T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
2024/411 E., 2025/634 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/301 E., 2023/895 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 25.10.2022 tarihli ve
2022/10574 Esas, 2022/12980 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı ve fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı ve fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekillerince temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalı apartmanda 13.06.2004-31.03.2014 tarihleri arasında tam zamanlı şekilde kapıcı olarak çalıştığını, dava konusu tarihler arasında apartman sakinlerine ekmek ve gazete dağıttığını, sabah çöpleri topladığını, apartmanın içi ile bahçe ve otopark temizliği yaptığını, akşam servise çıktığını ve çöpleri aldığını, aidatları topladığını, ayrıca apartman sakinlerinin akşam ve sabah servisi dışında kalan özel isteklerini zaman mefhumu olmaksızın yerine getirdiğini, çalışmasının haftanın 6 günü 06:30-19:00 saatleri arasında tam gün esasına dayalı olduğunu ancak Kuruma bildirilmediğini ileri sürerek 13.06.2004-31.03.2014 tarihleri arasında davalı apartmanda tam zamanlı şekilde kapıcı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... ile fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 30.11.2021 tarihli ve 2019/79 Esas, 2021/251 Karar sayılı kararı ile; 23.08.2004 tarihi itibariyle davalı apartmanın kapıcı dairesinde davacının kaldığına dair konutta kalanlara ait kimlik bildirim belgesi bulunması, davacının davalı apartman aleyhine açtığı işçilik alacakları davasında 13.06.2004-17.03.2014 tarihleri arasında kısmî süreli çalıştığı kabul edilerek verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmesi ve bu davanın hizmet tespiti davası yönünden kuvvetli delil niteliğinde olması, kamu tanığı ...'in komşu apartmanda 2005-2013 yılları arasında apartman görevlisi olarak çalıştığını, şahit olduğu dönemde davacının da söz konusu apartmanda kapıcılık yaptığını ifade etmesi, kamu tanığı ...'in davacı ile apartman arasında davacının temizlik yapması karşılığında kapıcı dairesinde oturulmasına müsaade edildiğini belirtmesi, davacı tanıklarının davacının 2004-2014 yılları arasında kapıcılık yaptığını beyan etmelerinin yanı sıra Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/145 Esas sayılı dosyasında dinlenen ...'ın davacının kızından ötürü "kapıcımızın kızı" şeklinde beyanda bulunması, söz konusu apartmanın 7 kat, 14 daireden oluşması, davacının ekmek servisi, çöp toplama, apartman girişini günlük ve haftada bir gün de genel temizlediğinin davacı tanığı ...'ın beyanıyla sabit olması hususları dikkate alındığında, davacının günlük iki defa ekmek dağıtımının yarım saatten bir saat, günlük çöp toplama işinin bir saat, apartman girişinin temizliği yarım saat ve haftada bir merdiven, genel temizlik üç saat olmak üzere kısmî zamanlı olarak haftada 18 saat, yerleşik içtihatlara göre 7,5 saate bir gün olmak üzere ayda on gün çalışmasının Kuruma bildirilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının davalı apartmana ait işyerinde haftalık 18 saat çalışması üzerinden asgari ücret ile kısmi zamanlı çalıştığının tespiti ile, 13.06.2004-11.07.2012 tarihleri arasında 998 gün; 08.10.2012-31.03.2014 tarihleri arasında 183 gün eksik bildirim olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve fer'î müdahil Kurum vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 28.04.2022 tarihli ve 2022/124 Esas, 2022/667 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince davacının çalışmasının kısmî süreli olduğu yönündeki kabul yerinde ise de Kurum denetmen raporunda davacının 2014 yılı Ocak-Nisan ayları arasında davalı apartmanda fiili çalışmasının olmadığını beyan ettiği, dosyada dinlenen tanık beyanlarının da bu hususu doğrular nitelikte olduğu, Mahkemece bu sürede fiili çalışma olmaması nedeni ile reddine karar verilmesinin gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, davacının davalı apartmana ait işyerinde haftalık 18 saat çalışması üzerinden asgari ücret ile kısmî zamanlı çalıştığının tespiti ile, davacının davalı işveren işyerinde çalışıp da Kuruma bildirilen sürelere ilaveten 13.06.2004-11.07.2012 tarihleri arasında 998 gün; 08.10.2012-31.12.2013 tarihleri arasında 85 gün eksik bildirim olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve fer'î müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, feri müdahil SGK vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79. maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 86. maddesidir. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanununun 13. maddesinde, işçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleşmenin kısmî süreli iş sözleşmesi olduğu belirtilmiş, 63. maddesinde, genel bakımdan çalışma süresinin haftada en çok 45 saat olduğu, aksi kararlaştırılmamışsa bu sürenin, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanacağı açıklanmıştır. Bu tür hizmet tespiti davalarında tam gün üzerinden veya kısmi zamanlı olarak çalışma olgusunun ortaya konulması önem arz etmekte olup çalışmanın kısmi zamanlı olduğu anlaşıldığı takdirde günde kaç saat hizmet verildiği ve giderek haftalık ve aylık çalışma süreleri belirlenmeli, sonrasında değinilen 63. madde kapsamında 7,5 saatlik çalışmanın 1 iş gününe karşılık geldiğinden yola çıkılarak hüküm altına alınması gereken aylık çalışma süresi belirlenmelidir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, 10.10.1974 doğumlu olan davacı adına verilen işe bildirgesi bulunmadığı, Kurum denetmen raporuna istinaden 11.07.2012-08.10.2012 tarihleri arasındaki hizmetlerinin Kurumda tescilsiz davalı apartman işyerinden ek prim hizmet belgesi verilmek suretiyle ayda 30 gün üzerinden bildiriminin yapıldığı, ...Mahallesi Muhtarlığınca gönderilen konutta kalanlara ait kimlik bildirim formunda davacının eşi ve iki kızı ile birlikte 23.08.2004 tarihi itibariyle davalı apartmanın kapıcı dairesinde oturduğunun görüldüğü, Adana 3. İş Mahkemesinin 2014/233-2015/423 E.K. sayılı işçilik alacakları istemli açılan davanın Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiği, davacı ve kamu tanıklarının dinlendiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacı 13/06/2004-31/03/2014 tarihleri arasında davalı apartman nezdinde tam zamanlı kapıcı olarak çalıştığının tespitini istemiş; mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiş ise de, hüküm eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalıdır.
Yapılacak iş, kesinleşen işçilik alacağı dosyası getirtilmeli, bu dosyada bulunduğu belirtilen apartman karar defteri ve işletme defteri irdelenmeli, mahkemece beyanı alınan davacı ve kamu tanıklarının ortak ifadelerinde davacının çalışmasının sürekli ve tam zamanlı olduğunun ifade edildiği nazara alındığında, çalışmanın niteliğine ilişkin olarak yeteri kadar apartman sakini mülkiyet ve ikamet durumlarına ait bilgi ve belgeler de celp edilmek suretiyle dinlenilmeli, giderek davacının Kurumda tescilsiz davalı ... Apt. Yöneticiliği işyerinden 11.07.2012-08.10.2012 tarihleri arasında ayda 30 gün üzerinden bildirimlerinin yapılmış olması karşısında, davacının çalışmasının tam süreli mi kısmi süreli mi olduğu, tüm mesaisini davalı apartmana hasredip etmediği hususu tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulmalı, çalışmanın kısmi zamanlı olduğu anlaşıldığı takdirde bu kez günde kaç saat hizmet verildiği, haftalık ve aylık çalışma süreleri belirlenmeli, sonrasında değinilen 63. madde kapsamında 7,5 saatlik çalışmanın 1 iş gününe karşılık geldiği nazara alınarak hüküm altına alınması gereken aylık çalışma süresi tespit edilmeli, davalı apartman işyerinin kapsam, kapasite ve niteliğine göre eylemli çalışmanın sürekli veya kesintili olup olmadığı, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; gerekirse uzman bir bilirkişiden rapor alınmak suretiyle, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tanık ifadelerine, dava dilekçesinin içeriğine, davacının Kurum yetkililerine vermiş olduğu beyanlara göre davacının davalı işyerinde sabah ve akşam olmak üzere iki defa servis yaptığı, bir defa çöpleri topladığı, haftada bir defa apartmanın genel temizliğini yaptığı, apartmanın girişini günlük temizlediği hususlarının sabit olduğu, bu çalışmasının davacı tanıklarının beyanlarında davacının kat maliklerinin siparişlerine baktığı yönünde olduğu ancak siparişlerin hangi sıklıkla söz konusu olduğu, nelerin sipariş edildiği konularında somut bilgiler içermediği, davacının Kurum yetkililerine verdiği beyanda da sipariş almak için ne sıklıkla görevlendirildiği, hangi alışverişlerin sipariş edildiği gibi konularda açıklamada bulunmadığı, bu konuda dava dilekçesinde davacının sabah saat 06.30'da ekmek dağıttığı, 07.30'da ise gazete dağıtımı yaptığının iddia edildiği, bunun dışında başka bir iddianın söz konusu olmadığı, davaya konu apartmanın 7 kat, 14 daireden oluştuğu, kalorifer sisteminin bulunmadığı, Kurum tarafından yürütülen tahkikat dosyasında davalı apartman yönetimine ait kayıt ve belgelerin Adana 3. İş Mahkemesinin 2014/233 Esas sayılı dosyasında bulunması nedeniyle incelenemediğinin rapor edildiği, Adana 3. İş Mahkemesinde davacının haftada 18 saat çalıştığının kabulüyle yapılan hesaplamalara göre verilen hükmün Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği, bu ilâmın artık davacı ile davalı işveren arasında kesin delil niteliğinde olduğu, dosya kapsamında davalı apartman yönetiminin kayıt ve belgeleri yer almamakta ise de söz konusu belgelerin Adana 3. İş Mahkemesinin dosyasında olup Yargıtay incelemesine konu edildiği, davacının anılan kabulü aşar bir çalışmasının bulunduğu yönünde bozma kararı verilmediği, öte yandan kalorifer tesisatı da bulunmayan 14 daireli apartmanın ekonomik büyüklüğü göz önüne alındığında kapıcıların çalışmaları ile ilgili puantaj kaydı tutulması gibi bir uygulamanın söz konusu olmadığının genel hayat tecrübesine göre ifade edilebileceği, davacının da bu yönde bir iddia ya da delil bildirmediği, bu kanaate göre davalı apartman yönetiminin kayıt ve belgeleri arasında davacının çalışma sürelerini ortaya koyacak bir belgenin de bulunmadığı sonucuna varıldığı, davacının çalışmasının tam ya da kısmî zamanlı olduğunun tespitinin hukuki bir tespit olup takdirin mahkemeye ait olduğu, davacının daha fazla sürelerde çalıştığı izlenimini uyandıracak her hangi bir somut iddia ya da dosyaya yansıyan somut bir olgunun bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı ve fer'î müdahil Kurum vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; müvekkilinin davalı apartmanda haftanın 6 günü 06.30-19.00 saatleri arasında olmak üzere tam zamanlı çalıştığını, Kurum denetmeni tarafından hazırlanan raporda da müvekkilinin 10.07.2012-08.10.2012 tarihleri arasında çalıştığı tespit edilerek bu sürenin davalı tarafından tam zamanlı çalışma olarak Kuruma bildirildiğini, bu delil de dikkate alındığında çalışmanın tam zamanlı kabul edilmemesinin mevcut delile aykırı olduğunu, kısmî zamanlı çalışma hesabı yapılırken müvekkili tarafından bizzat yapılan bahçe temizliği, apartman sakinlerinin rutin servisleri dışında anlık verdikleri siparişleri temin etme süresi, apartman yönetimine ait fatura ve sair vergilerin yatırılma süresi, aidatların toplanma süresinin haftalık çalışma süresinde dikkate alınmadığını, 2014 yılı Ocak-Nisan döneminde de fiili çalışma olduğunun tanık anlatımları ile ispatlandığını, Kurum denetmen raporundaki beyanın müvekkiline ait olmadığını ve bilgisi dışında yazıldığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
2. Fer'î müdahil Kurum vekili; kamu düzenine ilişkin olan hizmet tespiti davalarında çalışma olgusunun hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesi gerektiğini, verilen kararın eksik inceleme ve araştırmaya dayandığını, Kurum işlemlerinin mevzuata uygun olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı işyerinde tam zamanlı kapıcı olarak çalıştığının tespiti istemiyle açılan eldeki davada, Bölge Adliye Mahkemesince davacının kısmî çalışma yaptığı kabul edilerek verilen davanın kısmen kabulü yönündeki kararın eksik incelemeye dayalı olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen araştırma ve incelemeler yapılarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) geçici 7. maddesinin 1. fıkrası ile 86. maddesinin 9. fıkrası, Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) 79. maddesinin 10. fıkrası.
2. Değerlendirme
a) Fer'î Müdahil Kurum vekilinin temyiz istemi yönünden
1. Bölge Adliye Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulü ile davacının davalı apartmana ait işyerinde haftalık 18 saat çalışması üzerinden asgari ücret ile kısmî zamanlı çalıştığının tespiti ile, davacının davalı işveren işyerinde çalışıp da Kuruma bildirilen sürelere ilaveten 13.06.2004-11.07.2012 tarihleri arasında 998 gün; 08.10.2012-31.12.2013 tarihleri arasında 85 gün eksik bildirim olduğunun tespiti ile fazlaya ilişkin talebin reddine dair verilen 28.04.2022 tarihli kararın davacı ve ferî müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilleri tarafından temyiz edildiği, Özel Dairece fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin tüm, davacının temyizi yönünden ise çalışmasının tam süreli mi kısmî süreli mi olduğu hususunun tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verildiği anlaşılmıştır.
2. Bilindiği üzere hukuki yarar dava şartı olduğu gibi temyiz istemi için de gereken bir şarttır. Bölge Adliye Mahkemesinin 28.04.2022 tarihli kararını temyiz edip bu istemi Özel Dairece reddedilen fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin direnme kararını temyiz etmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. O hâlde fer'î müdahil Kurum vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
b) Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden
1. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında; "Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir." yönünde düzenleme bulunmaktadır.
2. Bu durumda 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında mülga 506 sayılı Kanun; bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
3. Mülga 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin 10. fıkrasında "Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır." hükmü bulunmaktadır. 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin 9. fıkrası da aynı doğrultudadır.
4. Öte yandan Kanun'da öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak bu kimselerin ayrıca Kanunda sayılan istisnalara girmemesi gerekir. Çalıştırılanların başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan açık hüküm gereğidir (5510 sayılı Kanun 4 ve 92. maddeleri).
5. Ne var ki sigortalılığın oluşumu için fiili çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Fiili ve gerçek bir çalışmanın varlığı tespit edilmediği sürece sigortalılıktan söz edilemez.
6. Gelinen bu noktada fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği konusu üzerinde durulmalıdır.
7. Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten de hizmet tespiti davaları, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup kendiliğinden araştırma ilkesi uygulandığından bu tür davalarda ispat yükü bir tarafa yükletilemez.
8. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabileceğinden bu davalarda işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, mümkün oldukça tespiti istenen dönemde işyerinin yönetici ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde, tarafları veya işyerini bilen veya bilebilecek durumda olanlar kolluk aracılığıyla araştırılarak saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı, çalışmanın konusu, sürekli, kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında beyanları alınarak tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli, beyanları diğer yan delillerle desteklenmelidir.
9. Bu amaçla tanıkların hizmet tespiti istenen tarihte işyeri veya komşu işyeri sigortalısı ya da işvereni olup olmadıkları araştırılmalı, Kurumdan, bu kişilerin belirtilen tarihte sigortalılık bildirimlerinin hangi işyerinden yapılmış olduğu da sorularak elde edilen bilgilerin beyanlarında belirttikleri olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenmeli, işyerinin kapsamı ve kapasitesi ile niteliği bu beyanlar çerçevesinde kontrol edilmelidir.
10. Diğer taraftan bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır.
11. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2020 tarihli ve 2018/21-1021 Esas, 2020/743 Karar; 27.05.2021 tarihli ve 2017/(21)10-2130 Esas, 2021/640 Karar ile 09.11.2022 tarihli ve 2021/(21)10-553 Esas, 2022/1475 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
12. Öte yandan uyuşmazlığın çözümü yönünden tam süreli ve kısmî süreli iş sözleşmesi kavramlarına değinilmelidir.
13. Tam süreli iş sözleşmesi, işyerindeki haftalık ve günlük çalışma sürelerine uygun olarak tam çalışma esasına dayalı çalışmayı öngören iş sözleşmesi olup, kısmî süreli iş sözleşmesi ise haftanın tamamında değil belirli günlerinde tam gün veya haftanın her günü belirli bir süre veya haftada bir ya da birkaç gün belirli bir süre çalışılmasının kararlaştırıldığı sözleşmedir.
14. Mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nda kısmî süreli iş sözleşmesine yer verilmemiş olup Kanun'un 61. maddesinin ilk şeklinde genel olarak iş süresinin haftada en çok 48 saat olduğu ve bunun haftada 6 iş günü çalışılan işlerde günde 8 saati geçmemek üzere ve cumartesi günleri kısmen veya tamamen tatil edilen işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit olarak bölünerek uygulanacağı belirtilmiş iken 29.07.1983 tarihli ve 2869 sayılı Kanun ile 61. maddede değişiklik yapılarak genel bakımdan iş süresinin haftada en çok 45 saat olduğu ve bu sürenin haftada 6 iş günü çalışılan işlerde günde 7,5 saati geçmemek üzere ve cumartesi günleri kısmen veya tamamen tatil eden işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
15. Öte yandan 10.06.2003 tarihinde yürürlüğe giren ve 1475 sayılı İş Kanunu'nu 14. maddesi dışında tümüyle yürürlükten kaldıran 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) "Kısmî süreli ve tam süreli iş sözleşmesi" başlığını taşıyan 13. maddesinde "İşçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda" yapılan sözleşmenin kısmî süreli olduğu öngörülmüştür. Çalışma süresinin aynı Kanun'un 63. maddesinde haftada en çok 45 saat olduğu düzenlenmiştir. 4857 sayılı Kanun'da konu hakkında açık düzenleme yapılmamış ise de 13. maddenin gerekçesinde "Kısmi süreli iş sözleşmesinin tanımı verilirken Yönerge hükümlerindeki ölçütler dikkate alındığı gibi, tam süreli iş sözleşmesi karşısında kısmi süreliden söz edebilmek için "önemli ölçüde daha az" bir haftalık çalışma süresinin sözleşmede tespit edilmiş olması da aranmıştır. Örneğin işyerinde uygulanan tam süreli iş sözleşmesi için haftalık çalışma süresi 40 saat ise, kısmi süreli çalışma için 2, 3 saat gibi daha az çalışma değil, hiç olmazsa tam sürenin üçte ikisinden daha az olan otuz saatin altındaki haftalık çalışma süresine göre istihdam edilen işçi kısmi süreli sözleşmeye göre istihdam edilen kimse olarak kabul edilecektir." yönünde açıklamaya yer verilerek haftalık çalışma süresinin en azından üçte ikisinden az çalışmayı öngören iş sözleşmesinin kısmî süreli kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
16. Diğer taraftan 06.04.2004 tarihinde yürürlüğe giren İş Kanunu'na İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinin 6. maddesinde de işyerinde tam süreli iş sözleşmesi ile yapılan emsal çalışmanın üçte ikisi oranına kadar yapılan çalışmanın kısmî süreli çalışma olduğu düzenlenmiştir. Gerekçede “üçte ikisinden az” olan çalışma ifadesi kullanılmışken, Yönetmelikte üçte iki oranına kadar yapılan çalışmalar kısmî çalışma sayılmıştır. Bu durumda emsal işçiye göre 45 saat olarak belirlenen normal çalışmanın taraflarca 30 saat ve daha altında kararlaştırılması hâlinde kısmî süreli iş sözleşmesinin varlığından söz edilir. Kısmî süreli ve tam süreli iş sözleşmeleri arasında çalışma saati bakımından mevcut bir fark olduğu şüphesizdir.
17. Bununla birlikte, davacının işyerindeki çalışmasının niteliği önem kazanmaktadır. Kapıcılık hizmetlerinin diğer işlere göre farklılık gösterdiği bilinmektedir. 4857 sayılı Kanun’un 110. maddesinde konut kapıcıları hakkında düzenleme bulunmaktadır. Kapıcılık hizmetlerinin esasları ve kapıcı konutlarından faydalanma şekil ve şartlarının da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle belirleneceği Kanun'da öngörülmüştür.
18. Konut Kapıcıları Yönetmeliğinin 3. maddesinde kapıcı, ana taşınmazın bakımı, korunması, küçük çaptaki onarımı, ortak yerlerin ve döşemelerin bakımı, temizliği, bağımsız bölümlerde oturanların çarşı işlerinin görülmesi, güvenliklerinin sağlanması, kaloriferin yakılması ve bahçenin düzenlenmesi ve bakımı ve benzeri hizmetleri gören kişi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede, işveren ise konutun maliki ve ortakları olarak açıklanmıştır. Yönetmelikte işyeri, kapıcının çalıştığı konut ile bağımsız bölüm, ortak yerler, eklenti ve tesislerin tümü olarak ifade edilmiştir.
19. Kapıcı ile binanın sahibi ya da kat malikleri kurulu arasında yapılmış olan iş sözleşmesinin tam süreli ya da kısmî süreli olarak yürürlüğe konulması mümkündür. Özellikle bağımsız bölüm sayısının az ve eklentiler ile ortak alanların da yoğun bir iş hacmini gerektirmeyecek durumda olduğu hâllerde, kapıcının günlük yedi buçuk saat ve haftalık kırk beş saat olağan mesaiye göre daha az sürelerle çalıştırılması imkân dahilindedir. kısmî süreli iş sözleşmesi yazılı olarak yapılabileceği gibi, yazılı sözleşme bulunmayan hâllerde, işyerinin özelliği ile işin niteliğine göre de kısmî çalışma olgusunun ispatlanması mümkündür.
20. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.10.2019 tarihli ve 2016/10-408 Esas, 2019/1115 Karar; 08.07.2020 tarihli ve 2017/21-1967 Esas, 2020/550 Karar ile 24.01.2024 tarihli ve 2022/10-1241 Esas, 2024/9 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
21. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, hizmet tespiti davaları, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan yasal haklardan faydalanmak için açılan, Kurumun kanuni hasım olarak yer aldığı davalardır. Yasal dayanağını 5510 sayılı Kanun'un 86/9 (506 sayılı Kanun md. 79/10) maddesinden almaktadır. Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Bu nedenle hâkim, kendiliğinden araştırma yapma yetkisine sahiptir. Bu yetki kapsamında gerektiğinde tanık ve diğer deliller yoluyla doğrudan gerçeği bulma yükümlülüğü bulunmaktadır.
22. İşçilik alacakları davaları ise 4857 sayılı Kanun'dan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda temel olarak tasarruf ilkesi ve taraflarca getirilme ilkesi uygulanmakta olup hâkim delillere kendiliğinden başvuramaz. Kaldı ki, Kurum bu davalarda davalı olarak yer almamaktadır. Bu nedenle davada taraf olmayan Kurum yönünden işçilik alacağı davasında verilen kararın bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
23. Her iki dava türünün, tarafların statüsü, hâkimin delil araştırma bakımından kendiliğinden hareket etmesi, taraf iradelerine atfedilen rol, dava konusu edilen haktan vazgeçilip vazgeçilememesi gibi yönlerden yasal konumları birbirinden tamamen farklıdır. Nitekim bu temel farklar sebebiyle işçilik alacakları davasında verilen karar, hizmet tespiti davasında kuvvetli delil olarak kabul edilmektedir (YHGK 04.05.2016 tarihli ve 2014/21-926 Esas, 2016/582 Karar; 22.02.2017 tarihli ve 2015/22-2709 Esas, 2017/314 Karar ile 08.06.2022 tarihli ve 2020/(21)10-280 Esas, 2022/871 Karar sayılı kararları).
24. Somut olayda davacı davalı apartmanda kapıcı olarak tam süreli çalıştığını ancak çalışmalarının Kuruma bildirilmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmış, Bölge Adliye Mahkemesince davacının davalı apartmanda haftalık 18 saat üzerinden kısmî zamanlı çalıştığı kabul edilmiş olup, taraflar arasındaki ihtilaf kısmî süreli çalışmanın kabulüne ilişkin verilen kararın eksik araştırma ve incelemeye dayanıp dayanmadığı noktasındadır.
25. Davacı sabah saat 06.30'da ekmek; 07.30'da gazete dağıttığını, sabah çöpleri topladığını, gün içerisinde apartmanın içini, otopark ve bahçe temizliğini yaptığını, saat 16:00'da akşam servisine çıktığını, 18.00-19.00 saatleri arasında akşam çöpleri aldığını ayrıca aidat topladığını, bunların yanı sıra apartman sakinlerinin akşam ve sabah servisi dışında kalan özel isteklerini zaman mefhumu olmaksızın yerine getirdiğini, çalışmasının haftanın 6 günü 06.30-19.00 saatleri arasında tam gün esasına dayalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Davalı apartmanda apartman görevlisi olarak fiilen çalıştığının tespiti istemiyle Kuruma yaptığı başvuru üzerine Kurum denetmeni tarafından hazırlanan 30.11.2017 tarihli ve 2017/SD/17 sayılı raporda mevcut belgeler ışığında davacının davalı apartmanda aylık olarak yapılan asansör bakım tarihlerinde fiilen çalıştığı ancak arada kalan günlerde de hayatın olağan akışına uygun olarak çalışmaya devam ettiği, bu nedenle sunulan aylık bakım formlarından en eski tarihlisi ile en yeni tarihlisi arasında olacak şekilde 11.07.20 12... .10.2012 tarihleri arasında işyerinde fiilen çalıştığının değerlendirildiği yönündeki tespit üzerine davalı tarafından 11.07.2012-08.10.2012 tarihleri arasında ek prim hizmet belgesi verilmek suretiyle davacı adına ayda 30 gün üzerinden bildirimin yapıldığı anlaşılmıştır.
26. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde her ne kadar işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açılan davada davacının haftada 18 saat çalıştığının kabulüyle yapılan hesaplamalara göre verilen hüküm Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiş ise de yukarıda değinildiği üzere hizmet tespiti ile işçilik alacağı davası arasındaki farklar sebebiyle işçilik alacakları davasında verilen karar, hizmet tespiti davasında kuvvetli delil olarak kabul edilmektedir. Davalı apartman yönetimine ait kayıt ve belgelerin ilgili alacak dosyasında bulunduğu, Kurum tarafından yapılan denetim sonrasında tespit edilen döneme ilişkin davalı apartmanın ek prim hizmet belgesi verilmek suretiyle ayda 30 gün üzerinden bildirim yaptığı da dikkate alındığında kesinleşen işçilik alacağı dosyası getirtilmeli, bu dosyada bulunduğu belirtilen apartman karar defteri ve işletme defteri irdelenmeli, mahkemece beyanı alınan davacı ve kamu tanıklarının ortak ifadelerinde davacının çalışmasının sürekli ve tam zamanlı olduğunun ifade edilmesi nedeniyle çalışmanın niteliğine ilişkin olarak yeteri kadar apartman sakini mülkiyet ve ikamet durumlarına ait bilgi ve belgeler de celp edilmek suretiyle dinlenmeli, davacının Kurumda tescilsiz davalı işyerinden 11.07.2012-08.10.2012 tarihleri arasında ayda 30 gün üzerinden bildirimlerinin yapılmış olması karşısında, davacının çalışmasının tam süreli mi kısmî süreli mi olduğu, tüm mesaisini davalı apartmana hasredip etmediği hususu tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulmalı, çalışmanın kısmî zamanlı olduğu anlaşıldığı takdirde bu kez günde kaç saat hizmet verildiği, haftalık ve aylık çalışma süreleri belirlenmeli, sonrasında 7,5 saatlik çalışmanın 1 iş gününe karşılık geldiği nazara alınarak hüküm altına alınması gereken aylık çalışma süresi tespit edilmeli, davalı apartman işyerinin kapsam, kapasite ve niteliğine göre eylemli çalışmanın sürekli veya kesintili olup olmadığı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip gerekirse uzman bir bilirkişiden rapor alınmak suretiyle deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
27. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
28. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
I- (2-a) bendinde belirtilen gerekçelerle fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
II- (2-b) bendinde belirtilen gerekçelerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.