLARI ÜZERİNDEN YAPILMASI

İmzanın aidiyetinin tespiti noktasında bilirkişi/uzmanlarca yapılan incelemelerde birçok hususa dikkat edilmektedir. Yerleşik Yargıtay kararlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesinin belge asıllarının getirtilerek incelemenin bunlar esas alınarak yapılması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 gün 2001/12-436 E., 2001/467 K. ve 06.06.2001 tarih ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararlarında da belirtildiği gibi bir belgedeki imza veya yazının atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduğu veya eli ürünü olmadığı fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır.

Bunun doğru tespiti de elbette toplanan imza örneklerinin evrak asılları üzerinden yapılacak incelemeyle yapılabilir. Ne var ki, Yargıtay kararlarına da konu olduğu üzere bazen Mahkemeler ve bilirkişi/uzmanlar bu hususu unutmakta ve “fotokopi” üzerinden inceleme yapılarak karar verilmektedir.

Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin, 2013/16621 E., 2013/24611 K. sayılı ilamında; ”Somut olayda, takip dayanağı çek aslının temini için çek aslını dosyaya ibraz etmek üzere alacaklı vekiline 08/02/2012 tarihli duruşmada kesin süre verilip, ayrıca çek aslı icra kasasında ise dosyaya celbine karar verilmişse de, alacaklı vekilinin bu duruşmada hazır bulunmadığı, kendisine kesin sürenin ihtarına ilişkin herhangi bir tebligat da yapılmadığı gibi, icra müdürlüğüne de çek aslının celbi için yazı yazılmadığı, bu nedenle bilirkişinin incelemesini çek fotokopisi üzerinden yaptığı görülmüştür. Takip dayanağı çek aslının dosyaya celbi usulünce sağlanarak, bilirkişi raporu alınıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. “ şeklinde karar verilmiştir.

C.3-HAZIRLANAN RAPORUN DENETİME ELVERİŞLİ OLMASI GEREKTİĞİ

Elbette her bilirkişi raporu gibi imza incelemesine ilişkin hazırlanan raporun da hüküm kurmaya ve denetime elverişli olması gerekmektedir. İmza incelemesine ilişkin hazırlanan raporların da “denetime elverişli” olma kriteri, incelenen imza örneklerine dair fotoğraf ve/veya uygun görüntü teknikleriyle, tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması şeklindedir.

Ne yazık ki, bazı raporlarda bu hususa dikkat edilmemekte; hiçbir görüntü ile desteklenmeden bilirkişilerce doğrudan sonuca gidilerek incelenen imzanın o kişiye ait olup olmadığına dair kanaat bildirdikleri görülmektedir.

Yargıtay birçok kararında da belirttiği üzere gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduğu veya eli ürünü olmadığı fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır.[5]

C.4-RAPORU HAZIRLAYACAK KURUMLAR

Uygulamada Mahkemeler, usul ekonomisini ve yargılamada hedef süreleri de dikkate alarak genel olarak öncelikle Jandarma Kriminal Müdürlüklerinden ardından itiraz sonucuna göre Adli Tıp Kurumundan rapor almakta ve genelde Adli Tıp Kurumundan alınan rapor ile imzanın aidiyetine ilişkin karar vermektedirler.

Oysaki, Yargıtay’a göre birçok kararında da belirttiği üzere Adli Tıp Kurumu son mercii olmayıp gerekli görülmesi halinde grafoloji uzmanı/uzmanlarından oluşacak heyetten de rapor alınması gerekmektedir.

Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2016/1048 E., 2016/13844 K. sayılı ilamında; “Adli Tıp Kurumu'ndan alınan rapor hükme esas alınarak itirazın reddine karar verilmiş ise de, raporun anılan kurumdan alınmış ve heyetçe düzenlenmiş olması yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ona üstünlük sağlamayacağından bu rapora itibar edilerek sonuca gidilemez. Zira Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 7.10.2009 tarih ve 2009/12-282 Sayılı kararı).” şeklinde Yargıtay HGK kararına da atıfta bulunarak Adli Tıp Kurumunun son mercii olmadığını belirtmiştir.

Aynı yönde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2015/2174 E., 2016/338 K. sayılı ilamında; “Hal böyle olunca mahkemece yapılması gereken iş, adli tıp kurumunun incelemede son merci olmadığı da gözetilerek, güzel sanatlar fakültesinden (grafoloji alanında uzman) oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulundan davalının da itirazlarını da karşılayacak şekilde taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” şeklinde karar verilmiştir.

Sonuç olarak, imzaya itiraz halinde ispat yükü; imzaya itiraz edende olmayıp imzanın o kişiye ait olduğunu iddia edendedir. Mahkemece imzaya itiraz halinde yapılacak iş, hâkim yapacağı inceleme ile bir karar verebilecek olması halinde karar vermesi, değil ise bu konuda bilirkişi raporu almasıdır. Bahsedildiği gibi neredeyse tüm dosyalarda bilirkişi raporuna başvurulmaktadır. Bilirkişilerce; itiraz konusu imza tarihine yakın, samimi imza örneklerinin ve Mahkeme huzurunda alınan imzaların, evrak asılları üzerinden uygun laboratuvar ortamında ve tekniklerle, imzanın tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduğu veya eli ürünü olmadığı fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklemesi şarttır.

Usul ekonomisi ve yargılamada hedef süreler dikkate alınarak, Jandarma Kriminal Müdürlükleri, Adli Tıp Kurumu ve Grafoloji uzmanı/uzmanlarından oluşan heyetten rapor alınmaktadır.

Son olarak belirtmek isteriz ki, ne yazık ki, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 2017/13-665 E., 2018/1465 K. sayılı ilamında da belirttiği üzere ülkemiz koşullarında mürekkep yaş tespiti mümkün değildir.

-----------

[1] Islak İmza Kavramı, İmza Sahteciliği ve Islak İmza Konusunda Türkiye’de Yapılan Akademik Çalışmalar, Nursel YALÇIN, Filiz GÜRBÜZ

[2] Türk Borçlar Kanunu Ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun İmza Atamayanlarla İlgili Yeni Düzenlemesine Eleştirel Bir Bakış, Sema TAŞPINAR AYVAZ

[3] Eren, Fikret. (2009). Borçlar Hukuku Genel Hükümler. (11.bs.), İstanbul, s. 246.

[4] Türkiye’de Hukuk Ve Adli Bilimler Açısından İmza Ve Karşılaşılan Sorunlar, Yüksek Lisans Tezi, Avukat Bilge SAYICI

[5] Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin, 2013/16621 E., 2013/24611 K. sayılı kararı